Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

HA2İRAN 2001 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR kultur@cumhuriyet.com.tr 15 HAYATIN ÖTE YAKASI FERtDUN ANDAÇ Joyce'unNedendir bilemem; ama, "Sanatçmın Bir Cenç Adam Olarak Portresi"ni okurken sık sık Rilke'nin "Mahe Laurids Brigge'nin Not- Ian"na dönmüştüm. Öyle ki; Joyce'un bu yapıtı, satır aralarında dolaştıklanmdı. Her bir sözünûn çağnştırdı- ğ ı evrene kanatlanıyor, sayfalarca 'noüar' ya- zıyordum. Joyce'un ne dediğindense, beni çıkardığı • yolculuklan önemseraiştim. Oysa, Rilke'nin içe, daha daha derine işleyen sözlerine tutun- tnuş; belli bir yazı yordarrunı kurabilmek için, içtekinin sesine dönmüştüm çokça. Ama Joy- ' c e öyle değildi. Dedalus, yakamdan hiç düş- medığı gibi, içimde kara rru kara bir dert otu olup büyûmeye başlamıştı! Gene de hınzırca bir yapıttı, Joyce'unki. Açıkçasını söylemeliyim; o zorlu ve 'zo- runhı' okuma yolculuğumdan sonra, bir da- ha Joyce'a döneceğimi pek sanmıyordum. Zordu; henüz klasik bir roman okuruydum. Dolaylı anlatımlann diline ermek güç geli- yordu. 'Zonınhı'ydum; o ilkgençlik günlerin- de elime aldığım bir kitap, ne pahasına olur- sa olsun bitmeliydi. Anlamıyorsam, içine gi- remiyorsam, 'sorun bende' diyordum. Yaza- ra, hele hele kitaplara hıç toz konduramazdım. ••• Aklımı çelen o incecik kitabın (*) ilk öykü- sü "Bir Küçük Bulut", bir an beni içine almış- tı. Öykününkahramanı 'Küçük Chandkr' ile hayatın ötesine bakmaya başlamış, içten dışa dönmüş, her dönûşte yeni iç yolculuklara çık- mıştım. Oturup "Bütün Gün Hüzün"ü yaz- mam da bundandı, sanınm! Dışanda kan ve ölüm vardı. Sokaklar dolup dolup taşıyordu. "tşçi gençHk d de—" nidala- n almıştı dört bir yanı. Ve isyanın bin bir ren- gı vardı alanlarda. Akademi'nin karşı sırasmda, büyûkçe bir işhanının inşaatından hayata bakan, okuluna gidip gelen bir gençtim, taşradan gelmiş bir 'küçük adam'! Artık hiçbir şeyin yapılamayacağı küçük bir kentten çıkıp gelmiştim. Kitaplarla, ya- zarlarla yolculuğum hep 'gftmek' düşûmü kö- rüklemişti. Geldiğim yerde, Joyce da. kahra- manını anlatırken "Hiçbir şey yapılamazdı > DubBn'de", diyor, onun 'gjtanek' düslerini di- • le getiriyordu. Altını çizdiğim şu satırlarla gelen notlardı belki de beni başka kıy ılara, yazının yordamı- na, Joyce'un sürgününe çıkaran: "Bttrçokke- rekr, nankör işini bırakıp dairesinin pencere- sinden dışarrya bakti. Vollara, çünenlûdere bir ağustos güneşinin son ışıklan iniyordu. Pasak- h dadılan, kanepeler üzerinde uyuklayan bit- Idn ihtiyatian candan bir alün toz sağanağıy- la sarryordu; bütün oynak cisimkrin üzerinde ütrek titrek uçmadaydı; çakılb yollarda bağı- rarak koşan çocuklar üzerinde, bahçelerde oyalanıp gecikmis insanlar üzerinde. Küçük Chandkr bu manzarayı seyredi>t>r, hayat üze- rinedüşünceleredatayordu; hayat üzerinde dü- şünmek de, her zaman olduğu gibi, onu keder- lendiriyordu. Inceden inceye bir hüzün san- yordu benUğmL Yüzyıilann deneyinden ka- lan ağır bir bilgeükle, kadere karşı savaş- manın boşluğunu duyuyordu." Sankı bir kan bağı vardı aramızda. Her şeyi dert edindiğim o an'larda bana el veriyor, yolumu aydınlatıyor- du. 'Küçük Chandkr'la yol ahyor- dum. Bu, Joyce'a doğru da yolculuk- tu aslında. Getirdiğim hûzünlerle rast- laştığım hüzünler başka bir yolun, baş- ka bir hayatm olduğunu anlatıyordu ba- na; yazıdaki hayat, hayattaki yazmın der- vişi kesümekti belki de bu! Joyce'la bu kıyıya varabilmek düşleri al- mıştı beni artık. Bir gün, tıpkı Chandler'ın yaptığmı yap- tım; alıp başımı gittim, kentin dört bir yanın- da göz izlerim kaldı. "Her solukta, en az beş yüz sözcükk anlat bu kentin hüznünü, yalnız- hğını ve kitaplarla suianan ömrün anlamını" dedim kendime. Yedi mola yeri seçtim, yedi düş yorumu kattım yazdıklanma. Yedi sır- lı kapıya ulaştım, kentin yeditepesi- nin efsanesini okudum. "Bütün Gün Hüzün"ü aslı ve düşüy- le yedi bin sözcükle ör- düm. Joyce'un bağışıydı bu bana. "Bir Küçük Bu- lut"un yansıttıklanyla hayatımı bir an'da bir başka seyre ulaştıran sevinç çağlanydı ya- şadığım. ••• Istanbul-Erzurum arasmı kat ettiğim bir tren yolculu- ğumda okuduğum Sürgünler oyunu, bir an'da, Dublin yolcusu kılmıştı be- ni. Kendi 'Dub- lin'ime gidiyordum. Richard Rovvana, bu kez, bir başka hüzünle bakıyordum. Çocukluk kentimin izlerine dönerken ora- da, o kentte beni bekleyenin olmamasına kar- şın; bir gün boyu, kuşluk vaktinden akşamın en koyu gölgesine değin girip çıkacağım so- kaklann, yüzleşeceğim renklerin, ruhuma si- nen kokulann düşlemine yatmıştım. Ilkgençlığimin rüzgân alıp koparmışh be- ' ni bu kentten. Şimdi, 'bir genç adam' olarak dönüyordum oraya. Sürgünden döner gibi... Can hevenginden süzülen acılarla.. Korku ız- leri, düş kırgınlıklan, acı tufanlan henüz din- memişken; bir yazarı yedeğınize alıp sılanıza dönüyordunuz. Hiç gurbeti olmamış gençlik çağlanna denk gehnişti Joyce'la zorlu ve 'zo- runlu' yolculuğum. Bunlan aşarak bir başka kıyıya doğru yol alıyordum, tutkulu her Joy- ce okuru gibi. Joyce, bir an, sizi dışanda ve içerideki 'ben'in gerçekliğine döndürüp; en uçtakinin benhkteki izlerinde gezindirip sözün erişebil- OKUMA ÖNERİLERİ (*) James Joyce: Sanatçmm Bir Genç Adam Olarak Portresi, Çev.: Murat Belge; Dubanlüer, Çev.: Murat Belge, tletişim Yaymlan; Sürgünler, Çev.: Selçuk Yönel, 1979, Kültür Bak. Yay.; Ülysses, Çev.: Nevzat Erkmen, 1996, Yapı Kredı Yay.; Sanatçmm Mektuplan, Çev.: Kudret Emiroglu, 1991, tmge Yay. BELLEK KUTUSU "James Joyce, Ulysses'i yapısal açıdan, Homeros'un Odysseus'u üzerine kurmuş. Odysseus bir Akdeniz yolculuğuydu. Ulysses tinsel bir yolculuk. Bugün, 97. Bloomgünü'nde (Bloomsday) bir önerim var: Ulysses'in Türkçe çevirisinin doğum sancılan yüzünden seslendiremediğim bu önerimi şimdi ve burada cümle âleme duyururum: Odyssey ile Ulysses nasıl kardeş yapıtlarsa. Homeros iîe Joyce nasıl kardeş başustalarsa, onlann kentleri Izmir'le Dublin de kardeş kentler olsun! Budur benim önerim. Bir de dıleğim var: Joyce'un Dublin'i anlattığınca, çağdaş tzmir'i anlatacak çıksın bir yazar daha!" (Alınü: Nevzat Erkmen) ••• diği bütün dehlizlere yolunuzu üuşuruyor. Uı- dilen kıyılardaki hayatın ötesinde olup biten- lerle, dönülen yerın anlamını da sorgulatıyor- du. ••• Hep anılagelen, ama bir türlü de Türkçeye kazandınlamayan başyapıtı "Uhysses"in. so- nunda, Nevzat Erkmen'in çevirisiyle okura sunulması bir 'olay'dı bence! Yapıtin o 'devasa* görunümif (841 'sayfa) ürkütücü gelmişti. Belki de, başlangıçtaki sez- gilerimdi beni o yapıta uzak tutan; daha pek çok yan okumayla vanlabilecek bir yer oldu- ğunu hissettiren! Yapıtin çevirmeni Nevzat Erkmen'le "Blo- omgünü"nde (16 Hazıran) buluşup konuştu- ğumuzda; onun, biraz Bloom. biraz Joyce tut- kusunu. biraz da Dublin renklerini getiren edası; beni de. dilin bentlenni çözmeye yö- neltti! 'Hadi ne duruyorsun' dercesıne sözler ediyordu Erkmen. "Babil'e Yolculuk" serüvenıme bir başka boyut açabileceğini düşündüğüm Ulysses'le baş başa kalmak en iyisi. Ulysses'i alıp Bozcaada'ya gidiyorum. Bir defter, bir sözlük, bir de kalemlerim. Erk- men'in uyansına sadık kalacak mıyım, bile- mem! Gene de, o ıssızlığı seçerken, ötemde- ki Troya'ya uzanan bakışlanmda Homeros'u anmadan, Odysseia'ya dönmeden edemeye- ceğim kesin. Biliyorum ki; ötemde o savaşm sesleri, Telemakhos'un serüveni, ölüler ülke- süıin renkleri olacak. Ithake'ye yeni bir yolculuğun sırnnı vere- cek Joyce'un önümde açacağı bu şenlikli se- rüvene yönelirken; Erkmen'le yaptığımız uzunca Joyce söyleşimizi de bir kez daha dö- nüp gün gün okuyacağım. Onun, yoğun biçimde hazırhğını sürdürdü- ğü 'Uh^ses Södüğü'nün bizi Joyce'un dünya- sına biraz daha yakınlaştırabileceğini düşüne- rek... (*) Kardeşler, James Joyce, Çev.: Güler Yü- cel, 1965, Ataç Kitabevi, 54 s. www.feridunandac.com ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Romanı Roman Düdeminde Tarüşmak Ülkemizde kimi edebiyat eserlerinin nasıl tartı- şıldığına baktıkça, şunu sormaktan kendimi ala- mıyorum: "Resmi tarih" kavramına haklı olarak karşı çıkanlann başkaldırılarının altında, bazen sa- kın tarihe yönelik kendi yorumlarını bir tür "resmi tarih" kılma amacı gizlenmiş olmasın? Ahmet Altan'ın "Isyan Günlerinde Aşk" adh ye- ni romanının yayımlanmasıyla biriikte başlayan tar- tışmalann bir bölümü, sanki hiç de "yeni" değil. Bir zamanlar Orhan Pamuk'un başına gelenler, şim- di de Ahmet Altan'ın başına geldi. Yakın tarihimiz- deki bir olayı çıkış noktası alan romanı, roman ola- rak değil, fakat sanki bir tarih ya da toplumbilim teziymiş gibi tartışılmaya başlandı. Benzer bir duruma, pek uzak sayılamayacak bir geçmişte "Istanbul Kanatlanmın Altında" ve "Ha- mam" fılmlerinin değerlendirilmesi(!) sırasmda da tanık olmuştuk. Önce bir saptama: Düşünme düzeyimiz, sanat ve edebiyat eserlerini kendi estetik bütünleri ve kurmaca gerçeklikleri bağlamında değerlendirme- ye ne yazık ki henüz yetmiyor. Sanatın ve edebi- yatın birer ayna değil, fakat yaşamı kendi kurma- calan içersinde yeniden üreterek yansıtan ortam- lar olduğunun bilincine pek varabilmiş değiliz. Kav- ramsız, yani gelişi güzel düşünmenin düşünmek sayıldığı bir ortamda, estetik düşüncenin de yolu- nu ancak düşe kalka sürdürebilmesine belki pek de şaşmamak gerekiyor. Tarih yazariığı ile roman yazariığı arasındaki bü- yük aynmı gözden kaçırmanın ya da hiç bilmeme- nin en büyük sakıncası, ortaya yanlış beklentile- rin çıkmasıdır. Gerçi modern tarih ve tarihçilik an- layışına göre tarih yazan da kurmacadan yararla- nır; dev bir olaylar dağarcığının içinden kendi ba- kış açısına göre bir dönemi ya da olayı belirlediği- ne inandığı olaylan seçip, neden-sonuç bağlantı- lannı buna göre kurar. Ama tarihçinin roman ya- zanna göre kısıtlılığı, kendini onun kanıtlanmış ol- gularta sınıriı oluşunda gösterir. Başka deyişle ta- rihçi, kurgulamalanna aslında ne gerçekte olma- mış, fakat olabilecek olaylan, ne de bir neden-so- nuç ilişkisine oturtulmamış aynntılan temel alabi- lir. Bu, onun bilimsel çalışma zorunluluğunun bir gereğidir. Roman yazanna gelince, onun bu bağlamdaki özgürlüğü çok daha geniştir. Herhangi bir tarihsel olayın yazar için esin kaynağı olması, onun bu ola- yı zihninde tasarladığı bir kurgu için elverişli bul- ması anlamına gelir. Başka deyişle roman yazan, tarihsel bir olaydan çoğunlukla onu kendi roman gerçekliği için kullanmak üzere yola çıkar. Örnek- se, bir roman yazarının Istanbul'un fethinden yo- la çıkıp, romanında Fatih Suttan Mehmet'in is- tanbuii'u alamadığı şıkkını işlemesıne hiçbir engel yoktur! Bu, elbette ki en uç noktada bir örnektir ve yazar bu kadar ileri gitmeyip, romanında tarih ya- zarlannca üzerinde neredeyse görüş birliğine va- nlmtşyonjpoJafdaafarklı yorumlara da uzanabilir. Bu durumda karşımıza belki de, romanın ne öl- çüde bilgi kaynağı olabileceğı, dahası, olup ola- mayacağı, ya da romanda nasıl bir gerçeklik aran- ması gerektiği gibi sorular çıkacaktır. Roman, an- cak doğru beklentilerie yaklaştığımız takdirde bil- gi kaynağı olabilir; bu bilginin içeriğini ise kanıtlan- mışlık konumlan değil, fakat roman yazannın ken- di kurgulaması aracıyla bize yönelteceği: "Şöyle de olmuş olamaz mıydı?" gibisınden sorulardan kaynaklanacak farklı bakış açılan oluşturur. Bir başka deyişle, ancak romanda önce roman gerçekliğini aramayı öğrendikten sonradır ki, doğ- ru beklentilerin yörüngesine girilebilir! e-posta:ahmetcemalfa superonline.com acem20(g hotmail.com Bertin Fılarmoni'nin şefı RattJe karan protesto etti. Orkestradan ınüzikli protesto BERLhS (AFP) - ' Bertin Filarmoni Or- kestrası'nın müzik di- ; rektörü ve şefı Simon ; Rattie, hükümetin, ; Berlin'iniçindebulun- ; duğu mali kriz nede- , niyle orkestraya ayn- , lan bütçede kısıntıya ' gideceğini açıkladı. Ucretlerin zaten yeter- siz olduğunu düşünür- ken üstüne bir de kısın- tı yapılacağını öğrenen orkestra üyeleri ise bu- nu 17 Haziran Pazar gecesi verdikleri kon- serin sonunda Joseph Haçdn'ın ünlü 'Erveda Seremoni'sini çalarak ve son adagio'sunda sahneyi teker teker terk ederek protesto ettiler. Federal Alman- ya'nın Berlin eyaletini tam 10 yıldır başanlı bir koalisyon hüküme- tiyle yöneten Sosyal Deraokratiar(SPD)ıle Hınttiyan Demokrat- lar (CDU) arasında, geçen aylarda bütçede- ki yüzde 57'lik delik yüzünden büyük so- runlar çıkmış ve uzlaş- maya varamayan taraf- lardan SPD, seçimlerin yeniden yapılmasmı talep etmişti. Orkestraya iki yıl önce yeni müzik direk- törü ve şef olarak ata- nan şef Rattie, üyelere hak ettikleri ücretin ödenmemesini kişisel olarak da protesto edi- yor. Şu anda ciddi bi- çimde hasta olan baş- şef Claudio Abba- do'nun yerine gelecek yıl başşeflik görevini üstlenecek olan Rattie yeterli ücret ödenme- diği için anlaşmayı im- zalamıyor. Rattie, or- kestranın bağımsız bir vakfa dönüştürülerek daha iyi finanse edtle- bilmesi için büyük ça- ba harcıyor. AndyKültür Servisi- Istanbul, Pop Art'ın ikon ismi Andy Warhol'la yeniden buluşuyor. 1998 yılında izlediğimiz iki serginin ardından 17 Temmuz'da açılacak olan yeni sergi Warhol'un Istanbul'daki 3. sergisi olacak. ABD Eğjtim ve Kültür tşleri Bakanhğı ile AndyVVarhol Müzesi'nin ortaklaşa hazırladığı sergi 28 Ağustos'a dek Yapı Kredi Kazun Taşkent Sanat Galerisi'nde açık kalacak. Tüketim kültürünün belli başlı öğelerini konu aldığı yapıtlanyla tanınan WarhoPun sergisi, 'Andy Warhol: Sanaü ve Yaşamı' başlığını taşıyor. Amerikan pop kültüründen çarpıcı kesitler sunulan sergide, sanatçının 1930'larda moda dergilerine yaptığı illüstrasyonlardan başlayarak kedi, melek çizimleri, Coca-Cola, CampbeH's Konserve Çorbalan, Elektrikli Sandalye, Dolar Işareti serigrafik resimleri, Empire State Building'i konu alan 'Empire' filmi gibi yapıtlan ile yaşam boyu üretiminden birçok özgün yapıtını Sergi, 17 Temmuz'da Yapı Kredi Kazun Taşkent Sanat Galerisi'nde açılacak. içeriyor. Sergide aynca Andy Warhol'un annesi JuMa VV'arholun resimleri de yer alıyor. 1928-1987 yıllan arasında yaşamış olan sanatçı, 1. Dünya Savaşı öncesi Çekoslovakya 'dan Amerika'ya göç eden Polonyah göçmen bir ailenin üçüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Pittsburgh'da büyüdü. Sanat eğıtimini Carnegie Institute of Technology'de tamamladı ve 1949 yılında New York'a vanr v armaz reklam desinatörü olarak Glamour, Vogue gibi dergılere çizim yapmaya başladı. Çocukluğundan beri tutkun olduğu Hollywood'un Shiriey Temple, Mae West gibi ünlü yıldızlannın imzalı fotoğraflannı toplardı. Şöhret onun için vazgeçilmez bir amaçtı. 1950'li yıllarda resim yapmaya başladı, reklam dünyasından sanat dünyasma geçişi ise 1960"h yıllarda gerçekleşti. 1962'de Çampbell's hazır çorba kutulannın etiketlerine, Coca-Cola şişelerine, Brillo bulaşık teli kutulannın taklitlerine yer verdiği resimleriyle bir anda tüm dikkatleri üzerine çekti. Ertesi yıl bu tür tüketim ürünlerinin resimlerini fotoğrafik ipek baskıyla seri biçimde üretmeye başladı. Daha sonra Marüyn Monroe gibi ünlü kişilerin portrelerini yaparak göz alıcı renklerle, sayısız çeşitlemelerini basmaya başladı. Böylece sanat yapıtını mekanik bir ürün haline getirmeyi, sanatçının kişiliğinden ve duygularından soyutlamayı amaçlıyordu. New York'ta özellikle 1960'lıyıllarda 'Fabrika' adını verdiği stüdyosundaki üretimi ve daha sonraki yıllarda resmin yanı sıra film, dergi yayıncılığı, müzik prodüktörlüğü gibi alanlanndaki çarpıcı etkinlikleriyle Warhol, pop kültürünün hâlâ en ilham verici güçlerinden biri sayılmakta. 'Fabrika'nın rock grubu Velvet Underground, özellikle New York olmak üzere, kent yaşammda pınltılan konu alan Interview dergisi, VVarhol'la özdeşleşmeyi bugün de sürdürüyor. Warhol'un 'Herkesl5daldkahğma meşhur olacak' sözü, hâlâ güncelliğini koruyor. Warhol sergisiyle eşzamanlı olarak hazırlanan ve bu önemli akımın gelişimini örneklerle anlatan Pop Art sergisi de aynı tarihlerde Galatasaray Meydanı'nda gezilebilecek. Soljenitsin'in yeni kltabı • MOSKOVA (AFP) - 18 Haziran Pazartesi günü Moskova'daki Russki Put adlı bir yayınevinin sözcüsü tarafından. Nobel ödüllü yazar Aleksandr Soljenitsin'in iki ciltten oluşan ve Rusya'daki Yahudi azınlıkla Rusların ilişkilerini konu alan kitabınm 'Birlikte 200 Yıl, 1795-1995' adlı ilk cildinin yayımlandığı açıklandı. Kitabın ikinci cildinin ne zaman yayımlanacağı konusunda ise bilgi verilmedi. Kitabın, yazann Yahudi karşıtı olduğu iddialannı kesin bir dille yalanlayacağı da verilen bilgiler arasında. Kerem Görsev Ankara'da • Kültür Servisi - Ankara Caz Derneği sezonun ilk etkinliğini cuma günü Ankara HiltonSa'da Kerem Görsev konseri ile gerçekleştirecek. Pek çok caz ustasının bir araya geleceği konserde aynca Volkan Hürsever'de sahneye çıkacak. Görsev ve Hürsever'e Saksafonda Tuna Ötenel, basta Allen Ginter, davulda Canan Aykent ve gitarda Murat Arkan eşlik edecek. (468 46 76) BUGUN • ULUSLARARASIBOĞAZİÇİFESTTVALİ kapsamında Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda saat 21.3O'da Fahir Atakoğlu Groupun konseri yer alacak. Yıldız Sarayı'nda da saat 21 JCTda 'Saraydan Kız Kaçırma" operası izlenebilir. j(335 93 35) • NÂZEV1 KÜLTUREVİ'nde saat 15.00'te I. Szabo'nun yönettiğı 'Baba' isimli film yer alacak. (245 04 81) • FRANSIZ KÜLTÜR MERKEZl'nde saat 19.00'da 'Belki' isimli film gösterilecek. (244 44 95) • ENKA VAKH'nda saat 21.15'te Istanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvan 'Kaç Baba Kaç' isimli oyunu sahneleyecek. (276 22 14) • BURSA KÜLTÜR PARKI nda saat 21.00 de 'Almanya Darmstad Senfoni Orkestrası'nın konsen yer alacak. (224 234 49 12) • AYA İRİNt MÜZESİ'nde saat 19.30'da 'Santa Cecilia Ulusal Akademisi Orkestra vc Korosu'nun konseri yer alacak. (454 15 55)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog