Bugünden 1930'a 5,502,732 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 20 KASIM 2002 ÇARŞAMBA HABERLER Başbakan Gül, şeriatçı kadrolaşma iddiasıyla görevden alınan Beşir Atalay'ı savundu: Sezer'inrötuşu abartıldıANKARA (Cumhuriyet Biirosu) - Başbakan Abdullah Gül, kab inede Cunîhurbaşkanı Ahmet Necdet Se- zer tarafmdan rötuş yapılmasının abarhldığını ileri sürdü. Gül, ICöşk'e sunulan kabinede Milli Eğitim Ba- kanı olarak yer alan, ancak Sezer'in isteğiyle Devlet Bakanlığı'na kaydı- nlan Beşir Atalay'a sahip çıkarak "Benim yakın arkadaşun. Yanımda olması benim tercihimdir" dedi. Cumhurbaşkanı'na götürdüğü ka- bine listesinden hiçbir ismin çıkanl- madığını, bundan kıvanç duyduğu- nu vurgulayan Başbakan, "Saym Se- zer'in ban göriişleri otanuştur. Doğal- dır ki iki ufak değişiklik yapümıştır. • Beşir Atalay'ın tarikatçı kadrolaşmaya gittiği gerekçesiyle rektörlük görevinden alınmasını politize bir olay olarak nitelendiren Gül, "Benim yakın arkadaşım. Yanımda olması benim tercihimdir" dedi. Başbakan Gül, türban sorununu uzlaşma ile çözeceklerini öne sürdü. Ama açıkhkla bunu da söykmek is- terim, MiIH Eğitim Bakanhğı ve Tu- rizm Bakanhğı ile ilgili değişildikkr benden gelmiştir" diye konuştu. Gül, YÖK'ün tarikatçı kadrolaş- maya gittiği gerekçesiyle Kınkkale Üniversitesi Rektörlüğü'nden aldı- ğı Prof. Dr. Beşir Atalayla ilgili ola- rak şu göriişleri dile getirdi: "Birza- manlar Türkiye'de pek çok şey poli- tize olmuştu. Sadece Beşir Bey değil, birçok üniversite hocası, sağdan soJ- dan toplumun çok iyi tanıdığı insan- lar bile görevlerinden ahndı. Bir dö- nenıin böyle bir Türkiye gerçeği söz konusuydu. Kendisine çok güveni- yorum. Doğrudur. Ben arz ettim. Sa- yın Cumhurbaşkanımızm da açık bir itirazlan söz konusu otanadL" Cumhurbaşkanı Sezer ile görüşme- sinin çok uzun sürmesinın anımsa- tılması üzerine Gül, "Bu arada Sa- yın Cumhurbaşkanı ve ben de biraz yalnız kaldım" yanıtını verdi. Gül, orucu Sezer'den ayn mı açtığı soru- suna ise "Biraz öyle oldu. Bizim de Saym Cumhurbaşkam'nm da işimiz vardı" dedi. Armç'Ia ilgili yorum yapmadı Abdullah Gül, Bülent Annç'ın TBMM Başkanı olması konusunda ise yorum yapmaktan kaçındı. "O, TBMM'nin karandır. Partiler, di- rektTBMM BaşkanhğTna aday gös- teremez" diyen Gül, Annç'ın başkan- lığı konusunda bir kriz yaşanmadı- ğını belirtti. 'Türban sorununu çözeceğiz' Başbakan Gül, türban sorununu "geniş bir uzlaşma havası ve karşı- hkh güven esası içüıde" çözecekle- rini vurgulayarak, "Ben bunu çöz- dfim, zafer kazandım edası içinde yaklaşırsanızbu sonınbrçözülemez. Herkesin temel hak ve hürriyetleri- nin garantiahma almdığı, bireysdter- dhlere saygı duyiüduğu getişmiş bir demokraitik ülke olacaksak bu tip sorunlardan annmamızgerekir" di- yerek başörtüsü yasağını kaldıra- caklan mesajını verdi. PORTRE / BEŞİR ATALAY Humeyni hayranı rektör • Şeriatçı kadrolaşma nedeniyle Kınkkale Üniversitesi rektörlüğünden atılan Atalay, Humeyni hayranı. Atalay, doktora tezinin kapağına Humeyni'nin resmini koydu. EBRUTOKTAR ANKARA - Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Milli Eğitim Bakanı olmasını önlediği Devlet Bakanı Prof. Dr. Beşir Atalay, şeriatçı kadrolaşmaya gittiği, Atatürk ilke ve inkılaplanna karşı tavır sergilediği, Humeyni yanlısı düşünceleri nedeniyle YÖK tarafından 15 Aralık 1997'de görevden alınırken akademik yaşamı da sona erdi. Atalay. Kınkkale Üniversitesi'nin kurucu rektörii oldu ve uzun süre görev yaptı. Humeyni ve Iran yanlısı düşünceleri nedeniyle hakkında YÖK tarafindan soruşturma başlatıldı ve şeriatçı yapılanmaya gittiği gerekçesiyle görevden alındı. Atalay hakkında hazırlanan YÖK raporunda tran rejimi ve Humeyni yanlısı düşünceye sahip olduğu belirtildi. Raporda, Atalay'ın doktora tezinin kapağına Humeyni resmi koyacak kadar tran rejimi hayranı olduğu belirtilirken. üniversitedeki tarikatçı kadrolaşmalanna dikkat çekildi. tran ve YÖK raporunda Atalay için şöyle denildi: "Arap diü ve edebiyaü bölümlerini ohıştururken Baü edebiyato böKimkrine yer vennedL Ünfversitede neredeyse her odayı mescit haüne getirdi. Üniversiteyi tarikatçılann merkezi haline getirdi, türbanfa öğretim üyelerinin ders vermesine göz yumdu. Laik öğretim üyelerinin çanşmasuıa engel oMu." YÖK'ün incelemesi sonucunda yönetimde olması ve öğretim üyeliği yapması da sakıncalı bulunuldu. Laboratuvar yerine mescit Atalay'ın görevden alınmasırun ardından Kınkkale Üniversitesi Ankara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Prof. Dr. Tahsin Nuri Durhı atandı. Durlu, o dönemde üniversitenin içinde bulunduğu durumu şu sözlerle aktardr. "Ünrversitede tek bir laboratuvar yoktu. 16'ya yakın mescit vaıtu. Tüm iaboratuvarlar mesdde dönüştürülmüştü. Öğretim üyelerinin oda kapılannda 'Şu anda uygun değilim, namazdayım' kâğıtian asıhydı..." Üniversiteden aynldıktan sonra YlMPAŞ'ta danışmanlık yapan Prof. Dr. Beşir Atalay, daha sonra ANAR Kamuoyu Araştuma Şirketi'nde görev aldı. IĞNELt FIRÇA ZAFER TEMOÇtN /IKP İKTIPARINA Gül acıkladı Kumara yeşil ışık ANKARA (ANKA)- Çiçeği burnunda Başbakan Abdullah Gül, turizm gelırlerini arttırmak için casino ve kumarhanelerin açılmasına yeşil ışık yaktı. Gül, önceki gece katıldığı bir televizyon programında, "Turizm gefirlerini arttırmak amacryla kapatılan kumarhane ve casinolan tekrar açmayı düşünüyor musunuz" sorusu üzerine, "TAırizm Bakanhğı'ndaki arkadaşlarumz, Turizm Bakanımız bu çahşmalan yapacak" dedi. Abdullah Gül şu göriişleri dile getirdi: "Eğer bir faydasını görürse, bunlann hangi usuller çerçevesinde olacağını da deneüeyeceklerdir. Ve olabilir, bu şekilde olabüir. Bunlann getirisi götürüsüne bakmamız gerekir. Önemli olan şey nedir? Hepimiz için Türkiye'ye ne kazanç getiriyor?" Sabih Kanadoğlu, milletvekili dokunulmazlığının kaldınlmasını istedi Akgündüz'ey^/ fezleke ANKARA (Cumhuriyet Büro- su) - Yargıtay Cumhunyet Baş- savcısı Sabih Kanadoğlu, Sı- irt'ten bağunsız milletvekili se- çilen FadılAkgündüz'ün doku- nulmazlığının kaldınlması- nı istedi. 2 yıl hapis cezası bulunan Akgündüz hakkın- da fezleke hazırlayan Kana- doğlu, dosyayı TBMM Başkanlığf na su- nulmak üzere Ada- let Bakanlığı'na gön- derdi. Kanadoğlu, fezleke- de, Akgündüz'ün Ba- kırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafindan 28 Mart 2002 tarihüıde Sermaye Piyasası Yasası'na aykın eylenıden 2 yıl hapis ve 750 milyon lıra ağır para cezasına mahkûm edildiğini belirtti. Müdahil Sermaye • Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafindan verilmiş 2 yıl hapis cezası bulunan Akgündüz hakkında fezleke hazırlayan Kanadoğlu, dosyayı TBMM Başkanlığı'na sunulmak üzere Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Piyasası Kurulu ve sanık vekili tara- findan karann temyiz edilmesi üzeri- ne dosyanın Cumhuriyet Başsavcılı- ğı'na gönderildiğini anımsatan Ka- nadoğlu, Akgündüz'ün milletvekili seçilerek dokunulmazlık kazandığına işaret etti. Kanadoğlu, yargısal ışlem- lerin yapılabilmesi için Akgündüz'ün yasama dokunulmazlığının kaldınlma- sı istemiyle hazırlanan dosyanm TBMM Başkanlığı'na sunulmak üzere Adalet Bakanlığı'na gön- derildiğini bildirdi. Almanya'da yaşayan yurttaşlan dolandırdı- ğı gerekçesiyle Bağcılar Cumhu- riyet Başsavcılığı'nca hakkında gıyabi tutuklama karan çıkanlan ve bu nedenle uzun süre Türkiye'ye gelemeyen Akgündüz, Siirt'ten ba- ğımsız milletvekili seçildikten sonra dokunulmazlık zırhına büründü ve Türkiye'ye geri geldi. IR NOKTASI /ORAL ÇALIŞLAR oratcalislar@mynet.com oralcalislar@yahoo.com Seçim öncesi yazdiklanmı gözden geçirdim. AKP'nin tek başına ikti- dara geleceğini temmuz ayindan bu yana yazdığım yazılarda ifade etmişim. Yalnız ben değil birçok in- san AKP'nin tek başına iktidara ge- leceğini görüyordu. Seçim karannı alan Meclis'teki partilerin hemen çoğunun Meclis dışında kalacağı da belliydi. Yine seçim öncesi yazılanmda bu Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu ile adil bir Meclis tablosu ortaya çıkmayacağını, oyların yüz- de ellisine yakın kısmının Meclis'te temsil edilemeyeceğini ifade etmiş- tim. Birçok insanın gördüğünü Mec- lis'teki partiler görmediler ve kendi kendilerini tasfiye eden seçimi ken- di elleriyle hazırladılar. Seçim öncesinde gördüklerimiz, 3 Kasım seçimleriyle gerçeğe dö- nüştü. AKP tek başına iktidara gel- di. 20-30 yıldır Türkiye'nin kaderi- ne hükmeden siyasiler ise artık dev- Türkiye'de Yeni Bir Dönem re dışı kaldılar. Bu seçimle biriikte 12 Eylül'ün Meclis'teki temsili so- na erdi. 12EylülartıkTBMM'deyok. Bu açıdan baktığımız zaman etkisi en uzun olan askeri darbenin bir ayağı yok oldu sayılabilir. 12 Eylül, Meclis'ten yok oldu ama, 12 Eylül anlayışı kanunlardan, ana- yasadan ve kurumlardan yok olma- dı. Türkiye 22 yıl önce yapılan as- keri darbenin izlerini bütün yaşa- mında hissediyor. AKP'nin karşı- sında 12 Eylül boyunca birikmiş bir otoriter sistem duruyor. AKP bu sis- temle ne kadar çelişiyor, bu siste- mi ne kadar değiştirmek istiyor? Bu sistemle uzlaşacak mı? Bu konuda rivayet muhtelif... AKP'nin lider kadrosunun önem- li bir kesimi 'Milli Görüş' gelene- ğinden. Ancak, Abdullah Gül baş- kanlığında kurulan AKP hükümeti- ne bakınca, bu partinin o eski ge- lenekten farklı olduğu görülebilir. Birçok kilit noktalardaki bakanın Özal döneminde de bakanlık yap- mış olmaları ya da ANAP'tan gel- meleri de bu farklılığı gözler önüne seriyor. AKP'nin neye niyet ettiği, neler düşündüğü, neleri programladığı ayrı bir konu. Onu aynca değerlen- direbilir ve tartışabiliriz. Ancak şu an- daki gerçek o ki, Türkiye için 3 Ka- sım seçimlerinden itibaren yeni bir dönem başladı. Bu dönemde Tür- kiye, ihtiyacı olan değişimin ne ka- dannı gerçekleştirebilir? Şurası bir gerçek ki, bu değişikliklerin bir kıs- mı bu iktidar döneminde olacak. Çünkü böyle bir değişim misyonu onlara, onlann iradesi dışında yük- lenmiş durumda. Örneğın Kıbns ve AB sorunu, bu iktidar döneminde belli ölçülerde bir çözüme kavuşabilir. Devlete ege- men olan hantal bürokratik merke- zi yapı gevşeyebilir ve yerel yöne- timlergüçlendirilebilir. insan hakla- rı, işkence ve demokrası konusun- da adımlaratılabilir. Bütün bunlann gerçekleşebilmesi için koşullar el- verişli. Eğer AKP iktidan. darbirgö- rüşle hareket edip geçmiş hesap- laşmaları yeniden gündeme getir- meye kalkarsa ya da AKP karşıtı güçler başvuracakları provokas- yonlarla ortamı gerip zemini kaydı- nrlarsa bunlar olmayabilir. 28 Şubat öncesi kurulan REFAH- YOL hükümeti de Türkiye için bir de- nemeydi, ne yazık ki o zaman Er- bakan ve arkadaşlan gerginliği kış- kırtan bir gelişmeye çanak tuttular. Sonuçta hem onlar kaybetti, hem Türkiye kaybetti. Umuyoruz, bu kez böyle bir se- naryo yeniden yaşanmaz. Çünkü Türkiye, gelişmeye ve değişmeye uy- gun bir potansiyele sahip. Halk, elin- deki olanaklarla, yani seçim yoluy- la eski siyasi yapıyı feshetti. Ancak, şimdi bu tasfiyenın kurumlardan ve kanunlardan ve daha da önemlisi devlete egemen olan anlayışlardan gerçekleştirilmesi gerekiyor. AKP, bu ihtiyaca ne kadar uygun bir parti? Bunu gerçekleştirecek bir potansiyele sahip mi? Bu kadar bi- rikmiş sorunun üstesinden gelecek bir donanıma, siyasi netliğe ve ka- rarlılığa sahip mi? Bunu iddia edemeyiz. Ihtiyaçlaror- tada, Türkiye'nin yönelimi belli. AKP bu yönelimle buluştuğu oranda ba- şarılı olur, buluşamadığı oranda ise ayak bağı. 3 Kasım'la biriikte Türkiye yeni bir döneme girdi. Bu dönemin ne- ler getirip neler götüreceğini yaşa- yarak göreceğiz. GLOBALppLİTtKÜLTÜR ERGtN YILDIZOĞLU Blix Bağdat'ta... Saddam'ın, silah denetçilerinin Irak'a dönmesi ve yeni 1441 sayılı BM kararı kapsamında çalışmalan- nı kabul etmiş olması olumlu bir gelişme; ama sava- şı engelleme şansının zayıf olduğunu düşünüyorum. Blix başarılı olabilir mi? Savaşın engellenebılmesı için, her şeyden önce Hans Blix ve 270 kişihk sılah denetçileri ekibinin, gö- revlerini tam olarak yapabilmesine izin verilmesi ge- rekir. Ancak, burada sorunlann yalnızca Saddam'dan kaynaklanacağını düşünmek saflık olur. Tabii ki Sad- dam elinden geleni yapacak. Iktidannın iğfal edilme- sine direnmeye çalışacak. Ama ya Amerikalılar? The Observer'den Ed Vullamy, bir üst düzey Pen- tagon görevlisinden aktarıyor: "Denetımler sonuç alamaz. Işte bu kadar! Ama askeri güç kesinlikle so- nuç alır." Bildiğiniz gibi Cheney ve Rumsfeld de böy- le düşünüyor. Geçen hafta ABD Içişleri sözcüleri de BM Temsilcisi John Negroponte'nin yorumunu bir kez daha vurguladılar: "Güvenlik Konseyi üyelerin- den biri, herhangi bir aşamada, Irak'ın 1441 sayılı karan ihlal ettiğini ileri sürebilir." (The Observer 17/11). Diğer bir deyişle Irak, ABD ya da Ingıliz uçak- larına ateş açarsa ya da 8 Aralık'ta açıklayacağı lis- te, ABD tarafindan yeterli bulunmazsa savaş hemen gündeme gelebilir. Gerçekten de, denetçilerin çalış- malannın aksaması, hatta sabote edılmesinden, ba- şarısızlıkla sonuçlanmasından Bush yönetiminin de çıkan var. Bu kesimde en büyük korku şu: Ya denet- çiler savaşa neden olab/lecek bir kanıt bulamazlar- sa? O zaman Saddam'ın kitle imha silahlan olduğu- nu ileri süren Bush-Blair ekseni yalancı çıkmayacak mı? Sonra, ABD'de bugun yönetimde olan ekibinin uzun dönemli hesaplarının aksayacak olması bir ya- na, Saddam'ın iktidarda kalması durumunda Bush yönetiminin 2004 genel seçimlerinde kazanması da çok zorlaşmayacak mı? Blix, basının, "Ekibinizde casus olmadığından ke- sinlikle emin misiniz" sorusuna. "Hayırdeğilim. Ne CIA ne de KGB'nin bu konuda garanti verebilece- ğini sanmıyorum" diyerek cevap vermesı de düşün- dürücü. Bir diğer nokta da şu, her ne kadar Blix ABD'nin sağlayacağı en son bilgilerden faydalana- cak olsa da, Vullamy'nin işaret ettiği gibi, ABD, elin- deki tüm istihbaratı sunmayacak ama aldığı verile- ri, kendı kaynaklarına dayanarak ayrıca değerlendi- recek, belki de yeterli bulmayacak. Bu açıdan de- netim sürecinin şimdiden birçok noktadan mayınlan- dığını söyleyebiliriz. Savaş yanlısı basın, Blix'i hedef almaya başladı bile... Ya ABD Irak'ı işgal edemezse... "Savaş engellenebilir mı" sorusu yerine ufak bir paradigma değişikliği yapar ve "Ya ABD'nin Irak'ı iş- gal planı gerçekleşmezse ne olur?" diye sorarsak, karşımıza, Bush'un ikinci kez seçilme şansının za- yıflamasından çok daha geniş bir uluslararası jeopo- litik ufuk çıkar. Çünkü bugün, "terorizme karşı sava- şın" Irak'a karşı savaşa dönüşmesinin arkasında Bush hükümetini de aşan biryönelim var. Kaynak Sa- vaşları (2001) kitabının yazarı Prof. Michael Klare hem krtabında hem de Foreign Affaires'te yayımla- nan bir yazısında iki ılginç gelişmeye işaret ediyor- du. Birıncisi. 1997'de ABD'nin Kazakistan, Özbekis- tan ve Kırgızistan'la ortak olarak gerçekleştirdiğı bir manevrada, 500 komandoluk bir güç, tarihte ilk kez ABD'den kaldırılıp doğrudan uçuşla bu kadar uzak birbölgeye indırilmiş. Ikincisi, 2001 başında ABDBa- tı ve Güney Asya Komutanhğı, doğrudan Merkez Komutanlığa bağlanmış. BöyleceOrtadoğu'dan, di- ğer bir deyişle petrol güvenlığinden ve akışından so- rumlu kadro, Afganistan'dan Çin Denizi'ne kadar uzanan bir bölgenin sorumluluğunu üstlenmiş. Bu iki gelişme Bush hükümetınden önce başlayan büyük bir hazırlığın çarpıcı örnekleri. Hazırlığın ama- cıysa, petrol kaynaklannın doğrudan denetim altına alınması. Bu strateji. ABD'nin uzun dönemli ege- menlik hesapları, Çin ve Japonya'nın kullandığı pet- rolün denetlenmesi açısından yaşamsal bir öneme sahip. Ancak, Irak'ı işgal etmenin en az üç avantajı daha var. Birincisi büyuk bir rezervı kullanarak OPEC'İ batırmak, böylece Rusya'dan da petrol ve gaz almak ya da Rusya'ya yatınm yapmak zorunda kalmamak. Ikincisi, petrol fiyatıyla oynayarak Rusya'nın petrol gelirlerini dolayısıyla ekonomik dinamiklerini denet- leyebilmek. Üçüncüsü, en ufak birgerekçeyle, anın- da Suudi petrollerine el koyacak konumda olmak, hatta, belki de, Heritage Foundation'dan Anatol Li- even'in işaret ettiği gibi bu ülkeyi parçalayıp, kısmen Haşimi sülalesine gerı vermek (The Push for War London Review of Books 3.10.02). üeven'e göre Irak'ın işgali projesinin, bir amacı daha var: ABD'nin, orta güçte bir devleti, ufak bir asken maliyetle ezerek Müslüman dünyasındaki diğer devletlere gözdağı verecek bir örnek oluşturmak. Nihayet Irak'ın işga- linin ardından oluşacak iklimde, ABD ve israil'in Fi- listin'i parçalara bölerek Bantustan'lar halinde örgüt- leme projesinin de önü açılacak. Tüm bunlar gerçekleşmediği takdirde, ABD'nin yalnızca uzun dönemli egemenlik projesinin aksa- ması değil kısa dönemde Avrupa ve Çin karşısın- da "lideıiiğinin" giderek daha fazla sorgulanması da mümkün. Bu nedenlerle, ABD'nin elindeki tüm olanaklan bu savaşı çıkarmak için kullanacağını dü- şünüyorum. 58. hükiimetten hızlı atama Erbakan'ın basın müşmriyeniden görevde ANKARA (Cumhu- riyet Bürosu) -58. hükü- metin işbaşı yapmasının ardından Başbakanlık bürokrasisine de hızlı atamalar yapüdı. Başba- kanlık Müsteşarlığı"na, Dışişleri kökenli, Kül- tür Bakanlığı Müsteşan Fikret Üçcan getirildi. Başbakan AbduDah Gül, Basın Müşavirliği 'ne de REFAHYOL hükümeti döneminde Necmettin Erbakan'ın basın mü- ş_avirliğini yapan Fikret Ozkan'ı getirdi. Yeni hükümetin göre- ve başlamasının ardın- dan üst düzey bürokra- side de hareketlilik baş- ladı. Hükümetin görevi- ne başladığı gün, Baş- bakanlık Müsteşarlığı için de hemen görevlen- dirme yapıldı. Başbakan Gül, müsteşarlığına Üç- can'ı getirdi. Dışişleri kökenli olan Üçcan, 57. hükümet döneminde Kültür Bakanlığı Müste- şarlığı görevine getiril- mişti. Üçcan'tn Dışişle- ri Bakanı Vaşar Yakış'a yakın olduğu behrtili- yor. Gül, Başbakanlık Basın Müşavirliği'ne ise Cem Avcı yerine, Fikret Özkan'ı getirdi. Başba- kanlık Özel Kalem Mü- dürlüğü'ne Hüseyin Av- niOzkan getirildi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog