Bugünden 1930'a 5,458,406 adet makale



Katalog


«
»

g 1 HAZİRAN 2001 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA 17 Etektronik posta: denizsom@curTBHinyet.com.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97 - Basına sansür Çankaya'dan dönmüş.. 'O halde Çankaya'yı sansürlevelim!' Suyolu Denizcilikten sorumlu Devlet Bakanı olduktan sonra denizciliğe büyük ilgi duymaya başlayan kimya yüksek mühendisi MHP Kırşehir Milletvekili Ramazan Mirzaoğlu, bir beyanında "BoğazJar, Montrö Anlaşması'na göre uluslararası suyoludur. Ancak, Tûrkiye risk görürse geçişi engelleyebilir" buyurmuşlar... Bu beyan üzerine uzakyol kaptanı ve aynı zamanda hukukçu olan Gündüz Aybay, "Türk Boğazlan ufuslararası suyolu değildir. BoğazJar, uluslararası deniz trafiğine açık suyoludur. Bu iki tanım arasında deniz hukuku bakımından çok önemli aynm vardır. Bu konuda yanlışlık yapılması kaygı vericidir" diyor... Uluslararası bir toplantda Türkiye'nin çıkarlannı riske atmamak için suyolu ile deniz trafiğine açık suyolu arasındaki farkı öğrenmek de Mirzaoğlu'na kalıyorf O Orman Bakanlığı'na bağlı Merkez Av Ko- misyonu'nun haftada üç gün olan av süre- sini dört güne çıkartmasını ve av sezonunu i bir hafta uzatmasını eleştiren "Büyük av" başlıklı bir yazı yazdık, "avcı" ve "ormancr kimliği ta- şıyan kişiler tarafından vatan haini ilanedilmediğimiz kaldı! Daha çok yaban av hayvanı öldürtilerek yaban ha- yatı daha iyi korunurmuş da haberimiz yokmuş... Çün- kü Merkez Av Komisyonu'nun av günü ve sûresini uzat- madan yana olan avcı üyeleri bu işi daha iyi bilirier- miş... Herhangi bir işin içine silah girdi mi böyle oluyor! Merkez Av Komisyonu'nun başkanı Orman Baka- nı Nami Çağan konuyu yaban hayatını kollama, do- ğal hayatı koruma gibisinden bana hiç de inandırıcı gelmeyen yanıyla değil asıl silah yönüyle bir kez da- ha araştırmalıdır... Çağan altına imza attığı av günlerini arttırma ve av Yaban sezonu sûresini uzatma karannı silah işini araştırdık- tan sonra yeniden ele almalıdır... Ekonomik kriz bir yana Türkiye bir süredir av sila- hına doymuş durumda... Bir yandan da kimi çevrelerde bugünden yarına beklenen şeriatçı kalkışma hayalleri suya düştüğü için avcı tezkeresi alarak ya da belgesiz silahlanma yarışının büyük ölçüde durduğunu herkes biliyor... Türkiye'deki av tüfeği üreticileri ve ithalatçılan pi- yasada müşteri bulmakta zorlanıyor... Pazarını canlandırmanın ıki yolu var... Birinci yol kaliteli av silahı üretimiyle dış pazarlara açılmak, uluslararası rekabet ortamında malını dün- yanın her yerinde satmak... Ikinci yol ise kolay olanı; zortama ve dayatmalarla av günlerini ve sûresini uzattırarak iç piyasayı canlan- dırmak... Iki kere iki kaç eder sorusuna doğru yanıt olarak na- sıl ki "beş" diyemezseniz, yaban av hayvanlannı da- ha çok ökJürerek yaban hayatını koruyacağınızı da söy- leyemezsiniz... Bu bakımdan av günlerini arttırmanın ve av sezonu sûresini uzatmanın gerekçesindeki doğ- ru yanıt av silahı üreticisi ve ithalatçılarına hizmettir! Nami Çağan'dan yanıtını beklediğimiz sorular: Türkiye'ye gelen bir kısım göçmene, vatandaşlık hak- kı kazanmadan Türkiye'de av tezkeresi alabilmeleri- ne olanak sağlandı mı? Henüz Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanı almamış binlerce kişiye av silahı ruh- satı alma olanağı sağlanmışsa, bu konunun üzerinde biraz önemle durmak gerekmez mi? Av silahı üreticilerine ve ithalatçılarına pazar yarat- mak için yarın Türkiye'ye gelen yabancı turistleri de silahlandırırsak vay halimize! Konu yabana atılacak gibi değil... SESSÎZ SEDASIZ (!) NURÎKVRTCEBE Yüksek Yerilim Hattı erdincutku'ı yahoo.com Polisin imaj sorunu varmış; polise gidenin de "imajının kayması" sorunu! Isparta'mn bölge trafik polisleri Vatandaş,KarayollarıTrafikKanu-,--^N reyaIspartaBölgeTrafik'terîözelizin nu'nun Isparta il sınırları içinde fark- u$- 0) almış ya da Karayollarf nın açtığı pa- ı uygulandığı kanısına varmış... Şöyle ki... Şehirterarası karayolu üzerinde "dük- kan açmak" gibi herhangi birtasarruf- ta bulunmak sıkı kurallara bağlı iken Is- parta il sınırlanna girildiğinde belli mev- kilerde karayolunun iki yanı köylü pa- zan olarak hizmet veriyormuş... Bah- çesinden topladığı sebze ve meyveler- le sepeti koluna takan karayolunda sa- tışyapıyormuş... Canı kiraz, domates, salatalık, bi- ber, kayısı isteyen sürücü tek şeritli yolda aniden durup alışverişini yapa- biliyormuş... Köylüler, şehirlerarası yol üzerinde sebze-meyve pazan kurabildiğine gö- zar kurma ihalesini kazanmış olma- lılar diye düşünüyor vatandaş! Isparta Emniyet Müdürü, bu konu- da ne düşünüyor bilinmez ama vatan- daş Isparta'daki trafik polislerinin işle- rini iyi yaptığı kanısına da varmış... Çünkü şehir içi sayılan ancak çev- resinde yoğun bir yerleşim bulunma- yan Bölge Trafik'in önünde pusuya ya- tıp, "Burası meskûn mahal, 50 kilo- metre hız sınınnı aştın" diyerek gelen geçenden 26 milyon lira tahsil ediyor- larmış... Gelen geçenden çünkü Ispartalılar, polisin pusu yerini bildikleri için tuza- ğa düşen 10 kişiden 9'u "yabancı" olu- yormuş... Ne diyelim; hayırlı işler! Sorun Üniversite ya da Rektörü mü Yoksa YOK ıııü? Prof. Dr. SEBATÎ ÖZDEMİR tst. Üni. Cerrahpgşa Tıp Fak. Istanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr, Kemal Alemdaroğlu, siyasal anlamda üç-dört yıl ka- dar evvel türban sorununun baş sorumlusu ve dolayısıyla baş hedefi konumunda iken yönet- sel icraatlan nedeniyle özellik- le son birkaç yıldır eleştiri oda- ğı haline getirildi. Tabii ki haklı olup olmadığı konusunda ka- rar, bilim adamlarımız ve üni- versite personeli tarafından ve- rilecektir. Ancak üniversitem ko- nusunda nasıl ki sayın rektör, sayın Prof. Dr. Toktamış Ateş ve sayın Prof. Dr. Aydın Aybay tartışmaya katıldılar, ben de bu üniversitenin mensubu olarak bu tartışmaya, özellikle sayın Aybay'ın görüşleri (Cumhuriyet, 19 Nisan 2001) temelinde katıl- mak istiyorum. Sayın Aybay, aynı üniversite- nin iki ya da daha çok sayıda fa- kültesinin bünyesinde birbiriy- le özdeş ya da benzer birimle- rinin bulunmasına ne bilimsel yönden ne de pratik bakımdan hiçbir engel olmadığını belirtir- ken bunun somut ömeklerle ge- rekçelerini ya da yarartılığını gös- termemektedir. Ve bunu belirtir- ken de ülkemizde genelde "güç- lü" olan için "adamına göre /s" yaratılmak suretiyle özdeş bi- rimlerin oluşturulduğu gerçeği- ni göz ardı etmektedir. Bunun ya- nı sıra bölüm açmak, kapamak ya da birleştirmek gibi kararla- rın fakülte yönetimine bırakıl- ması tezi savunulurken, bu iş- lerin yasa gereği üniversite se- natosu karan ve YÖK onayıyla mümkün olabildiği; Istanbul Üni- versitesi'nde ise bu silsilenin fa- külte yönetim kurullannın kara- rı -hatta anabilim dalı akade- mik kurulunun teklifi- ile başla- dığı gözden kaçınlmaktadır. Istanbul Üniversitesi'ne bağ- lı iki tıp fakültesi varken aynı mantık ile; yani yer ve eleman tasarrufu düşüncesi ile neden iki tıpfaküttesinin aynı gerekçeler- le birteştirilmediği sorusu düz mantık ürünüdür. Bu anlayışa göre, o zaman hepsi devlete ait tıp fakültesi olduğuna göre Is- tanbul ve Cerrahpaşa Tıp fa- külteleri ile Marmara Üniversi- tesi Tıp Fakültesi'ni de tek çatı altına alma düşüncesinin doğ- ması gerekir ki bunu tartışma- ya sunmak bile işin özünü göz- den kaçırmaktan öteye gitme- yecektir. Dünyanın hiçbir üniversite- sinde bine yakın porfesörü olan tıp fakültesi yoktur gerçeği, ne Istanbul Üniversitesi'nin ne de rektörünün sorumluluğundadır. Bunun tek sorumlusu 12 Eylül darbesi ile onun hemen ardın- dan getirilen YÖK ve onun sa- yesinde her seferinde gittikçe kırpılıp budanarak değiştirilen, gittikçe bir nevi memur terfi tar- zına dönüştürülen akademik ya- pılarmaya ilişkin yönetmelikle- rin; yani sonuçta doçentlik sına- vı ya da profesörlüğe yükselt- medeki akademik değerlerin göz ardı edilmesidir. En basit örnekle YÖK'ün ilk yıllarında profesörlük için iki yabancı dil gerekliliği konmuş iken, bugün doçentlik için yabancı dil bara- jının siyasi kaygılarla düşürül- düğü hatırlanırsa sorumlu adre- sin Istanbul Üniversitesi değil YÖK olduğu kolayca anlaşıla- caktır. Ve bunların yanı sıra geç- mişteki (hatır, gönül ya da poli- tik nedenlerle) ihtiyaç dışı başa- sistan alımındaki suiistimaller de bu sonucun hazırlanmasına yardımcı olmuştur. Buna karşın rektörün, göreve geldiğinden bu yana bu nedenlerle başasis- tan alımlannı da -zorunlu ihtiyaç- lar dışında- oldukça sınırlandır- dığı unutulmamalıdır. Tıp fakülteleri sağlık hizmetin- den öncelikli olarak eğitim, öğ- retim ve araştırma kurumları ol- ması gereklidir; bu doğrudur. Ancak ulkedeki sağlık sistemi- nin belli bir düzene oturmadığı, "a//e hekimi-bölge hastanesi- üniversite hastanesi" şeklinde olabilecek bir sağlık hizmeti zin- cirinin "etkili anlamda" yerleş- mediği sürece tıp fakültesi has- tanelerimız -sadece Istanbul'da- ki değil, ulkedeki hemen tüm tıp fakültesi hastanelerimiz- sa- yın Aybay'ın belirttiği gibi "ka- nnca yuvasını andıran hasta-in- san kalabalığı ile devasa birhas- tane" olmaktan kurtularnaya- caktır. Sayın Aybay'ın belirttiği gibi her fakültenin özerk ve ayrı bir tüzelkişiliğe sahip olması, üni- versitenin bazı konular dışında esas itibarı ile eşgüdüm organı sayılması gerektiği şeklindeki görüşü, benim de her zaman savunageldiğim bir görüştür. Rektörlük ve dekanlık devlet dairelerindeki birim başkanlık- ları değil, akademik niteliklerle donanmış, bağımsız kararveren organlarolmalıdır. Hatta anabi- lim dalı başkanlıklarını da bu kategoride görmek zorunlulu- ğu vardır. Ancak bu şekilde üni- versiteler özgür, bağımsız, aka- demik, demokratik ve saygın birer yüksek eğitim kurumları hüviyetine kavuşmada ilkadımı atabilirler. Yoksa bugün üniver- sitelerimizde yaşanan her sıkın- tıyı rektörlere endekslemek, ger- çeklerden kaçmak anlamına gel- mektedir. Sonuç olarak sorunun adına ister yeniden yapılanma ya da başka bir şey, ne isim verilirse yerilsin, esas sorunun Istanbul Üniversitesi'nin ya da rektörü- nün mü yoksa YÖK'ün ta ken- disinin mi olduğu bir kez daha sorgulanması gerekmektedir. Kanımca sayın Aybay'ın adresi ne Istanbul Üniversitesi'nin ken- disi ne de rektörüdür. Eğer yazısı daha dikkatli irde- lenecek olursa aslında kendisi- nin de gösterdiği adresin ta kendisinin YÖK olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Işte bu YOK engelinin aşılması ile ancak aka- demik demokratik üniversite için gerekli ve sağlıklı adımlar atılmaya başlanabilecektir. Ama tüm bunların yanı sıra üniversi- te ve fakültelerdeki "birkısım" basiretsiz yöneticiler nedeniy- le rektörün kendi yetkilerini kul- lanmak suretiyle mağduriyet- leri engellemesi de takdire şayandır. HAYVANLAR İSMAÎL GÜLGEÇ igulgecnyahoo.com KİM KlME DUM DUMA BEHİÇAK behicakiiturk.net ÇtZGİLlK KÂMtL MASARACI HARBİ SEMİH POROY semihporoy@yahoo.com TARÎHTE BUGÜN MÜMTAZARIKAN 21 Haziran SukOrno, TürkJtje'tji ziyoreti sınstnja TopJemfH Safatiiiıı qe- zerken. SUKARNO'NUN ÖLÜMÖ.. 19WTE BU6dN,Ü(HJJ ENDOHeZYN-l 0£VL£TAOAUI SUKAH- UO 69 VAŞtNOA ÖLOÛ. ÖVBDeN 8E& UOUANPA KOU3NI- Cİ OLAN ENPO*JE2YA'NIN BA&MSIZUĞl İÇİN yiLLAg.- CA MÛCAPeie EOEN SUKABNO, 1T. OÖMYA SAVAÇl'N- OAN SOV&I UOLLAHM'DAU AYBILAN ÜUCeNthJ İLK PBVLET BAÇKANI ou>u. eoçLü /eoMöMsr pAeri ii£ ANLAÇARAK ÖU££ SORıUhJLARfNA çâzÛM 8ULMAYA ÇA&llAPr. 8U ASAOA 'üÇUNCLİ PÜNM "BLOKUHÜN OUlŞnjfUJLMASt IÇM BANDONG'OA && *X3NF£GAAIS OÜ2EULEPİ- SUKABNO GİDeREK. BİR. BASKt YÖUErİ- Mi pUJfiJJYOie&U.tZOKllÜMİSTUEfitN £TKJSİYL£ OEDU- DAKİ BATt 1AMLISI 6ENeBAU£G(N ÖU>ÜeÜUM£Sİ, SO- KAI2NO 'KIUU OA SONUNU Ufi&IZlADt. ÖUJUDEAİ tU/ZTU- IAA] GeAt&SAL SJJUAIZrO BİR fCÛıUÜA/İST KATLJAMf üüjüQ DÜZ ÇİZGİ UMİT ZİLELÎ 31 Mart TezgâhıL Şu gericiler ve içtikleri su ayrı gitmeyen mandacı- lar birâlem!.. Hiç vazgeçmiyorlar!.. Çok uzaklara gitmeye gerek yok; son on yıl içinde söyledikleri yalanlar, tarihi ken- dilerine .göre yeniden düzenleme çabaları, sevgili Turgut Özakman'ın ülkeye, "Vahidettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, Yalanlar, Yanlışlar, Yut- turmacalar" ısimli dev bir eser kazandırmasına bi- le vesile oldu!.. Unutmadan; bu kesimde yer alan kalem sahiple- ri pek kurnaz!.. Diyelim ki kamuoyunayutturmaya ça- lıştıkları bir "hassas konu" var. Once bu arkadaşlar- dan biri köşesinde ya da kitabında konuyu işliyor, he- men ardından bir diğeri bu yazıyı kaynak göstere- rek ikinci bir yazı döşeniyor. Sonra bir üçüncüsü art arda yazılış iki yazıyı kaynak alıp üçüncü yazıyı ka- muoyuna sunuyor. Alın size dipnotları, kaynakları olan bir bilimsel "tarihiyalan!.." - Ama olmuyor, olamıyor!.. Hertürlü madrabazlığa, para ve medya gücüne kar- şın bu ülkenin namuslu bilım insanları, tarihçileri iri yalanlan, kafalarda yaratılan talanlan bir bir çürütü- yor, gerçeği belgelerle halkın önüne koyuyor. Peki sonra ne oluyor?.. - Hiiç, yeni yalanlara doğru yelken açıyorlar!.. • • • Şimdilerde ise bir aşk romanında yer alan "37 Mart Vakası"nın fantastik versiyonuna sarılarak ta- rihi çarpıtmaya çalışıyorlar. önce Ahmet Altan, "Isyan Günlerinde Aşk" roma- nıyla ilgili Doğan Hızlan'ın yaptığı söyleşide aynen şunları söyledi: - 31 Mart Vakası mürteci takımının silahlana- rak sokağa dökülmesi değildir; dini motiflerte ol- sa bile özünde biraskeri ayaklanmadır... 31 Mart orduyu siyasetin içinde tutacak bir neden olarak günümüze kadar yaşadı... Tıpkı mürteci ayak- lanması olacak diyeyapılan ve askerin iktidarda- ki gücünü pekiştiren 28 Şubat müdahalesi gibi. Bence Türkiye'de hiçbir zaman bir mürteci ayak- lanması ihtimali yoktu... Aynı gün Neşe Düzel Radikal gazetesindeki "Pa- zar Konuşmalan"r\da, "sezgilerimizle de olsa ya- kın tarihimizin birçok yalanı içinde banndırdığı- nı biliyoruz... Ahmet Attan'ın romanı da 31 Mart'ın bizim bildiğimiz dinci ayaklanmadan başka bir şey olduğunu gösterdi" dedi!.. Ardından Yenı Şafak gazetesinde Taha Kıvanç takma adıyla yazan Fehmi Koru, "Neşe Düzel'in konuk ettiği Doç. Aykut Kansu, Ahmet Altan'ın tarih tezini doğrulayan şeyler söyledi bile" dıye yazdı. Mehmet Altan da Sabah'taki köşesinde "yalan- lar tarihi" başlığı altında aynı örneklen sıralayıp "Cum- huriyet dönemi de dahil, bize inanılmaz yalanla- nn söylendiğini biliyoruz" saptamasını yapıştırı- verdi!.. Gördüğünüz gibi, formül aynı!.. Aynen çocukluğu- muzda öğretilen, "biritutmuş, öbürü pişirmiş, diğe- ri afiyetleyemiş" tekerlemesinde olduğu gibi... Işbirlikçiler, tarihin tekerlemle ile çarpıtılamayaca- ğını bir türlü öğrenemediler!.. • • • Evet, 31 Mart tamamıyla gerici birayaklanmaydı... Ayaklanma 13 Nisan 1909'un erken saatlerinde Taş- kışla'da bulunan 4. Avcı Taburu'nun askerterince başlatıldı. Ellerinde Ittihad-ı Muhammedi Cemiyeti'nin yeşıl bayraklanyla ve "Şeriat isteriz" çığlıklarıyla Mec- lis bınasını kuşattılar. Ama onlar yalnızca, önceden tasarlanmış karanlık bir senaryonun zavallı figüran- larıydı!.. - Ahmet Altan'ın iddia ettiği gibi bunun aksini ya- zan tarihçi yok!.. Bu askerlerin arkasında kim vardı peki?.. Başta tah- ta geçebılmek ıçın ruhunu şeytana bile satabilecek Prens Sabahattin, ıplerini elinde tuttuğu Ahrar Par- tisi, Derviş Vahdeti, onun şeriatçı Volkan gazetesi, Ittihad-ı Muhammedi Cemiyeti, Ingilizci Kâmil Pa- şa, onun oğlu Sait Paşa ve onların kuyruğundaki ba- zı sivil unsurlar. Diğer bir anlatımla, bugünkü işbir- likçilerin ataları!.. Amaç, Ittihatçıların egemenliğine ve dolayısıyla meşrutiyete son vermek, tamamen Ingiltere'ye bağlı bir iktidar oluşturmaktı. Kısacası 31 Mart hem gerici karakterli, hem de dış destekliydi... Gerici, mandacı, işbirlikçi zevat, bu belgelere da- yalı tarihi gerçekleri bilmez mi?.. Bılirler, bal gibi bilirler ama işlerine gelmez!.. Bel- geleri bir kenara iter, sezgilerini ve aşk romanlarını ileri sürerek ortalığı bulandırmaya çalışırlar. 28 Şu- bat'ı mahkûm edebilmek uğruna 92 yıl öncesini hiç çekinmeden iğfal ederler... - Bunlar, bu türden tezgâhları hep kurarlar!.. E-posta: uzileliasuperonline.com B U L M A C A SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 1 2 SOLDANSAĞA: 1/Denizcilik- te yelkeni bir bordadan öbür bordaya geçirme. 2/ Toprak, kum ve saman ele- meye yarayan iri delikli kal- bur... Şube, kol. 3/Birili- miz... Kendini çeşitli eğlencelere vermişolan. 4/Utanç i duyma... Ispanya'da 2 Bask bölgesinin ba- 3 ğımsızlığı için sava- 4 şım veren gizli ör- güt...Birrenk. 5/Ju- les Verne'in "Deniz Altında Yirmi Bin Fersah" adlı roma- nındaki düşsel deni- zaltı. 6/ Karşısındakini etkileme amacıyla yapı- lan gösteriş. II Serbest meslek adamlannı için- de toplayan resmi birlik... Asya'da bir ülke. 8/ Do- ğu AJıadolu'da bir ırmak... Tanntanımaz. 9/ Es- kimiş giyecek... Nâzım Hikmet'in bir oyunu. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Argoda bir işi başka birine yüklemeye verilen ad. 2/ Saban demiri ya da pullukla açılan su yo- lu... Arka, sırt. 3/ Atlann taşınması için yapılmış kapalı taşıma aracı... Ele avuca sığmaz. 4/ Yüz metrekare tutannda yüzey ölçü birimi... Yunan abecesinde bir harf... "Behiç — " : Çizerimiz. 5/ Dünyanın ilk nükleer denizaltısının adı. 6/ Kılı- cın keskin yanı. II Yeniçeri kışlası... Okyanus. 8/ "Tevfik Rüştü — " : Siyaset adamımız... Yunan mitolojisinde tutku tannçası. 9/ Sersem, budala... Argoda çok çalışan öğrenciye verilen ad.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog