Bugünden 1930'a 5,438,457 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 22ARALIK2002PAZAR SOYLEŞI Yalman Paşa, insanın hangi meslekte olursa olsun sanatla dünyasını zenginleştirebileceğinin canlı örneği Müziğe âşıkbirkomutan"TT" ara Kuvvetleri Komutanı §C Orgeneral Aytaç Yalman'm J. \>. müziğe olan tutkusu Boğaziçi Lisesi'nin ilk bölümündeyken başlar: "Bizi on beş yirmi günde bir Darülbedayi'ye götürürlerdi. Ben 7-8 yaşlannda Shakespeare'in eserlerini izledim." Gençlik yıllannda Türk sanat müziğiyle ilgilenmeye başlar. Teksesli müziğin ne olduğunu anlamaya çalışır. Meslek yaşamının ilk yıllannda, uzun kış gecelerinde odun sobasıyla ısıttığı evinde Rus Beşleri'nin, aynca Çaykovski'nin eserlerini dinler. 1964 yılında İstanbul'a tayini çıkar. Bu arada operaya ilgi duymaya başlar. Ama opera tarihinde ve librettolarda geçen deyimleri anlamakta zorluk çeker ve bunlan öğrenmek için üç kurs Tepebaşı'ndaki İtalyan Kültür Demeği'ne devam eder. Paşanın müzik tutkusu ilerleyen yıllarda da sürer. EVİNtLYASOĞLU Bugüne kadar müzik dünyasının doğrudan içinden ve dışından pek çok kişiyle söyleşi yaptım. Tıp doktoru, ressam, edebiyatçı, cerrah. işadamı, ekonomist, öğretim üyesi, dışişleri görevlileri, daha kimler kimler söyleşi konuklanm oldu. Televızyonda, dergilerde, radyoda, gazetelerde ve kitaplanmda onlan ağırladım. Ama bu rütbede ve bu alanda bir kişiyle böylesi denn derin müzik konuşacağımı düşünemezdim. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman ile uzun bir söyleşi yaptık. Ana konumuz müzikti. Ancak Yalman Paşa, çoksesliliğin e\Tenselliği, insanın hangi meslekte olursa olsun bir sanat dalıyla iç dünyasını zenginleştirebileceği, mizacını yumuşatabileceğı, hoşgörülü olabileceği, felsefe boyutu kazanabileceği konusunda ince mesajlar verdi. Bu mesajlar hem kendi Kara Kuvvetleri ailesine hem de genel kamuoyuna yönelikti. Nasıl başladı müzik tutkunuz? Yalman - Sızden bu konuda bir söyleşi teklifi alınca, ben de sanat ve müzikle bugüne kadar olan ilışkimi sorgulamak durumunda hissettim kendimı. Yani sanatla olan ilişkimi yeniden değerlendiıme imkânı verdiniz bana. Kendi hayatımın derinliklerine girdim. Öğrencilik yıllanmla meslek hayatım birbirinden çok farkh. 1947 yılında Feyz-ı Ati'nin (Boğaziçi Lisesi'nin) ilk bölümüne başladım. Amavutköy-Bebek arasında, sahilde, san bir binada lisesi vardı. Sonradan Feyziye Mektepleri'yle birleştiğini öğrendım. Ben yatılı okudum. Sanata, kültüre son derece önem veren çok ilginç bir ilkokul olduğunu şimdi anlıyorum. Yani bugün benimle konuşmanıza vesile oluşturan tohumlar o günlerde atılmış. Ben müzikle olan hayatımı hep 1960'lardan sonrasıyla bağdaştınnm. Bizi on beş yirmi günde bir Darülbedayi'ye götürürlerdi. Ben 7-8 yaşlannda Shakespeare'in eserlerini izledim. Feyz-i Ati'de aynca her ay bir müsamere düzenlerdik. Kültürel konulara ağırlık veren bir okulda öğrenim hayatıma başlamış olmanın ayncalığını yaşadım. Anneniz, babanız nerede yetişmiçti? Yabnan - Annem de bu okuldan, Feyz-i Ati Lisesi'nden mezundu. Babam askeri hâkimdı. Bizim ailenin bir özelliği daha var: Biz dört kuşaktan beri askenz. Babam askeri hâkim, dedem topçu subayı, büyükbabalanm hepsi asker. Baba taranmdan gelen mesleki bir gelenek. Nerede doğdunuz? Yabnan -Üsküdar'da. Yazlan Büyükada'da, kışlan Üsküdar'da otururduk. Halamın yaşadığı Büyükada'da büyüdüm. Adanın kendine has bir kokusu ve iklimi vardır. Yaseminlerle fayton kokulan kanşır, sahildeki finnın taze çörek kokulan, melisa kokulan... Eskileri düşünürken şöyle bir şey ortaya çıktı ki, benim ilk merak sardığım sanat dah tiyatro imiş. Bu ilgi 1961 yılına kadar sürdü. Bu arada gençlik yıllanmda Türk sanat müziğiyle de ilgilendim. Teksesli müziğin ne olduğunu anlamaya çahştun. Bu araştırmalanm orada kaldı, kendimi daha fazla geliştiremedim, ama bugün bir şarkının hangi makamda olduğunu a>irt ederim. 1961 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nın çıkardığı bütün dünya klasiklerinin, özellikle Yunan tragedyalannın hepsini okudum. O tarihte Rus sınınna, Şark hizmetine gitmiştim. Ardahan'daydım. Herkes armonıka, akordeon çalıyordu. Ben de bir akordeon aldım ve kendi kendime çalmayı öğrendim. Tiyatroyla ilginlz nasıl sürdü? Yalman - Herhalde okuduğum eserlerin etkisi ile olacak, o tarihlerde tiyatro sevgisi bütün varlığımı kaplamıştı! Bu tutkum, üç gün otobüs yolculuğu ile istanbul'a gelip bir BANDOYLA AÇIK HAVA KONSERİ Müzik zevklnlzi başkalanna da aşılamaya. genls kltleye yaymaya çalısıyorsunuz. Bu amaçla da zaman zaman ordu evlerlnde, bandolarda Maslk müzik etklnllklerl düzenlenmesl Içln çabalar harcıyorsunuz. Orkestralarla bandoları blrleştlriyorsunuz. hatta orkestralarımızın İç sorunlarına dahl çözüm getlrmeye ugraşıyorsunuz! Yatanan - Avrupa Jandarmalar Birliği Başkanlığı yaptığım sırada Avrupah meslektaşlanma Istanbul Harbiye Ordu Evi'nde, opera, bale, askeri bando ile ortak bir prodüksiyon hazırlayıp sunduk. Şu sıralarda Osmanlı müziğinin Batı'ya etkisi, Osmanlı Sarayı'mn Batı'dan etkilenmesi temah bir program hazırlanıyor. Armoni mızıkamızı görevlendirdik. Askeri müzik literatürü içinde yapacağız. Emre Araa yardımcı olacak. Açıklamalarla, bilimsel bir çalışma halinde sunacağız. Ve yalnız kendi içimizde kalmayacak, halka yönelik, herkese açık olacak. Aynca bandolarımıza açık hava konserleri yaptırmak için uğraşıyorum. Cocuflum glbi uflrastım Dediğiniz doğru, bazen orkestralann iç sorunlarına kadar ilgi göstermek durumunda kaldığtm oldu. Adana'daki orkestra dağılmak üzereyken kadrolann çıkmasına yardımcı oldum. Çocuğum gibi uğraştım onlarla. Adana'da bir gün Faal Say'ın annesiyim, diyen bir hanım aradı beni. Bir vakıf kurarak Anadolu'daki yetenekli çocuklan keşfedip müzik dünyamıza kazandırmak projesinden söz etti. 1999'du galiba. Ben de çok arzu ettim buna katılmayı ancak o günkü rütbem, starüm, şartlanm buna müsaade etmezdi. Ama hayatımın müzikle daha yoğun yaşadığım bir başka evresinde böyle bir şeyi gerçekleştirmek benim temel bir zevkim olacaktır. Askerler imkânlanyla nice sivilin ulaşmadığı yerlere ulaşıp araştırmalar yapabilirler. Örgütlenme meselesi. Gelecek hayatımda da müziğe hizmet etmek en halisane temennimdir. temsil seyretmeye varmıştı. Ardahan'dan îstanbul'a geldim, bir gece kalıp Haldun Dormen'in "Bit YeniğT adlı oyununu seyrettim, yine üç günde geri döndüm. Ardahan'da Iken evli mlydlniz? Yalman - Hayır. Meslek hayatımın ilk yıllannın zevkini ve gurur dolu heyecanını yaşıyordum. Uzun kış gecelennde odun sobasıyla ısıttığım evimde Dostoyevski'nin kitaplannı okuyup, bir taraftan da yeni tanımaya başladığım l Rus Beşleri'nin, aynca Çaykovski'nin eserlerini dinliyordum. 'Rus Beşleri'nin çoğu asker kökenlidir! Cui askeri mühendis; Borodin askeri doktor, Rimski- Korsakov Rus donanmasinda subaydır. Mussorgskl de gençlik yıllannda harp okuiunu brtlrip muhafız alayına subay olmuş. Yabnan - Evet, evet, hiçbirinin de formal müzik eğitimi yokmuş. Kendi kendilerini eğitrnişler... Müzlkte nasıl derlnlesmeye basladınız? Yabnan- 1962'de Faruk Yener'in Ünlü Operalar adlı kitabı geçti elime, tek tek okumuştum. Aynı yıl, vatani görevini yapan tenor Edip Arman ile tanıştım. Ankara operasından şımdi emekli oldu. O tanışmadan ıtibaren hayatım tamamen değişti. Bana 33"lük bir plak armağan etmişti: Sarasate'den Zigeuner Yurtdışmdan sadece kaset ve CD alırıın Yurtdısına gittiğinizde plakçı gezip yenl çıkan CD'ieri izleyebillyor musunuz? Yalman-Çinden Amerika'ya kadar dünyamn birçok ülkesini gezdim. Yalnız aldığım tek şey müzik kaseti ve CD'leridir. Başka hiçbir şey almam. Böylece koleksiyonum çok zenginleşti. Osmanlı öncesi Anadolu müziğinden Mezapotamya müziğine, Kipti müziğinden Endülüs müziğine. zenci müziğine kadar neler yok... Amerika'da Ohio Eyaleti Cezaevi Bakanhğı davet etmişti geçen yıl. Cezaevlerini gezerken dinlediğim müzik, 1800'lerdeki hapishanelerde zencilerin iş yaparken kendi aralannda söyledikleri müzikmiş - ashnda cazın temeli, Afrikadaki zenci ezgileri Batı müziği nonnlanyla birleşince caz çıkmış ortaya. Bu temel ezgilerin CD'sini de orada edindim. Yani klasik müziğin belli başlı yapıtlarımn yani sıra otantik kayıtlar da topluyorsunuz. Ya Yalman Paşa, Avrupa Jandarmalar Birliği Başkanlığı yaptığı sırada Avrupah meslektaşlanna İstanbul Harbiye Ordu Evi'nde, opera, bale, askeri bando ile ortak bir prodüksiyon hazırlayıp sunmuş. konser programlarının kitapçıkları? Yabnan - Onlan da tam kırk yıldır bir arşiv olarak evimde biriktirmekteyim. Belki orkestralarda bile kalmamıştır bazılan! Haftada bir ya da iki defa canlı konsere giderim. Aspendos festivallerini hiç kaçırmam, her yıl izlerim. Yurtdışında da pek çok konser, opera ve bale izlemişimdir. Bolşoy'da, Broadvvay'de, bilirîer oradaki dostJanm bu merakımı, ben gitmeden önce yer ayırtırlar. Weisen. 1964 yılında İstanbul'a tayinim çıktı. Bu arada operaya ilgi duymaya başlamıştım. Ama opera tarihinde ve librettolarda geçen deyimleri anlamakta zorluk çekiyordum. Bunlan öğrenmek için üç kurs Tepebaşı'ndaki Itaryan Kültür DerneğTne devam ettim. Hocamız, MünirOzkuTun ablası idi. Bundan sonra daha kolaylıkla opera izlemeye başladım. İlk izledlğlniz operayı hatırlıyor musunuz? Yabnan - Ankara'da dinlediğim ilk opera Butterfly idi. 1959-60 herhalde. O günden bugüne kadar yüzlerce opera izledim. Ben nota bilmem ama birçok eserin tamamını ezbere bilirim. Ve müzikal hatayı hemen yakalanm. Rahatsız olmuyor musunuz yanlıs çalan olduğunda? Yabnan - Olmaz olur muyum? Hem de nasıl! Özellikle nefeslilerde! Sizinle Aspendos'ta izlediğim opera temsillnde İnce noktalara dokunmustunuz. Elestiri yazsaydınız. acımasız olurdunuz mutlaka. Yabnan - Yıne de insanlan kırmamaya özen gösterirdim. Eslnlz müzikle ilgilenir mi? Yabnan - Eşim de çok meraklıdır müziğe, çok iyi bir kulağı vardır, hatta benden de daha iyidir. Müzik dlnlediginlz kadar müzikle ilgili yayınları da izliyorsunuz. Yabnan - Evet. gençliğimden beri müzikle ilgili kitaplar beni çok etkilemiştir. Müzikle ilgili yüzlerce kitap okudum. Okudukça dinlemek, dinledikçe okumak, perde arkasım bilmek, bestecinin duygulannı, yaklaşımını, eserin fonnunu öğrenmek çok önemli. Müzikle felsefe arasında, Beethoven'ın dediği gibi açıklanamayan bir bağlantı olduğuna inanıyorum. Bakın, NicolasCookun "Müziğuı ABCsi dıye bir kitabı var. Beni etkileyen satırlardan bazılanm okumak isterim size: "DiK obnayan bir kültür olmadığı gibi, müziği obnayan bir kültür de yoktur" dıyor "tnsanlar müzikle düşünür. onunla kendilerinin kim olduğuna karar verip kendilerini anlaürtan.. Bir ideoloji aracı olarak müzik benzersiz güçlere sahiptir." Şu günlerde en son okuduğum kitaplardan biri de sizin "Ayla'yı Dinler mistoiz?'' başlıklı çalışmanız oldu. Orada kendi hayatımdan bazı kesitler buldum. Ben de yaşamımdaki olumsuzluklan müzikle olumluya dönüştünnüştüm. tıpla Ayla Erduran gibi! Türkiye'de sizin tammadığınız, tanısmadığınız müzik insanı yok gibi. Artık bizim müzik dünyamızın, müzik allemlzln bir parcası gibisiniz. Yabnan - Evet, kendimi ben de öyle görüyorum. Kırk yıldır ben seyirciyim, onlar çalıyordu, biz birlikte yaşlandık. Şimdi artık orkestradakilerin çocuklannı da tanıyorum. Zaten artık Türkiye'de de müzik alleleri olusmaya başladı. Peki, genç kusak sollstlerlmlzl ve bestecilerimizi de izleyeblliyor musunuz? Yabnan - Çok arzu ederim gençleri tarumayı. Sizin Allegro sütununuzdan okuyorum, ama yeni kuşak bestecileri dinlemeye pek firsahm ohnuyor. Ya yurtdısındaki müzik dostlarınız? Yabnan - Evet, yabancılan da tamnm. Mesela Sulhi Ehvadi Suriyeli dünyaca ünlü şef. Rumen şef GalatL Azerbaycanlı şefler... Müziği sevdiğim kadar müzikle ilgili insanlan da severim, yurtiçınde olsun, yurtdışında olsun. Bakın çoksesliliğin uluslararası boyutta nelere kadir olduğuna dair bir örnek anlatayım size: Ben 1998 yılında Malatya'da ordu komutanrydım. Bir taraftan terör ile mücadele ediyorduk; bir taraftan da Suriye krizi çıktı ortaya. Sonra harpsiz halloldu o iş. Ama olayın diplomatik boyutu gelişti. Güvenlik sorumluluğu da bana venldi. Türkiye adına ben yürüttüm. Çok müspet bir şekilde gelişti bu ilişki. Ve ben bu gelişme adına müziği kullandım. Çukurova Senfoni Orkestrası'nın Şam'a gönderilmesim sağladım. Suriye'deki Ehvadi'nin orkestrasıru da Adana'ya getirdim. Öd ülkenin kaynaşmasında temel bir etken olmuştur. Kültür Bakanhğı gibi bir işlev üstlenmissiniz. Yabnan - Kültür Bakanlığı Müsteşan Fikret Üçcan da benim davetim üzerine Adana'ya geldi. Şimdi Başbakanlık Müsteşandır. Oradaki orkestra bizdeki gibi belirli sürede konserler veren bir topluluk değil, ancak yılda birkaç kez. Dünyayı dolaşan bir orkestra. Bir keresinde benim onuruma bir konser verdiler. Ben de bir konuşma yaptım. Ve Şam Üniversitesi'nden müzık üzerine bir konferans vermek için teklif aldım! Hâlâ bekliyorlar! Not: Bu söyleşinin tamamı Andante dergisinin şubat saymnda yer alacaktır. evim@ boun.edu.tr PAZAR ORHAN BLRSALI Akıl Nıye bugünkü durumda ülkemiz? Niye ve nasıl, ör- neğin bir dış guç, içimızdeki tetikçilerine bir suıkast iş- leterek veya suikastlan gündeme sokarak, ülkenin yaz- gısını etkileyebileceğıni, "kendiyaranna" değişiklikler elde edebileceğini düşünebıliyor? Örneğin, içinde bulunduğumuz sıyasal coğrafyanın hiçbir ülkesinde nıye böyle sıyasi suikast - suikastlar dızisı yok? Bence temel soru budur. Bu sorunun yanıtı, ülke- mizin kınlgan ve etkiteşime açık bir yapıya sahip olması mıdır? Bınlerı şoyle mı düşünuyor: "Bırkurşun sıkanm, Tür- kiye 'nin AB 'ye üye olamayacak nıtelıkte ıstıkrarsız bir ülke olduğunu göstenrim!" "Birkurşun sıkanm, Irak'a yönelik isteklehme yanıt vermekte direnen güçlere. Türkiye'yi nasıl birekono- mik ve siyasal kaosa sürükleyebileceğimin işaretini ve- ririm!" "Birkurşun sıkanm, Kıbns 'ta çözüm konusunun ta- mamen gümbürdeyeceğı uzun birkargaşa ve güven- sizlik ortamının ateşiniyakanm!" "Bir kurşun sıkanm, ikınci, üçüncü ve daha önem- li kurşunlann habenni veririm!" Bir gozdağı mı? Kime? Hablemrtoğlu nun cenazetörenindetamtakım ha- zır bulunan, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkur- may Başkanlığı'nın hepsı birden mi? Yani, Türkiye Cumhuriyetfne; "Bırkurşun sıktmlık canın var" mı demek istiyoriar? Veya Türkiye'yi bir - ikı suikastın ucunda mı görüyor- lar? • • • Saçma, tabii. Ama bu saçmalık, kurşunlann sıkılma- sını engellemiyor. Bu saçmalığa rağmen, bu kurşun- lar sıkılıyorsa, nedeni ülkemızın kınlgan yapısında değil mı? Kınlgan yapının temelini, surekli ekonomık iflaslaroluş- turur. Burada birinci derecede, bugüne kadar ülkenin yönetimine gelmiş bütün sıyasal partiler ve bakanlan sorumluluktaşır. Kınlgan yapının ikınci nedeni, bundan önceki suikastlann hemen hiçbirinin aydınlatlmamış olmasıdır. Hiçbir iktidann, devletin hiçbir ana gücü- nün, geçmiş suikastlan aydınlığa kavuşturup, bir ka- ranlık dönemi, hatasıyla sevabıyla kapatmamış olma- sıdır. Ortbas edilmiş her büyuk olay, ancak yeni ve benzeri büyük olayların habercisı olabılir. Suikast zin- ciri, bu konuda ders dolu değil mı? Kınlgan yapının bir başka nedeni, Emin Gürses'in gazetemizdeki dünkü yazısında belirttiği, eğer doğruy- sa, ülkemizin ulusal kuruluşlan içinde önemli mevkiler ve birimlerin, "millikurumlara" değil, dış güçlere bağ- lı olarak görev yaptıklandır. Başka bir nedeni de, tabii, sorunlan çözme kapasi- tesizliğimizdır. Tabii kınlgan yapının, aynca, ülkemize ve azgekşmiş ülkelere ozgü, düşünce planında başka nedenleri de vardır: Duygu bolluğu - akıl noksanlığı; yakın ve orta vadeli gelecek planlamaları veya öngörüleri ile geliş- melerin dinamik yapısını gözeten esneklikte politika- lann yokluğu. Bir dış sorunumuzla ilgili saptanan po- lıtikalar, onu etkıleyebilecek değişkenlen göz önüne al- maz ve bunlara yanıt veremezse, hele hele. olasılıkla- n, "O zaman gelsin düşünürüz"e bırakıyorsa, ülke ya- ranna hizmet etmez. Kopenhag'da, orneğin Kıbns konusunda, Avrupa'yı Avrupa yapan "aklın" nasıl tıkırtıkır işledığini gördük. Biz ise bilimsel geçmişten yoksun, üstelik uzanama- dığı bilımı kötülemeyı manfet sayan bir küttürün ülke- sı ve insanları olarak var olup nal topluyoruz. • • • Avrupa Birliği üyeliği, Türkiye Cumhurıyeti'nin pro- jesıdir. Türkiye Cumhuriyetı Devleti, iktidara gelen hü- kümetler değişse bile, bu projeyi sürdürüyor. Yoksa öy- le değil mı? Bu proje ülkemizin temel politıkası mıdır, değil mıdir? Şüphesız, hiçbir politıkanın mutlaklığı ve her koşul- dageçerli olacağı dıye bir kural yoktur. Hiçbir ülke, ken- dısine büyük zarartar verecek "özveriler"de bulunmaz. Ama Avrupa Birliği yolunda, Kıbns'ta. şu veya bu si- yası şahsiyetın veya partınin değil, ulusun ve devletin kabul edebileceğı gerçekçı ve akılcı bir çozümü bulup çıkartabilecek bir yeteneğimiz mi yok? Bir ulusun ve devletin temel politikası, şu veya bu şahsiyetin veya partinın görüşüne uymuyor dıye, üstelik "u/usa/"lık adına, torpıllenebilir mi? Avrupa Birliği üyeliği konusundaki ülkenin ve dev- letin ulusal politikasına karşı, tabii ki farklı görüşlerde olmak herkesin hakkı. Ancak, kuçük ıktidarları ulusal polrtikayı temelinden dinamıtlemekte kullanmak, ne kadar haklı? Izlenen politıkanın gelecekteki sonuçla- nnın ne olacağını soran akla karşı, tarıhi hamaset, tam bize, irili ufaklı hiç fark etmez, tam gerı kalmış bir ül- kenin insanına yakışıyor mu diyeceğiz... Aklı ön plan- da tutmanın ve sorgulamanın bu ülkede olanağı yok, deyip kepenkleri mi kapatacağız? Her koşulda Avrupa Birtiğı üyeliği gibi bir zırva ba- kış olamaz. Çok şükür ki öyle bir noktada değil ülke. Bazılan tarafından öyle gösterilmeye çalıştiıyor olsa bt- le... Öztin Akgüç'ün Avrupa Birliği'ni konu alan son yazısı, ne kadar sağlıklı, küçük iktıdar ve siyasai he- saplardan annmış bir bakışın ürünüydü? Teşekkürler Sayın Akgüç... obursali@cumhuriyet.com.tr. IMZA GUN MEHMET FARAÇ CNR Uluslararası Kitap Fuan Yeşilköy 22 Aralık Pazar Saat: 15.00-18.00 Günizi Yayıncılık Stand F307
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog