Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 21 ARALIK 2002 CUMARTESİ DIZI Osmanlı Imparatorluğu 9 nun arşivinde bulunan bazı bilgi ve belgeler, Türkmenlerin kabilelerine karıştığını ispatlamaktadır Aleviliği benimsemedi rürkler, İslamiyeti, doğuşundan yaklaşık 300 yıl sonra Türkistan'ı fethe gelen Arap ordulan ile tanımışlardır. Bu fethe çok direnmişler, sonuçta da çok kan dökülmüştür. Kabul ettiklerinde ise îslam içindeki Emevi Müslümanlığını değil, ehlibeyt yandaşlığını seçmişlerdir. Orta Asya'da, Yusuf Hemedani, Ahmet Yesevi, Lokman Parende ve Hacı Bektaş Veli islamiyeti Türk sufiliği ile bütünleştirmişlerdir. islamiyeti Türkçe konuşturmuşlardır. CEMAL ŞENER evilerîn tnik A levilik bir dinsel aynmdır. Is- / l lamiyetin farklı bir yorum bi- / J . çimidir. Nasıl ki Hıristiyan- lıkta, Musevilikte farklı yorumlar var ise, son tektannlı din olarak ka- bul edilen tslamiyet içinde de farklı yorumlann olması bir kaçınılmaz- lıktır. Din sosyolojisi açısından ba- kıldığında, Islamiyetin Hanefi. Şa- fıi, Şii yorumunu nasıl ki kabul eden Türk'e, Kürt'e, Çerkez'e, Gürcü'ye, Arap'a rastlamak olası ise Aleviliği de kabul eden Türk'e, Kürt'e, Arna- vut'a, Arap'a rastlamak olasıdır. Ama sosyolojik olarak bu olası- lıklar olmasına karşın tarihsel olarak dunım daha farklı gelişmiştir. Örne- ğin; sosyolojik olarak mümkün olma- sına karşın tarihsel olarak nerede ise Çerkez veya Gürcü Aleviye rastlamak olası değildir. Aleviliğin etnik kim- liği ile Alevilerin etnik kimliği teri- mi farklıdır. Aleviliğin etnik kimli- ği demek daha farklı bir anlam içe- rir. Burada söz konusu edilen, Tür- kiye'de yaşayan Alevilerin etnik kim- liğinin ne olduğudur. Daha doğrusu Alevi olup Kürtçe ya da Zazaca ko- nuşan Alevilerin ısrarla kendilerini Türk olarak ifade etmelerinin sebe- bi nedir 0 Amaç bunu irdelemek. Ger- çeği bulmaktır. Ehlibeyt yandaşlığı Türkler, İslamiyeti, doğuşundan yaklaşık 300 yıl sonra Türkistan'ı fethe gelen Arap ordulan ile tanı- mışlardır. Bu fethe çok direnmişler, sonuçta da çok kan dökülmüştür. Ka- bul ettiklerinde ise Islam içindeki Emevi Müslümanlığını değil, ehlibeyt yandaşlığını seçmişlerdir. İslamlyet ve Türk suflllğl Orta Asya'da, Yusuf Hemedani Ahmet Yesevi, Lokman Parende ve Hacı Bektaş VeB İslamiyeti Türk su- filiği ile bütünleştirmişlerdir. isla- miyeti Türkçe konuşturmuşlardır. Anayurttan Anadolu'ya bu maya Yesevi dervişleri ile gelmiştir. Ana- dolu'da kurulan birçok beyliğin ve Os- manlı'nın kuruluşunda bu maya var- dır. Osmanlı'da yönetime dönme- devşirme kuşağının hâkim olmasına dek bu dunım böyle devam etmiştir. Kürtçe ya da Zazaca konuşan Ale- vilerin ortaya çıkması, Kürtlerin ve- A nayurttan Anadolu'ya bu maya Yesevi /\ dervişleri ile gelmiştir. Anadolu'da / l kurulan birçok beyliğin ve Osmanlı'nın kuruluşunda bu maya vardır. Osmanlı'da yönetime dönme-devşirme kuşağının hâkim ohnasına dek bu durum böyle devam etmiştir. Kürtçe ya da Zazaca konuşan Alevilerin ortaya çıkması, Kürtlerin veya Zazalarm Aleviliği benimsemesi sonucu oluşmamıştır. Bu olasılık din sosyolojisi açısından mümkün değildir. ti bu bölgelerin valilerini atarmış. O yıllarda bugünkü Güneydoğu Ana- dolu'ya Türkmenler egemenmiş. O bölgeyi Osmanlı Kürtleştirmiş. ya Zazalarm Aleviliği benimsemesi sonucu oluşmamıştır. Bu olasılık din sosyolojisi açısından mümkün ol- masına karşın Osmanlı tarihinin ge- lişim seyri açısından mümkün gö- zükmüyor. Kürtlerin Aleviliği be- nimsemesini iddia etmek Osmanlı tarihini bibnemektir. Çünkü Osman- lı; Fatih döneminde başlayan, Yavuz ve Kanuni döneminde daha yoğun- laşan bir ölçüde Türkmen karşıtıdır. Türkmenler de Alevi olmalan nede- niyle Alevi karşıtıdır. Kürtler ise o yıl- larda Osmanlı tarafından korunan, kollanan, adeta Osmanlı'nın vunıcu gücüdür. 1516-1517 Çaldıran Savaşı'na dek Erzincan, Erzurum, Diyarbakır va- lileri Erdebil Dergâhı tarafından ata- nırmış. Yani Türkmen Safevi Devle- Aleviler evrensel banş ve kardeşlik hakkındaki görüşlerini hemen her toplantida dile getirmeye özen göstermek tedir.Bu hoşgörünü nalünda tarihsel getişiminde rolü vardır. BtR MÎLLETtN DÎĞERlNl ASlMlLE ETMESÎ ÎÇÎN NÜFUS ÇOĞUNLUĞUNUN ÖNEMl YOKTUR Toplumlar birbirini etkiliyor T\ osyolojik bir kural vardır; "Her milliyet farkı dtl farkını gerektirse de her dil farkı miDiyetfarkınıgerektinnez''. Bukuraldan yapılacak çıkarsama, her dil farkının milliyet far- kı olmadığıdır. Bir milliyet tarihsel gel-gitlerde farklı dilleri kullanabilir. Çoğu kez aynı dine mensup iki millet yan yana yaşadığı zaman bun- lardan biri diğerini etkiler, asimile edebilir ve onu temsil eder. Bunun tarihte sayısız öraekleri vardır. Ama bu ikili ilişkide yerli olan sonra ge- leni etkiler diye bir önşart yoktur. Tersi de olabi- lir. Bu yaşanan konj onktüre, tarihsel ve sosyolojik değişkenlere göre ye- niden yapılanır. Klasik bir örnektir; Fransa'da eski çağlarda Goluva adlı bir millet yaşar- mış. Bu Fransa'nın antik toplumlann- dandır. Sonra Romalılar burayı fethe- derler. Daha sonra Fransa'da Goluva milleti ile oraya sonradan yerleşen Latinler birlikte yaşamaya başlarlar. Bu birlikte yaşama sonucunda La- tinler, Goluvalılan etkilerler. Asimi- le ederler. Latinliler süreç içinde Go- ^ ^ ~ ^ ~ ~ luvalılann dilini etkiler ve kendi dilleri Goluva dili yerine geçer. Goluvalılar Latinleşirler. Latin- ce konuşurlar. Böylece sonradan gelen Latinler, yerli halk olan Goluvalılan nüfuslan daha çok ol- masına rağmen asimile ederler. Ortaçağ'da Fransa yeniden bir fetih olayı ile kar- şı karşıya kalır. Bu sırada Fransa'da Franklar ya- şıyordu. Ilk fetihte fethedenler, yerlileri asimile etmişti. Bu sefer tersi oldu. Yerliler fethedenleri etkiledi, asimile ettiler. Fransa'ya ait olan yeni La- tince, Cermencevi ortadan kaldırdı. Fransa'nın ve Franklann dili oldu. Cermenlerin dili Latin- ceoldu. CermenlerFranklaştılar. Sosyolojidegös- terilen bu klasik örneklerden de görüldüğü gibi bir milletin diğerini asimile etmesi için nüfusun azlığına çokluğuna bakümıyor. Fethedene ve fet- hedilene öncelik verilemiyor. Böyle bir kural yok. Bazen işgal eden, edileni asimile ediyor. Bazen de işgal edilen yerli, işgal edeni asimile edebiliyor. Bunun kesinliğini ifade eden bir sos- yal yasa yoktur. Örneğin; Batı Roma împarator- luğu kendi dilini Italya'ya, Fransa'ya, Ispan- 1 oplumlann birbirini etkilemesi, karşılıklı asimile etmesi olasıdır. Burada azmlığın çoğunluğu veya çoğunluğun azınlığı asimile etmesi diye bir önkoşul yoktur. Bu önkoşul fetih yapan ve fethi yapılana göre değişebiliyor. Durum tamamen olayın olageldiğ özgün şartlara, konjonktüre bağlı olarak seyrediyor. Bu konuda bir toplumsal yasa yoktur. ya'ya, Portekiz'e kabul ettirmiştir. Doğu Roma împaratorluğu ise işgal ettiği Yunanlılann etki- sinde kalıp asimile ohnuş ve dilini kabul etmiş, Yunanlılaşmıştır. Yine Araplar; Mısır'da Arap- çayı yerli halka kabul ettirmişlerdir. Ama aym şe- yi işgal ettikleri Iran'da, Türkistan'da, Çin'de ya- pamamışlardır. Eski Türkler de dindaşlan olan çeşitli millet- ler tarafından asimile olmuştur. Hazar Türkleri, Museviliği kabul ettikten sonra Yahudileştiler. Kuman Türkleri Hıristiyan milletler tarafindan asimile oldu. Budha dinıni kabul eden Türkler, Moğollar ve Tibetliler tarafından asimile oldu- lar. Ulah, Bulgar ve Macar devletlerinin kurucu- lan Türkler olduğu halde süreç içinde asimile ol- dular. Bulgarlaştılar veya Macarlaştılar. BabürHan ile birlikte Hindıstan'a giden Türk- menler dillerini unuttu. Hintlileştiler. Urduca ve Hintçe kendi dilleri yerine geçti. Hatta Urduca konuşan Müslüman bir Flint milleti oluştu. Ku- zey Afrika'yı işgal eden Türkler, süreç içinde Mısır'da, Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de dillerini ^__^^ unuttu, Araplaştılar. Arapça Türkçe- nin yerini aldı. Güneydoğu Anadolu'da Türkler, bir yanda Kürtler ile diğer yanda Araplar ile komşu olarak yaşıyorlar. Arap şehirlerine giden Türkler etki- leniyorlar ve Araplaşıyorlar. Ama çölde Araplarla birlikte konar-göçer yaşayan Türkler, Araplardan şehirde- ki kadar etkilenmiyorlar. Fransa'dan başlayıp ülkemizde son verdiğimiz tarihsel ve sosyolojik ör- neklerden görüldüğü gibi toplumla- nn birbirini etkilemesi, karşılıklı asimile etmesi olasıdır. Burada azınlığın çoğunluğu veya ço- ğunluğun azınlığı asimile etmesi diye bir önko- şul yoktur. Bu önkoşul fetih yapan ve fethi yapı- lana göre de değişebiliyor. Durum tamamen ola- yın olageldiği özgün şartlara, konjonktüre bağlı olarak seyrediyor. Bu konuda bir toplumsal ya- sa yoktur. Konması da uygun değildir. Filanca top- lum asimile olur ama falanca olamaz denemez. A aşireti Kürtleşir ama B aşireti Kürtleşemez denemez. Denirse komik duruma düşülür. Avcıoğlu nun tespltl Bakm konu ile ilgıli "Türklerin Tarihi* ve "MiffiKurtuluşTarihrki- taplannın yazan, değerli araştırma- cı Doğan Avcıoğlu ne yazıyor: "Güneydoğu Anadolu, Safevflerin elinde kalsa idi Türkçe orada rakip- siz bir dil olurdu. Bölge Türkleşirdi Osmanh'da bu ters oldu. Şah İsma- U'in peşindeki Kızılbaş Türkmene karşı Osmanh, çoğu Sünni ve Şafî olan Kürt beylerini tutnnıştur." Orta Anadolu'da yaşayan Türk- menler. Osmanlı zulmünden canla- nnı kurtarmak için kuş uçmaz, ker- van geçmez dağ başlanna kaçmışlar- dır. Çünkü Osmanlf nın gözünde Türkmen potansiyel suçlu idi. Bakm Osmanlı'nın sürgün politikası ile il- gili iktısat tarihçisi Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan nasıl bir tespit yapmış: "Osmanlı İmparatorlu- ğu'nda çeşitli tarihlerde iskân amacı ile vs. sürgün edilen Idtlenin çoğunu adi suçlular teşkil ediyordu. Kızübaş- hk da bu adi suçlar arasında sayıbp sürgün nedeni oluyor." osmanlı arşlvl Osmanlı arşivi Ord. Prof. Dr. Bar- kan'ın tespitini doğrulayacak binler- ce belge ile doludur. Bu yıllarda Türk- men ve Alevi olmak sürgün ve "kat- li vacip" nedeni oluştururken Kürtler imtiyazlı toplumsal kesimi oluşturu- yor. Kürtlerin böyle bir durumda Ale- viliği benimsemeleri olasılık dışıdır. Bırakalım Kürtlerin Aleviliği benim- semesini, iktidar mezhebi olduğu hal- de daha ılımlı tslamı temsil eden Ha- nefıliği bile Kürtler benimsememiş- lerdir. Kürt olup Hanefi olan azınlık kesim ise Kürtleşen Türkmenlerdir. Kendinden biraz daha liberal bir Is- lam yanlısı olan Hanefiliği bile be- nimsemekte zorlanan Şafi Kürt an- layışın Aleviliği benimsediğini iddia etmek ne denli gerçeği ifade edebi- lir? Işte Doğan Avcıoğlu'nun tespi- ti: "Osmanlı, Kürdistan adını verdi- ği bölgede devletin temel dayanağı olan tunar sistemini uygulamaz. Dev- letin yönetimini bölgede, yönetimin babadan oğula geçtigi Kürt beyleri- ne bırakır. Bölgede bulunan Türk- menlerin önemli bir bölümü dillerini unutur ve Kürt kabilelerine kanşır." Osmanlı polltllcası Avcıoğlu'nun tespit yaptığı yıllar 1550'li yıllardır. Bu yıllarda o bölge- de Türkmenler Kürt kabilelerine ka- nşınca birkaç jenerasyon sonra ta- mamen dillerini unutup Kürtleşebi- ürler. Nitekim Orta Asya'dan gelen bazı Türkmen aşiretleri, uzun yıllar sonra bölgede Kürtleşmişlerdir. Ka- rakeçili Aşireti, Türkan Aşireti vs. Işte Alevi Türkmenlerin Kürtçe ve- ya Zazacabümesininkaynagı, Osman- lı'nın Türkmen politikasında yatmak- tadır. Osmanlı 'nın sürgünler sonucu Kürt bölgesine sürdüğü Türkmenler süreç içinde Kürtçe öğrenmiş ve Kürt- leşmişlerdir. Bugün Kürtçe bilmesi- ne ve konuşmasma karşın Alevilerin ısrarla biz Türk'üz demelerinin sebe- bi budur. Türkiye 'de yaşayan Alevi- lerin ezici bir çoğunluğu Türkmen- dir. Kürtçe veya Zazaca bilenler bu dili sonradan öğrenmişlerdir. Bunlar aslen Türkmendir. Ingilizce, Ahnan- ca, Arapça, Rusça bilen ama anadi- lini az bilen bir Türk'e; tngiliz, Al- man vs. diyemeyeceğimiz gibi, Kürt- çe bilen ama kendi dilini az bilen, hatta zor konuşan Alevi Türkmene de Kürt, Zaza vs. diyemeyiz. BİTTİ CUMARTESİ YAZILARI ATAOL BEHRAMOĞLU Sarayliç'ten Son Mektup... Bu köşede 12 Ağustos 1995 tarihinde yayımla- nan "Saraybosna'da ölmek" başlıklı biryazımda Bosnalı şair dostum Izzet (Boşnakça'da lzet) Sa- rayliç'ın kuşatma sırasında Sarayevo'da bir Sırp kurşununa hedef olarak öldüğüne ihşkin söylenti- den söz etmiştim... Bir aydın topluluğuylayine ku- şatma sırasında Sarayevo'ya girdiğimizde onun- la karşılaşamamış, fakat yazar arkadaşlarından hayatta ve lyi olduğunu öğrenmiştim. Izzet Saray- liç'le daha sonra Türkiye'de iki kez görüştük. llki 1996'da Antalya'da ortak dostumuz Metin Demir- taş'ın düzenlediği bırtoplantıda, ikincisi bir yıl son- ra Yazarlar Sendikasf nın Çatalca'da düzenlediği Balkan Şiir Günleri'nde... Bosna'ya dönüşünden bir süre sonra ondan eşinı yitirdığini bildiren birkart aldım. Üzüntü dolu satırlardı. Telefonla başsağlığı diledim. Sonra yine birkaç satırhk yazışmalarımız oldu. Bu yaz Yunanistan'ın Kozani kentinde dü- zenlenen bir yazarlar buluşmasında çok genç iki Bosnalı yazardan, Izzet Sarayliç'in kısa bir süre ön- ce bu kez ne yazık kı gerçekten öldüğünü öğren- dim... • • • 1930 doğumlu Sarayliç yaşıyor olsa 72 yaşında olacaktı. Insan altmışlı yaşlarınatırmanmaya baş- ladı mı yetmişli yaşların da pek uzak biryaşlılık ol- madığını düşünmeye başlıyor... Zaten Sarayliç, ül- kesinin ve kendisinin yaşadığı tüm sıkıntılara kar- şın bir delikanlı gibiydi... Başı, gür ve ak saçlarla çevrıli, azıcık savruk, duygulu, esrik bir delikanlı... önümde imzalı üç kitabı duruyor: 1990'da Istan- bul'da imzaladığı kitabı Varlık Yayınlan'nda çıkan "IstanbulGünleri"'... Bu kitabın ithafı Boşnakça. Al- tı yıl sonra Antalya'da imzaladığı kitap, özgün dili Boşnakçada şiirlerinden geniş bir seçkı... Bu kez, Rusça ithafında şöyle diyor: "Çok sevdiğim Türk şairterinden özellikle senin bu kitabı okumanı is- terdim"... Kitap bilmediğim bir dildeolduğu için Sa- rayliç'in dileğini ne yazık ki yerine getiremedim... İthafında iki de dipnot var. Birinde Lermontov'un ünlü birşiırinin ilk dizesini yineliyor: "Yapayalnızım, önümde yollar..." Izzet'in cümlesı şöyle: "Evet dostum, yollann önünde herbirimizyapayalnızız...' Ikinci dipnotta "kız babasına kız babasından" di- ye yazmış ve bir çiçek resmi... Sarayliç'in de be- nim gibi tek "evlat sahibi" ve kız babası olduğu- nu biliyordum... Biryıl sonra Çatalca'da Koru Res- toran'da birlikte türkü söylerken, kızım Barış da bizimleydi... Oradaki buluşmanın, yaşamı acılarla kınlıp zedelenmiş Bosnalı şair dostumuzun coş- ku dolu, mutlu anlanndan biri olduğunu, şölene ka- tılan arkadaşlar anımsayacaktır. • • • "Istanbul Gün/er/"ndekı şiirleri dilimize Yüksel Pazarkaya ve Necati Zekeriya çevirmiş... Şim- di kitabı bir kez daha kanştınrken çok sevdiğim "Bir Cuma Paris'te ölmüş Olsaydım" başlıklı şiirin ve yine hep anımsadığım "Bir Gece Daha" başlıklı şiirin, Yaşar Nabi çevirısı olduğunu gördüm... "Bir Gece Daha"y\ birlikte okuyalım: "Seni yitirdiğim bir gece daha I Rostov, Berlin, Roterdam tabur- ları gibi. I Çavuşlar gibi, sancakları altında sevgi- lilerinin, I bırakılmış, uzakta I... I Bir tren gürültü- sü biryerlerde I dinle, biryerierde bir tren gürül- tüsü I Bir tren bizi alıp götürebilirdi oysa I Biryer- lerde tenha bir istasyonda biri iniyor. I... I Seni yitirdiğim bir gece daha. ! Bir gece daha I Bir I gece / daha..." Bir başka şıir, Melih Cevdet'e adanmış dizeler, Yüksel Pazarkaya çevirisı: "Ey gelecek mutlu insanlann önderi Melih, I düşmedı yolun bir daha bizim buralara I Unutur oldum yüz çizgilerini I.. I Gelmesine geliyor çe- şit çeşit kişi, I ama yok yüzlerınde gelecek mutlu I insanlann izi. /../Ne yıldızlara selam çakıyor on- lar, I ne havaalanında bavul yitıriyorlar I.. I Ken- dileri gibi şiirleri de, I niçın yazarlar, I anlamak I mümkün değil." "Istanbul Günleh"nde kızı Tamara'ya, eşine, yurduna, insana, şiire, şaire adanmış nice güzel şi- ir var: "Henüz şimdi çaktı şimşekler alnımda / meğer beni korkutmak için gürlemezmiş gökler I keman sesleri ta ötelerden gelirken I anladım şair kim- miş I... I Ancak herşeyeyeniden başlayan I şa- irdir Iişte ben bunu anladım..." • • • Eninde sonunda nasıl olsa duyulacağını bildiğim için, zorunlu değilse eğer, ölüm haberi vermekten hoşlanmam... izzet Sarayliç'in ölüm haberiyle bu- radaki ortak dostları da üzmek istemezdim... Ama ölümü sonrasında elime ulaşan bir "mektup" dü- şüncemi değiştirdi... "MeWup"dediysem, birya- zı bu..."Europe" dergisinin benim de bir yazımın yayımlandığı Haziran- Temmuz 2002 tarihli Nâzım Hikmet özel sayısını kanştırırken Sarayliç'in adı- nı görüp sarsıldım... Okuduğumda, Nâzım Hikmet üstüne duygularından ve ona ithaf edilmış iki şiir- den oluşan bu birkaç sayfalık yazının aynı zaman- da sanki bir önseziyle Türkiye'deki dostlarına ya- zılmış azıcık da sitemli bir son mektup olduğunu düşünüp karmaşık duygulara kapıldım... Bos- na'daki savaş oncesinde Türk dostlanndan sık sık mektup aldığını, savaş sonrasındaki ilk zamanlar- da da bunun sürdüğünü söyleyen Sarayliç, daha sonra şöyle yazıyor: "Bir süredir Türkiye 'den mek- tup almıyorum. Doğru, Fazıl Hüsnü Dağlarca 87 yaşında ve Melih Ceydet Anday ondan biryıl da- ha azyaşlı. Nevzat Üstün ve Yaşar Nabi öldüler. Ataol Behramoğlu 'na gelince, o da çok genç değil artık. Eğitim gördüğü Moskova 'dan getirdi- ği Rus 'u terketti, bir başka kadına âşık oldu ve Sa- rayevo'daki kardeşine haberlerini iletmeye vakti yok..." Sarayliç'in benimle ilgili söyledikleri tam doğru değil, ama ne zararı var... Şairler biraz da kendi hayallerinin ürünü değil mi? Bosna'nın bü- yük, gerçek şairi, sevgili Izzet Sarayliç'i onun bir şiiriyle daha, Türkçedeki kitabına adını veren "Is- tanbul Günleri"yle analım: Istanbul günlerim üs- tüne I söylentiler çeşit çeşit / Biri der orada I po- litik olaylara karışmışım I Ikincisine göre I bir aşk serüveni geçmiş başımdan I Üçüncü söylentiyse söz eder I uyuşturucu işlerinden / Istanbul'a hiç gitmediğim gerçeği üstünde I tabii kimsecikler dur- maz..." ataol b@cumhuriyet.com.tr. Faks:(0212)513 85 95
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog