Bugünden 1930'a 5,459,040 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 16 AĞUSTOS 2002 CUMA 14 LJJ\ kultur@cumhuriyet.com.tr Işm Karaca'nm en büyük hayali Aretha Franklin ile aynı sahneyi paylaşmak Şarkılanyla aşkı anlatı4YÇA TEZER Sahnedekirahat.cm£iyakın tavırlan ve davul çalışıy- la kendine özgi biraı-oluşturan, Türidye'ningüçlü ses- lerinden biri Işn Kınc=a 11 yıl önce. 8 yısa dayken şarkıcı olmaya karar ve- rerekTürkiye'; egtltt londradoğumluKaraca,Lond- ra IV King Edvarc Obulu tngiliz Dili ve Edebiyatı. Ti- yatro Bölümü nezırL. Önceleri Türiçe büneyen sanatçı, barlarda yabancı şar- kılar söyleyeret mizl yaşamına adım atar. Daha sonra dili ve sahne tecrübes: geliştikçe albüm vokalleri. rek- lam cıngıllan, irdııd» da film müzikleri gelir. Bir gün yolu Sezaı^Jöu ile kesişir. Ve bu karşılaşma, müzik yaşarnınn döi'jn noktası olur. ''Pro- fesyonel miizik iayam Sezen Aksu ilebaş- ladı. Ondan ön<esi birön deneme niteliğin- deydT diyen Karaca.altı yıl boyunca Ak- su'nun vokalistüğünajıar. En büyük ha- yali kendi solo ilbümiıü çıkarmaktır. Çok çahşır, kendini gelşrLr. Altyapısı yavaş yavaş, basamak basanai oluşur. Sonunda Sezen Aksu "A/ük kaaF"sın" der. Ve daima mükemmeli arar/an ii^ca, 'AnadilinıAşk' ile kendi kanatlınyauçmaya başlar. Sözle muzlĞin dansı mesini, tiyatroda birebirliğin olmamasına bağljyor. "Şar- tacüıkta birebirtik var. Sahnede sizi dinleyenlerle bir duy- gu, bir enerji pavlaşryorsunuz. Tiyatroda isebaşkainsan- lann hayannı yaşryorsunuz." Sezen Aksu, Zerrin Özer, fbrahim Tatbses gibi ısim- lerin tutarlı oldııklan ve asla kendilerinden ödün verme- dikleri için bu duruma geldiklerini vurgulayan Karaca da aynı yolu izliyor. Karşısına çıkan problemleri iyilik- le yok etmeye çalışıyor. Negatifle negatif karşı karşıya gelince daha çok negatiflik yaratıldığını düşünen sanat- çı, engelleri gülümseyerek aşıyor. Sezen Aksu yu 'nereye gitmek istediğimi bilen ve o ışı- ğı bana tutan. beni anlatan, beni kollayan kişi' sözleriy- le nıteleyen sanatçı, "Türkiye bizi müzikal olarak bir eçen yıl 'Anadilim Aşk' adlı albümüyle çıkış yapan Işm Karaca, "Profesyonel müzik hayatım Sezen Aksu ile başladı. Ondan öncesi bir ön deneme niteliğindeydi. Aksu ile yaşadığımız duygusal bağ, bir anne-kızın yaşadığı ilişki gibi. Asla ismi altında ezilmemi, ezmeyi istemez, ben de asla ezildiğimi hissetmem. Çünkü biz daima yan yana yürüdük" diyor. 'Anadilim Aşk'ın herfcesin hayatında önemli bir yeri olan aşkı anlattğınrnaltını çizen Karaca, "Sezen Aİcsu on ild tane beni tanamayla anlatan şarla yapö. Bu çok zor bir projeydi Baaiı n gelmiş bir kıza Türİdye'de şar- la söytettirmek zor i>. Sezen Aksu çok güzel bir kıhf, çok güzeİ bir Işın Karaca jfe tantşürdı insanlarT diyor. "Ben sahnede kendimi çok hi anlaüyorum.Hiçbirşeyidesak- laıruvorum insanlanian. Sezen Mn bana öğrettigi çokönem- li bir şey bu. Ha?ata karşı hiçbir şeyi içine atmayacaksm. O an ne hissediyorsan onu beİh* sınırlar içerisüıde yapmak durumundasuı. Eğer idne atarsan seni hasta eder*. Londra'da 'Damdala Kemana' adlı müzikalde oyna- yan Karaca, tıyatro eğmrni almasına rağmen müziği seç- arada tanıdı. Sezen Aksu ile yaşadığımız du\gusal bağ, bir annc-kızın yaşadığı ilişki gibi. Asla ismi altında ezil- memi, ezmeyi istemez, ben de asla ezildiğimi hissetmem. Çünkü biz daima yan yana yürüdük" diye anlatıyor Ak- su ile ilişkisini. Altyapısı sağlam olmayan birinin bu sektörde varlığı- nı çok fazla sürdüremeyeceğine inanan Karaca, "Albü- müm alö-vedi yıl önce çıksaydı. şimdiye kadar çoktan si- linip gitmiştim. Karakterin, kişüiğin oturmadan bu işi yapmak çok manasız. tşini doğru düzgün yap. Onu om- zunda taşı. Çünkü iyi taşıyamadığın takdirde o yükün al- onda ezüirsin. Sonunda rezil oünak da var* diye düşün- celerim açıklıyor. Rumelihısan konserine kadar neler başardığının far- kında olmadığını itiraf eden sanatçı, bugüne kadar yap- üklannın ödülünü orada aldığını ve2000-3000 kişiyle yoğun bir duygu seli yaşamanın ay- n bir zevkı olduğunu söylüyor. "Ük albüm- de Rumelihisan her sanatçıya nasip olmu- yor. Doldurmak da ayn bir dert Ama ben hiç o stresi yaşamadım. Üç kişi de gelse, 3000 kişi de gelse aynı şekilde şarkı söyle- rimT Pop müziğinin son on yılda kötübir çizgide ilerlediğine değinen sa- natçı, albümü hazırlarken Onno Tunç'un stilini baz alarak •söz- lemüziğin dansetmesine' önem verdiklerine ve o günden sonra her işin daha kalite- li çıkmaya başladığı- na dikkat çekiyor. Ba- şansını sahnedeki doğal tavirlaraıa, pozitif yak- laşımına ve altyapısının sağlamlığına bağhyor Işın Karaca. Davul çalmaya başlamasıru şöyle an- latıyor sanatçı: "Se- zen Aksu'nun 'Su- de' adlı parçasnda birilginçlikol- ması gerekiyordu. Sezen, ' Davul çalar mısın?" diye sordu. Ben de 'Anedemek'dedim.Ogünbugün- dür o davul elime yapışn. Arök iyi- ce perküsyona geçmeyi düşünüyo- rum. Bir yerde deti danalar gibi per- küsyon çalan birinigöriirsenizobenim. En büyük hayali Aretha Franklin ile aynı sahneyi paylaşmak olan Karaca, stüdyo çalışmalan eylülde başlayacak olan yeni albümünü mayıs ayında çıka- racağını ve bu albümde de Sezen Aksu ile çalışacağını sözlerüıe ekliyor. LİTTERANIN1 l.SAYISI Toronto'daki Opera Gecesi'nde ödül avcısı genç Türk basbariton ayakta alkışlandı Burak Bilgili'nin başansı Kültür Servisi - Cengiz Ertem'in hazırladıâı littera- Eklebiyat Yanlan nuı 11. Cildi, Crûn Yaymlanndan çıktı. Bu ciltte Fransız, tngiliz, Ispanyol, Isviçre. K-ore, Rus ve Türk edebiyatlarrndan çeşitli örneklerin incelemelenne yer veriliyor. Öncelikle, ,<\nkara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesı Araştırma Görevlisi Murat Çakmakçı, Bulgar hikâye rürunün baş mimarlanndar EKn Peün'in yazınsal yaratıcıhğında kö} gerçekleri ve karakterlerini inceliyor. Fransız edebiyatı Je ilgili incelemelerde; Nedim Kula. Göl Tekay Baysan. A\ten Er ve ŞengiilKocanunm yazılan yer alıyor.Öte yaıdan; Irgiliz ecebiyatında Rlgin Elbir, Tiomas Ihrdjnin »The W>odlanders' rcmanını, SmaTulpar is Jane Aısten'ın 'Persuaaon' romaıını irdelerken Güler İfkö, Haldun Taner'in 'Dürbün' adlı öykisünü çözümlüyor. Ispanyol edebiyatnda da Miguel Deh'bes'in ıol Romanında Çocul Olgusu ile Şebnen Atakan; 'tspanyol Tlj'atrosı'nun Kökeni' incelemes ile Ayfer Teker Garciı yer alıyor Isviçre edebiyatı bjlümünde Stendhal'dan Cora'ya, Italyan edebiyatınıa. Senıra Alemdaro«u' nun BotticeDi'nin 'Venis'ün Doğuşu' adlı esenle ilgili araştırma yaısı göze çarpıyor. 'ICone Romanında AyduiKadmlarm Kimlik Arayışlar»*fCore edebiyatı bölümüıde yer alıyor. Rus edebiylı bölümünde LemaıErgen ve Zeynep Günay'ır» azılannın yanısıra dergide, Aİa Kaşoğlu'nun, postnodern edebiyatın Rusya_"ıaki etkileri ile ilgili bir çalışrnsı bulunuyor. ENGÎN AŞKEV TORONTO - Toron- to'da Ontario gölü kıyı- sında yer alan "Harbo- urfronf adlı büyük sa- nat ve eğlence sitesin- deki opera gecesinde, Türk basbariton Burak BOgüi, müzik eleştirmen- lerinin ve dinleyicileri- nin ortak övgüsünü ka- zandı. "Altamlra Yaz Operası" adıyla 8 yıldır süren 3 gecelik ve üc- retsiz opera dinletileri, Türk sanatçının yanı sı- ra Kanada Opera Şir- keti'mn (COC) büyük yeteneklerini de sundu. Birgörkem gecesi ola- rak tarumlanan dinletide daha önce itfaiyecilik yapan Quebec'li tenor Luc Robert, profesyo- nel bir orkestrayla ilk kez şarkı söyledi. 8 opera sanatçısının katıldığı dinleti programında, sa- natçılarla birlikte Kanada Opera Şirketi'nin "yaz müzik kampm- dan gelen" 50 çocuk yetenek, da- kikalarca süren bir alkış firtması yarattılar. Sevil Berberl'nden aryalar Bir ek üvertürün yanı sıra 15 operadan unutulmaz sahneler ser- gilenen programda, Kanada'nın gurur duyduğu opera şirketinin büyük şefi Richard Bradshaw,kü- çüİc esprileri konserbastonunu ha- vaya savurması ve ilginç davra- nışlanyla beğeni topladı. Ağırbaşlılık öğesinin egemen olduğu operaya, yaz konserleriy- le "popüHst" bir içerik kazandıran izlence, Toronto'nun zor beğenir müzik eleştirmeni Geoff Chap- man tarafından "Bir nefaset gece- si" olarak övüldü. Toronto Star, Globe And Mail ga- zeteleri aynca. Sevil Berberi'nden aryalar söyleyen yakışıklı Türk operacı Burak Bilgili'nin dinleti fo- toğraflanru yayımladı. Zor beğenir eleştirmen Geoff Chapman, Burak Bilgili'yi şu öv- güyle tanımlıyordu: "Istanbul iVD- mar Sinan Üniversitesi'ni bitirnıiş olan Türk sanatçısı, son sıralarda birçok ödüle layık görüldü. Püriiz- süz bir karaktere ve görkenüi bir tekniğe sahip olan Bilgili, Rossi- ni' nin SevilBerberi'nden "La Ca- lunnia"yı büyüleyici bir tonla söy- ledi. Verdi'nin büyük yapıtı "Macheth"ten savaşçı Banquo'yu şiirsel yoğunluklacanlandıran Türk lDurak Bilgili, "Türk'tende opera şarkıcısı olur mu? " diye şaşıranlara başanlı olarak yanıî vermek gerektiğini söylüyor ve büyük Atatürk'ün bu konudaki buyruklarını anımsatıyor. şarkıcı, nefaset gecesinin unutul- maz seslerinden biri oldu. Opera sanatçısı Burak Bilgili. Toronto'daki izlenceye, Montre- al'da uluslararası bir opera yanş- masındakazandığı 2'ncüik ödülüy- le gelmişti. Montreal'de ilk kez düzenlenen "Concours internati- nonal des jeunesses musicales - uluslararası Gençlik Müzikalleri Yanşması"nda, 45 ülkeden 281 genç yeteneğin arasında, önce ilk 10'a giren ve ardından 2'nciliğe la- yık görülen Burak Bilgili, îtal- ya'nın ulusal gururu "La Scala Accademia"da, yönetici öğretmen- lerden Prof. Güzin Görel'in öğ- rencisiydi. Geçen yıldan bu yana ABD'de, Philadelphia kentinde "Academy of Vbcal Arts" adlı say- gın opera okulunda öğ- renimini sürdüren genç sanatçı, Almanya'daki "Yeni Sesler Yanşma- sı"nda da binncilik ödü- lü almıştı. Italya'da "La Scala"da 5 Eylül-5 Ekim tarihleri arasında, ilk bü- yük profesyonel dinletisi- ni sunacak olan Burak Bilgili, Türk operasının kısıtlı koşullara karşın, özverilı katkısıyla, yürek coşkusuyla ve opera tut- kusuyla örtüşen bir gücü olduğunu söylüyor. Özelsektör desteklemell Operanın gelişmesi için, Türkiye'deki özel sektö- rün bir görgü aşaması ya- parak Bah'daki gibi gerek- İi ve içten bir parasal kat- kı oluşturmasını öneriyor. Batı'daki dinletilerde. "Türk'ten de opera şarkKisı olur mu" diye şaşıranlara, başanlanmı- zı katlayarak yarut \ermek gerek- tiğini vurgulayan sanatçı, büyük Atatürk'ün bu konudaki buyruİda- nnı sı,k sık anımsatıyor. Bir yüce güzelliğin çok boyutlu simgesi olan opera sanatına, dam- gasını vuran bir Türkiye'yi düşlü- yor Burak Bilgili. YAZI ODASI SELİM tLERİ Piknik Sepeti Zavallı, bir köşede durarak, gözden ırak yaşa- maya alışmış, biraz tozlanmış, biraz kirlice yüzlü; fakat her ilkyaz gelişinde yeniden umutlara kapı- lır, yeniden aklanıp paklanarak. ele güne gösteri- leceği günleri beklerdi. O, bizim pıknık sepetımizdı. Herhalde Kadıköyü'nden, Bahariye'deki evden Cihangir'egetirilmıştı.Arada, Almanya'daolduğu- muz sırada, dedemlerın Bakla Tartası Apartma- nı'ndaki kömüriüğe kapatılmış olmalı. O zaman, Ba- hariye'deki evden değıl, komürlukten Cıhangir'e getirilmiş olmalı. Büyük olasıhkla da öyle: Çünkü hasırında çık- maz kara lekeler yaşar dururdu. Kim bilır ne zaman, kim bilır hangi özenişlerle, kım bilir nereden alınmıştı. Annemle babam birlik- te mi almışlardı? Yoksa babamın Istanbul'daki be- kârlık günlerınden mi kalmaydı? Anneme kalsa; ev işiyle, yemektı, bulaşıktı, ça- maşırdı, söküktü, ütüydü, daha bir surü tekdüze işle geçen günlerinde, öyle sanıyorum ki, pikniğe gitmek aklının ucundan bıle geçmezdi. Ama babamın gezme tozma merakları vardı. Gerçi bu meraka tam da 'gezme tozma' denemez; babam 'oksijen' meraklısıydı. 'temiz hava' me- raklısıydı. Oksijenle dolup taşacak cığerlerimizin ömrümüzü uzatacağını ıkıde birde söylerdi. Öyleyken, pikniğe gitmek bireğlenti değil, ade- ta zorunlu. mesela askerlik gıbı bir gorevdi. Gelgelelim benım anımsayabıldığım yıllarda pik- nik görevi, Mavi Kanatlannla Yalnız Benim Olsay- dın'da anlattığım Tahir Bey'in komutasına bırakrl- mıştı. Evde kalmış Tahir Bey'in düzenlediğı otobus turiarı, günübirlik ve hep pazar günune rastlaya- rak pazar günlerini zehır eden gezdirip tozdurma- larında piknik sepetımiz bir türlü boy göstermez- di. Besili bir hindiyi o kadar andıran piknik sepeti- mizin tıklım tıkış Cihangirti dolu otobüste fazla yer kaplayacağı, bu yüzden söylenişlere, mırıltılara, itirazlara yol açabılecegı düşunülüyordu belkı de. Besili ve irice bir hindı! Evet, ta kendisi. Bu ha- lınden utanıp utanmadığını kurardım piknik sepe- timızin... Kim bilır, belki de bir hindi gıbı kabara kabara geçmiş güzel günleriyleavunuyor; bir zamanlarkır gezintilerinde, deniz kıyısı tozmalarında, gazino buluşmalarında nasıl baş köşede kurumlandığını kendi kendine söyleyip duruyordu. Ah o gazinolar, kır gazinoları! dıyordu herhalde. Tepede, çamlık ortasında, mermer masalı, tahta iskemlelı; yarların aşağısı masmavi deniz! öylesi günler yaşamışsa; küçük çatalbıçağın, elbezinin, kaminetonun. hatta küçük çaydanlığın, fincanlann, küçük bardakların. kırılıp dökülecek başka ıvır zıvırın özenle kendisine yerleştirilmesı- ni de elbette anımsıyordu. Kuruköfteydi, katı yumurtaydı, domates, peynir, salatalık, hatta sefertasında zeytınyağlı yaprak dol- masıydı, hepsınin nasıl olup da kendisine sığdığı- na şaşıyor, hülyalı bir dalgınlıkla gülümsüyor, gu- rur duyuyordu. "Aa! Ekmeği unutmayın!" diye uya- rıyor, açık havada iştahın fil iştahı olup çıkacağını hatırlatıyordu. Ama bunlar hep hayalindeydı. Bana öyle gelir- di kı, piknik sepetımiz bunların hiçbırinı yaşama- mıştı. Bir 'mantık evliliği' ortasına düşmuş, neşe- siz bir evde günler, aylar, mevsimlergeçırerek, onu bu eve tıkmış karı kocanın zalimliğinden için için yakınmaya koyulmuştu. Sağırduyarlı nice evde, yüklükte, sandık odasın- da, balkonun kuytusunda pinekleyip duran nice kar- deşini piknik sepetimiz bilseydi. gönlüne biraz ol- sun su serpilir miydi, doğrusu hep merak etmişım- dır... Takvimde Iz Bırakan: "Bir kurşun külçesiydi sankı duvar." Sadık Hi- dayet, Kör Baykuş, Behçet Necatigil'in çevirisi, VarlıkYay., 1977. Adalar'da 2. Kitap Şenliği • Kültür Senisi - Adalar Belediye Başkanlığı'nın düzenlıği 2. Kitap Şenliği Büyükada'da yapılıyor. Bugün başlayan etkinlik 18 Ağustos'ta son bulacak. 16.00 ile 20.00 arasında yazarlar, Büyükada vapur iskelesi üstündeki Cafe Turing'de kıtaplannı imzalayacak. Imza günlerine katılacak olan yazarlardan bazılan şöyle: Çetin Altan, Mario Levi,Mehmet Altan, Oral Çalışlar, Toktamış Ateş, Gündüz Vassaf, Buket Uzuner, Hıfzı Topuz, Ataol Behramoğlu ve Rıdvan Akar. K Ü L T Ü R İ Ç İ Z İ K K  M İ L M A S A R A C I 'GÜNÜMÜZ İÇİN BİR TARİH' SERGÎSİ 4 EYLÜL'DE AÇILIYOR Anne Frank'tan izlerKültür Servisi - Schneidertempel Sanat Merkezi, 4 Eylül-31 Ekim tarihleri arasında Istanbul Hollanda Başkonsoloslugu işbirliğiyle düzenlenen 'Anne Frank-Günümüz İçin Bir Tarih' adlı sergiye ev sahipliği yapacak. Sergi, bugüne kadar birçok dile çevrilen ve 25 milyonun üzerinde satan 'Anne Frank'ın Hanra Defteri'yle 2. Dünya Savaşı'nda yaşananlarm simgesi haline gelen Anne Frank"ın tarihiyle buluşruruyor izleyiciyi. Hollanda Amsterdam Anne Frank House'dan getirilen sergi, farklıyı kabul edememenin, aynmcılığın, ırkçılığın insanı sürüklediği korkunç katliamı; içindeki kötünün uyanlması halinde insanın insana yapabileceklerinin boyutlarını, Anne Frank'ın kısa yaşamıru zaman çizelgesi paralelinde yansıtarak izleyicileri düşünmeye çağınyor. Aynca, sergi boyunca Bergen Belsen ölüm kampında yaşamını yitirmiş Anne Frank'ın dört kişilik ailesiyle saklanmak zorunda bırakıldığı tavan arasında onlann dış dünya ile bağlantılannı sağlayan Miep Gies'in o günleri aıilattığı bir video filmi sunulacak. Anne Frank ve 2. Dünya Savaşı konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenler içüıse sergi boyunca bilgisayar ortamında faydalanabilecekleri CD'ler kullanıma açık olacak. (Schneidertempel Sanat Merkezi : 0212 -252 21 57)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog