Bugünden 1930'a 5,502,404 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 6 HAZİRAN 2001 ÇARŞAMBA 14 KULTUR kulturfa cumhuriyet.com.tr Z y Rollerin her türlüsünü seven Anthony Quinn'in yaşamı zengin bir dev masaldı orba'ınn yüreği durdu Oynamak yaşamaktır / nsani nedenlerle emekten yanaydım. An- ti-faşist ve anti-naziydim, çünkü onlar ırk ve milliyet üstünlüğünö savunuyorlardı. • Benim için oynamak yaşamaktır. ...Yaşa- mayı seviyonım, bu yüzden yaşıyorum. Oyna- mayı seviyorum. bu yüzden oynuyorum. Can- lıhğımı korumam gerek. • Aktör olmaktan utanıyorum. Dünyada en utanç verici meslek. Sürekli olarak reddedil- meyle karşı karşıyasınız ve gergedan gibi bir deriye sahip olmaltsımz. • Elimde olsa. herkesi bir bisiklete bindirir- dim. Dünyayı çınlçıplak soyar ve her insanı ken- di haline bırakırdım. Düşünün; bir yer ki ora- da herkesin ne kadar ilerleyeceği bacaklannın gücü ve de içindeki ateşe bağlı. Gezintiye çık- manın değeri sadece ulaşılacak noktanın uzak- lığına göre ölçülen, hiçbir sosyal konumun söz konusu olmadığı bir yer! Ah, ne güzel olurdu bu dünya! • Hangi bayın tırmansam işte bu sonuncu- su, dedim içimden; her bir köşeyi dönerken yo- lun kıvrıldığı yerde gizli saklı şeyler bunula- bilir diye düşündöm. Sırada ne varsa onu yap- tım. Yedim. Güldüm. Babamın cenazesini göm- düra. Çahştım. Çocuklan okulda topladım. Rollerimı ezberledim. Düzüştüm. Resim yap- tım. Tekrar güldüm. Çığlık attım... Sürekli de- vinim durumunda olmahyız. Yoksa dengemiz ahüst olur, sinirlerimiz gerilir. • Peki benim için en sarp yokuş hangisi? Aşk. O bir savaşım sayılmaz. Çıplak bir bedene kol- lannızla sanlmanm yetersizliği, her şeyin al- tında yatan o açlığın verdiği acı ve orgazmın ardından derin bir uykuya dalmadan başka ne var ki onda? Bu sonuncusu ölüm gibi bir şey; arzulananla korkulanın arasmda geçirdiğimiz bir mola. Gerçekten de ölüm, özlenen bir uy- kudan başka nedir ki? Sanatının mesajı yoktu ~W% en, dünyayı parmak uçlanmla algıla- r £ nm. Fırçalar, kalemler ve keskiler, par- JLM mak uçlanm olmadan bana hiçbir şey söyiemezler... Çizgi işlerine karşı bende büyük bir yetenek var, dokunmak, aigüamak ya da du- yumsamak.. benim için bunlann hepsi aynı şey. • Filmlerimdeki kızlarm kalbini fethetmek- ten vazgeçmiş, bu kez tüm ülkelerin sevgisini kazanmaya başiamıştım. Sonunda, rolümün dı- şında kazanabileceğün hiçbir şey kalmamtşü, bir de sadece mesleğin verdiği tatmin duygusu... Bir sinema oyuncusu için yaşlanmak kadar berbat bir şey olaraaz. Sinemayı birtakım yeni yeni şeyleryaparak kenara itebilirsem, beni asla yaş- landıramayacagını düşündüm ve böylece resim yapmaya başladım. • Sanatıma yüklediğim belli bir mesaj yok- tu; tek derdim onu sürdürmektir. Sadece var oî- maya çalışıyorum. • Yaşamm boyunca, birbirinden harika öğret- menler, büyük sanatçslar, dünya çapında yazar- lar çevremden biç eksik olmadı. • Sahnede, bambaşka bir insan oluyordum. Tüm düş kınklıklanmdan kurtuluyor, tek başı- ma var olabiüyordum. Dışarda yaşarken karşt- laştığım insanın da\Tanış özgürlüğünü kısıtla- yan şeyler beni hiç mi hiç etkilemiyordu. Bubam- başka bir şeydi, ama bir anlamda her şeydi. Va- iz ya da mimarolmayacaksam belki de akîörolur- dum. •Yaşamın belli başlı iki trajedyası varBiri insanın yaptığı hatalar. ötekisi hiç değişmeyen zaman tüneli. Herkes hata yapar ve yaşlanır. CUMHURCANBAZOĞLU Herkesin yaşamı belirli ölçülerde bir ro- man dolduracak kadar ilginç ya da nefes ke- secek kadarheyecanlı biravantür fdmdir; ama Anthony Quinn'inki birkaç cilde sığmaya- cak kadar zengin, peş peşe çekilecek devam fihnlerini dolduracak kadar benzersiz dev masaldı. Pazar gecesi Boston'da 86 yaşında ölen Quinn, kalbinden rahatsızdı ve 1996'da by- pass geçirmişti. Ancak hasta olması onun 'gençgibryaşamasınıengellememiş, 1997'de 13. çocuğu doğmuştu. Rakamlar, bu masa- lın ne derece renkli olduğunu şöyle belgeli- yor: Yaşammm altmış üç yılı Hollywood ve Broadway'de oyunculukla geçti. 320 filmde oynadı ve bir kez (Korsan-Buccaneer-1958) kameranın ardında yönetmenliği denedi. Kariyeri ödüDerie fazla sfislenmedi Altı adaylıktan iki Oscar heykelcıği (Viva Zapata - EKa Kazan - 1953, Yaşama Tutku- su - Vîncent MinneDi - 1957) kazandı. Ev- lendiği üç eşinden ve üç sevgilisinden 13 çocuğu oldu. ABD ve Avrupa'daki beş evin- de bu geniş ailenin bireyleriyle sürekli bir ara- da olmaya çalıştı. Son derece yetenekli karakter oyunculann- dan biri olmasına karşın fazla ödüllerle süs- lenemedi kariyeri. Daha çok yan rollerde ba- şarılıydı ve yapılan bir hesaba göre onun rol aldığı 46 filmdeki başrol oyunculan (28 er- kek, 18 kadın) Oscar'a uzanmıştı. Anthony Rudolfo Oxaca Quinn. Meksika'da bağımsızlık savaşına katılmış bir Irlandalı ka- meraman baba ile Meksikalı annenin çocu- ğu olarak21 Nisan 1915'teMeksika'nınbir köyünde doğmuştu. 'Arzu TramvayT ile gelen büyûk başan Savaşan babanın, oğlunun doğduğundan ha- beri olmamıştı; annesi El Paso'nun yoksul mahallelerinde oradan buradan odun topla- yarak Anthony'i büyütmeye uğraşırken anı- lannda anlattığı üzere, daha bir buçuk yaşın- da annesine yardımcı olarak çahşmaya baş- lamıştı. Savaştan sonra Kalifomiya'ya göç edip orada tutunmaya çalışmışlar ve dört yıl kadar derme çarma kulübelerde yaşamışlar- dı. Quinn, bın bir işe girip çıktıktan sonra Frank LJoyd VVright'ın yanında mimarlık öğrenimi görmüş, hocası kendini iyi ifade ede- bilmesi için kekemeliğini yenmek zorunda olduğunu söylemişti. Dilinden ameliyat ol- duktan sonra oyunculuk okuluna da yazılıp hitap yeteneğini geliştirmeyi denemişti. O dö- nem tiyatroda temizlikçi olarak çalışıyordu ve hastalanan birinin yerine sahneye çıkanl- masıyla görkemli kariyer başlıyordu. 1937'de Maceralar Kralı-The Paisman'le Holrywood'da ilk önemli rolünde gözükmüş. Içi fikır fikır kjvMYftn, yaşama sanbnışAtaüsZort»Vı- tiyatrodVda oynadı.' . » bir yıl sonra da filmin yönetmeni Cecillle B. De Mille'in evlatlığı Katfaerine ile evlenmiş- ti. Dört çocuktan sonra Katherine ile 1965 'te boşanmışlardı. Kayınpederinin yönetmen ol- ması Quinn'in işine pek yaramamıştı; 4O'lı yıllan genelde Cheyenne ya da Meksikalı rol- lerinde, at üzerinde geçirmişti. Yirmi filmden sonra şansını Broadvvay sahnesinde denemiş, özellikle Kowalski'nin Arzu Tramvayı'ndaki rolüyle büyük başan kazanmıştı. Quinn, Avrupa sinemasına da yakın durmuş, Feüîni'yle Sonsuz Sokaklar- La Strada'da işbirliği yapmıştı. Beyazperde- deki adamlan genelde kötü tiplerdi, ama bunlara büyük ustalıkla inandıncı yorumlar getirerek dünya çapında ünlenmeyi başardı. Bol okuyan, gitar ve klarnet çalan, heykel- tıraşlığı deneyen, ressamlığıyla dikkat çe- ken Quinn, resimleriyle iyi paralar kazanmış- tı. Sattığı ilk resmı Douglas Fairbanks'ın portresiydi ve bu yapıt için Fairbanks'tan 12 dolar almıştı. Zorba'dan çok etküenmişti Ingilizce aşk anlamına gelen love kelime- sini hiç sevmediğini. onlann söylediği gibi bir kadınla bir oyunun ya da bir malın aynı şekilde sevilemeyeceğini belirtmişti. Yaşa- mına bırçok kadın girmesini, karşı cinse duy- duğu hayranlıkla açıklamış ve onlarla tanı- şırken yaşadığı heyecanı hiçbir şeye değiş- meyeceğini itiraf etmişti. Sağlık- lı aileler kuramasa da çocuklanna büyük önem vermiş, "Erkeğin gö- revi,çocukyetiştirmekveonlarai>i bir baba olmaktır" demiştı. Tobtoy.Onasis,MarkoPok),Stra- divario,HazretiHamzagıbı bırçok ünlü karakteri canlandırmış, an- cak aralannda seçim yapmak iste- memişti; çünkü söylediğine göre hiçbiri tam anlamıyla ona yakın de- ğildi. Zorba'dan çok etkilenmiş, ama asla onun kadar çıkarcı bir adaın olamayacağmı belirtmişti. 1965 yapımı Zorba (Kazancakis'ın romanı) onun için çok önemliydi ve 1983 te aynı karakteri sahnede de yorumlamıştı. Quinn'in oyunculuğunun bu de- rece sevilmesinde, uç noktalar ara- smda kolaylıkla dolaşmasmın pa- yı büyüktü; aniden patlayan duy- gusallık ya da çocuksu çıkışlar- dan sonra birden silik kişiliklere ge- çebilen bir ustaydı o. Son filmi Oriundi'de, Brezilya'ya göç etmiş 93 yaşındakı bir ttalyanı canlandır- rmştı. Yaşamın iki trajedisi vardı: hatalar ve hiç değişmeyen zaman tüneli Sadece var olmaya çalışıyordu Mimar olmayı kafama koyduğumda, insanoğ- lunun ev ve şömine ko- nusundaki alışkanlıklannı da de- ğiştirmeyi tasarladım. Çoğu insan nasıl bir evde oturulacağını bil- miyor. Nedense bütün evler birbi- rine benzer. Nedenini hiç düşün- meyiz. Bu nasıl bir saplantı! Om- rümüzü hep aynı kutunun içinde geçümek! Yaşamımızı tek birevin içinde sürdürmek zorunda mıyız? Once mimann binayı insanlann bedensel boyutlanna göre değil, ruhsal boyutlanna göre inşa etme- si gerektiğini kavradım. Bunu da benim yol göstericım, çağının Mic- hdangelo'su sayılan Frank Lloyd VVright'tan ögrendim. 'Her şeyim şansa bağh' • Öğrenciler Nod Covrard'ın 'Hay Fever' adlı piyesini oynama- ya hazırlanıyorlardı. Ben haybe- den geçinen, alttarafi bir kapıcıy- dım. LangHargravc adındaki uzun bacaklı bir arkadaşın oyunun ga- lasından birkaç gün önce ateşi yük- selinceye kadar benim sahne ça- lışmalanm hiç ciddiye alınmadı. Ona Simon rolü verilmişti; ama bu dunımda oyuna çıkamazdı. Sah- nedeki yoğun çalışmalanna tanık olan yönetmen Max Pollock, Miss Hamüle görüştükten sonra aynı ro- lü bana vermeye karar verdı. Bu beni çok heyecanlandırdı, ama korkmadım. Kimileyin o ro- lü ele geçirdiğimde gösterdiğim yü- rekliliği bir daha asla göstereme- yeceğimi düşündüğüm olmuştur. Ama onun hiç de yüreklilik işi ol- madığını ancak şimdi anhyorum. Bende cahillik mi ararsın? Her şe- yim şansa bağlı.Oyunculuk be- nim için sadece bir araçtı, böyle olunca da kusursuz Ingilizi oyna- mayı hemen kabul ettim. • John Barrymore'u sahnede canlandıımak, bir ölümsüzün iki ayağını bir pabuca sokarak yürü- meye çahşması gibi bir şey... Ken- dimi tümüyle yetişmiş bir aktör olarak düşünmesem de bana böy- le bir rol verilmiş olması içimde bir minnet duygusu oluşmasına neden oldu. Bufirsatlahavadan pa- ra kazanmış olacaktım. İşi kabul ettim, çünkü paraya gereksinimim vardı. Hangi sıfatla yapımcının karannı sorgulayacaktım? Ölüm- cül hasta olan babaannem kanser- den yatıyordu ve dağ gibi yığılmış ilaç faruralan beni bekliyordu. Kızkardeşim Stella dans dersleri- ne devam etmekte ısrarlıydı. Ne de olsa aılemızinyüdızı o olacakö. Bir de cam siliciyle evlenip giden an- nem vardı. İki kızın tek gelir kay- nağı bendim. Bu emanet işten, okul ücretimi karşılamış olması- nın dışında, elime beş para bile geçmeyecekti. Bu yüzden çoğu geceler araba parkçıbğı, garsonluk ya da kent merkezindeki showro- om'larda yerleri parlatma gıbı ış- lerde çahşıyordum. Bir ara yer si- licilikte kimse benimle yanşamaz- dı. Öyle ki arabalar sildiğim yer- lere ayna gibi yansırdı. • Bir filmden ötekine atlarken umudum şu berbat günlerden ka- zasız belasız kurtulup güzel bir firsat yakalamaktı. Iğneyle kuyu kazar gibi kendıme bir yer, bir kimlik edinebilmeliydim. Bu da ancak başkalannm aşuı çabala- nyla gerçekleşebilirdi. Bunu tek başıma başaramazdım. Brando ile olan iç çekişme • EKa Kazan'ın ilk kez sahne- ye koyduğu, TennesseeVMllams'ın Stanley Kowalski rolünü Markm Brando'nun üstlendiğı 'Arzu Tramvayı' adlı pıyesi oynanıyor- du. O sıralar çok hırslı bir yaratık- tım; Brando ile benim eleştirmen- lerin ilgisini kazanma savaşımı verdiğimiz kanısmdaydım. • ...Kazan oyuntumeye çıktığın- da Stanley rolünü bana vermeyi dü- şünecekti... Bendeki değişiklik çok önemliydi ve çok başanlı gi- diyordu; uzun süredir ilk kez, oyun- culuk hem coşturuyor, hem de ha- fiften umutlandınyordu. Holly- wood'dayken, sadece ganster ve Şalyapin'e borçlu F yodor Şahy'apin saye- sinde,benim aktörlük kariyerrmi derinden etkileyecek olan ünlü karakter oyuncusu, yönetmen ve öğ- retmen MichadCheknov'u ta- nıdım. Katherine bana konuş- mayı öğretmiş olabilirdi, Msa. PoUock sahnede nasıl duraca- ğımı, konuşma metinlerini yükseksesk nasıl okuyacağı- mı öğretmiş olabilirdi, ama bana nasıl oynayacağıını öğ- reten Michael Chekhov oldu. Gücüme güç katmayı, ne yap- tığunı anlamadan önce rolümü yaşatmayı bana o öğretti. Bu yüzden sonsuza dek ona ve dolayısıyla da Şalyapin'e ken- dimi borçlu hissetmişimdir. • Dünyarun en büyük ak- törleri, sırasrnda ufak tefek rolleri geri çevirmişlerdir. Bu bizim istesek de kaçınamaya- cağımız işin başka bir cilve- si. Hepimiz bu rol reddetme- lerimizi taşlar gibi biriktirir ve zamanı geldiğinde onlan fır- lattr firlatır atanz. Ceplerim hâlâ tıka basa o taşlarla do- ludur. • Madem ki Hollywood be- ni kabul etmek niyetinde de- ğildi, ben de o firsatı Broad- way'e verirdim... Benhn için, kendimi yeniden keşfedebüe- ceğim harika bir dönem baş- hyordu. O güne kadar elliyi aşkm fihnde rol almıştım ve otuz iki yaşındaydım. Ben en tepede işe başlamahydım. Ti- yatro beni kabul ederse şimdi ederdi, yoksa asla kabul et- mezdi. Meksikah haydut rollerine çıkabi- liyordum; ama New York'ta her şey olabilirdim. • Marlon Brando'yla, onun hiç karşıhk vermedığı sürekli bir ıç çekişme içinde olduğumu düşünü- yorum. Sürüp giden bir kıskanç- hk sanıyorum. Tannm, ondaki ye- teneğin bende de olmasını ne çok isterdim! Ondaki o aldırmazlık! Şu günlerde, benim ünümle onun- kıni, benim gösterdiğim gelişmey- le onunkini kıyaslıyorum da onun düzeyine ulaşamadığımı anhyo- rum. • Elia Kazan, beni Stanley Ko- walski rolünde ne kadar beğen- miş olmalı ki Viva Zapata filmın- de bana Marlon Brando'nun kar- deşi rolünü önerdi... • La Strada beni yardımcı er- kek oyuncu konumundan çıkanp uluslararası bir üne kavuşturdu. Filmdeki payımı elimde rutabil- miş olsaydun beni çok da zengin edebilirdi. 'Odülü siz kazamnalıydınjz' • Arabistanh Lavvrence'ın yapı- mı sırasında birbiri peşi sıra talih- sizlikleryaşandı. Sonunda, David Lean tam yedı Akademı Ödülü kazanan unutuhnaz bir film orta- ya çıkardı; ama oraya nasıl ulaşıl- dığını kimse bilemez. • Zorba o yıl en iyi film dahil altı dalda Oscar'a aday gösterildi, bense en iyi erkek oyuncu dalın- da ikinci kez aday gösteriliyor- dum; ama sonuçta puan farkıyla My Fair Lady'de oynayan Rex Harrison'a yenik düştüm. Harri- son, büyük bir alçakgönüllülükle, ödül töreninden sonraki kabul şö- leninde yanıma kadar geldi ve hey- keli önümde duran masanın üze- rinebıraktı. "Biz yirmi müyondo- larhk bir fılm j'apnk". dedi, "Siz iseycdi>üz eüi büı dotarbkbir film yaptuuz. Bunu asıl siz kazanmahy- dınız". (Anthony Quinn 'in 'Tek Kişilik Tango' adlı kitabından alınmışhr. Inkılap Yayınevi. 1995) DEFNE GOLGESİ TURGAY FÎŞEKÇİ Balkanlar Daha yüz yıl önce Balkanlar ülkemizin neredey- seyansıydı. Üsküp'ten Saraybosna'ya, Filibe'den Larissa'ya pek çok kentte nüfusun çoğunluğu- nu Türkçe konuşanlar oluşturuyordu. Balkan ve 1. Dünya Savaşı'yla birlikte bu böl- gelerden çekilirken sanki anılarımızı da göç san- dıklannın içine gömdük. Balkanlar, çok uzağı- mızda, sanki hiç bağımızın olmadığı coğrafya parçalarına dönüştü. Günümüzde ise bir yandan küreselleşme sü- reci, öte yandan neredeyse bütün Balkan ülke- lerinin geleceklerini Avrupa Birliği'nde görmele- ri, Balkanlarla kültürel yakınlığımızın yollarının ye- niden açılacağını gösteriyor. Meriç'i geçene dek hep merak etmiştim, öte- si nasıl bir yer diye. Meriç'in ötesi de berisinden pek farklı değilmiş oysa. Aynı doğa, aynı insan- lar, benzer yaşam kültürlerı... Istanbul Teknik Üniversitesı öğretim üyelerin- den Prof. Dr. Nur Akın'ın Balkanlar'da Osmanlı Dönemi Konutlan (Literatür Yayıncılık) adlı çahş- ması, hem verdiği ilginç bilgılerle hem de çok sa- yıda renkli fotoğraf ve çizimlerle Balkanlar'daki kültür kalıtımızın önemli bir unsuru olan yapılan inceliyor. Bir mimarlık yapıtının çok ötesinde bir çalışmay- la karşı karşıyayız. Tarih, coğrafya, toplumbilim vb. alanlardaki kaynakların da derlenip yorumlan- masıyla Balkanlar'ın geçmişi çok boyutlu olarak seriliyor önümüze. Osmanlılar döneminde Balkanlar'ın toplumsal- ekonomik yapısı, yönetim düzeni, nüfus dağılı- mı, kültürel hayat, din-dil çeşitliliği ve kentlerin ge- lişimi... Bu konularda, geniş kaynaklara ulaşılıp buralardan derlenen bilgiler bütün açıklığı ve çar- pıcılığı ile sunuluyor okurlara. Sonra ülke ülke inceleniyor bu bilgiler. Yanı sı- ra kent kent dolaşılıp çekilmiş fotoğraflar, yapıl- mış çizimlerle zenginleşiyor anlatım. Tanıdık so- kaklarda, mahallelerde, kentlerde dolaşıyorsu- nuz kıtap boyunca. Balkanlarla tanışıklığımız yalnızca benzer yapı- larla sınırlı değil. Bir de dilimız var, oralarda yaşa- mayı sürdüren. Televizyonlarda Kosova'nın, Ma- kedonya'nın köylennde pınl pınl birTürkçe'yle ko- nuşanlan görüp duydukça heyecan duymamak olası mı? Yabancı bir arkadaşım, Türkiye'de kalış süre- sini doldurmuş, sınır dışına çıkıp yeniden dönme- si gerekmiş. En yakın gördüğü Yunanistan'a git- miş. Sınırı geçtikten sonra küçük bir kasabada konaklayacak. Bir kahveye gırmiş, Ingilizce bilen var mı diye sormuş, yok. Fransızca, yok. Alman- ca, yok. Son bir umutla Türkçe diye sormuş, ora- daki herkes, "Evet, elbette biliriz" deyince şaşıp kalmış. Geçen hafta Nâzım Hıkmet Vakfı'ndaydım, bir telefon geldi. Yunanistan'ın Halkida Belediye- si'nden anyorlardı. 2002'deki Nâzım Hikmet'in yüzüncü doğum yılı nedeniyle kent tiyatrosu onun bir oyununu Türkçe olarak oynamak istiyormuş. Nedeni ise kentlerinde Türkçe konuşan çok sa- yıda insanın olması... Dilimizin Balkanlar'daki varlığı yalnızca konuş- ma dili olarak da kalmadı. Yerel gazeteler, dergi- ler yayımlandı, edebiyat ürünleri verildı. Necati Zekeriya, llhami Emin, Fahri Kaya, Nusret Dişu Ülkü, ürünleri ülkemızde de yayım- lanan, Türkçe yazan Makedon şairler. Fahri Ka- ya, Eski Yugoslavya'da Çağdaş Türk Şiiri Anto- lojisi (Cem Yayınevi, 1992) adlı bir de seçki ya- yımlamıştı. Balkanlar'da yedi yüz yıllık bir geçmişimiz var, geleceğin sınırsız dünyasında ise birlikte yaşaya- cağımız kardeş bahçeleri. Kiüleri Meksika'ya dökülecek • Kültür Servisi - ABDde geçen pazar günü solunum yetmezliğinden ölen Anthony Quinn'in küllerini, çocukluğunu fakirlik içinde geçirdiği Meksika'nın kuzeymdeki Chihuahua eyaletinin kurak kanyonlanna dökülmesini istediğinı bildirildi. Quınn'in bu arzusunu, ailesıyle geçen Nisan'da Chihuahua'ya ziyareti sırasında dile getirdiği belirtildi. Quinn ailesinin, ünlü aktörün cenaze törenini ABD'de yapması bekleniyor. Janet Jackson yasaklandı • StNGAPUR (AA) - Janet Jackson'm son albümü 'All For You', Singapur'da yasaklandı. Yasaklamaya gerekçe olarak, şarkılardan birinin sözlerinin 'fazla açık' olması gösterildi. Singapur yetkilileri, daha önce de Janet Jackson'm "The Velvet Rope' adlı albümünü de yasaklamışlardı. Müzik firması EM1, albümün Singapur'da satılabilmesi amacıyla sorun yaratan şarkıyı çıkarmak için şarkıcıyı ikna etmeye çahşacağını bildirdi. K Ü L T Ü R İ Ç İ Z İ K K Â M İ L M A S A R A C I ' r r
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog