Bugünden 1930'a 5,418,095 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

26 HAZİRAN 2001 SALI CUMHURİYET SAYFA DtZt ROBOTEK TURHAN SELÇUK EFENBİSİ &BDİİLCANBAZ HARİKULÂT)E ı1ACERALARı KISIM •LEKMİLİ ULAŞTlG-l &Ü , VİETNAM'OA ÜLKE5ÎMİ HASUM rN$AMİj^isl ^tNti-ERıHî İMSAM-YARI . RAMBÖ, HAKLlYl Koalisyonlar dönemi MSP'nin 73 seçimi zaferi • 26 Ocak 1974'te kurulan CHP-MSP koalisyonunda MSP'ye bir Başbakan Yardımcıhğı, bir Devlet Bakanhğı (din işlerinden sorumlu), Içişleri, Adalet, Ticaret, Gıda Tarım ve Hayvancılık, Sanayi ve Teknoloji bakanlıklan düştü. M NP kısa sûrede acemiliğinin, tabanındaki heyecanın ve devlet aygıtırun henüz gûçlü bir Islami partiye hazır olmamasının kurbanı oldu. Anayasa Mahkemesi 20 Mayıs 1971 'de partiyi kapattı. Partinin kapatılmasıyla Genel Başkan Necmettin Erbakan. Isviçre'ye "hkret* etti. 12 Mart dönemİBİn yumuşamasıyla, yol arkadaşlan Erbakan'ı yurda dönmeye ikna etti. 11 Ekim 1972'de ise Milli Selamet Partisi (MSP) kunıldu. MSP'nin 19 kurucusu içinde MNP kuruculartndan hiçbiri yoktu. MSP Genel îdare Kunılu, partinin başına Sükyman Arif Emre'yi getirdi. 14 Ekim 1973 seçimlerinden MSP tam bir zaferle çtktı: 1.265.771 oy (yüzde 11.8) ve 48 milletveküi. Senato seçimlerinin sonuçlan ise şöyleydi: 516.822 oy (yüzde 12.3) ve 3 senatör.TBMM aritmetıği bir koalisyonu zorunlu kıhyordu. Parti başkanlığına dönmüş olan Erbakan ve yakın çevresi Bülent Ecevit üderliğindeki CHP ile koalisyona olumlu bakıyordu, fakat parti örgütünün ve milletvekillerinin buna ikna edihnesi kolay olmadı. Sonuçta 26 Ocak 1974'te kunılan CHP- MSP koalisyonunda MSP'ye bir Başbakan Yardımcıhğı. bir Devlet Bakanlığv (din işlerinden sorumlu). îçişleri. Adalet, Ticaret, Gıda Tanm ve Hayvancılık, Sanayi ve Teknoloji bakanlıklan düştü. MSP. elindeki bakanlıklar aracıhğıyla bürokrasi ve teknokraside mümkûn olduğunca dindar bir kadrolaşmaya gitmeye, tekeki sermayeye karşı dev boyutlu bazı devlet yatmmlan gerçekleştirmeye çalıştı. Ancak Erbakan'm attığı temetler zamanla mizah unsunı olup fos çıktı. Diyanet îşleri Başkanı'nın tt kayd-ı hayat şarüyla'* atanmasına ilişkin, şeyhülislamlığm diriltilmesi anlamına gelecek yasa önerisi TBMM'de kabul edilmedi. MSP'liler, ortaklan CHP'nin istediklerini yapmasının önüne ciddi engeller çıkarttılar. Örneğİn "•Genel Af Kanunu"nun çıkartılması sırasmda 22 MSP milletvekilinin oylanyla 141. ve 142. maddeden hûkümlü mahkûmlar af kapsamı dışmda bırakıldı. MCIer gellyor Bu olay. CHP'nin koalisyon ortağma güvenini sarstı. Bunun üzerine Kıbns Harekâtı ile popülerliğinin artmasına güvenen Ecevit, koalisyonu bozdu. 31 Mart 1975'te Demirel Üderliğinde AP-MSP-MHP ve CGP'yi bir araya getiren ilk Milliyetçi Cephe (1. MC) koalisyonu kuruldu. MSP. başta dinsel kadrolaşma olmak üzere, icraatını kaldığı yerden sürdürdü. Sonunda AP ile CHP anlaşarak 1977'de ülkeyi erken genel seçime . götürdüler. Dört yıl önceye kıyasla 4 bin oy fazla alan (1.269.918) MSP'nin oy oranı, seçmen sayısının ve katıhm oranının yükselmesi nedeniyle yüzde 11.8'den 8.6'ya düştü. Yeni dönemin iİk hükümeti Demirel başkanhğında AP, MSP ve MHP'nin oluşturduğu 2. Milliyetçi Cephe koalisyonu oldu. MiUervekili sayısı yan yanya azalıp 24'e düşmesine rağmen MSP, "anahtar parti" iddiasım sürdürüp taviz vermez tutumunda ısrar edince AP zor günler yaşadı. Sonuçta 2. MC'nin ömrü kısa oldu; Türkiye, hükümet bunahmlan ve azınhk hükümetleriyle 12 Eylül 1980 askeri darbesüıe geldi. Askeri yönetim, partinin Konya'da düzenlediği mitingi bahane ederek MSP yöneticilermi yargılattı. MSP'liler sonuç olarak beraat ettiler, ancak örgütset olarak çok ciddi darbe yediler. Yarın: Refah ve islamcılığın yükselişl ÜÜsluptayenilikYenilikçi çizgi, 1980yılının sonlannda Refah PartisiIstanbulİl Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan hn liderliğinde ortaya çıktı DUZYAZI F enilikçi kanat Erbakan'ın siyasi yasaklı olmasından istifade ederek FP içinde demokrasi istedi. Yenilikçiler, parti yöneticilennin belirlenme- sınde sadakatm değil, liyakatın e- sas turulmasını savundular. Milli Görüş içinde farklı kanatlann şe- killenmekte olduğunu ilk kez ben dile getirmiş ve bu kanatlan "ye- nilikçi" ve "gelenekçi" olarak ad- landırmıştım. Yenilikçi çizgi 1980 sonlannda RP tstanbul İl Başkanı olan Re- cepTayyipErdoğan' ın liderliğin- de ortaya çıkmıştı. Temel strate- jileri, MSP döneminin geleneksel cami cemaatini aşıp yeni toplum- sal kesimlere ulaşmaktı. Erdo- ğan, 1989'da Beyoğlu Belediye Başkan adayı olduğunda kam- panyasında başı açık genç kızla- rı çahştırdı; içkili yerlerden. dis- koteklerden hatta genelevlerden oy istedi. Bu yöntemin başansı ortaya çıkmca tüm RP teşkilatla- n Istanbul'dan gelen yenilikçi uz- manlar tarafından eğitildi. Ortaya çıkan tablo Ancak kısa bir süre içinde be- nimsenen bu adlandırmalar bir- çok kişi tarafmdan oldukça hata- h ve abartıh bir şekilde kullanıl- dı. Sonuçta ortaya şöyle yanlış bir tablo çıktı: Sanki "gelenekçiler" Islamcı olarak kalmak isterken, "yenilik- çUer"bambaşka bir şey olmak is- tiyordu. Kendilerine "jenilikçi*' denmesine fazla itiraz etmez olan dönemin RP Istanbul il örgütü ve başkanlan Tayyip Erdoğan, ola- yın bu noktalara kadar taşınma- sından epey rahatsız oldular. Çünkü iş lslamcılığa gelince, belki de yenilikçilerin gelenekçi- lerden daha fazla Islamcı olduk- lan söylenebilirdi. Erdoğan'ın itlrazı Örneğin Erdoğan. 1991 seçim- lerinde MÇP ve IDP ile yapılan seçim ittifakına "sağcılaşmaya- lım" diye itiraz etmişti. Ve bu se- çimleri daha sonra şöyle değer- lendirecekti: "Batı'daki yeni saflaşma ve stratejik değişiklikler karşısında Türkiye'deki siyasi partilerde bir telaş yaşandı. Bu, kendikrini Ba- tüı ağalara ispatetmetelaşıydı. Bu yeni dönemde, muhafazakâtiar partüerden tasfıve edildüer. \"xt- rinler yeniden dekore edildi. İna- nanlar ise vitrinin dışına atıldılar, daha doğrusu kapının dışuıa de- mek daha yerinde olur. Batı"nın yeni stratejisine ayak uydurma endişesine kapdanlar 20 Ekim'de listclcrini laiklerden oluşturdular. Halkı Müslüman olan toplum- larda, gücünü Ban'dan alan par- tiler yeni dönemde \ alnızca daya- naklannıkavbetmekk kalmamış, moral desteğj yitirmenin yanın- da. siyasi ve ekonomik olarak da topluma vaat edecekleri hiçbir şeyleri kahnamıştır. Yeni dünya düzeninde Hıristiyan BaO, kendi- ne sağlam duvariar örüp güven- lik sistemleri oluştururken, bu- günden sonra, kendisi için asıl teh- likenin İslanı dümasından »eldi* RUŞEN ÇAKIR ğûıi açıkca ilan etti. Bütün bu ge- uşmeler empenalist Batı'nın kar- şısında İslamın haklı çıkışuun yer alacağı yenibir dünyaya doğru gi- dildiğjnigösteri>or. 200fl*li\ıllara doğru yaklaştıkca A\rupa ve eski SSCB'de başlayan demokratik- leşmenin uzantısu İslam dünyası- nada\ansıdı. \ üzvıllardır Batı- h güçlerle ve onlann Miislüman- lann içindeki uzantılan konu- mundaki askeri, sKil ve aile dik- tatöıiüklerince yönetilen İslam dünyasL, demokratik haklannı likte Batı'nın Ceza>irdeki mas- kesi düşmüştür. Onun için Müs- lümanlann çok dikkatli davTan- malan gerekir.'' (26 Şubat 1992. Türkiye) Üslup farlcı Aradaki ayrım. dünya görüşün- den değil çalışma tarzından kay- naklanıyordu. Islamcı terminolo- jiyle söylenecek olursa "davet fikhı"nda yenilikçiler daha çağ- daş usullere meylederken, gele- enilikçilerle gelenekçiler arasmdaki en temel ayrım, gelenekçilerin RP 'yi ideolojik bir kadro partisi olarak tutmak istemeleri, yenilikçilerin ise onu "ideolojik omurgalı bir kitle partisi "ne dönüştürmeyi hedeflemeleriydi. Yani yenilikçiler, RP'nin kapılarını herkese açmaktan yanaydılar. aramaya başladı. Bu harekerin en tipikörneğiniCezavir"de yaşadık. Ceza>ir, yüzvillardır Fransa'nın sömürge hâkinıiyetinde yaşamış bir ülke. Bağınısızhğına ka\uş- ruktan sonra. bu defa iktidardaki FLN tarafından sömürülmüştür. FLN ağalan. Paris'teki villalann- da metresleriyle hayat sürerken, voksul ve perişan Cezayir halkı. Islami Selamet Cephesi etrafinda örgütlenerek bu sömürü düzeni- ne başkaldırmıştır. Darbeyle bir- nekçilerbildiklerinden şaşmama- ya devam ediyorlardı. Yoksa ye- nilikçilerin "demokrasi, laiklik" gibi anlayışlan sa\unmalan asla söz konusu değildi. Aradaki farb anlamak için ye- nilikçilerin gerçekleştirdikleri Fı- liz Ergün. Gülay Pınarbaşı gibi transferlere bakmak ilginç ola- caktır. Gelenekçiler, yeni katılım- lan, Islami yaşam tarzmı benim- sediklerini kanıtlamalan şartıyla kabul ederken; yenilikçiler, in- Necnıettiu Erbakan, 12 Mart darbesinden sonra İsviçre'ye gtti. sanlara, Islamileşme sürecini kendi bünyeleri içinde yaşamala- n için şans tanımaya yanaşabili- yorlardı. Yeni katılacak kişilerin, Islamileşme süreçlerinin başında kamuoyuna lanse edilmesini de bir reklam aracı olarak görüyor- lardı. Kuşkusuz, yenilikçiler böy- le yapmakla bir risk alıyorlardı. Ancakrisksizbir dönemde par- tiye katılan, mesela örtünmüş, ai- levi sorunlannı halletmiş bir Fi- liz Ergün'ün RP'ye getireceği çok fazla bir şey yoktu. Bu aşa- mada gelenekçiler, bu transferle- rin, getirdiklerinin yanında götü- rebileceklerinin de muhasebesini yapıyor ve ürküyorlardı. tdeololl sorunu Yenilikçilerle gelenekçiler ara- sındaki en temel ayrım, gelenek- çilerin RP'yi ideolojik bir kadro partisi olarak tutmak istemeleri, yenilikçilerin ise onu "ideolojik omurgalı bir kitle nartisi w ne dö- nüştürmeyi hedeflemeleriydi. Yani yenilikçiler, RP'nin kapı- lannı herkese açmaktan yanaydı- lar. Ancak Milli Görüş'ün şaşmaz ideolojik çizgisine tabi olmalan, güçleri oranmda parti içi iktidar talep etmemeleri, hizipleşmeye gitmemeleri kaydıyla. Şöyle bir slogan onlara çok yakışırdı: "Kim olursan ol geL ama zaman içinde bizim gibi ol." Vlrüs tartışması Yenilikçilerin politika ve uygu- lamalan ülke çapındaki taban ta- rafından uzun süre tam olarak sindirilemedi. Özellikle Anado- lu'daki gelenekçi tabandan, bu yenilikçi çizginın, saf tslamcı stratejiden sapma olduğu yolun- da itirazlar geldi. Dönemin Milli Gazete başyazan ve RP tstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi Sadık Albayrak, yenilikçi karşıtlığının bir nevi sözcülüğünü yaparak, parti içindeki vitrin düzenleme çalışmalannı, *RP bilgisayanna virûs sokmak" olarak nitelemiş- ti. Özetle, başlangıçtaki aynm öz- de değil yöntemdeydi. Nihayet 28 Şubat 1997'ye ge- lındi. Once RP kapatıldı, Erba- kan siyasi yasaklı konuma geldi. Ardmdan Tayyip Erdoğan hapse girdi. Ve hiçbir direniş gösteril- medi. Bütün bunlar Milli Gö- rüş'ün sistem karşısında yenildi- ğinin kanıtlanydı. Mecburiyet sonucu insan haklan, demokrasi ve sivil toplum bayraktarhğı ya- pılmaya başlandı. Zaten üslup bakımmdan ileri derecede mo- dernleşmiş olan yenilikçiler söy- lemlerini tepeden tımağa değiş- tirdiler. Diğer bir deyişle, bir kez daha araç, amacı belirledi. MÜ- SİAD'ı geri plana itıp TÜStAD'a yöneldiler, bir zamanlar "araç" olarak gördükleri demokrasiyi "icselleştirdiler'' ve o tabu kavra- mı, "'şeriat dûzeni"ni ciddiye al- maz oldular; dinin siyasallaştınl- masmı eleştirmeye, Batı karşıtı yaklaşımlan terk edip globalizm- den övgüyle söz etmeye başladı- lar, özetle lslamcılığa veda ettiler. Yarın. Sistemle ilişki tartışmaları ORHAN BIRGIT Siyaseti Şov Olarak GÖPdükçe.. FP kapatılmasaydı, yolları çoktan aynlmış olan- lann yeni evlerine yakın günlerde taşınacaklarını gösteren belirtiler, ne zamandır birbirini izliyordu. Kendilerine "Gelenekçiler" dedirtenler de yine kendilerini yıllardır yaşadıkları bu topluma "Yeni- likçiler" olarak tanttmaya soyunanlar da toplantı üstüne toplantı düzenliyorlar, kapalı kapılar arka- sında birtıirlerine yönelttikleri üstü örtülü gönder- meler ile yol aynmının haberini veriyorlardı. O yol aynmı, her şeyden önce FP'yi anamuha- lefet konumundan aşağıya indirmek, yani genel başkanı devlet protokolündeki başbakanın yanın- daki koltuktan kaldırtıp arkalara itelemek demek- ti. Yine Millet Meclisi'ndeki Başkanvekilliği'ni DYP'ye sunmak, komisyonlardaki sandalyeleri iki- ye ayırtarak etkinlikleri yitirmek demekti. Öyle bir paraşütsüz atlamanın, "Milli Görüş "ün tabanındaki etkisi, bir tür politik intihar olarak al- gılanacakken, Anayasa Mahkemesi'nin geçen haf- ta verdiği karar, bana kalırsa, yol aynmı öncüleri- nin imdadınayetişti. • • • Özellikle FP Grup Salonu'ndayapılan vedatop- lantısında sergilenen görüntüler, kimin gerçekten üzülerek ağladığını, kımin ünlü şovmenlere taş çı- kartırcasına "Çok şükür, bölünmenin tarih önün- deki sorumluluğu hiç değilse kayıtlara bizim adı- mızla geçmiyor" düşüncesini gızlemek amacı ile timsah gözyaşlarını akıttığını belgeleyemedi. Ama tam bir karnaval görüntüsü ile ortaya çıkan Erbakan, ünlü ve tarihsel andını kendısiyle birlik- te tekrarlayan kalabalıkların sonuna dek, o yemi- nin gereğini yerine getıreceklerıne inanırken bile, nasıl bir yanılgı içinde olduğunu bğrenmek için, Milli Gazete'nin tiraj listesinde en kuçük bir kıpır- dama olmayışının nedenini merak etmiyor olmalı. Çünkü Erbakan, andında, kendisinin siyasal ya- saklı olmasını örtü altına alma amacı ile milletin sa- adet ve selameti gibi tümcelerin yani sıra kalaba- lıklar "..Milli Gazete 'nin en büyük gazete yapılma- sı" için de kutsal yeminlerini etmesine ediyorlar a- ma, ertesi gün yine herkes kendi gazetesinin oku- ru olmayı sürdürdüğü için de sağ başparmaklar havada içilen antlara rağmen, Hoca'nın gazetesi, listenin en ait sıralarında yerinde saymayı sürdü- rüyor! Böylece asıl amacın üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğunun kanıtlarına yenileri ekleniyor. Zaten Erbakan da yeni oluşturacakları partide sa- dece levhanın değişeceğini, tam bir şecaat arze- dercesine söytemekten kaçınmıyor. Dolayısıyla politik yaşamımıza 1946'tı yıllarda rahmetli Sadık Aldoğan'ın deyişi ile giren "..eski tas. eski hamam, yalnız tellaklar değişti" sözünü anımsatırcasına, kendilerine gelenekçiler diyenler de, yine kendile- rini yenilikçiler olarak tanıtmayı yararlı görenler de o tellaklann kim olacağının araştırmasını yapıyor- lar. • • • Gerçekten de FP'nin tıpa tıp devamı olduğunu söyleyerek sadece levhayı degiştirecek partinin li- deri kim olacak? RP'nin Avrupa İnsan Haklan Mah- kemesi'nde açılan dava ile Türk sıyaset yaşamı- na, ellerde mahkeme karan ile yeniden dönme ıs- ran yapacak bir karar beklentisinde olan Erbakan, yasaklı olmaktan çıktığını açık açık söyleyerek bir teste girişecek mi? Yine benzer bir siyasal denemeyi, şu anda Istan- bul burjuvazisinin önemli bir bolümünun gözbebe- ği ve umudu olma becerisini yakalamış bulunan Tayyip Erdoğan yapacak mı? Ankara'dan gelen hava, yol ayrımını Anayasa Mahkemesi'nin karan ile öne çeken iki tarafın da asıl uğraşının bu noktayaodaklandığını gösteriyor. Bu odaklanmayı perdeleyen şovlarda ise bol gözyaşı görüntüleri, Anayasa Mahkemesi'ne yö- nelik yıpratma tartışmaları, anayasa değişiminin geciktirilmesinden hükümeti bire bir sorumlu tut- ma hazırlıkları var. Haa, bir de yeni anamuhalefet liderimizin bu son durumdan ötürü üzüntüden helak olduğu görün- tüsünü aksaksız oynayabilmek için, eminim evin- de endam aynası önünde yaptığı provalar ile, ken- dilerine "biz aydınlar" dedirtmekten hoşlanan be- lirii kesimin son mahkeme kararına karşı takındık- lan tavır. Onlan da yarın irdelerim. Faks:0212-6770762 E-mail:obirgit«ı e- kolay net. Yekta cüngör özden'den öneri Kutuplaşan partiye caydırıcı yaptırım ANKARA(ANKA)- Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Ozden, FP'nin kapatılması karannı değerlendirirken "üst üste parti kapatmalar sonunda devlete karşı ınadaşmaya giden kurumlaşmalara caydmcı yapûnmlar uygulanması gerektiğuıi" savunarak "Partikapatmakla hiçbir şey obnaz" dedi. 1995 yılında siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili olarak anayasada yapılan değişiklıklere işaret eden Özden. "SHasal Partüer Yasası değiştirüerek yasalar siyasi zenüne oturtulmuştur" diye konuştu. FP'nin kapatılması karanyla tüzelkişiliğinin sona erdiğini ka>deden Özden. milletvekilliklerinin düşmesinin gerekçeli karann Resmi Gazete'de yayımlanmasına bağlı olmadığım belirtti. Özden. şunlan söyledi: •'Milktvekilliğınin düşmesi için Resmi Gazete'de yayımlanmasını beklemek gerekmiyor. Miüetvekilliğinin düşmesi için karann Yleclis Başkanlığı'na bildirümesi yeterli. RP'nin kapatılması döneminde Ahnıct Necdet Sezer "Milletvekilliğinin düşmesi için Resmi Gazete'de yayımlanmasını beklemek gerekir' demişti. O>sa rnillervekiüiğinin düşmesi için beklemeye gerekyok."
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog