Bugünden 1930'a 5,419,547 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 5 HAZİRAN 2001 SALI 14 KULTUR kultuno cumhuriyet.com.tr TİYATRO DÜNYASINDAN DİKMEN GÜRÜN Hiç bitmeyen yolcuhildar• "Şu kadar sene şurada yaşamışım. Orada doğmuş, burada ölmüşüm. Adım sanım neymiş? Anam babam kiramiş? Hayatımın metrekaresi kaça gidermiş?" Cumhuriyet'in kültür sayfalannda sağ alt köşede 16 gün boyunca yer alan ve Uluslara- rası Istanbul Tiyatro Festivali'nin bu yıl yapı- lamamasının içlerine sindirüemediğini duyar- lı bir üslupla dile getiren ilan pazar günü son kez çıktı. Çünkü, Tiyatro Festiva- Ii, o gün, önümüzdeki ağustos ayında Edinburgh Tiyatro Festivali'nin konuğu ola- cak olan "Hashirigaki" adlı oyunla kapanacak- tı... Ama bu yıl daha ilk gününden garip bir sessizliğe büründü. 13. Uluslararası Is- tanbul Tiyatro Fes- tivalı günlerini böyle yaşamak benim için, hiç- birimiz için ko- layolmadı...Ha- yır, bu bir festi- val yazısı de- ğil. Sadece bu zarıf ilanla tavırlarını ortaya koyan sa- natçılara, festival dostlanna ve Cumhuriyet gazetesine teşekkür ermek istedim. •*• Yıllardır Festival'e gehneleri için çaba har- cadığım ama tarihlerini bir türlü denk düşüre- mediğimiz The Wooster Group'un oyunculanndan VVfflem Dafoe 'GörevveGörüş'' adlı yazı- sında, performans kişinin kendi yarattığı alanda ken- di yaşam temposuyla, ken- di adımlanyla, ritmiyle. soluklanyla oluşturduğu bir eylemdir derken, bir içe dönüklükten ve bu durumun aynı zamanda genel anlamlaryüklü olu- şundan söz eder. Ona gÖre sanatçının kendi alanı içinde ve ora- daki yaşam sürecinde izleyicinin varlı- ğı önemli değildir. Önemli olan, oyuncunun kendisiyle yüzleşme sürecinde ortaya çıkan resimdir. Bu resim ister istemez izleyeni de içine alacaktır... 2002 yıluıda sanınm Istan- bul'a gelecek olan The WoosterGroup'un ül- kemizde performans odaklı çalışmalara çok yeni boyutlar kazandıracağına inanıyorum. Yazıyı okumak son günlerde Kum,Pan,Ya'da izledığim "Ayşegül Kanada'da" ile aynı dö- neme denk düştü. Bu buluşmadan yola çı- karak Ayşegül'ün dünyasında dolaştım biraz. Biraz da Babylon'da izlediğim "Şehir Uykuda* adlı çalışma üstü- ne düşüncelerimi derledim... ••• Kum,Pan,Ya bu yıl 10. yılını kutluyor. Bu bağlamda Bülent Erk- men'in tiyatro fuayesinde Kum,Pan,Ya için çeşitli zamanlarda tasarladığı afişler sergisi- ni. Nadi Güler ve Suna Suner'in performans- lannı Asb Mertan'ın "Ayşegül Kanada'da" isimli projesi izledi. Mertan, yazdığı ve yö- nettiği bu çalışmada BilgeArat'la birlikte oy- nuyor. Başta Naz Erayda ve Kerem Kurdoğ- hı olmak üzere Kum,Pan,Ya ekip olarak bu ça- lışmada yer ahyor. Mertan'ın sözleriyle, "Ay- şegül Kanada'da" doğum ve ölüm, gece ve gün- düz gibı kutuplann arasında yaşanan bir yol- culuğu anlatmaya çalışıyor. 45 dakika süren bu duyarlı yolculuk, kişiyi o ımgeyle, Ayşe- gül'le aynı paralelde kendi dünyasına götürü- yor. Beyaz bir boşluk, boşluğun ortasmda ön- lü arkalı duran iki mıkrofon ve izleyicinin dünyası ile oyun alanını sankı ayıran şeffaf bir pano. Bu panonun ardında küçük bir kızm, bel- ki bir ilkokul öğrencisinin, belki bir genç kı- zın, genç birkadının, duyarlı bir insanın mik- rofondan yankılanan düşünceleri ve akan dü- şüncelerin birbirleriyle örtüşmesi, birbirin- den kopması... yumuşak bir örtüşme, araştı- ran bir kopuş... bir yolculuk. Belleğin yolcu- luğu... Bu yolculukta sahnelerin ritmi bir öykü ya da olaylar dizi- si üstüne kurulu değil, imgeler- le iç içe. Bir tümce, bir tavır bir ses yapıyı oluştururken bu olgula- nn tümü belleğin dolaşımını ateşleyen parça- lar. Sözler ve hareketler bir bütün oluşturur- ken izleyicinin belleğini de ateşliyor ve 'ma- vi hafiza' hepimizi kendi dünyalanmızda bir yolculuğa çıkanyor. ••• Ozgür Erkekü'nın uyarladığı, yönettıği ve Zeynep Efser ErkekH ile birlikte oynadığı ''Şe- hir Uykuda" adlı 40 dakikalık gösteri de bel- leğin bir yolculuğu. Sanki bir mezar odasın- da başlıyor bu yolculuk. Izleyenterin çevre- lediği dar bir alanda kadın beyaz bir kefene sanlmış yatmaktadır. Erkek ise eski bir ses ka- yıt aygıtının başında oturur. Aygıttan gelen ço- cuk sesleri Hiroşima'yı, Auschwitz'i anlatan çocuklann sesleridir. Böyle bir ortamda çıkı- lan bir yolculuktur bu... Sadece bir ışık huz- mesinin aydınlattığı, alınıp verilen soluklann duyulduğu, dirsek temasının yaşandığı ka- ranlıkta çıkılan bir yolculuk. Sorgulayan di- zelerin, sorgulayan seslenişlerin iç içe geçti- ği bir yolculuk. Özgür Erkekli'nin ölüm, iş- kence. şiddet üstüne metınlen, sesleri ve re- simleri bir araya getirerek oluşturduğu kolaj, zaman kavramını parçalayarak izleyenlerin dikkatlerini yaşanmış, yaşanmakta olan ve yaşanacak vahşet üzerinde yoğunlaştınr. Duy- gusallığa yer vermeyen bir bütündür bu. Dar hücrelerle. ölümle. idamla, sıkışmışlıkla, ça- resızlikle acımasız bir yüzleşmedir. Acıma- sız, ama gerçek. Bu yüzleşmede kişiler değil, oyun alanından izleyıciye akan enerjıdir söz konusu olan. "Şehirîlykuda" geçmişle hesap- laşmaktan çok geçmişi düşünerek bugünü ya- şamak üstüne yoğunlaşan bir çalışma... "Goz- lerimizi dikip/Çamlara, kryıya, yıkiızlara/Bir olup sabahın demiriyle omurgasıyla gemi- nin/İlk tohumu an\orduk/Eski oyun yeniden başlasın drye." Ergin Inan'ın yeni çalışmalan 18 Haziran'a dek Ankara Galeri Nev'de sergileniyor Bir resim simyacısının serüvenleri KAYAÖZSEZGİN Resim, gizler ve gizemlerle dolu bir dünya- dan, yani "esrar" dediğimiz o tanıını güç kav- ramlar ve oluşumlar evreninden ses getirmeyi amaçlıyorsa eğer, kullandığı malzemeye de böyle bir amaçla uyumlu olan ve gizlerini, bu malzemenin içine nüfuz edebilme gücü göste- rebilenlere açan bir bilinmezlik boyutu katıyor demektir; ya da en azından, temsil ettiği içe- rikle örtüşebilen, onunla bütünleşebilen, salt bi- çımlendirdiği resimle açıklanması mümkün olabilen bir boya kanşımı ve altyapı üzerine ku- rulu olmahdır bu malzeme. lnandıncılığı ve içtenliği için bir tür ölçüt niteliğinde olacaktır bu özellik: Orada bir simyacı gibi davranacak sanatçı, yapıtına yüklediği anlamın derinliğini ve düşünsellığini, bir de bu açıdan vurgulamış olacaktır. Orhan Pamuk, "Benim Adım Kırmızı"da, sırnnı kendisiyle birlikte mezara götürdüğü Tebrizli büyük üstat Mirza Baba'nın, resimle- rinde kullandığı kırmızı bir boyadan söz eder. Öyle ki kanlannı akıtmak dışında, Tann'nın kullanna hiç göstermediği, ama çalışıp bula- lım diye nadir böceklerin içine, taşlann arası- na gizlediği bu "güzetim kırmızı rengT âlem- de çıplak gözle, ancak insan yapısı kumaşlann üzerinde ve büyük üstatlann yaptığı resimler- de görebiliriz. (s. 359) Görsei ermişin ilgmç atıflan Avrupalı ortaçağ ressamlannı ve Rönesans'ın birkaç aynksı sanatçısını bir yana bırakırsak. sanat yoluyla yaşamın ve bilinmezin dehlizle- rine inmekten hoşlananlar ve bunu, zamanla bir sanat felsefesine dönüştürenler, daha çok do- ğulu üstatlar arasından çıkmışrır. Evrensel dü- zene ilişkin yasalann ve nesnelerin kendilikle- rinin bilinemeyeceğini öne sürenler için sanat, gerçekte bildiğımizi sandığımız şeyin yansıma- sıru içerebilirdi ancak. Ne diyordu Kant: Biz- ler, gizemlerle dolu bir evrende, bir düşün dü- şünügörmekteyiz. Herşey, Herakkitosun "Lo- gos*u gibi, Tann'nın bir simgesıdir. insanın te- mel görevi ise erdemli olmaktır: Sanat, bize bu erdemliliğin yollannı gösterebilir. Erginİnan'ın resimlennde egemen olan tek- nik ve kullanılan malzemenin sofistike bir et- ki uyandıran bileşimi, daha önceki çalışmala- nnda olduğu gibi, bakışımızın gerisinde saklı kalmaya yargılı bir "muamma"nın gizemlilik boyutlannı göstermeye yönelik. Evet, sadece göstermeyi ve bu bilinmezlik dolayında izle- yiciyi düşündürmeyi amaçlayan ikonografik bir yorum. Bir görsei ermiş gibi davranarak, canlı bir or- ganizmanın (bir insanın ya da bir böceğin) gör- sei belleğimize kazımaya çalıştığı imgeler di- zisi aracılığıyla, varlık olgusunun kökeninde- ki gizlere ilginç atıflarda bulunuyor. Tek bir çehreden türemiş ve süperpoze görüntüler ha- linde birbiri üzerine bındirilmiş insan görüntü- leri, insan gerçekliğinin çok yönlü ve bilinme- si mümkün olmayan içrek yapısını vurgulama- yı amaçlarken, bu kez, öncekılerden farklı ola- rak, büyük boyutlu resimlerde san yaldızlı ze- min üzerine konumlandırdığı kanatlı böcek im- geleri de bırer börtü-böcek değil. düpedüz bö- cek portreleridir ve animalist ressamlara özgü bir gözlem ve betim (tasvir) modeli oluşturma isteğini açığa vurmaktadır. İmgenin kendi üze- rinden kaydınlarak, sinematografikbir görün- tü gibi zamansallık kavramuıa uyumlu bir dü- zen anlayışı içinde gösteriliyor oknası, resim- lerin iletmek istediği mesaj açısından, zaten geçerliliğini hep korumuş olan bu kavramı sim- gesel boyutlara taşıyor. Resminin olmazsa olmaz bBeşeni Tuval üzerine akrilik boyanın desteğiyle ve kolaj teknığine uyumlu olarak yapıştırdığı, bo- ya katmanları içinde zemıne yedirdiği Arap kaligrafisiyle yazılmış kitap sayfalan, artık Er- gin Inan resminin olmazsa olmaz bir bileşeni- dir. Bu kitap sayfalannda ya da fal imgelerin- • Ergin Inan'ın resimlerinde egemen olan teknik ve kullanılan malzemenin sofistike bir etki uyandıran bileşimi, bakışımızın gerisinde saklı kalmaya yargılı bir 'muamma'nın gizemlilik boyutlannı göstermeye yönelik. îzleyiciyi düşündürmeyi amaçlayan ikonografik bir yorum. de tekrarlanmış olan çızimsel ve kaligrafik öğeler de yeni resimlerde, tablonun yüzeyıne dağıtılmış ya da belirli yerlerde vurgulanmış im- gelere dönüşüyor, resimsel organizmanın gös- tergesi olma düzeyine erişiyor. Öte yandan ki- tap sayfalannın, geçen zamana işaret eden es- kimışlik faktörü de îzleyiciyi sürekli olarak za- manın gerisine çekıyor, geçmişle şimdi arasın- da anlam ilişkileri kurmaya yönlendinyor. Inan'ın akrilik boyanm içine kanştırdığı bazı özel medyumlar, boyasal malzemeyi saydamlaştırdığından, geçmişle şimdi, yaşa- nılmış an'la yaşanan an arasındakı geçişim- li sürecin kavranmasını kolaylaştıncı bir iş- levle de yüklü: Bu resimlerdeki eskilik ima- jı, Ergin tnan'ın özel bir ilgiyle sağlamış ol- duğu el yapımı kâğıtlarla da destekleniyor. Bu kâğıtların, resim yüzeyınde. tuval üzerine monte edilmesinden kaynaklanan özel uy- gulamayöntemleri, Ergin Inanda tanık oldu- ğumuz sanat işçiliğine, sanatçısına özgü ve yapıtın estetik disiplininı pekiştirici bir bo- yut katmakta ve bu işçiliğin özgün yapısal- hğı hakkında yeterli bilgi vermektedir. YAZIODASI SELİM ÎLERİ Aksaray'daBipCami(3) Pertevnryal Valide Suttan, oğlunun kuşkulu öiü- münden sonra yedi yıl daha yaşamış, 1883'te öl- müş. Son yıllannda II. Abdülhamid'den saygı gör- müş. Şatafatlı günlerinden usanan Valide Sultan, bu son yıllannda, kimsesız kız çocuklarına yardım edermiş. Değil kimsesiz kız çocuklanna, kendi kızına, oğul- lanrja bile yardıma yanaşmayan, hep geçim dertle- rinden söz açan Feride Hanım, beğendiği kadıne- fendinin bu yardımlarını gururlanarak anlatırdı. Bugün de o kimsesız kız çocuklannın kaderleri- ni, maceralannı merak eder dururum. Bütün hayat hikâyesi başlı başına bir romanken Pertevniyal'e ilişkin bılgiler yok denecek kadar az. Roman daima yanm kalmaya mahkûm. Şehsuva- roğlu'nun kapsamlı Sultan Aziz monografisınde bile kadınefendi hepi topu beş on sayfada anılıyor. Şehsuvaroğlu ilgmç bir oykü anlatıyor. "Hürriyet tahhimızde" önemli yerı olan, veliaht Murad Efen- di'nın yaptırttığı Kurbagalıdere köşkuyle ilintıli bu öy- kü: "Kenarfan altın yaldızlı ceviz kapılan, billûr mer- dıven parmaklıklan ile devrinın güzel ve zarifbina- lanndan bin olan bu yeni kasnn üst kaîında veliah- tın yatak odasının içinde bir duş tertibatı da yapıl- mıştı. Köşkün inşaatı bıttığı vakıt Sultan Aziz'ın valide- sigörmek arzusunda bulunmuş, sarayda nazanna inanılan Pertevnıyal Valide Sultan'ın geleceği gün merdiven başının gönjnen bir yerine kara bir leke sürülmüştü. Pertevnıyal Valide Sultan, billûr parmaklt merdi- venlerden çıkarken 'Kasır ne kadar güzel olmuş!' demış ve o anda gözü kara lekeye ilışerek; 'Fakat bu leke münasebetsız duruyor...' demesiyle saray- lıların ıtikadınca köşk nazardan kurtulmuştu." V. Murad'ın sonraki yaşamı hatırlandığında, -na- zara inananlar için- Pertevnıyal'in nazanndan Kur- bagalıdere koşkü kurtulsa bile. padışahın kurtula- madığı söylenebilır... Abdülaziz'in annesının Istanbul'da anıtsal eser- leri var. önce, yazı boyunca andığım Aksaray Valide Ca- mii; sonra, Eyiip'te, Defterdar Iskelesi'ndeki ınce çeş- me, başka çeşmeler, tarıhî yapılann onanmlan, va- kıf tesisleri, şimdi de adını taşıyan okul... Onlan gördükçe acaba neler hıssediyordu? Kadınefendi, Aksaray'dakı zarrf külliyesinin çok gü- zel olmasını istiyormuş. Yapının miman Sarkis Bal- yan. Balyan Ailesi'nin yapıtlanna sanat tarihımizin ne kadar haksızlık ettiğinı bugün çok daha açık seçik kavnyoruz. Ders kitabımızda onlarla birlikte ağır- başlı mimarinin göçüp gıttığı yazardı. Aksaray'da 1869'da buyuk bir törenle temel atı- lıyor. Gerçek mi, söylentı mı, Valide Sultan da kılık değıştirerek, töreni araba içinden izlemiş. Temel atılırken çağrılılara hedıyeler sunulmuş, sa- ğa sola altın ve gümüş para serpilmiş. Külliye 1871 'de tamamlanmış. Dünden Bugüne Istanbul Ansiklopedisı'nde "Va- lide Camii" maddesıni yazan Afife Batur, ıncelik- lerle örülü yazısında şu bılgıyi de veriyor: "Valide Camii, aynı yerdekı yanmış bir caminın arsası üzerine yapılmıştır. Bu camınin adı, kaynak- larda Hacı Mustafa Ağa Camii veya Kâtip Camii ola- rak geçmektedır." Takvimde Iz Bir akan: "Vapurlar, hükümet binaları bayram şerefine kır- mızı bayraklarla süslenmışti. Beledıye Parkı'ndan aletlerin akordunu yapan mızıkacılann gürüttülen yük- seliyordu ve aşağıdakı mahallenin az ilensindeki meydanda, bayrama ıştırak edecek ameleler, yeni elbiselerini giymiş mektep/iler bırer ikişer toplan- makta idiler." Umran Nazif, Yaşamak için, Varlık Ya- yınlan, 1948. ÇYDD'den sanat müziği konseri I Kültür Servisi - Çaedaş Yaşamı Destekleme Derneğı, kültürel gelışmeye katkılannı çeşitli etkinliklerle sürdürüyor. Türk sanat müziği, el sanatlan, resim, tiyatro gıbı bırçok alanda kurslar veren derneğe bağlı Kocamustafapaşa Toplum Merkezi Türk Sanat Müziği Korosu, bugün saat 20.30'da Ataköy Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi'nde şef Osman Erkan yönetiminde bir Türk sanat müziği konsen gerçekleştirecek. (0212 529 3722) Refik Dupbaş'tan yeni bir kitap • Kültür Servisi - Lıteratür Yayıncılık Tamklık Dizisi'nin ılk kıtabı. Refik Durbaş'ın 'Anılanmın Kardeşi Izmır'den oluşuyor. Durbaş'mgençliğının 'genç şehri tzmir'e ilişkin gözlem ve anılanndan seçilmiş bir derleme sunan albüm-kitap çıktı. Tanüdık Dizisi, kültür dünyası içinde yer ermiş şair, romancı. sinemacı. ressam, müzik adamı ve diğer sanatçılann yaşadığı yöreye ve sanata bakışlarmı özetleyecek. l Sapanca ŞÜP Akşamlan' • ADAPAZARI (A.\) - Sakarya Valiliği'nin, Atatürk Kültür, Dıl ve Tarih Yüksek Kurumu'nun katkılanyla düzenledığı, '1. Uluslararası Sapanca Şiır Akşamlan', 8-9 Hazıran'da Sapanca'da gerçekleştirilecek. Sapanca'yı tanıtmak ve sanatsal aktivitelere hız vermek amacıyla düzenlenen etkinliğe, Türkıye'den ve değişık ülkelerden toplam 35 şair ile 3 bilim adamı katılacak. Motsik'ten müzisyenlene plaket • ANKARA (AA) - Ukrayna Ankara Büyükelçısi Oleksander Motsık. Kırım'da düzenlenen 2. Uluslararası Mavı Kuş Çocuk Müzesi Yanşması'nda dereceye giren genç Türk müzisyenlere plaket verdı. Törende. çiyano dalında binncı olan Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğrencısı Emrecan Yavuz ile flüt dalında üçüncü olan Alıye Vbdovozova'ya plaket verildi. Motsik, aynca yanşmada jün üyesı olan Bılkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatlan Dekanı Prof. Dr. Erol Erdınç ile yanşmaya katkıda bulunan Prof. Dr Uygur Tazebay. Prof. Dr. Kamuran Gündemır ve Albina Petrova'ya da plaket \erdi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog