Bugünden 1930'a 5,439,041 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 24 HAZİRAN 2001 PAZAR 8 HABERLER Resimde dünya ikincisi oldu • DİYARBAKIR (AA) Diyarbakırlı Işıl Varol, Japonya'da dûzenlenen "8. Uluslararası Dünya Çocuklan Resim Yanşmasf'nda ikinci oldu. Diyarbakır Özel Diken îlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencisi olan ve İzmir St. Joseph Lisesi'ni kazanan Varol (13), bunedenle çifte mutluluk yaşıyor. Resım öğretmeni Lerzan Saya'nın tavsiyesi üzerine, yanşmaya katıldığını belirten Varol, ressam olmayı amaçladığını söyledi. İşçi taşıyan kamyon devrildi • KARS(AA)-Kars'ın Kağızman ilçesinden Tuzluca ilçesine bağlı Incesu Köyü'ne kayısı toplamaya giden işçileri taşıyan Reşat Atış'ın kullandığı 36 KA 678 plakalı kamyonet, Kesikköprü Köyü yakınında devrildi. Kazada 39 kişi yaralandı. Yaralananlardan 15 kişi, Erzurum ve Kars'taki çeşitli hastanelerde, 24'ü de Kağızman Devlet Hastanesi'nde tedavi altma alındı. 85 bin steplin tutanöç • LONDRA(AA)- tngiltere'nin Manchester kenti yakınlanndaki Gorton kasabasında yaşayan 41 yaşındaki Elizabeth Chamberlain adlı kadın, Türkiye'ye evlenmeye gittiğini sandığı 53 yaşındaki Türk sevgilisi Ahmet Kuyumcuoğlu'ndan "öç almak için", ona ait 85 bin sterlini kanala attı. Manchester'da görülen davada suçu kabul eden kabul eden Chamberlain'in "şartla salıverilmesine" karar verildi. AbdüBıamtrin özel vagonu • ANKARA(AA)- Türk halkından toplanan paralarla hac yolunun kısaltılması amacıyla geçen yüzyıhn başında yaptınlan Hicaz Demiryolu'nun Şam'daki istasyonunda bulunan Osmanlı padişahı 2. Abdülhamit'in özel vagonu, Suriyeliler tarafından bar olarak kullaruhyor. Son derece bakımsız olan tarihi vagonun bir bölümü "Hicaz Bar" adıyla kullanılırken, Vagonun küçük kompartımanlan ise kırmızı perdelerle adeta özel localar gibi düzenlenerek, gözden uzak mekânlar halinde sevgililere hizmet veriyor. Kelaynak kuşları • GAZİANTEP(AA)- Başbakanhk GAP Bölge Kalkınma Idaresi Başkanlığı, Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde yaşayan ve ilçe ile özdeşleşen kelaynak kuşlannı tanıtmak amacıyla broşür yayınladı. Broşürde, Birecik'te 1950'lerin başında bini aşan kelaynak sayısmın, 1954 yılından itibaren önemli ölçüde azaldığına dikkat çekilerek, bunun zirai üaçlann fazla kullanılması ile böcekçil olan bu kuşlann doğal beslenme dengesinin bozulması, uzun süren göç sırasında gerek Evcılar tarafından vurulması gerekse «oğuk hava koşullanndan etkilenmelerinden taynaklandığına işaret Halk müriğinin üçyûdm ErdalErzincan, Tolga Sağ ve Yûmaz Çelik'in albümü çıktı Türküier Sevdamız-1 albümüyte şöhret basamaklanm çıkan Erzincan ve Sağ, bu kez yanlanna V ılmaz Çelik'i almışlar. ürküler sevdamızMtYASE İLKNUR T" T"alk müziğinın üç yıldızı Türküier ğ—ğ Sevdamız" adını verdikleri albüm- J-J.dc buluştu. Biri bağlamada genç ya- şında virtüözlük derecesine ulaşmış, diğeri okuduğu türkülerle gençlerin gönlünde taht kurmuş, üçûncüsü de otantik yorumu ve der- lemeciliği ile öne çıkmış bir sanatçı. Erdal Erzincan, Tolga Sağ ve YılmazÇeKk, ustala- nn başlattığı muhabbet geleneğini "Türkü- ler Sevdamız" adlı karma albümde sürdürü- yor. "TürküierSe\'damız-1" albümüyle şöh- ret basamaklanm çıkan Erzincan ve Sağ, bu kez yanlanna bir tûrkü fabrikatörü olan Yıl- maz Çelik'i almışlar. Bu üçlüyü gazetelerin pazar eklerinde, paparazzi programlannda görmek zor. Aşklan, arabalan ve skandalla- nyla gündeme gelmeyen bu genç sanatçılar- la doğal olarak icra eyledikleri sanatı ve halk müziği dalında yaptıklan üretimi konuştuk. - "Türküier Sevdamız" adını verdiğiniz karma albümün ikincisini yaptını/, Bu ortak çahşma fikri nerden çıkü? Erzincan: Ortak çalışma fikri üzerinde çok düşündüğümüz bir konu değildi. Tolga, ben ve Ismail Özden zaten aynı firmanın sanat- çılanydık. 0 nedenle zaten bir ilişkimiz var- dı. Bir hafta içinde birlikte bir albüm yapma ihtiyacı hissettik ve çalışmalara başladık. Sonra tsmail Ağabey aramızdan aynlıp ça- lışmalannı ayn sürdürme yolunu seçti. Biz- de o boşluğu hiç tereddüt etmeden Yılmaz Çelik'le doldurmayı dü- şündük ve Yılmaz"ı ara- mıza alarak "Türküier Sevdamız''ın ikincisini gerçekleştirdik. - Yılmaz Çelik'i nasıl buldumız? Erzincan: Yılmaz'la ta- nışalı iki yıl oldu. Son al- bümünde birlikte çalıştık. Ondan evvel sesini tanıyordum ve bir hay- ranlığım vardı. îkinci karma albümü hazır- larken Yılmaz'ın bizimle uyum sağlayaca- ğını düşünerek birlikteliğe karar verdik. - Bir yanda solo albümlerin, başka sanat- çüann albümünde yönetmenlik derken şim- di de bir karma albüme imza atnn. Bir kol- tuğa birkaç karpuz sığdırmak kolay mı? - Erzincan: Yönetmenliği bir meslek ola- rak düşünmedim. Şimdi de düşünmüyorum. Ne iş yaptığım soruldugunda, 'yönetmenlik yapryonım' demeyi uygun görmüyorum. Sa- dece sevdiğim, kıramadığım sanatçı dostla- nmla çalışıyorum. O da insanı fazla yormu- yor. Evde saz çalmanın keyfini stüdyoya ta- şıyoruz, sadece o kadar. Zevk aldığım bir işi yaptığımdan yorgunluğunu hissetmiyorum. Bağlama idolü - Bağlama denince şu aralar, özellikle de genç jenerasyonda Erdal Erzincan akla geli- yor. Bağlama çalan gençlerin idolü oldun. Bu noktaya geleceğini hiç düşünmüş müydün? Erzincan: Ben bağlama çalmaya başladı- ğımda bu iş benim mesleğim olsun diye dü- şünmedim. Arif Sağ"la türkü söylemeyi ve bağlama çalmayı sevdim. Hep onun gibi saz çalmak istedim ama hiç bu iş benim mesle- ğim olsun, bağlamada bir virtüöz olayım, bi- rileri beni örnek alsın diye bir hedefim ol- madı. Ama çok güzel saz çalmak istedim. Arif Sağ'la başladım, daha sonra diğer usta- lann varlığını hissettim. Bir NeşetErtaş,Ta- lip Özkan, Ati Ekber Çiçek gibi belli ekolle- ri etüt ettim. Hâlâ da ediyorum. - Sen başka ekolkri tanımaya çaüşırken pi- yasada bir de Erdal Erzincan ekolü olusma- ya başladı. Erzincan: Benim özel bir ekolüm olus.ru- ğunu henüz düşünmüyorum. Sağ: Erdal tevazu gereği bir ekol olduğu- nu kabul etmiyor ama onun kendine özgü bir rengi var en azından. Bir albümde onun im- zası olduğu ilk dinleyişte hemen anlaşılıyor. Erzincan: O zamanla oluşacak bir şey. Ancak onun sinyallerini verdiğime inanıyo- rum. Ustalann ışığında küçük de olsa ken- dime özgü bir tını çıktı ortaya. Ama bir ekol olmak 25-30 yaşında yakalanacak bir çizgi değil zaten. Arif Sağ'a borç - Tolga sen özelükle gençler tarafindan çok tutuldun. Kendi kuşağın tarafindan bu kadar rurulmanı neye borçlusun? Sağ: Önce babam Arif Sağ'a borçluyum. Diğer sanatçılar Arif Sağ'ın oğlu değildi. Ben Arif Sağ'ın oğlu olmanın avantajlannı kullandım. Arif Sağ, Erdal'la ben daha solo albümlerimizi yapmadan kendi albümlerin- de bize yer açtı. Deneyimlerini olabildiğin- ce bize aktarmaya çalıştı. Tabii bizde de ye- tenek, cevher olmazsa ne kadar olanak tanır- sa tanısın başan elde edilmezdi. Sadece Arif Sağ'ın oğlu olmak iyi bir sanatçı olmak ya da dinleyiciler tarafından kabul görmek için yeterli değil. O bir kıvılcımdır, ateşleyebile- cek yeteneğiniz varsa oluyor. Benim çok iyi • Birçok türküye nefesli sazlar yakışabüirdi. Biz çalıp söyleme geleneğini sürdürelim istedik. Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu ve Yavuz Top'un 'Muhabbet" albümlerindeki geleneği devam ettirmeye çalıştık. Bundan sonra da öyle olacak. Ancak solo albümlerimizde yine renk sazlan kullanacağız. müzik yaptığım, çok iyi bağlama çaldıgım konusunda bir iddiam olmadı. Halk müziğini doğru taşımaya özen gösterdiğim ve samimi olduğum için belki gençler tarafından tutul- dum. - Tolga senin her albümünde deyişlerin ya- nı sıra bir de kostak havası oluyor. Arnk bir gelenek haline geldi. Böy le harekedi şıkır şı- kır türküleri sen mi sevhorsun, genç hayran- lann mı istiyor? Sağ: Ben o havalan çok seviyorum. Genç dinleyicilerim de seviyor. Ben de mi sevim- li duruyor bilmiyorum. Mor Koyun türküsü- nü "Türküier Sevdamız-1 "de okurken tered- düte düşmüştüm. O kadar ağır ve ciddi tür- külerin arasında bu türkü yadırganır mı diye düşünmüştüm. Ama yadırganmak bir yana çok da tuttu. Ona da gü\ endik. Bu albümde de en azından bir renk olsun diye bu tarz bir türkü okuduk. - Yılmaz, seni eski albümlerinden tanryo- ruz. Biz seni tanıvoruz da biraz da dinleyici- lerin tanısın? Çelik: Tunceliliyim. Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı bir köyde doğdum. Dedem bağlama ve kemane çalıyordu. Dedem evde çalarken en büyük dinleyicisi bendim. Bağ- lama çalmayı dedemden öğrendim. Tunce- lili birçok aile gibi benim ailemde göçmen işçi olarak yurtdışına gitti. Ben de o neden- le ailemle birlikte Isviçre'de yaşıyorum. ts- viçre'de üç arkadaş bir grup kurduk, düğün- lerde gecelerde çalıp söylüyorduk. 1989'da ilk kasetimi yaptım. Bu kasetim içindeki Za- zaca ezgiler yüzünden toplatıldı. Yasak kal- kınca aynı albümü Arif Hoca ile yeniden yaptım. Sonra dört albümüm daha çıktı. Tür- kiye'ye dönmeyi aslında düşünüyorurn. A- ma şu aralar askerlik problemim var. Önce- likle askerlik sorununu halletmeyi düşünü- yorum. Sonra oturup karar vereceğim. - Eski albümlerinde Zazaca türküier ağır- hktaydı. Arasında bir iki deyiş serpiştirirdin. Deyisler ağzına pek yakışıyor. Son albümde ağırhklı olarakdeyişleryer almış. Bir tarz de- ğişikliği mi söz konusu? Çelik: Yoo benim bütün albümlerimde mutlaka deyiş vardır. Özellikle Tunceli'de dedelerden derlediğim deyişleri her albüm- de okudum. Ancak daha çok Zazaca ezgile- re ağırlık verdim. Çünkü yok olmaya yüz tutmuş bir dil. Bu dildeki ezgilerin yitip git- mesine gönlüm razı olmadı. - Yılmaz bugüne kadar birçok türkü senin sayende meşhur olup dilkre düştü, ama sen hep geri planda kaldın. Bu yurtdışında yaşa- mandan mı kaynaklandı? Çelik: Evet yurtdışında yaşamam benim için bir dezavantajdı. Medyatik olmayı da hiç düşünmedim. - Arnk oldun». Albümlerinde seslendinfi- ğin deyiş ve türkülerin hemen hepsini ilk kez sen duyurdun. Yurtdışında yaşadığuı halde bu türküleri nasıl buluyordun? Çelik; Ailem lsviçre'de yaşadığı için ben de bu ülkede kaldım. Ancak doğduğum Tun- celi'yi hiç ihmal etmedim. Gidip bütün köy- leri dolaşıyorum. Dolaştığım köylerde genç- ler yerine yaşlılarla konuşmayı tercih ediyo- rum. Tunceli'de 90 yaşında bir dede var ve ben bir hafta boyunca onu dinlemek için yanında kaldım. - Erdal üçünüzün birlik- te okuduğu albümde bir Davut Sulari klasiğine yer vennişsin. Davut Sulari okumak her babayiğidin harcı değil. Klarnet gibi hançereye sahip olmak ge- reldyor. Çok çalışnn herhalde? Erzincan: Evet çok çahştım. Deyiş okuyup da Sulari'den etkilenmemek mümkün mü? Deyiş söyleyen hiçbır sanatçı Davut Sula- ri'den etkilenmedim diyemez. Bazı şeyler çok çalışmakla da elde edilmiyor. Çok sev- mek ve hissetmektir önemli olan. Teknik ola- rak icra edilmesi zor olan bir şeyi sevip his- settiğinizde yapabiliyorsunuz. Ben de Da- vut Sulari'yi hissettiğimi sanıyorum. - Ben de hissediyorum ama söykyemiyo- rum. Erzincan: Tabii hissetmenin yanında ay^ nca çok efor sarf etmeniz lazım. Albümde- ki parçasını okumak için epey uğraştım. Enstrüman zenglnllğl - Solo albümlerinizde enstrüman zenginti- ği var. Bağlamanm dışında renk saz dediği- miz nefesli, yaylı ve vurmah sazlan da kullan- dığınız halde ortak albümlerde sadece bağ- lamaya yer veriyorsunuz. Bu tercihinizin ne- denini açıklar mısınız? Erzincan: Özellikle bizim tercihimiz. Bir- çok türküye nefesli sazlar yakışabüirdi. So- lo albüm olsaydı Yılmaz'ın okuduğu 'Hüsey- nik'ten Çıknm Şeher Yoluna' adlı türküde Elazığ'ın yerel sazlannı kullanabilirdik. Tol- ga'nın okuduğu hareketli türküde başka renk sazlar olabilirdi. Biz çalıp söyleme gelene- ğini sürdürelim istedik. Arif Sağ,MusaEroğ- lu, Muhlis Akarsu ve Yavuz Top'un 'Muhab- bet" albümlerindeki geleneği devam ettir- meye çalıştık. Bundan sonra da öyle olacak. Ancak solo albümlerimizde yine renk sazla- n kullanacağız tabii. BİR YOL HİKAYESt TAYFUN TALİPOĞLU Yüzünüz Neredeyse, Gönlünüz Orada Olsun... Yol hikâyesi Bam Teli başlamadan önce bana bu fikri verenler, bu ülkenin "sokak aralannda kalmış" üretici ve esnafıydı. Bazen bir nalbur, bazen bir fınncı, bazen bir ayakkabı tamircisi yadadokumacı... O zamanlar, sanki daha fazla üretiıierdi. Ve direnirterdi. Bir seçim gezisinde, seçim otobüsünün üstünden inip, lideri alkışlayan bindirilmiş krtalan geçip onlara ulaşmıştım. Ve kendimi bulmuştum. Bir kahvehanede, hiç görmediğim büyükbabamı görüp oto tamirhanesinde Nadir Dede'yle bir kez daha tanışmıştım. Yani, ülkenin gerçek insanlanyla... Yani, sessiz sedasız, Yani, bir o kadar çalışkan, yaşlandıkça bir o kadar bilge ve oyu dışında dört yılda bir, "hiç söz sahibi olmayan" ülkede, gerçek insanlanmız... Onlann düşüncesiydi benim için asıl olan. Uzaktan gelen ve az buçuk duyulan parti liderinin sesine kulak kabartıp, kendince yorumlar yapıp, dinlenmeyeceğini bile bile fikirierini yürütürlerdi. "Yola çıkma zamanı geldiğini" böyle anlamıştım. 65 milyonluk ülkede cinayetleri ve tecavüzleri çıkartırsak, doğal afet ve terörü saymazsak, kaç kişi var gündemimizde, hiç düşündünüz mü? Üşenmeyin de sayın! Devlet erkânı yani protokol dışında dergilerde, gazetelerde, televizyonlarda "yüz"ü geçmez sayılan. Inanmazsanız, birkaç saatinizi ayınp kanal kanal dolaşın ve bir bakın. Sevişmelerin adı "aşk" oldu. Aşka zaman kalmadı, meşk de artık çok pahalı, Duygulanmızı ve sevdalanmızı, Yaşayamadıklanmızı, "vekil tayin edip" başkalanna yaşattık. Onlan sevdik, onlan eleştirdik. "Birilerini" gözetledik, röntgenciliği "yaşama biçimi" haline getirip ekran karşısına kitlendik, "bu kadar da olmaz" diye diye, Eray'dan Melih'e, on beş gençle eğlendik. içimizde olup "açığa vuramadıklanmızj" başkalannın çocuklannda denedik. Hatta bu on beş gencin "Türk aile yapısını" bozup bozmayacağını bile kaba bir üslupla tartıştık. Oysa o evde olanlar bu kadar ilgimizi çektiyse, zaten o yapıdan şüpheye düşmelrydik. Ve o gençlerin, yüz gün boyunca "ülke gündeminden hiç söz etmediklerine" dikkat etmedik. "1980 sonrası yaratılmak istenen gençlik" yaratılmıştı. 1980senaristteri başanya ulaşmıştı. Bence, onun için bu programı yapanlara teşekkür etmeliydik. Ayna tuttuklan için bize, gösterdikleri için gençlerimizi, mutlu olmalıydık. Sanki ekrandaki insanlar "başka bir dünyadan gelmişler" gibi, sanki bu vurdumduymazlıkta "bizim hiç dahlimiz yokmuş" gibi, devamlı birilerine saldırdık. Biz, hiç samimi olmadık dostlar. "Biz" diyorum, doğrulara ortak olurken yanlışlara suçlu aramak alışkanlığından vazgeçip "ben ne yaptım" demeyi öğrenelim diye. Magazin programlannı ve magazin muhabirterini hedef tahtası yaptık. Oysa onlar, hepimizden zor bir işi yapıyorlar. Hem, bize o sanal dünyadan beklediğimiz haberleri verıp, hem, saldırılara göğüs geriyorlar. Gazeteciler ve televizyoncular, çeşitli branşlarda haberJer verirler. Siz onları begenir ya da beğenmezsıniz. Ama o tür haberciliğin yaşayıp yaşamayacağını, "oku(ma)yarak" ya da "izle(me)yerek" siz belirlersiniz. Türk Basını'nın temel taşlanndan Uğur Mumcu katledıldiğinde, Cumhuriyet gazetesinin tirajı doksan bındi. Cenazesinde bir milyonun üstünde vatandaş vardı. ~ Kaba bir hesapla dokuz yüz on bin kişi, "pek samimi değildi." Yani, o zaman beş yüz bin kişi, "resimlerine bakmak için" değil de, "okumak için" gazete almış olsaydı, güzel örnek yerinı bulacak, bugünkü gazetelerden sizler şikâyetçi olmayacak, bizler de tabak çanak satan gazetelerde çalışmayacaktık. Onun için, "yüzünüz neredeyse gönlünüz orada, gönlünüz neredeyse yüzünüz orada olsun" diyoruz. Magazinin duayenlerinden Salih Keçect, katıldığı bir televizyon programında telefonla programa katılan ve "Biz bunlan seyretmek, okumak istemiyoruz, belgeseller istiyoruz" diye kendisine serzenişte bulunan izleyiciye, "Bana Türkiye'de iki belgesel ismi söyle" deyince, yanıt alamadığını bilir misıniz? Ne yapıyorsak, biz yapıyoruz dostlar. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, hepimiz, bu toplumun ürünleriyiz. Gelecek kusaklara istediğimiz gibi bir ülke bırakamıyorsak, artık kalmadı mazeretimiz. Bizden öncekiler "olanaksızlık mazeretini" çoktan tükettiler. Yöneten de bıziz, yönetilen de. Emekçi de biziz, patron da. Sadece seyirci kalarak, üretmeden eleştirerek hiçbir yere varamayız. Yani, biz bize benzeriz dostlar. Mustafa Kemal Nutuk'ta diyor ya, "Hâlâ kurtancı anyorsanız, kendimi görevimi yapmış saymam." Sen görevini yaptın da Paşam, bu bizim "yüzlerce yıllık alışkanlığımız..." ttalipoğlu a ixir.com www.bamteli.tv.com ı*f«em «UITUP [ s m i T UAKFI 29. ULUSLARARASI İSTANBUL MUZİK FESTİUAIİ • • • 9 HJUİRAN-3 TEMMUZ 2001 İstanbul teşekkür ediyor. TÜRKİYE J B A N K A S I İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, 29. Uluslararası istanbul Müzik Festivali programında 24 Haziran 2001 tarihinde yer alan "Capitole de Toulouse" Ulusal Orkestrası konserinin gerçekleştirilmesındeki değerli katkıları için Türkiye İş Bankası'na teşekkür ediyor. Festıva' Soonsc'ü IjlEczacıbası Buıian Cumrıuny« Gaıstatt'n katat l CumtaHyvt
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog