Bugünden 1930'a 5,439,331 adet makale



Katalog


«
»

ı ARALIK 2002 CUMA CUMHURİYET SAYFA KULTUR kultur(g cumhuriyet.com.tr 15 Seyircinin tahammül sınırlarmı zorlayan, altüst edici skandal film gösterimde ecenin sonuna yolculukBu hafta ne göreceğime yaman meraklandığım, Cannes 2002'nin olay filmi, "salondan seyirci ka- ç ı r t a n " Irreversible - Dönüş Yok'a daldım gösterime çıktığı ilk gün. Normal \e tersten dizilip. alt alta üst üste istıflenmış tanıtma ya- zılanyla daha başlar başlamaz " b e n farklıyım" havası basan, de- neysele de göz kırpan, çalımlı, ka- ranlık, atak ve gösterişli anlatımıy- la yer yer şoke edici, yer yer rahat- sız edici bir film "Dönüş Yok". Chris Nolan'ın hikâyelemedeki alışılmış kronolojik akışı tersine çe- virdiği. geçen mevsıme damgasını vuran, çarpıcı "Memento - Akıl Defteri"ndeki gibi tersinden anla- tıyor hikâyesini, sondan başa gide- rek. Fransız sinemasının dört kol çen- gi, genç yeteneklerinden, önadın- daki d harfini atacak kadar değişi- me tutkun. iddialı yeni yaratıcı-yö- netmen adayı Gaspar Noe'nin se- naryosunu yazıp montajını yaparak kameramanlığını da üstlendiği fil- mın bunca ilgi görmesi, içerdiği te- cavüz ve şiddet sahnelerinden kay- naklanıyor kuşkusuz. Pertiede tecavüz ve intikam Sam Peckinpah'ın, evinde teca- vüze uğrayan kansının öcünü al- maya girişen pısınk matematikçiyi anlattığı, unutulmaz "Straw Dogs - Köpekler"ini akla getiren ve Kubrick etkileri de gösteren bu film, sapıkça bir şiddetin zincirle- rinden boşandığı, hayal gücü so- nuçta aşm ahlakçilığa ve katı ilke- ci numaralara teslim olan bir küçük burjuva beyaz Fransız sinemacmın, ürperti veren, kışkırtıcı hezeyanla- n. 1964'te New York'ta doğup Bu- enos Aires'te büyüyen, 11 yaşında Fransa'ya göç eden, Cannesda 1999'da FIBRESCI ödülü kazanan ilk filmi "Herkese Karşı Tek Ba- şına"yla deneysele vurgun, marjı- SUNGU ÇAPAN Albert Dupontel, Monica Bellucci, Vincent Cassel 'Dönüş Yok'un sıradışı üçlüsü. ırreversible / Yönetmen, senaryo, montaj: Gaspar Noe / Kamera: Benoit Debie, G. Noe / Müzik: Thomas Bangalter / Oyuncular: Monica Bellucci, Vincent Cassel, Albert Dupontel, Philippe Nahon, Jo Prestia / Fransa 2002 (Umut Sanat). nal bir yönetmen olarak ortaya çı- kan, çizgi romandan çokça beslen- miş, îtalyan asıllı Noe'nin sersem- letici hiper-realist tarzında, 2 bo- yutlu çizgi roman vizyonu belirgin, sondan başa. Biraz Jues et Jim'va- ri takılan bir üçlünün seksi, çekici Alex (Monica BeUucci) ile eski ve yeni sevgilileri, yerinde duramayan Marcus (Vincent Cassel) ve halim selim Pierre' in (Albert Dupontel), gecenın sonuna doğru korkunç yol- culuğunu ızliyoruz ezile büzüle. Çılgın bir partiden, çok içip abuk sabuklaşan Marcus'la mülayim Pi- erre i yüzüsrü bırakıp evine dön- mek üzere aynlan Alex'in yaya alt geçidinde, vahşice tecavüze uğradı- ğı film, karanlık gay barlanndan hardcore seks mekânlanna gide ge- le, "Eyes Wide Shuf'ı da anımsa- tan bir çizgide gelişiyor. Güzel yü- zü, gaddar Tenya'nın (Jo Presria), tecavüz sonrası, pata küte darbele- riyle kanlı bir et yığınına dönüşen Alex'i görür görmez zıvanadan çı- karak intikam peşine düşen Mar- cus'u yatıştınp sakinleştirmek is- terken bir yangın söndürme tüpüy- le şiddetin en aşjnsma uygulayan eski âşık Pierre oluyor... llkel güdülerimizle insani yanla- rımız arasındaki karşıtlıklan vur- guladığı iddiasındaki Noe'nin, ya- şananlardan sonra artık eski hayat- lanna geri dönmenin imkânsız ol- duğu kahramanlannı canlandıran 3 tamnmış oyuncudan, Bellucci-Cas- sel çifti öne çıkarken, dayanılmaz eylemi sırasında burjuvaziye nefret kusan, oğlancı tecavüzcüyü oyna- yan Jo Prestia da akılda kalıyor. Zaman her şeyl mahveder... Günümüz büyük kentlerinin gü- vensizliği üstüne "Dönüş Yok"da şiddet ve vahşetin yanı sıra kışkır- tıcıhk, teşhircilik ve ucuz numara- lar gırla. "Ben başkayım" hava- sındaki yönetmenin karmaşık, özenti ama yer yer etkileyici de olan görsel biçemi sınıfı geçiyor ama sığlıktan kurtulamayan içeriği "Dönüş Yok"u püritanizme bağlı- yor son tahlüde. Titrek, oynak bir el Luc Besson 'dan bayramhk bir aksiyon-macera seyirliği Taşımacılık ciddi bir iştir kamerasının sarsak görüntüleriyle uzun plan-sekanslara dayanan, cer- bezeli anlatımı ve sersemletici tem- posuyla gardım baştan düşürdüğü, dayanma sınınm zorladığı seyirci- nin midesine atılmış yumnık etkisi yapan bu beylik tecavüz ve intikam çeşitlemesi, "zaman her şeyi mah- veder" (ve ölüme götürür) gibisin- den bildik teraneleri, kurmacayla doğaçlamanın kanşımı, göz boya- yıcı bir üslupla kafamıza vuruyor, röntgenci yanımıza seslenerek. Şid- det ve pornografinin labirentlerinde zorlu bir yolculuğa davetiye çıkaran "Dönüş Yok", yine de meraklısının her zaman rastlayamayacağı türden farklı bir seyir deneyimi sayılabilir, tüm ucuzluklanna karşın. Shu Qi'nin, egzotik kadın kahramanı oynadığı filmde, 'Snacth' ve 'Lock, Stock..'tan anımsadığımız Jason Statham yine tek kişilik ordu gibi. Eski komando, usta sürü- cü Frank (Jason Statham), son görevinde taşıdığı pa- ketten çıkan çekik gözlü, seksı Lai (Shu Qi) yüzün- den kendisini büyük çapta bir insan kaçakçılığı serüve- ninin içinde, amansız bir çe- teye karşı ölümüne mücade- leederkenbulur... Bugün gösterime giren yeni filmlerden The Trans- ordu gibi. Frank'a yardım e- den, Marcel Proust hayra- nı Marsilyah polis rolünde- ki Francois Berleand da göz dolduruyor. Kalın hatlarla çizılen kahramanlann Mar- sılya 'dan Nice'e kadar uza- nan güzelim Riviera deko- runda direksiyon ve yumruk salladığı, sürükleyici bir se- rüveni aktaran, tempolu, şa- matalı seyirli&ın Amerikan porter-Taşıyıcı, ABD paza- n için Ingilizce çekılmiş, Luc Besson adınm garanti- sini taşıyan, Fransız yapımı, gözalıcı bir aksiyon-macera filmi. Besson'unyapımcıh- ğı, giderek yönetmenliğine ağır basıyor. GenellikJe se- naryosunu kendi yazdığı, yediden yetmişe herkese seslenen büyük kitle sine- ması yaklaşımıyla kotanl- ıruş, gişeyi hedefleyen, eğ- lencelik filmler üreten Eu- ropa şirketi bünyesinde top- layıp şans verdiği ve yön- lendirdiği yeni isimlerle de çalışan Besson. Hong-Kong sinemacılanyla işbirliği ya- parak çaktırmadan Holly- wood'la rekabet ediyor ni- cedir. \ksiyon antolojisi Yönetmenliğini asistan Louis Leterrier'ye, dövüş şahnelerini de koreografik tavga sahnelerinin uzmanı, Hong-Konglu usta yönet- nen Cory Yuen'e bırakan Taşıyıcı, önemsiz, oyalayı- cı, tipik bir bayramhk film, bol kovalamacalı, vurdulu urdılı, atlamalı zıplamalı ve lızlı tarafından. Biraz geri- !ım, biraz humor, bolca ak- iiyon formülünün bir kez iaha uygulandığı filmde, Jason Statham heybetli cüssesiyle, yine tek kişilik yapımlanndan eksiği yok fazlası var. Türün eski ör- neklerindeki kimi sahneleri çağnştıran ve vıcık vıcık zift bölümü gibi buluşlar da içe- ren film, postmodern bir ak- siyon antolojisi tadında. Le Transporteur / Yönetmen: Louis Leterrier / Senaryo: Luc Besson, Robert Mark Kamen / Kamera: Pierre Morel / Müzik: Stanley Clarke / Oyuncular: Jason Statham, Shu Qi, Francois Berleand, Matt Schulze / Fransa 2002 2002 (Özen Film) İZLEYİCİ CÖZÜYLE ERDAL ATABEK İtalyanca kursunda yeşeren ilişkilerDanimarka. Kopenhag'ın küçük bir kasabasın- da sıradan insanlar günlük yaşamın sıkıntılan için- de birbirleriyle günlerinı geçiriyorlar. Kasabaya yeni gelen genç rahip, eşini yeni kaybetmiş, bir sü- re sonra buradan ayrılmayı düşünüyor. Bu iyicil genç adam, kiliseye kimsenin gelmediğini. eski rahibin orgcuyu balkondan atmasıyla yaşanan skandalın insanlan kiliseden uzakJaştırdığmı gö- rüyor. Özel yaşamı kararmış, meslek yaşamı ve- rimsiz. Rahibin kaldığı otelin resepsiyon şefi sı- kıntıda. Çok sevdiği arkadaşı olan restoran yöne- ticisinin işine son vermesi için otel müdürü baskı yapıyor. Resepsiyon şefi Morgensen ise kadınla- ra karşı iktidarsız. Dört yıldır hiç cinsel ilişkisi ol- mamış ve artık neyi nasıl yapacağına güvenemi- yor. Restoran yöneticisi Finn, yakışıklı bir genç, a- ma restoran yönetiminde çok başansız. Fanatik bir Juventus hayranı. ama gelen müşterilere çok kötü davranıyor. Onun yanında çalışan güzel îtalyan kı- zı Giulia, Dan dilini bilmiyor ve hizmet ederken çok sıkıntı çekiyor. Kuaför genç kızın annesi sü- rekJi hastanede bakım görüyor, iyileşmesi olanak- sız. Pastane kasiyeri genç kızın da yaşh babası çok aksi ve kıza nefes aldırmıyor. Bu altı kişı hem özel sorunlanyla hem de meslek yaşamlanndaki sıkın- tılarla boğuşmak zorundalar. Kasaba küçük, sıkı- cı ve değişıklik yaşamak çok zor. Ama yaşam her zaman böyle geçmez, daha da kötüsü oluyor. Kuafbrün annesi hastanede yatar- ken kızı, başındaki morfin veren serumu açıyor, bir anlamda annesinin ölümüne yardımcı oluyor. Sakar pastane kasiyerinin de babası ölüyor. Res- toran yöneticisi Finn işinden atıhyor. Resepsiyon şefi Morgensen de îtalyan kızına âşık oluyor ama açılamıyor. Îtalyan kızı da Morgensen'i çok beğe- niyor, ama bir türlü cesaret edemiyor, her gün kut- sal Meryem'e onun kendisini fark etmesi için d- ua ediyor. Bu arada kasabada İtalyanca kursu açı- hyor ve bu altı kişi de kursa gitmeye karar veriyor. Bu basit italyanca kursu, insanlann bir araya gel- mesini sağlıyor. Kursta başlayan başlangıç îtal- yancası, insanlann duygusal iletışimlerini kolay- laştınyor. Bu arada kuaför kızla kasiyer, birbirlerinin kar- deşi olduklannı anlıyorlar. Iİci kız kardeş, aynlan anne babalanyla birbirlerinden aynlmışlar, ölüm- leriyle de birbirlerine kavoışuyorlar. Kuafor kızla eski restoran yöneticisi birbirlerine yakınlaşıyor- lar. Kız kardeşi kasiyer de genç rahiple duygusal bir ilişkiye giriyor. Bu arada kızlann ölen babala- nnın gizli bir serveti ortaya çıkıyor ve italyanca kursiyerleri topluca îtalya'ya gitmeye karar veri- yorlar. Venedik gezisi hepsine iyi geliyor ve film 'O Sole mio' şarkısının ezgileriyle umutlu bir so- na ulaşıyor. Lona Scherfig yönetimindeki film Danimarka Film Enstitüsü yapımı. Sıradan insanlann yaşam- lannı anlatırken insanlann yaşadıklan pek çok so- runu aktanyor. ilk yansında hüzün ve umutsuzluk var, ama yaşamın her zaman yeni çıkışlara açık ol- duğu anlatılıyor. Beklenen şeyler belki de çok ya- kınımızda, belki biz onlan görmeyi beceremiyo- ruz. insanlann yaşamlannda bü\r üttükleri şeyleri, en küçük şeylenn bıle yaşamı değiştirebileceğini, umutsuzluk yerine bir şeyler yapmayı denemeyi anlatan bir film 'Yeni Başlayanlar tçin ttalyan- ca'. Biraz 'pembe dizi' havası varsa da ınsanla- ra açtığı yeni pencere izlenmeye değer. KEDİ GOZU VECDİ SAYAR Kamusal Alan Sanatsal Alan Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim. Konumuz, devlet-sanat ilişkisi ve de tiyatro sa- natı ile benzeri 'yüksek' sanatlann günümüzdeki durumu. Tartışmayı başlatan -Perihan Mağ- den'in deyişiyle 'ankovanına çomaksokan'- de- ğerlı yazarlarımız, bu türden sanatları 'müzelik' olarak değerlendirıyorlar. Ve bu düşüncelerinın doğal bir sonucu olarak da, devletin bu alana destek vermesini gereksız görüyorlar. Gülay Göktürk, devlet- sanat ilişkisine değgin tutarlı saptamalardan yola çıkarak hıçbir işe ya- ramayan 'ö/ö/o'nun -yani Kültür Bakanlığı'nın- ortadan kaldırılmasını önerıyor. Elbette, bu bir çözüm. Ama. fazla kolay bir çözüm! iğneyi başkalarına batırmadan önce çuvaldızı kendime batırayım: Bendeniz de bazı yazılarım- da 'Kültür Bakanlığı mevcut yapısı ve işleyiş bi- çimiyle varolacaksa, ortadan kalksın daha iyi' dü- şüncesini savundum. Bu 'kendini ısıtan soba'nın sanat dünyamıza katkısı konusundaki kuşkulan- mı hep korudum. Ancak, bir de madalyonun öte- ki yüzü var. Kültür Bakanlığı'nın ortadan kalkma- sı ile sanat alanına verilen kamu desteği sıfırla- nırsa, kültürel yoksulluğumuz daha da artmaya- cak mı? (Tabii, sanatlann gereksizliği önkabulü ile yola çıkanlar için bu argümanın da bir anlamı yok. Benim sözüm, sanattan hâlâ keyif alabilen şans- lı kullara...) Ne bekliyorsunuz; Kültür Bakanlığı ortadan kalkarsa, bütün bu alanın yükünü özel sektörün büyük bir sorumluluk bilinciyle sırtında taşıyacağını mı sanıyorsunuz? Gelışmiş ülkeler için önerilebilecek bir mode- lin -kültürel yaşamın bir bakanlığa gereksinim duymadan kendi dinamikleri ile varhğını sürdür- mesinin- ülkemiz için geçerli olup olamayacağı- nı enıne boyuna tartışmakta yarar var. Bu model, nerede geçerli? Amerika'da... New York'un entelektüellerini biryana koyarsanız, or- talama bir Amerikalının kültür düzeyi pek mi par- laktır? Tabii, bu da bir tercih meselesi. Kimileri- nin, mesela 'kültürsanayii' denen alanda (büyük film şirketleri, plak şırketieri, medya tröstleri, vb.) yöneticilik yapanların, kitlelerin tekilci bir beğe- niye, yanı 'popüler kültüre' teslim edilmesi ile banka hesapları arasında doğru orantı kurmak- ta çok haklı olan kapitalistlerin bu düzeyden hoş- nut olmaları anlaşılır bir şey... En büyük destek- çileri de teorıyle pratiği birbirine karıştıran, halkın estetik taleplerini olumlayarak, 'demokrathk'lan- nı kanıtlayan postmodernistler... Onlarda, "Dev- let gölge etmesin, yeter" diyorlar. Oysa, yetmez. 'Inançlı birjakoben' olmadığımı bu köşeyi izleyen kediler bilir. Ama, kültür alanın- da bazı jakoben uygulamalann zarardan çok fay- dası olduğuna inanıyorum. Ister, örneği kendi ge- leneğimızden alın (Köy Enstitüleri, Halkevleri, Ha- rika Çocuklar Yasası, vb.), ister dışardan (devri- min ilkyıllanndaki Rusya'dayada günümüz Fran- sası'nda 'jakoben' bir anlayışla sanatı ülkenin en ücra noktasına götürme, sanattaki yeni arayışla- n destekleme çabalarını nasıl göz ardı edebili- riz?), kültür ve sanatın gelişmek ve yaygınlaşmak, kitlelere ulaşmak için paraya ihtiyacı vardır. Bu- nu, 'pazar'ın vahşi koşullanna ve/ya da kapitalist- lerin insafına (hele bir de, cıddi bir burjuva kültü- rüne sahip olmadan zengin olanların eline düştü- ğünü düşünün) bırakmak yerine, kamusal alandan (yani devletten, yerel yönetimlerden, özerk ku- rumlardan) beklemek doğal değil mi? Kültür alanında kamusal düzenlemeler, ille de 'ruh ve içerik' belirleme iddıası taşımayabilir; kül- türün 'demokratikleşmesi'ne, yani herkes için kül- tür ve sanat ürünlerine ulaşabilme, yaratma ve sanatını icra etme olanakları sağlanmasına yo- ğunlaşabilir. Kültür ve sanat alanına, 'Arts Coun- cil' adı verilen özerk sanat kurumu aracılığı ile önemli destekler sağlayan Anglosakson gele- nekten öğrenecek çok şey var. Ingiltere'de yakın zamana kadar Kültür Bakan- lığı yoktu (yalnızca 'kültürel miras'tan sorumlu bir devlet bakanlığı vardı) da, niye Işçi Partisi hükü- metı bir Kültür Bakanlığı ihdas ettı, diye sorabi- lirsiniz. Cevabı, bir Işçi Partisi mılletvekilinin ağ- zından vereyim: Thatcher hükümeti, kültür-sa- nata ilişkin tüm kaynakları kurutmuştu. Kültüre maddi kaynak sağlamak için bakanlar kurulunda yeralmakgerekiyordu". Sonuçta, bugün pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Ingiltere'de de bir Kültür Bakanlığı var. Ama -aması çok önemli- kültür politikaları bakanlann keyfine göre şekitlen- mivor. kültüre aynlan kaynaklar il bürokratlar tarafından değil, 'Arts CouncıT (Sa- nat Kurumu) tarafından kullanılıyor. Kamusal alanla bu türden bir buluşma, bizim sanat alanı- mız için de yaşamsal bir gereksinim... vecdisayarayahoo.com Almandin Quaı*tet konseri • Kültür Servisi - Aşafı Saksonya Gençlik Orkestrası üyelerinden oluşan ve 2001 yılında bir araya gelen Almandin Quartet 16 Aralık Pazartesi günü saat 20.00'de Ankara'daki Alman Kültür Merkezi'nde bir konser verecek. Meike Bertram (keman), Anne Marie Harer (keman), Karoline Markert (viyola) ve Katharina Kühl'ten (viyolonsel) oluşan topluluk konserde Beethoven. Victor Ullmann, Bela Bartok ve Antonin Dvorak'ın eserlerini seslendirecek. Genç ressamlardan destek • Kültür Servisi - Görme engelli çocuklann eğitimine destek olmak amacıyl^ kurulmuş olan Beyaz Işık Eğitim ve Kültür Derneği yaranna Kadıköy Belediye Başkanlığı Iskele Binası Merkez Sanat Galerisi'nde düzenlenen Karma Desen Sergisi, 9 Aralık'a dek sürecek. 7 genç ressamın eserlerinin yer aldığı serginin sanat yönetmenliğini Gökhan Sarpkaya yapıyor. (0 212 358 29 14) BUGUN • RİTÜEL KtTAP - KAFE'de 19.00'da Sezai Sarıoğlu ve Emin Karaca'nın katılacağı 'Popüler Kültür ve Nâzım Hikmet' konulu söyleşi. (0 212 243 13 91) • NARDİS JAZZ CLUB'da 22.30'da Yahya Dai Quartet konseri. (0 212 244 63 27)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog