Bugünden 1930'a 5,439,500 adet makale



Katalog


«
»

2 3 AĞUSTOS 2O02CUMA CUMHURİYET SAYFA kulturcacumhurryet.com.tr 15 Sonistanbu]IFflmFestivali'ndenkalmaKanadayaplmi 'Kayıp veÇ.lgın' bugüngöstenmegiriyor Kaybetmiş ve çılgm kolejli kızlarAnnesini kaybetmenin acısını içi- n e gömmüş, üvey annesüıin yönlen- drrmesiyle babası tanfından taze bir s ü t kuzusu gibi, yeni bir okula yatılı ya-zdınJan, sessiz saJdn, içe kapanılc Ntary (Mischa Barton), bırbirleriy- le sıkı fikı 2 oda arkadaşının, güzel ve çekicı Victoria'ylaf JessicaPare) heyecanlı, coşkulu ve ıtak Paulie'nin (Piper Perabo) desteği sayesınde ye- ni çevresine uyum sağlamakta zor- lanmaz. Bir başka arkadaşı da oku- lun Kızılderili bilge bahçıvanı (Gra- h a m Greene) olur. Aileleriyle so- nınJu, yeniyetme döneminın yoğun karmakanşıklığını yaşayan üçlünün en *cikcik' üyesi, saf Mary, çok geç- meden canciğer kuzu sannası Pa- ulie'yle Victoria'nın yakınlıklannı tutlculu sevişmelerle katmerleyip ge- celeri de aynı yatağı paylaştıkJanna tanık olunca şaşkınlığa düşer. aynı odauıın içinde kaçınıimaz bıçimde 'röntgenci' durumurda kalmanın utaxıcıyla. Gemi azıya alan bu rutkulu lezbi- yen ilişkiyi, geleneksel ahlaki önyar- gılann ve çevre baskısjıın dayatma- sıyla, tutucu ailesinin tepkisınden de çok çekinen Victoria anında nokta- layıp bitirince, zaten ainesi tarafin- dan dogar doğmaz evlatlık venlme- nın kırgınlığını, öfkesini üstünden hıç atamamış Paulie'nin dünyası iyi- ce karanr. Ormanda bulup iyileştir- diği bir atmacanın yırtıcılığuıa, zor- bahgına bürünen Paulie'nin yeniden Victoria'nın gönlünü kazanma çaba- lan, akıntıya kürek çekmekten öteye giönez, çünkü dılber Victona, ona asılan Jake'le (Luke Kirby) çoktan kmştırmaya başlamıştır bıle. Sinir krizi geçiren, sürücüsü olmayan ara- badan ya da sersen bir mayından farksız Paulie'nin, dama çıkarak kuş gibi uçma denemesiyle sona erecek dramatik bir finale bağianan, 2001 Sundance festivalinin açılış filmi Kayıp ve Çügın, son Istanbul festi- SUNGU ÇAPAN Lost And Delirious / Yönetmen: Lea Pool / Senaryo: Judith Thompson, Susan Swan'ın The VVives of Bath adlı romanından / Kamera: Pierre Gill / Müzik: Yves Chamberland / Oyuncular: Piper Perabo, Jessica Pare, Mischa Barton, Graham Greene, Jackie Burroughs, Mimi Kuzyk, Luke Kirby, Amy Stevvart / Kanada 2001 (Belge Film) valinin Edebiyattan Beyazperdeye bölümünde gösterildikien sonra bu- gün ticari dagıtıma çıkan yeni bir Ka- nada yapımı. Seyirciyi, 'kaybetmiş ve çılgın' kolejli zamane kızlannın aşk acılan- na, sorunlu ergenlik çağı arayışlan- na gark ederek bildik yatılı okul mu- habbetine daldıran bu filmin yönet- men koltugunda. Anne Tris- ter( 1986), A Corps Perdu-Tepeden Tırnağa (1988) gıbı ilginç filmle- riyle eski Sinema Günleri'nden tanı- dık Lea Pool oturuyor. Özellikle biri genç, öteki yetiş- kin iki kadınla, 10 yaşmdaki sorun- lu birkız çocuğunun giderek birbir- lerini tamamlayan üçlü ilişkileri ek- seninde geçen, sevme yetenegine ve sevgi aranışına ilişkin Anne Trister'iyle hatırladığımız, 25 ya- şında Kanada'ya göç etmiş, 1950 Isviçre dogumlu, Quebec'li iddialı kadın sinemacı Lea Pool,Susan Swan'ın The VVives of Bath adlı romanından uyarlamış, çevre dedi- kodusunun ve ahlaki baskıların ayırdığı, seviciliğe yelken açan genç kızlar hakkındakı yasak iliş- kiyi anlattıgı bu son filmini. Derinliksiz ama beylik deyışle eli yüzü düzgün çekilmiş filmin iç par- çalama ve duygusallık katsayısırun giderek arttığı ikinci yansı, meraklı- smı yer yer bayıyor. Filmden geriye kalansa başroldeki gencecik oyun- culannın çabalan oluyor. Bir de ıki genç kızın birbirlenni yalayıp sev- dıkleri, memelerin fora edildiği ama porno bayağılığına düşmeyen o ero- tik sekans. Sürprizlere yer vermeyen, bildik, düz bır çizgide gelişen Kayıp ve Çıl- gın, şımdiye dek tutku üstûne seyret- tiğimiz nice başanlı filmden sonra biraz yavan kaçsa da yaz mevsimini istila edip piyasayı sarmış, birbirinin aynı nitelikteki, vurdulu-kırdılı ak- siyon ve macera yapunlannın yanın- da yine de yeğlenebilir bır seçim ola- bilir. En azından klasik anlatımı, gör- sel düzeyı ve çekici, gayretli genç oyuncu performanslannın yüzü suyu hürmetine. B, Büyuk Ey B,'un yenide. pa™oy l s m ı p a r a y l ç e v i r m e y i h e d e f l e y e n M , fi ,n Nukleer felaket her an kapımızda! The Sum OfAİI Fears/ Yönetmen: Phil Alden Robinson / Senaryo: Paul Attanasio, Daniel Pyne / Kamera: John Lindley/ Müzik: JerryGoldsmith /Oyuncular: Ben Affleck, Morgan Fre- eman, James Cromvvell, Bridget Moynahan, Liev Screiber, Alan Ba- tes, Ciaran Hinds / 2002 ABD (UIP) 20. yüzyılın ikinci yarısı bo- yunca sürerek dünyayı batı-doğu diye iki kampa ayıran soğuk sa- vaşa, insanlığın sonunu getirecek birnukleer felakete (unıktaki ola- sı bir 3. dünya savaşına) ve kah- raman casuslara dair yıllardır seyrettiğimiz. çoğu kenef gibi ABD propagandası kokan, Hollywood üstün yapımlannın şimdilik sonuncusu En Biiyük Korku. best seller yazarı Tom Clancy romanından zengin bir kadroyla ve büyük stüdyo ola- naklanyla perdeye uyarlanmış, ancak kof olmaktan sıynlamayan bir başka politik gerilim kurma- cası. ABD'de 11 Eylül'ün yeniden hortlattıgı, malum savaş parano- yasını gişede paraya çevirmeyi hedefleyen film, öteden beri CIA'run danışmanlığmda, ABD halkına moral verici mutlu son- lara bağlanan, birtakım bol efekt- li, aksiyonlu, teknolojik cilah po- püler ajan seriivenleri üreten Hollywood'dan gelen yeni bir ör- nek. ABD dış politikasının yıl- lardır şakşakçısı olagelen 'Holly- vvood İmparatorluğu'na da tam yakışan 2 saatlik bir 'klişeler çorbası" Donuk bir Ben Affleck Tom Clancy'nin 007 James Bond'a rakip olarak yarattığı. 'dünyayı kurtaran ajan' Jack Ryan'ın serüvenlerini, daha ön- ce de Kızıl Ekim, Tehükeli Oyunlar. Açık Tehlike gibi filmlerde de izlemiştik 1990'h İZLEYİCİ GÖZÜYLE ERDAL ATABEK Korku... Köpehler... Eğlence...Tom Clancy, hakkında çıkan 'O bir CIA ajanıydı' sözlerini doğ- rular derecede başanh ajan roman- lannın yazan. Onun romanından yola çıkarak yapılan En Büyük Korku-Sum Of All Fears, başanlı bir aksiyon filmi. Morgan Fre- eman ile Ben Affleck gibi iki oyuncunun önemli rollerini pay- laştığı film, Arap ülkeleri ile Isra- il arasında yapılan eski bir savaş- ta düşürülen Israil uçağında bulu- nan bir nukleer bombanın terörist bir grubun eline geçmesinin öy- küsü. Bu terör grubu, bombayı kullanarak Amerika ile Rusya ara- sında büyük birnukleer savaş baş- latmayı hedefliyor. Amerika ile Rusya arasında başkanlar düze- yindeki gerilim de fibnin ana te- ması. CIA başkanı (Morgan Fre- eman) ile genç ajan (Ben Affleck) olayın iç yüzünü ortaya çıkarmak için çalışıyorlar. Bir aksiyon filminin bütün özel- liklerini taşımasının yanmda fil- min görüntüleri dikkat çekiyor. Büyük planlarda Amerikan kent- lerinin göz alıcı otoyollan, gökde- lenleri, kalabahğı, otomobil dizi- leri gelişmiş bir teknoloji uygarlı- ğını anlatırken Rusya'nın geniş, karlı ropraklan, bu topraklar üze- rinde yaşayan insanlann sabırü he- yecanian göriintülerle çok güzel anlatılmış. Filmi izlerken görün- tülere de özellikle dikkat etmek gerekiyor. Aksiyon filmi sevenler için iz- lenmesi zevkli bir çalışma. Morgan Freeman ile Ben Affleck'in önemli rollerini paylaştığı film, konusu basit bir aksiyon filmi. Kar Köpeklerl... Film olarak basit konulu ama Alaska'nuı engin kar görüntüleri ve kızak köpeklerinin görülmeye değer çekimleri çok güzel. Sibir- ya kurt köpeklerinin seyrine do- yum olmayan görüntüleri için gö- rülmeye değer. Bu arada Ameri- kan ailesinin birbirinden kopuk yapısına da değinilmiş oluyor. Ku- ba Goding Jr., gene her zamanki abartılı oyununu oynuyor. Kendi- sine kalan mirası almak için Alas- ka'ya güç koşullarda gittiği zaman mirasın 'kar köpekleri' olduğunu anlıyor. Kendisini hiç de ilgilen- dirmeyen bu mirasla birlikte geç- mişinin gızlenni öğrenme fırsatı doğuyor. Yaşadığı kalabalık kent- lerle bu doğa zenginliği arasında kıyaslama fırsatını buluyor, falan filan. Görüntüleri dışında tam bir pembe dizi öyküsü. Bundan sıkıl- mamaya çalışırsanız karlı dağ gö- rünrüleriyle köpeklerİD sevji ger- çekten güzel. Tatlı ve Sevimll... Yapacak işiniz yoksa, leblebi çe- kirdek yemek için de paranız varsa göreceğiniz uyduruk bir fibn. Ama günümüz gençliğinin içi boş zev- zekliklerine bir örnek görmek isti- yorsanız bu film neredeyse 'de- nıonsratif-gösterici bir kalıp'. Birlikte yaşayan üç kız arkadaşın akıllannı nelerle bozduklannı anla- tıyor. Kimi bulacaklan, buldukla- nyla neler yapacaklan, yapacakla- nnı nasıl yapacaklan hayatlannın tek derdi, tek tasası. Onun dışında düşündükleri bir şey yok. Seks ko- nusu, ilgilerini çeken -neredeyse- tek şey. Bu arada romantizme de şöyle bir teğet geçilmiş. Belki de bu geyik muhabbetleri nasıl oluyor- muş diyenlerin görmesi gerekiyor. yıllarda. îlkınde Alec Bald- win'in, sonraki iki filmde Har- rison Ford'un canlandırdığı Jack Ryan'ı bu kez ruhsuz, tutuk, do- nuk bir Ben Affleck'in oynadığı En Büyük Tehlike, Ryan'ın genç- liğinde geçen ve büyük ölçüde (Ruslann Çeçenistan'da attüdan kimyasal bombalar gibi), dünya- nın son dönemdeki hal ve gidi- şiyle kurmacayı harmanlayan, ki- mi mantık hatalan da içeren, ya- lapşap bır senaryoya dayanıyor. (1973 Arap-Israil savaşında ha- vada infilak eden uçaktan düşen bomba nasıl patlamaz? Baltimo- re'da patlayıp CIA başkanını - Morgan Freeman- da (artık hep aynı babacan bilge haliyle çıkı- yor karşımıza) öldüren nükleer bombanın tahribatı o kadarcık mı olur?) 'Aptal' Adolf gibi dav- ranmayarak, yanlış anlaşılma so- nucu ABD ile Rusya'yı karşı karşıya getirip kapıştırmayı amaçlayan, Viyanalı Neonazi bir işadamının (Bates ne hallerde) 'kötü'yü oynadığı filmde, dün- yayı felaketimiz olacak, büyük bir savaşın eşiğinden döndürü- yor 'Rusya analisti' kahramanı- mız, beklendiği gibi. Bulanık bir öykü Tıkabasa dolu Baltimore sta- dında patlayan bombadan kurtu- lan ABD Başkanı'nı (James Cronmell) Rusya'nın masumi- yetine inandınp bilgilendirerek fevri kararlarla savaşın patlak vermesini engelliyor, vs. vs... Bir zamanlar, Kevin Cost- ner'ın da en iyi filmlerinden bi- ri olan, güzelim Dtişler Tarla- sı'ıyla sevdiğimiz, 1992 yapımı Sneakers'mdan beri kayıp yö- netmen Phil AJden Robin- son'un imzasını taşıyan ve ro- mandaki Müslüman teröristlerin de yine 11 Eylül kaygısıyla Ne- onazilere dönüştürüldüğü En Büyük Korku, ne anlattığıyla ne de sinemasıyla, kesinlüde önem- senecek bir film değil özetle. Siyasal komplo ve entrikalara dayalı, bulanıİc öyküsü, ruhsuz sinematografisi ve propagan- damsı yaklaşımıyla çabucak unuruluvermeye mahkûm bu beylik siyasal serüven ve aksi- yon yapımından aklımızda Ja- mes Cromwell, Ciaran Hinds ve Liev Schreiber gibi oyuncu- lar kaldı sadece. KEDİ GÖZÜ VECDt SAYAR Şenlik Var... Şenlik Van... Dilerseniz bu haftalık siyasete ara verip sanat şenliklerıne doğru yelken açalım. Istanbul'da Ni- san ayının ikinci yarısından başlayıp Temmuz ayı- nın ortalarına dek süren festivaller mevsimi geri- lerde kaldı. Istanbullular, Açıkhava ve Hısar kon- serleri ile avuna dursun, Ege kıyılarında yaz şen- liklerinin coşkusu sürüyor. Ülkemizdeki şenlıklerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor; ne var ki ciddiye alınabilecek olanların sayısı o kadar fazla değil. Anadolu'daki pek çok kentin 'geleneksel festival'l, yörenin en ünlü mey- vasının adıyla anılıyor. Içerikleri ise birbirinden pek farklı değil. İki türkücü, bir arabeskçi halkı- mızın 'sanat' ihtiyacını tatmin etmeye yetiyor da artıyor bile. • • • Bu durum, son yıllarda değişmeye başladı. Ül- kenin batısından doğusuna küçüklü büyüklü kentlerimizde düzenlenen şenlikler, kentlerin kül- tür ve turizm potansiyeline ciddi katkılar sağla- yabilecek boyutlar kazanmaya başladı. Ama, ge- ne de yerel birikimin yeterince değerlendirileme- diği, uzmanlaşmaya gereken önemin verilmedi- ği görülüyor. Yerel yöneticilerin çok azı, bu türet- kinliklerin, kentlerinin kültürel gelişimi açısından taşıdığı önemin farkında. Çoğunluk için, tek bir kaygı var: Popüler birkaç sanatçı getirerek, oy potansiyellerıni arttırmak. Sorunun çözümü, bu alanda dünyada neler yapıldığını bilen belediye başkanlarının sayısının artmasında ve Kültür Bakanlığı'nın bu alana iliş- kin tavrını değiştirmesinde yatıyor. Yani, Kültür Bakanlığı'nın, kültür ve sanat şenliklerıne destek verirken siyasal ölçütlerle ve popülist kaygılarla değil, nesnel ölçütlerie hareket etmesi gerekiyor (gördünüz mü, gene politikanın uzağında kala- madık...) Iktidardaki partinin 'adamı' olan bele- diye başkanlarının istediği desteği alabildiği, ol- mayanlarınsa sembolik katkılarla baştan savul- duğu, Tanıtma Fonu'nun tümüyle siyasal yön- lendirmelerle kullanıldığı bir düzende, ciddi kül- tür ve sanat etkinliklerinin yaşama şansı sıfıra ya- kındır. Eğer yaşıyorsa, birkaç inatçı sanat milita- nının (isteyen enayi diye okuyabilir) sayesindedir. Belediye başkanlarının tavrı da en az kültür ba- kanları kadar önemli demiştik. Kentlerinin kültü- rel değerlerini tanıtmak ve hemşehrilerinin kültü- rel düzeylerini yükseltmek, bir belediye başkanı- nın teme\ işlevleri arasında değil midir? Kültürel anlamda gelişmemış bır kentin, ekonomik geli- şiminden söz edilebilir mi ? Ne yazık ki, bu soru- ların anlamını kavrayabilen çok az belediye baş- kanı var ülkemizde (kentlerimizi sarıp sarmalayan pleksiglas tabela felaketine karşı bir şeyler yap- maya çalışanlarm sayısı kaç tanedir?). Bu yüz- den, popülizmin tuzağına düşmeden, kentinin kültürel gelişimine katkı sağlamaya çalışan bir avuç başkanın çabaları çok önemli. Değerleri bu- gün fark edılmıyorsa, yarın mutlak fark edilecek- tir. Büyük sermaye gruplannın yaklaşımı da aynt derecede önemli. Onlann desteği olmasaydı Is- tanbul Kültür ve Sanat Vakfi'nın festivalleri ger- çekleşebilir miydi? Ama, ne yazık ki, özel girişim- cilerimiz, 'nitelik' yerine 'nicelik'i yeğliyor çoğu kez. Pek çok şirket, popüler müzik gruplannın Anadolu konserlerine sponsor olarak, kültür-sa- nat alanında bir işlev gördüğünü zannediyor. Oy- sa, sanat alanına aktardıkları -ve zaten çok sınır- lı olan- desteği daha kahcı etkinliklere yönlendir- melerinde yarar var. Herhalde hedeflerı, tüketici- lerin mevcut beğenı düzeylerine teslim olmak değil, onları dönüştürmek, daha nitelikli sanat tüketicileri yaratmak olmalı diye düşünüyorum. Bilmem yanılıyor muyum? Şenliklerimizi bir gösteriş (ya da propaganda) aracı olmaktan çıkarıp birer üretim ortamına dö- nüştürmenin, uluslararası alanda sözü edilen öz- gün etkinlikler yaratmanın zamanıdır. Pek çok şenliğimizde bunun ıpuçlarını görmek mümkün, ama bir türlü sonuca ulaşılmıyor; iplerin uçlan birbirine kanşıveriyor. Farklı şehirlerde birbirinin tıpkısı, hiçbir özgün yan barındırmayan festival- ler yapmanın ne yararı var anlamış değilim... Şu sıralarda iki kentimizde Türk film festivalleri ya- pıbyor. Ne ışe yarıyor bu festivaller? O kentlere sahiden bir katkısı oluyor mu? Ya da niçin o kent- te bir film festivali yapılıyor da, yerel kültürel bi- rikimi yansıtan, yani bir işlevi olan bir etkinlik dü- zenlenmiyor? Oysa, pek çok kentimizde müthiş bir potansi- yel var. Hacıbektaş'ın uluslararası bir Halk Sa- natlan Şenliği'ne evsahipliği yaptığını, Akşehir'in, Nasreddin Hoca'nın adına layık uluslararası bir 'Gülmece Şenliği'ne dönüştüğünü düşünebiliyor musunuz? Biz, çabalanmızı bu amaç doğrultu- sunda yoğunlaştırdık. Bu gün, Datça'da 'Can Şenliği', ülkemizi ve şiirimizi dünya şiir platform- larına taşıyan özgün bir şiir festivali olma yolun- da bir adım daha atıyor. Can baba'nın aydınlat- tığı yolda... vecdisayarlyahoo.com Cengiz Aytmatov Gökçeada'da • Kültür Servisi - 5. Gökçeada Film Festivali kapsamında, 24 Ağustos Cumartesi yeni bir kapalı sinema salonu açılacak. Yeni sinema salonunda, saat 17.00'de 'Cengiz Aytmatov ile Edebiyat ve Sinema' başlıklı bir panel düzenlenecek. Panele, ünlü Kırgız yazar Aytmatov'un yani sıra Burçak Evren, Atilla Birkiye, Mehmet Özgür ve Tevfik Ismailov katılacak. Panelin ardından, Atıf Yılmaz'm Aytmatov'un yaşam hikâyesinden beyazperdeye uyarladığı 'Selvi Boylum A] Yazmalım' adlı film gösterilecek. BUGÜN • NÂZIM KÜLTÜREVİ'nde 19 30da Aydemir Güler'in kahlacağı 'tşçi Sınıfı Siyasete Dönüyor' başhklı konferans. (0 212 345 04 81J==^==s=^^^=^^^-== MİŞ SANAT'da 'Sinema Şenliği' kapsamında 12.00, 14.15. 16.30 ve 19.00'da Michael VVinterbottom'ın yönetmenliğini yaptığı Ihtirasın Bedeli'. (0 212 31610 83) • BEKSAV'da 15.00'te 'Şölen', 17.00'de 'Öykü Anlatımı' ve 19.00'da 'Otomatik Portakal'. (0 216 349 91 55)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog