Bugünden 1930'a 5,438,716 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CUMHURİYET 24 AĞUSTOS 2002 CUMARTESİ 2 OLAYLAR VE GORUŞLER olay.gorusa cumhuriyet.com.tr A€I MUMTAZ SOTSAL Perişanlığm Sonrası BİR an ıçin Türkiye'de oduğunuzu unutun. Hat- ta dışta yaşayan TOrk oup da "Seni uzaktan sev- mek aşklann en güzet" şarkilarıyla avunduğu- nuzu bile bir yana bracarak, yabancıymışçası- na bu ülkeye uzaktanoakın. Bir Avrupalı gibi. Ûrneğin, ıki dünya savaşı nı kaybettikten son- ra üçüncüsün ü, çalış«ra.<, aklını kullanarak AB yolu/latek mermi a:rracan kazanıp ezeli rüya- sırr gerçekleştirmış vckoca kıtayı Hitler'in "Ye- ni Di/zen "ınden çok cara partak biçimde ege- menliğı altına almış birAJ-nanya'nın vatandaşıy- mış gibi. Türkiye'yı yöneten sıyasal kadrolara uzaktan baktığınızda r>e gcrjrsüiüz? Tam bir peri şanlık, oegil mi? Böyleyönetılen b-rükeyi AB'yetamüyeyap- mak içinizden gelrm? Yoksa, stratejik konjrruna, doymamış büyük bir pazar sunan nüfusuna, değerli maden kay- naklannın boll uğuna aa<ıp büsbütün dışlama- yı da doğru bulmayacağınız için, oyalayabildi- ğinızce oyalamayı ve .eni ilişki bıçimleri bulma- yı mı düşünürsünuz?Schröder'in geçen gün Cem'e ettığı "Avrupa<apısj Türkiye'ye hep açık kalacaktır" sözünün aaşka bir anlamı olabilir mi? Evet. bu ülkeyi yöreten siyasal kadrolar için "perişanlıfc"tan baş<a sözcük bulmak zor- dur. Öyle bırkadro ki, birDinne oyun oynamayaça- lışırken hepsi bırden kendı oyunlanna gelip tuş olmuş ve anlarnsız bırerken seçıme sürüklene- rek, ünlü fıkrada olduğu gibi, bu haltı niçin ye- mişolduklarını kendi<endilerinesorarduruma düşmüştür. Yıllaryılı, seçim vepartileryasala- rını değıştırerek seçrnegıtmek"ten dem vuran onlar değıl miydi? Öyle bir kadro kı, jzaklardan görevlendiril- rniş bir adamın paçasna bulunmaz Hint kuma- şıyrruş gıbı tutunmuş.onur» ettiğı "Belirsizlikkö- tüdür; seçım tarihı bdfıiensın" sözünün peşin- den komplolara ve e'elenmelere yuvarlanarak kendini birden bire asında hiç istemediğı bir se- çimın eşiğınde bulmLştur. Türkıye gibi önernı bir ülke böyle bir siyasal kadroca yönetiliyorsa, başkalarında ister istemez birtakım iştahlar uyanır. "Bugüzelcoğ- rafya bizde olsa neleryapardık" diyen basittu- ristten tutun, aklından türlü planlar geçiren cin akıllı diplomata ve dievlet adamına kadar. Peki, böyle bir ülkedekı insanların kendi akıl- larını başlarına devşirmeleri için ılle ağır bir sa- vaş yenilgisi, bir doğal afet, daha büyük bir eko- nomık çöküntü mü gerekir? Yoksa, telaşla "uyum yasalan"na rağmen AB'den yine onur kıncı bir başkatokat mı? Yahut. siyaset dışı bambaşka dinamikleri ha- rekete geçirecek bir "seçim sonu tablosu"nun ürperticiliği mi? ^İŞTEFIRSAT Yeni Kurulacak Bir Televizyon Kanalı îçin: Konservatuar veya Güzel Sanatlar Akademisi mezunu ya da piyasadan, her dalda, her konuda yeteneği olan yazar, çizer, oyuncu, spiker, tiyatrocu, şarkıcı, besteci, ressam, dekoratör, heykeltraş, taklit yeteneği olan, cambaz, hokkabaz daha bizim sayamadığımız sizin aklınıza gelen her konuda yetenekli insanlara özellikle gençle re ihtiyacımız var. Isteklilerin 26 /=^ğustos Pazartesi 2002 Saat: 19.00' da LEVENT KIRCA OYA BAŞAJ* TİYATROSU'nda Kadırgalar Yokuşu Küçük Çiftlik Parkı, Dolmabahçe-lstanbul'da bizzat hazır bulunmaları rica olunur. DANIŞMA= 0212. 279 41 51 0212. 269 05 15 - BELKİYE YILDIZ Orhan Burian'ı Anma Hazırlığı... Prof. Dr. Zeki ARIKAN A nkara Üniversite- si Dil ve Tarih - Coğrafya Fakülte- si îngiliz Edebiya- tı Profesörü Or- han Burian (1914-1953), yaka- landığı menhus hastahğa yenik düşerek, henüz otuz dokuz yaşın- da, 5 Mayıs 1953 tarihinde ya- şama gözlerini yumdu. 7 Mayıs günü fakülte önünde yapılan tö- renle sonsuzluğa uğurlandı. Bu acı haber, ülkemizin bütün aydın çevTelerini yasa boğmuş, gaze- telerde, dergilerde çıkan yazılar- da onun bilim, düşün, edebiyat, sanat adamı ve insan olarak bü- yüklüğü günlerce yazılıp dur- muştu. Öyle ki yüreği hâlâ Or- han Burian'uı acısıyla yanan Ve- dat Günyol, bunları derleyip ya- yımladığı zaman ortaya bir kitap çıkmıştı. O tarihlerde Cumhu- riyet'te Eski BirÖğretmen ımza- sıyla yazı yazan Hasan-Âli Yü- cel, 'Kırkın KapBinda'kı bu gen- cin erken ölümünden, yitip git- mesinden duyduğu derin acıyı dile getiriyordu. Dr. Adnan Adı- var'ın sözleri ise son derece an- lamlıydı: "Orhan Burian'ınölü- müyle genç bilim ve genç erdem büyük bir kavba uğramışür.'" Yü- cel dergisinın sahibi Muhtar Ena- ta, "Bence Orhan Burian, büyük dediğiniz birçok insanın yüz yıl içinde bik kolay kolay başara- mayacağı işi. kırk >ılı aşmayan lasa ömrünün günlerine svkışür- mış nadir insanlardan birhdi" derken elbette yerden göğe ka- dar haklıydı. Arkasından bu kadar olumlu sözler edilen bu genç profesör kimdi?OrhanBunan I9l4'tets- tanbul'da doğmuştu. Babası pa- şa. ana tarafından paşazade... Ama o hiçbir yazısrnda bundan söz etmeraiştir. Kaldı ki Osman- lı paşazadeler gibi bir çocukluk dageçırmedı. Saraylarda, yalılar- da büyümedi. Çocukluğu sıkın- tı içinde geçti. Kabataş Lisesi'ni binrince (1932), açılan yurtdışı sınavını kazandı ve Ingiltere'ye gönderildi. Cambridge Üniversi- tesi'ne bağlı Trinity Koleji'nden, öngörülen süreden bir yıl önce mezun oldu. Paris 'te altı ay araş- tırmalar yaptıktan sonra yurda dönünce Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi tngüiz Edebiyatı Bölü- mü'ne girdi. Askerliği ve iki yıl (1947-1949) Amerika'dakı ça- lışmalan dışında, bütün akade- mik yaşamını bu fakültede geçir- di. Devlet Konsenatuvan'nda da tiyatro tarihi dersleri verdi. Burian, Yücel dergisini yama- lı bir bohça olmaktan kurtararak onu çağdaş ve hümanist bir çiz- giye çekmeyi başardı. Türk ede- biyatında deneme ve eleştin tü- rünün en güzel örneklerini bu dergide vermeye başladı. Dergi, giderek hümanist düşüncenin temsilcisi konumuna geldi. Bu- nan'a göre hümanizma, bir ör- nek taklidi değü, bir arayış siste- mklir. Bu arayış, dogmalardan silkinerek öze, köke, insana in- meyı amaçlamaktadır. Hümaniz- ma bize, yeni bir sanat ve dü- şünce sıstemi kurmak fırsatı ve- recektir. "Birtarihimizvarkiuı- celenmemiştir. Birtophımsal bün- yenüz var ki. nasıl kurulmuş, na- süişlemiş araşOnlmanuşür. \ uıe bir edebrv-aûmız var Id, aranma- mışür" diyordu. Bunlan söyle- diğı zaman daha 25 yaşında bi- le değildi. Orhan Burian, Türkiye'de çe- vin hareketine damgasını vuran- ların başında gelmektedir. Daha tngiltere'de öğrenciyken Tago- re'dan çeviriler yapmaya başla- dı. Büyük bir hayranlık duydu- ğu Shakespeare'den yaptığı çe- viriler, onun bu alandaki deha- sını, Türkçeyi kullanmadaki us- talığını göstermektedir. Burian yalnız klasiklere değil, çağdaş yazar ve tiyatro yazarla- nnın yapıtlanna da büyük ilgi duydu. HusJey, Barrie, S>nge, O'Nefl ve Arthur MiDer deri yap- tığı çe\irileri bunlar arasında sa- yabiliriz. Çağdaş Türk şiir ve edebiyatıru ele alan yazılan yal- nız ülkemizde değil, yurtdışında da büyük bir ilgi gördü. Kurtu- luştan Sonrakiler (1946), döne- min en iyi antolojisi olarak ka- bul gördü. Son yıllarda gündeme gelen ve epeyce tartışılan kimlik soru- nu üzerine Burian'uı başlattığı ve yürüttüğü çahşmalar, bu bağlam- da önemli bir yer tutmaktadır. Böyle bir sorunun, neredeyse hiç kirnseninkafasında olmadıgı za- manda, Burian'uı Ingiliz arşiv- leri, edebiyatı ve gezi yazılann- da Türklere ilişkin malzemeyi değerlendirip yayımlaması, üze- rinde düşünülmesi ve durulnıa- sı gereken bir konudur. Son yıl- larda haklanda koca bir kitap ya- zılan ve dilinüze de çevrilen Sul- tan'uı Orgu'nu bize ilk tanıtan Orhan Burian olmuştur. Buri- an' ın Türk - Ingiliz kültür ilişki- leri konusunda yayımladığı Türk- çe ve tngilizce eserleri, günü- müzde ülkemizde ve Avrupa'da yapılan incelemeler için temel birbaşvTiru kaynakçası işlevi gör- mektedir vegörecektir de... Onun araştırmalannın, BeDeten, Dfl \« Tarih - Coğrafya Fakültesi Der- gisi dışuıdaOriens,Shakespeare Quarterly, Books Abroad, Notes and Queries gibi dünyanın say- gın süreli yayınlannda yer aldı- ğını belirtmeden geçemiyoruz. Yücel dergisinin yayınına son vermesi üzerine Orhan Burian. Vedat GünyolTa birlikte hiye, Doğruya, Güzele diye yola çıkan Ufuklar'ı yayına soktu. Gün- yorunanlatımıyla: "1952yıhnnı Şubat ayında, 32 savfahk küçü- mencik bir yayın organı olarak çıktı derginıiz UFXTKLAR, sessiz sedasc gürühüsüz patirtıSE, rek- lanısız ilansız. Bir broşür cıhzb- ğmda, eti yokbuduyok,Orhan'la benim,katkısız,>ardımsız,flkan- lım, ilk coşku ürünü olarak çala- kalem haorlığımızla...'" Ufiıklar,aydın çevrelerde özel- ükle öğretmenler arasında inanıl- maz bir ilgi gördü. Abone sayı- sı günden güne arttı. Anado- lu'nun en uzak köşelerinde gö- rev yapan Cavh Orhan Tüten- gil'den, Dursun Akçam'a, Faldr BaNkurt'a. Mehmet Başaran'a vb. kadar nice öğretmen dergiye abone olmak için deneme, şiir göndermek için uğraşıyordu. Bu- rian, Ufiıklar'a gelen bütün ya- zılan teker teker değerlendiriyor ve herkese yanıt veriyor, yazıla- nn kenarlanna not düşmeyi de unutmuyordu. Hem de o hasta ve güçsüz haliyle... Ufuklar, onun sağhğında ancak on dört sayı çı- kanlabildi. Ataç, derginin ilk sa- yısını eline aldığı zaman ondan şöyle söz etmişti: w l fuklar, yeni çıkmaya başla- dı, eski Yücelcilerin bir kolu ÇH karryor onu; ama \ ücel büyük- çe bir dergrvdi, Ufuklar ise küçük, olsun.. bir dergi bovundan bü- yük işler görebilir, bunun Uftık- lar'ın düşünce alanına, edebiya- tımıza yararlıhkları olacağını umanz." Ufiıklar, Burian'ın ölümünden sonra Günyol'un özverili çaba- lanyla Yeni Ufuklar başlığı ile yayınmı sürdürdü. Ataç, buna çok sevinmişti. Önümüzdeki 2003 yılı Prof. Burian'ın ölümünün 50. yıldönü- müdür. Ölümünden elli yıl son- ra onu anmak, anarak düşünmek ve anısuıı tazelemek görevimiz olmalıdır. Kültür ve sanat ku- rumlanmıza da büyük ödevler düşmektedir. Niçin bir Orhan Burian çeviri, deneme ve eleşti- ri ödülü konulmasın? Neden, çe- virdıği tiyatro eserlerinden bir- kaçı yeniden sahnelenmesin? Ya ölümünden sonra basılan Canın Yongası gibi geleneklerimizi sor- gulayan bir oyunu niçin sahne- lerimizde yerini abnasın? Bergama Müzeleri ve Bir Oneri... Dr.SamiEREN A zra Erhat, ilkçağın Midillili ozanı Safo'nun şiirlerini Yunancadan (ozanCengizBektaşile)çevirip ya- yımladığı kitabında, tt AiolvadenQenbuböl- ge, Ege'de, en renkti, bitki bakunmdan en çe- şidi yöre olsa gerek. Daha yukansı, Troya, KazDağı'yia falan daha engebeü. Aşagısı ise tonya; daha sıcak, belld de daha kavurucu» Karya da öyle. MidUli ve karşısuidaki krv> lanmız belld de Ege'nin en tatlı yöresL." der( 1). Anadolu'nun Akdeniz' e bakan tüm kıyılan, mavi ile yeşilin birlikteliğinden do- ğan sayısız güzelliklere sahip olmakla be- raber; ilkçağda Aiolis (Aiolya) olarak ad- landrnlan (2) ve bugün Edremit, Burhani- ye, Ören, Ayvalık. Dikili. Bergama, Foça gi- bi Kuzey Ege'nin gözdelerini de kapsayan bölge, gerek iklimi gerekse zeytin ağaçlan ve zeytinden doğan kültürü ile kanımca da gerçekten bir başkalık, belki de bir tür ay- ncalık içerir. Ankara ya da Istanbul'dan gündüz geli- yor iseniz, uçsuz bucaksız zeytinlikler ara- sında aniden beliriverecek olan denizi gör- mek için sabırsızlığınız, Balıkesir'e vardı- ğuıızda hızla artmaya başlar. Edremit'e gir- diğinizde ise doruğa ulaşır. Sağuıızda, zey- tin ağaçlannın açık yeşil kadifemsi yaprak- lannın üzerinden ya da dallannın arasmdan denizi ilk defa Gömeç yakınlarmda görür- sünüz ve sonra tekrar kaybolur. Yüreğüüz çarpar. Sanki Orhan Veli'nin bir başka zey- tin beldesi için söyledığine benzer bir duy- gulanım hali gibi: "Gemliğe doğru /Denizi göreceksin / Sakm şaşırma.'" Burhaniye'yi geçip, Ayvalık'a girerken aniden ve bu kez tüm güzelliği ile yeniden karşılar sizi ma- vilikler... Her yaz aynı manzaralan görme- nize karşın, sanki ilk kez görüyormuşçası- na yine "şaşınr" ve Ege mavisi ile zeytin yeşilinin birbirine ne denli yakıştığını dü- şünürsünüz, doğayı hayTanlıkla seyreder- İcen... Bu yörede, 19. yy'a ve 20. yy'm ilk çey- reğine aityapılann, izlerin ve anılann en yo- ğun olarak var olduğu yerler Ay\alık ve Cunda Adası iken, ilkçağa ait önemli ören yerleri ise buralardan biraz daha kuzeyde (örn: Antandros) ve güneyde bulunurlar. Ayvalık'tan güneye doğru inilirken, uzak ta- rihin tanıklan en önce ve görece de en yo- ğun olarak Bergama'da ve onun hemen ya- kınındaki ADianoi'de çıkar karşımıza. Ber- gama'da, elimizde artık sadece kaidesinin yıkıntılan kalan Akropordeki Zeus Suna- ğı'nı, döneminin en ünlü tıp ve şifa merkez- lerinden olan Aesklepion'u ve ilçe merke- zindeki Bergama Müzesi'ni yıllar önce eşim- le iki kez zıyaret etmiştik. Buyaz. arkadaş- lanmızla Bergama'ya kısacık da olsa bir kez daha uğrayabüdik. Ne yazık ki, pazar- tesi olduğu için müzesi kapalıydı; bu defa giremedik. Haftanuı ilk günü müzelerin ka- palı olduğunubiliyoruz. Ancak, çok önem- li bir ören yerinde ve tam da turizmin en can- h olduğu dönemde müzelerin kapatılması ne kadar doğru bir yaklaşımdır, tartışılır. Çünkü, örneğin Bergama'ya o gün, üstelik de bir günlüğüne gelen yüzlerce yerli ve yabancı konuk müzeyi gezemeden dönmüş oldular. Bunun, hem Bergama hem de ül- kemiz için her açıdan bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Akropol'e ulaşıp da, bura- ya giriş ücretinin kişi başuıa 6 milyon TL olduğunu görünce ise, gözlerimize inana- madık. Orada rastladığvmız yerli gezginler girmekten vazgeçip girişteki küçük bahçe- de dinlenmeyi yeğlemişlerdi, kirni biraz öf- keliydi. Gerçekten de, yurdumuzun yani hepimizin ortak zenginliği ve kalıtı olan ören yerlerini hem de çok yüksek ederler (fı- yatlar) ödeyerek gezebihrıek anlaşılrr gibi değildir. Ne iyi ki, öğretmen ve öğrenciler için giriş ücretsiz, emeklilere ise indirim yapılıyor. Öte yandan, yıllık gelirleri bizler- den 10-15 kat fazla olan yabancı gezginler, aynı ücreti elbette ki çok rahatlıkla ödeye- bilmektedirler. Müzelere girişin, birçok zorunlu giderler (masraflar) nedeniyle, parah otaıası doğal karşılanabilir. Ancak, kazı çalışmalanrun -ki birçok arkeolojik alan yabancı ekipler tarafından kazılmaktadır ya da özel sektör tarafından desteklenmektedir- gerektirdiği giderler hariç, önemli bir harcama ve' ve- ya yatınm yapıhnayan "açık hava müzele- ri w mizin, bu denli pahalı ve caydıncı eder- lerle yurttaşlanmıza neredeyse "kapah tu- tuhnası" olumsuzbiruygulamadır. Dörtki- şilik bir ailenin burayı, Aesklepion'u ve müzeyi gezmek için ödeyecekleri miktar, "en az (asgari) ücrefın yansına ulaşmaktadır. Ne kadar istekli ve meraklı olurlarsa olsun- lar, bu bedeli -hele kı güncel ekonomik çö- küntüde- karşılamak, yurttaşlanmızm çoğun- luğu ıçin olanaksızdır. Zaten, ören yerinin içinde yabancı gezginlerden başkasını da gö- remedik o gün. Devlet bireylerin kültürel et- kinliklere katılımını özendirmek, onlan her yaşta ve aşamada bilgiyle donatmakla yü- kümlüdür. Yüksek giriş bedeli gibi itici uy- gulamalar; zaten tarihe, sanata ve özellikle de Anadolu'daki antik dönem kalıntılanna biraz ilgisiz ve mesafeli olan insanımızı, ören yerlerimizdeu'rnüzelerimizden daha da soğutmaktadır. Önerim; ülkemizdeki ören alanlannın tüm yurttaşlarunız için üc- retsiz olması ve istek duyanlann girişte ba- ğış yapmalan; müzelerin ise oldukça düşük ücretler istemeleridir. Akropol 'de, bugünbirtür dilek havuzu ola- rak kullanılan ve ortasrnda sütun bulunan büyükçe bir sarnıç vardır. Ziyaretçiler, kü- çüİc madeni paralan kenardan sütun başlı- ğı üzerine atıp, orada kalmasına çabalarlar. Taş.tan seken paralar ise, çoğunlukla aşağı- ya düşmektedir elbette. Bu yıl, ben de bir madeni para attım; ve sütunun üzerinde kal- dı... Atarken bir dilekte bulunmamıştım doğrusu. Ancak, biraz gecikmiş de olsa, şimdi bir dilekte bulunabileceksem eğer; bunun için yine Azra Erhat'ın, ilk baskısı 1958'de yapılan Mavi Anadolu isimli yapı- tından (3), bir tümcesini ödünç alabilirim belki: "Anadolu'nun kaa yerleri ancak bir- kaç yabancı turistin türlü güçlükleri yene- rek lark yılda bir gezdikleri; otlarta bürün- müş, yılanlarla dohı ulaşılmaz birer kültür mezan olarak bırakılmasın.'" Koynaklar: 1. .Azra Erhat, Cengi: Bektaş, Sa- fo/Şİirler, Cumhuriyet Kitapları, 1999, s. 53-54. 2. Bilge Umar, Aiolis. tnkılâp Kitabevi Yayın San. ve Tıc. A.Ş., 2002. 3. Azra Erhat, Mavi Anadolu, tnhlâp Kitabe- vi Yayın San. ve Tıc. A.Ş.. 1997. s. 15 ADÎLCEVAZ İCRA MÜDÜRLÜĞÜ'NDEN tLAMSIZ TAKİPLERDE ÖDEME EMRİNİN İLANEN TEBLİĞİDİR: Esas: 2002 122 Alacaklı, Adı Soyadı Adresi: Suna Bostancı Lezgi kızı 1959 doğumlu. kendi adına asaleten, küçük oglu Musa Bostancı'ya velayeten Hıdırşah Mah. Adilcevaz. Borçlu, Adı Soyadı Adresi: Fuat Bostancı. Musa oğlu 1952 doğurrüu, Basmane Gar Demiryollan lzmir. Alacağın Tutan, Faız ve Miktan. îşlemeye Başladığı Gün: 1.243.354.040 TL.'nın (toplam alacak) dava tanhi olan 13.08.2001'den ıtibaren ışleyecek yasal faizı ile bırlikte tahsiline. Senet ve Tarihi, Senet Yoksa Borcun Sebebi: Adilcevaz Asliye Hukuk Hâkimliğı'nin 2001 60 esas 2002 5 karar sayılı ve 05.02.2002 tanhli ilamı ile. (tedbir nafakası). Yukanda yazılı olan adresinıze göndenlen ödeme emn tebliğı bila tebliğ iade edılmiş. zabıta tarafından yapılan tahkikatın da semeresiz kalmış olması sebebiyle işbu ödeme emrinin ilanen tebliğine karar verilmiştir. Işbu ödeme emrinin ilanı tarihmden ıtibaren borcu \-e takıp masraflannı 22 gün içinde ödemenız, borcun tamamına veya bir kısmına itirazınız var ise senet altındaki ımza sıze ait değılse yine bu 22 gün ıçeri- sinde aynca ve açıkça bıldırmeniz. aksı halde icra takibmde bu senedin sizden sadır olmuş sayılacağı. ımzayı reddettiğiniz takdırde merciı önünde yapılacak duruşmada hazır bulunmamz. buna uymazsanız vaki ıtırazınızın muvakkaten kaldırılacağı, senet veya borca itirazınızı yazılı veya sözlü olarak icra daıresıne 22 gün içinde bildırmediğiniz takdirde aynı müddet içinde llK'nin 74. maddesı geregınce mal beyanında bulunmaz veya hakika- te aykın beyanda bulunursanız hapısle cezalandınlacağınız, borç ödenmez veya ıtıraz edilmez ise cebri ıcraya devam edileceğı. takibe ıtırazla bırlikte tebliğ gidenni ödemeniz, aksi halde ıtıraz etmemiş sayılacağınız ılan olunur. 02.07.2002 Basın: 43246 _ PENCERE Akılr Sen Yine de Bana TakıL. Bir kadının güzel ya da bir erkeğin yakışıklı ol- ması Allah vergisidir; aynaya bakıp kusurunu gör- mek ise kul marifetidir. Her insan kendisini beğenmek zorunda değil!.. Kimi şaşıdır.. Kimi eğri bacaklı.. Kimi paytak.. Kimi çarpık.. Doğanın kusurlarına kafayı takmakla sorun çö- zülemez, tersine büyür... Peki, çirkinlık doğanın kusuru mu?.. Derin birsoru bu!.. Yanıtlayabilmek için önce 'estetik' ile 'güzellik' kavramları arasındaki aynmı algılamak gerekli... Çirkin ağaç var mı doğada?.. Çirkin yaprak?.. Çirkin su damlası?.. Çirkin bulut?.. • Ya zamanın oyununa ne dersiniz?... Geçen gün bir hanım, tanıdık bir bayan için il- ginç sayılabilecek gözlemini dile getirdi: "- O gençliğinde benden güzeldi" dedi, "şimdi ben ondan daha güzelim..." Zaman 'değişim' demek; insanın bugünden ya- rına ne olacağı belli mi?.. Zaman zalimdir.. Ya da tam tersine iyi yüreklidir; kişinin yararına çalışır... Usta bir ressamdır zaman!.. • Ayna karşısında şekli şemailinı beğenmeyen çok kışiye rastlanır... Ama aklını beğenmeyen var mıdır?... Aynanın karşısına geçip gözlerine bakarak 'Ulan ben ne budala, aptal, gerizekâlı birherifim' diyen kaç kişı çıkabılir?... Atasözü ne der: "insanların akıllan pazara çıkanlsa, herkes yine kendi aklını satın alır!.." Doğrudur. Herkes kendi aklını beğenir. Neden?.. Çünkü aklını beğenmek ya da beğenmemek için kullandığı terazi yine kendi aklıdır. Elde başka ölçü yok!.. Peki, bir terazinin kendi kendisini tartması ola- nağı var mı?... • Neolursa olsun, aklını beğenmek zorunda oldu- ğumuz nıce insan yaşamış bu dünyada... Einstein'ın yeryüzünü, gökyüzünü, bütün evre- ni kucaklayabilen bir aklı vardı.. Einstein'ın aklını ister miydiniz?.. Evet mi diyorsunuz?... Ancak Einstein sosyalistti. Ansiklopediyı karıştırıyorum, büyük adamlann ya da çok akıllı kişilerin resimlerine bakıyorum, ki- mi Hıristiyan, kimi Musevi, kimi dinsiz.. 'Tövbe estağfurullah' deyip atasözümüzü anım- sıyorum: "Insanların akıllan pazara çıkanlsa, herkes yine kendi aklını satın alır." Herkes güzel değildir.. Herkes kendini beğenmez.. Ama herkes kendi aklını beğenir.. Neden?.. AptallığındanL , ITALYAN KULTUR MERKEZI > Meşrutıyet Cad. 161 Tepcbaşı T e l : 2 9 3 9 8 4 8 İTALYANCADİL KURSLARI 2 0 0 2 YAZ DÖNEMİ YOĞUN KUR5LARI HAFTA SONU KURSLARI 2 4 AĞUSTOS - 2 8 EYLÜL 2OO2 Cvmartnsi VB Pazar / 10.00-14.00 HAFTA ARASI KURSLARI 2 EYLÜL - 2 5 EYLÜL 2OO2 Haftada dört gün ûçer saat Pazartesi-Sah-Çarfamba-ParjGmba 11.00-14.00/15.00-18.00/18.30-21.30 KAYIT: 19 AĞUSTOS'TAN İTİBAREN O9.QO--I9.OO Arası / 17O.OOO.OOO.-Tt • Th*ı ENGLISH CENTRE L a n g u a g e S c h o o l Genel Ingılızce Programları Şrtetler ve Kuruluşlar Için Özel Programlar Iş Ingılızcest Programlar TOEFL-IELTS-FCE Sınavlanna Haarlık Programlan Çocuklara Dzel Hafta Içı Gündûz Yaz Programları Bıre-t»r Ingıiızoe Eğıtımlen Ev Hanımlanna Özel Programlar Oğretıcılenmıze Iterrtsij Aktıvıteler Rumtli Cad. No.92 M22t Osmsnbty İManbul Tel (0212)225»1 72-247MK-241 2 0 M
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog