Bugünden 1930'a 5,452,388 adet makale



Katalog


«
»

22 ARALIK 2002 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 J! W 3 n 53 Hükimthayat stsnoaranan vazgeçmiş. TabBgeçer, hayatm standardıiNkani - Ankara'da eğitimin başına imam getirilmiş... "Demek ki bildiâini okuvacak!" Görev Necip Hablemitoğlu'nun öldürülmesinden sonra Ankara'dan bir dostumuz şöyle diyor: "Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenlerin, 'kötü şeylerin olmamasını umma' haklan yoktur. Onlann f tek bir görevi - L vardır: Katillerin bulunması, ulusumuza karşı düzenlenen kirli oyunu boşa çıkarmak için çalışmak; aldıkları yetkinin, oturduklan makamın hakkını vermek. Yani, yönetmek. Yani, yabancıya yalvar yakar olmadan, hepimizden daha çok şerefimizi korumak!" B ugün Pazar... Ulke yine kanlı bir kışın soğu- ğunu yaşıyor... Türkiye bir aydınını daha si- yasi cinayete kurban verdi... Hafta sonu ta- tilinın keyfi yok... Hayatm hayhuyu içinde dü- şünmeye bile fırsat kalmıyor... Nevzat Tekin, bir dizi soruyla hayatı sorguluyor: "Dur-dinlensiz bir çabayla ömrümüzü armağan mı edıyoruz hırslarımızın bıze kazandırdığı hedeflere? Sonra bunun adına da çalışmak veya para kazan- mak mı diyoruz? Gözümüzü kör eden bir önde olma isteğıyle mi ça- lıyoruz ruhlarımızın kardeş olduğu insanların umırtla- rını? Sonra o umutlan üç otuz paraya pazarlayıp bunun adına rekabet mi diyoruz? Çalışmaktan yorulmuş. feri gitmiş gözlerimızle sev- diklerimize bir gülüşü armağan etmeyi unutmuşuz da bunun adına mesai duyarlılığı mı demişsiz? Ekmek aslanın ağzından midesine geçeli çok oldu Kırk kulp telaşıyia yüklendığimız para kazan da nasıl kazanırsan kazan sorumluluğunun insanlığımızdan alıp götürdü- ğü değerieri görmezden mi geliyoruz? Bu insanlık değerlerini artık yere çakılmakta olan hoşgörü zeplınimızdeki fazlalıklar olarak görüp birer ikişer ruhumuzdan sılip atıyor muyuz ne? Ne zaman 'Hayatımı nasıl kazanacağım?' sorusu- nun girdabında boğulmaya yüz tutsam; o koca yürek babamın 'Dünya kırk kulplu kazan, birinden tut, sen de kazan' demesiyle rahatladığım zamanlar çok geri- dekaldı... Yani ışsizlik değil derdim, işsız olmanın ağırlığı altın- da kalmanın insanın omurgasını ne hale getirdiğini de bilenlerdenim! Gün boyu işyerinde sürüklediğiniz zaman sizi eğer akşamları sevdiklerinize götürecekse ve lokmayı bile paylaşabileceğiniz bir yer ise burası; çalışmak zor gel- mezinsana... Çocuğunuzun içtiği süte dönüşecekse para kazan- mak için verdiğinız emek, çektiğiniz sıkıntı; insan bay- ram yerindekı atlıkannca gibi görür işyerini... Sevgilinize aldığınız kırmızı karanfilin kokusuna çev- rilebiliyorsa günlük koşuşturmanın yorgunluğu; çalış- mak ve yorulmak ne güzel şey diyebilirsıniz... Canımız yana yana, bedelini ödeye ödeye biriktir- diklerimiz bize yardımcı olmakta ve çıkarianmızın önü- ne geçmekte gecikiyor bazen! 'Doğa boşiuk kabul etmez' sözünü doğrularcasına yerine yenisini koymadığımız sürece yıtirdiğimiz her değer istemediğiniz renklere dönüşur yaşamımızda... Emeğinizi yüksünmeden, erinmeden harcadığınız işyeri saatleri insanlarınızaayırabileceğiniz kaliteli da- kikalaradönüşsün... lyi bir gün olsun yann..." Yunanistan Başbakanı Simitis, Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'yu makamına çağırarak: - Kusura bakma ama seni bakanlıktan almak zonındayım, demiş. Çünkü bu işi senden daha iyi yapan biri var. - Yaaa... Kimmiş o? - Yaşaros Yakışos! Can Ozan SESSİZSE {••••• • *.~ • '— -.---: r ^ DASIZ(!) rıV:>- L*-V.-;- • - - —. ; •-- •' - |T;.-.|V =£2. ::.'.•:• 1 liıiıi r. - -"- - Yüksek Yerilim Hatt erdincutku' yahoo.com Benim sadık yarim KARA SEVDAdır! İmzalanmamış sözleşmeye noter tasdiki Üsküdar 7. Noteriiği'nde 21 Ocak 2002 tarih ve 01772 sayı numarası ile düzenlenmiş bir belge var... Belge bir kamu kurumu ile bir kooperatif arasın- da yapılmışsözleşmeyi içeriyor. Üskü- dar 7. Noteriiği'nde düzenlenen belge- ye göre taraflar arasındaki sözleşmenin imzalı bir nüshasının noteriikte saklan- dığı ve ibraz edilen belgenin imzalı söz- leşmenin aynısı olduğu beyan ediliyor. Üsküdar 7. Noteriiği'nde 12 Şubat 2002 tarih ve 04518 sayı numarası ile düzenlenmiş bir başka belgede aynı ka- mu kurumu ile aynı kooperatif arasında yapılmış aynı sözleşmenin bir örneğı yi- ne imzalı bir nüshasının noteriikte saklı bulunduğu kaydı düşülerek hazırtanıyor. Fakat gelin görün ki... Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne sunulan noter- den tasdikli sözleşmenin noterde sakla- nan nüshası istendiğinde, sözleşmede kamu kurumunun yetkililerinin imzası- nın bulunmadığı ortaya çıkıyor. Yani, or- tada imzalanmış bir sözleşme yok! Ama Üsküdar 7. Notertiği'nde düzen- lenen iki belgeye göre, sanki sözleşme imzalanmış! Mahkeme, "Dava konusu olan söz- leşme aslı gerçekte bulunmadığı halde aslı kendisindeymiş ve sunulmuş gibi tasdik eden Üsküdar 7. Noteriiği hak- kında müsnet eylemden dolayı cezai soruşturma açılması için Üsküdar Cum- huriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına, gerekli belgelerin Kadı- köy Cumhuriyet Savcılığı vasıtasıyla gönderilmesine, sonucu hakkında bilgi istenilmesine" karar veriyor. ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCt Dublîn'e Hazırlık... Her biri binlerce yaşındaki kentlerimizde yaşadıkları "mo- denı*(!) yap-sat apartmanlann- dan yola çıkıp, 700 yaşındaki Kopenhag'ın tarihsel mekânla- nndaAvnıpalılarla buluşan siya- silerimiz, Türkiye'nin AB üyeli- ği için istedikleri "tarihi'' elde edemediler... Şimdi, 2 yıl daha "kriterlere uyum" sınavını yaşadıktan son- ra 2004 'ûn Aralık ayında bu kez de Dubtin'de "tarih pazarhğT yapacaklar... Ben eminim ki eğer İrian- da'nın bu "bDbiogfci" başkentin- de de aynı kimliksiz ve kent kül- türü yoksunu apartman dairele- rinden yola çıkıp giderlerse, um- duklannı yine sağlayamayacak- lar... Çünkü, daha yıllar önce Dub- Bn Belediyesi'nın bir büyük met- ropol başkentte bile yeni bina yüksekliklerini "ençoklOkatia" sınırladığı bir imar düzeninin ar- dındaki "rant yerine ırjgarhk" anlayışının ne anlama geldiğini kavramakta zorluk çekecekler... Dublin'i de diğer tüm A\Tupa kentleri gibi, tarihsel doknsunn tu" da güney kesimdeki Dubtin Üniversitesi ile ünlü "St Stepben Bahçekri" arasında yer alıyor... Bugünkü meclisin merkezi ise 1745 tarihli Leinster EvL. Aynı alanda Victoria dönemi mimari- sındeia Lhısal Kütüphane ve tr- landa Müzesi gibi bınalann yani sıra, tayıdaki iskeleler boyunca sıralanan birçok anıtsal yapı Dublin'de tarihi, geleceğe taşı- yor... Bunlarla bütünleşen, doğuda- ki Merrion ve güneydeld Rtz- wüHam meydanlan ile Graftson Caddes gibi arterlerde dolaşan herkes, "geçmişesaygılıbiryaşa- mm" haklı gururunu taşıyor... Talan yerine kimlik, Işte, bizde de vaktiyle var olan bu kent saygımızı yok eden ve ta- rihsel gururumuzu da gün geç- tikçe unutturan "arsa ve emlak rantjnasevdalT poliokalann ar- dındaki "talan güdüsü" ile Dub- lin'i de uygarlığın bir başka gü- zel kenti yapan "kimlik ve kül- tür" anlayışının 2 yıl sonrakı kar- şılaşmasına acaba nasıl "hazır- lannMk"gerekir?... Örneğin, şu "imar uzmanı" bele- diye başkanlı- 2Q04'te de "Vıking mimarisiyle r ' tanısılacak_. (Kylemore Şatosu) sürdüren" bu kimlikli kent yap- ma hedefındeki bu çağdaş anla- yışı yıllardır Türkiye'den dışla- dıklan için de Avrupah meslek- taşlanyla şöyle "Avrupah" gibi bir "dryalog" kuramayacak, pa- zarhğı yine arsa tüccan tarzında- ki "poİemikkrijie'' idare ede- cekler... Görecelderi manzara,. Tıpkı Kopenhag gibi, iki yıl sonra da Dublin'de görecelderi "kentve mimarhk manzarasınT şimdiden özetle)'elim: Irlanda ile aynı adlı denizin birleştiği koyu sarmayalan ovada 12. yüzyıl sonlarında kurulan Dublin'de Vîking, Norman ve George dönemlerinin mimari peyzajı titizlikle korunmaya ça- lışüıyor... Büyüme ve yayılmanın, eski merkezdeki Dubİin Şatosunun hâlâ kentin "tam ortasmda" ka- '.acak şekilde olmasına özen gös- terilirken, 1919 "daki bağımsızhk kararının onaylandığı trlanda Vleclisi'nin de toplandığı 1705 yanınu "BeJedheBaşkanıKonu- ğından şimdi TBMM'ye girenler bir araya gelip, bizde de beledi- ye başkanlannın artık "tarihi yı- kan apartmanlarda"' değil, doğ- rudan o tarıhî binalan konut ola- rak kullanmalan için yasa çıkar- tamazlarmı?.. Ya da kentlerdeki yapı yüksek- liklerinin "yaOnmcmın isteğiy- le" değil, kent peyzajındaki tari- hî binalann kotlanyla belirlen- mesi karannı daha geç kalınma- dan alamazlar mı?... Bu gibi "Dublin'e hazntk" önerilerimiz, ilerleyen günlerin de konusu olacak... Ancak şim- düik şu kadarla yetinelim ki; ta- rihsel ve kültürel mirasımızı or- tadan kaldırmaya dayalı imar ve kentleşmepolitikamıza artık son vermezsek, Dublin'de de yine "dıiş kmkhğı'' yaşayabiliriz... Çünkü "medeniyetleri buhış- turahm" diye gittiğimizde, eli- mizde hiç değilse "buhışturabi- leceğimiz bir medeniyet mirasj- nın" da kalması gerekmiyor mu?... OekincKı cumhuriyet.com.tr. KİM KtME DUM DUMA BEHİÇAK behicakfa turk.net ÇÎZGİLİK o o o o • o KÂMİL O o o MASARACl O o c o o o ° J • o /^ f • s o 1 ? \ 1 / 1 ° o 0 0 o 0 0 0 0 o o o o o 0 O 0 HARBİ SEMİHPOROY semihporoy@yahoo.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZARIKAN 22Arabk SUGÜN, ILYUŞIN E-36 O£N£ME UCUŞU.. S/V/L , /{.*: UÇUŞUA/Ü Şrr. ÜNLÜ MÜtf Yl/ŞİAJ'/M SEGG£/ K f'L- OUUAl , S3,S MSTIÇ£ U2UMMK7M- -S6, Bt/rüı*. g/e UÇAKTT. oepoc/>e' OOLU +6OO tes». H/Ç WMEO£M UÇA8fLiyO&; S44rT£ / tS/A/ /Çı\ 31-3+3 Oru- B/ÇİMİYL£ 3SO yOLCU fC^P)^Ser£L/>1Of.3U UÇAK, SOVr£7Z£R'/fi/ /CfCj Çf'FT tCOGİOO&M MOD£LİrDf. 1379 Yf- UNPAN 1T-86 , BAKIRKOY 4. SULH HUKUK MAHKEMESÎNDEN EsasNo: 2002,1005 Karar No: 2002 1127 Istanbul, Beşiktaş, Arnavutköy Mahallesi, C:2, H:810'da nüfusa kayıtlı Ibrahim Ethem oğlu. Zehra'dan olma 28.5.1928 d.lu mahçur Celalettin Arif Çetin'in MK'nun 405. mad. gereğince kısıtlanmasına. kendisine aynı hanede nüfusa kayıtlı eşi Mustafa kızı Fatma Sabiha'dan olma 01.03.1939 d.lu Ayla Çetin'in MK'nun 413. mad. gereğince vasi atanmasına 19.12.2002 tarihinde karar ve- rilmiş olup itirazı bulunanlann 10 gün içerisinde mahkememize müracaat ehneleri ilanen tebliğ olunur. 19.12.2002 Basm: 85128 PANO DENtZ KAVUKÇUOGLU AKP'nin llginçlikleri Üzerine Geçen hafta dört günlüğüne Istanbul'a gelen bir Al- man arkadaşımla Istiklal Caddesi'nde yürürken, o an- da aklına nereden estiyse, "Yeni hükümeti nasıl bu- luyorsun?" diye sordu. "llginç buluyorum..." dedim. "Nasılyani?" gibisinden yüzüme bakınca, "Bu hükü- metyapması gerekenleriyapmayıp, yapmaması ge- rekenleriyapıyor..." diyeekledim. Ama baktım, sor- mak istediği başka sorular da var, bir kafeteryaya gir- dik, sakin bir masa buiup, oturduk. Daha önce de birkaç kez yazdım... Bu Almanlar za- ten bir tuhaf oluriar, ama bizimki sanki tuhaflığın taç- sız kraJı... Dönüyor, dolaşıyor, bana Avrupa Birligi'ni soruyor. Sanıyor ki biz eğer Avrupa Biriiği'ne gire- mezsek yok olacağız, yeryüzünden silinip gideceğiz. Neyse, "2004 sonunda bakanz..." deyip kapattım konuyu. Bu sefer de "Ya bunlarsizikeserlerse..." di- ye tutturdu. "Kim?" diye sordum, "Onlar" dedi, "ye- nigeienler..." Bunlan kafasına kim soktuysatam sok- muş! "Kesmezler, bunlar başka..." diyorum, o hâlâ "Keserier..." diye inatlaşıyor benimle. Biraz sesimi yükseltince susar gibi oldu. önündeki döneri yeme- ye başladı. Almanlann bir de yemek öncesi nazlan vardır... Da- ha önce görmedikleri, tatmadıklan Türk yiyecekleri- ne kuşkuylayaklaşıriar. "Almayayım..."diye nazlanır- lar, biraz ısraredince, "Ehpeki, çokazama.."derler. Ama ilk lokmadan sonra topla tüfekle kaldıramazsı- nız masadan... O da iki tabak yiyip üçüncüsünü iste- di garsondan. Şaşkın gözlerie bana "Getireyim mi abi?" diye soran garsona bir tabak daha getirmesini söyledim. O yedikçe ben de kafamı dinliyorum çün- kü... • • • Tabağının kenanndaki yoğurdu aynen bir Türk gibi ekmeğiyle sıyınp ağzına attı. Yüzünde, karnı doymuş insanlardaki o mutlu ıfade, "Anlatbakalım öyleyse..." dedi, "neymiş bu adamlann ilginçlikleri?" Aramızda eski bir hukuk var, dört yıl aynı sınıfta okumuşuz. Di- şimi kıranm da kalbini kıramam Wolfun. Ama iyi de Türkiye hakkında çok az şey bilen, o az bildikleri de baştan sonra yanlış olan bir Alman'a "Ihale Yasası" nasıl anlatılır? Bak VVolf, bunlar seçimlerden önce her türiü yolsuzluğu ortadan kaldırmaya söz verdiler. En büyük yolsuzlukların "ihale kaşkarikolan"ndan ileri geldiğini, bu nedenle ilk işlerinin ilgili yasayı değiştir- mek olacağını söylediler. "Şimdiyse bir yıl daha kal- sın diyoriar!" desem. ne anlar bundan? Ya işkenceye verdikleri örtülü destek? Cumhuriyet Halk Partisi'nin "Işkence suçundan mahkûm olanlar milletvekili seçilemesin" yollu önergesini reddettiler Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde. (5ysa liderieri Re- cep Tayyip Erdoğan, "Işkencenin kökünü kazıyaca- ğız!" diye söz vermişti Avrupa Biriiği'ne. Tam bir "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" durumu yani. Bu- nu anlatsam, "Acaba Meclis'e sokmakistedikleriiş- kenceci arkadaşlan mı var AKP'lilerin?" diye düşü- necek. Eski bir arkadaşım da olsa, sonuçta "elin oğ- lu" olan bir Alman niçin kuşku duymaya başlasın bi- zim milletvekillerimizden? "Alın teri, yetim hakkı" de- diler, "ad;7 kazanç, adil vergi" dediler, ama ilk işleri "mali milat"\, "nereden buldun"u kaldırmak oldu. "Para kazan da nasıl kazanırsan kazan!" cingözlüğü- nü temel felsefe olarak benimsediler. Bu da ilginçti ta- bii. llginç olmasına çok ilginçti de bir yabancıya an- latılacak şey değildi. 0 "ilginçlik" sözünü ettiğime edeceğime çoktan pişman olmuştum ama yapacağım bir şey yoktu ar- tık. Kafam çatlayacak gibiydi... Kalktık, Taksim'e doğ- ru yürümeye başladık. Sular Idaresi'nin köşesindeki "âmâ orkestrası" herzamanki yerini almış, "Biz Hey- beli'de her gece... "yi çalıp söylüyortar. O anda akıl- ma geldi, "Bak" dedim, "eskiden buraya büyük bir camiyapmakistiyoriardı, vazgeçtiler..."Yüzümebak.- tı. "Bu kadarmı?" diye sordu. Evet, bu kadar..." de- dim, "başka ne gibi bir ilginçlik bekliyordun ki?.." NOT: Bu yazıyı yazdıktan sonra aklıma geldi. Pa- zar günü kafayı takacak bir soru değil ama... Biz"/- mam"\a, "hoca"yia, "türbanla mürban"\a oyalanır- ken acaba malı başka yerden mi götürecek bu AKP'li- ler? (e-posta: dkavukcuoglu6superonline.com) (Faks:0212-234 68 73) B U L M A C A SEDATYAŞAYAN 1 2 3SOLDA.NİSAĞA: 1/ "Değersiz, bayağı, kötü" anlamında argo sözcük. 11 Yunan mi- tolojisinde aşk tannsı... Hamurun, fi- 6 nna verilme- J den önce din- g lenmesi için üzenndebek- ° letildiği tahta. 3/Çöl bölgelerinde bazı çukurlann tabanını kaplayan tuzlu ve killitoprak... Parlak . kırmızı renkte bir süs taşı. 4/ Pirinç ve şekerkamışından el- de edilen bir tür ra- kı... Eski Mısır ina- nışında insan ruhu. 5/ Panltısını arttrrmak için elmas taşlannın altına konan ince metal yaprak... Büyük kent serserisi. 6/Parola... Divan edebiyatının en büyük hiciv şa- iri. 7/DemiryoIu... Sıkıştınlmış talaş ve yonga- dan yapılan tahta. 8/Yeni bir şey bulma... Gerçek. 9/ "Yalan dolan, hile" anlamında argo sözcük. YUKARTOAN AŞAĞIYA: 1/ Engel... Olgunlaşmak üzere olan tahıl. 2/ Ka- rakter... Kesilen ağacın yerde kalan kütük dibi. 3/ Macaristan'da üretilen ünlü bir şarap... Özel ge- zinti gemisi. 4/ Teknelerdeki hamuru kazımaya yarayan araç... Uzaklık işareti. 5/Eski Mısır'da gü- neş tannsı... Notada durak işareti. 6/Kalın bükül- müş sicim... Aynı adlı ağaçtan elde edilerek he- kimlikte kullanılan ıtırlı bir madde. 7/Köpek ve ineklere yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek... Rüzgânn estiği yönü göstermek için di- rek şapkalannın üzerine yerleştirilen alet. 8/ Ja- ponya'da bir kent... Ince ve uzun metal şerit. 91 Meyve, sebze satmak için kurulmuş derme çat- ma dükkân... Dört Halife'nin sonuncusu.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog