Bugünden 1930'a 5,465,331 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 21 HAZİRAN 20001 PERŞEMBE 14 KULTUR kultur(5 cumhuriyet.com.tr Ünlü besteci, Boğaziçi Festivali'nde grubuyla bu gece Açıkhava Tiyatrosu'nda çalıyor Yeni bestelerle Âtakoğhı konseriCUMHUR C ANBAZOĞLU Büyük korolarla, senfonik orkest- ralarla verdiği yaz konserleriyle ta- nınan Fahir Atakoğiu, yedi kişilik bir ekıple bu gece 21.30'da Açık- hava Tiyatrosu'nda sahneye çıkıyor. Fahir Atakoğiu Group adını alan ekip, 4. Uluslararası Boğaziçi Fes- tivali'nde ünlü bestecinin üç eski ya- pıtı haricinde tamamen yeni par- çalardan oluşan bir repertuvan yo- rumlayacak. Atakoğlu'ndan baş- ka. uluslararası alanda önemli işler yapmış Kübalı davulcu Horacio'El Negro' Hernandez, bizden nefesli- ler ustası Levent Alündağ, yıllann basçısı MelikYirmibir, Almanya'da yaşayan vurmahlar müzisyeni Mus- tafa Boztüy, Uruguaylı flamenko gıtarcısı Federico Ramos ve Audi- ofact'in liderlerinden Mehmet Ali Sanbkol'dan (klavye) oluşacak eki- bin hedefi, doğaçlamayla parçala- ra farklı tatlar getirmek olacak. Atakoğiu, yeni ekibin yakaladı- ğı havadan ve dinamizmden çok memnun; bu geceki konserin kayıt- lannı değerlendirdikten sonra ile- ride bir albüm için de birlikte çalı- şabileceklerini belirtiyor. lşte Ata- koğlu'ndan konser ve yaptıklany- la ilgih son bılgiler: - Bu geceki konserin diğerlerinden farkı nedir sizce? FAHİR ATAKOĞLU - Bu farklı bir yol; değişik tatlan deniyoruz grupla. Daha fazla doğaçlama, da- ha fazla deney ve virtüözite var; bir bakıma işin vitamfni oluyor yeni arayış. Bu derece önemli insanlar- la çalmak da müziğe sınıf atlatıyor. Konserde üç eski beste dışında tü- müyle yeni şeyler çalacağız. On iki yıldır, değişik zamanlarda yazmış- tım bunlan. New Orleans'ta, Hous- ton'da da ekiple bunlan çalmıştık. Yeni albüm öncesi canlı yorumla takoğlu'ndan başka, uluslararası alanda ünlü Kübalı davulcu Horacio 'El Negro' Hemandez, nefesliler ustası Levent Altındağ, yıllann basçısı Melik Yirmibir, Almanya'da yaşayan vurmalılar müzisyeni Mustafa Boztüy, Uruguaylı flamenko gitarcısı Federico Ramos ve Audiofact'in liderlerinden Mehmet Ali Sanlıkol'dan (klavye) oluşan ekibin hedefi, doğaçlamayla parçalara farklı tatlar getirmek olacak. tepkileri almak arzusu da denilebi- lir bu konsere. - Ekibin çokuluslu olması nasü bir hava getirdi Atakoğlu'nun soun- duna? ATAKOĞLU - Horacio'yu (Her- nandez) Melik aracılığıyla tanıdım; bence Latin dünyasmdaki davul- culann en önemlileri arasmda. Ho- racio hayatta Türk ritimlerini çal- mamış; duyduktan sonra kendi ka- rakterini koyup öyle yorumladı ki müthiş bir şey çıktı ortaya. Alman- Diskografi: Dematanö(1991), Fahir Ata- koğiu (1994). Fahir Atakoğ- lu 2 (1996). Yanna Dört Işık (1996), Fahir Atakoğiu Sen- fonik Konseri Temmuz 1997 (1997), 75. Yıl Konseri (1998), Fahir Atakopu-Fîrst of AB (2(XX)), Dar Alanda Kı- sa Paslaşmalar (2000). ya'da yaşayan Mustafa Boztüy, per- küsyonlanyla bizim ritimleri La- tin tadıyla çok iyi kaynaştınyor. Flamenkocu Federico Ramos da çok iyi uyum sağladı. Mehmet Ali'yi Audiofact'ten tanıyor ınsan- lar; çok iyi bir doğaçlamacı ve çok iyi bir müzısyen. Levent ve Melik ise yıllann müzisyenleri. Geldiği- miz yerler farklı olmasına rağmen müzikte ortak dili bulduk gerçek- ten. Küba, Uruguay, Türk bir anda kaynaşabiliyoruz. Sound yine be- nim klasik çizgim, ama açılımlar renklendiriyor. Çahşmalar tam otu- rursa ileride birlikte albüm de ya- pabiliriz. - Türkiye dışındaki pazarda al- bümlerinizin saüşı ne âlemde? ATAKOĞLU - Albümler teknik olarak world music bölümüne ko- yuldu ve yerini tam olarak bula- madı. Böyle bir teknik sorun yaşa- dım; umduğum gibi iyi pazarlana- madı. Yeni albümü ise büyük ihti- malle sonbaharda Unıversal'den çı- karacağım. Böylelikle onlann tanı- tımdaki deneyımiyle bu sonınlan ortadan kaldıracağım. - Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. yı- h onuruna verdiğiniz konserin ka- yıtları ABD'de First Of Ali adıyla bir albümde değerlendirikü. VerB pa- zarda neden yer almadı bu çalış- ma? ATAKOĞLU - Türkiye 'de çıkar- mamamın nedeni, 1998'deki kon- ser albümümden sonra tekrar bir konser albümü yayımlamak iste- mememdi. O konseri videokasetle, DVD'yle değerlendirmeyi planlar- ken çekilenler o kadar kötü çıktı ki çöpe atıldı. Birtakım çok büyük şanssızlıklar yaşandı. - Yeni albümün kayıtlan hangi aşamada? ATAKOĞLU - Amerika'da ka- yıtlannı sürdürüyorum ve sürekli ya- zıyorum. Birinci albümümdeki ha- vayı koruyacağım genelinde. Fa- dia El Hage diye Lübnanlı bir ka- dın vokal de olacak. Sesleri ve ko- rolan daha değişik kullanacağım. - Belgeseller ve bizim popçularla ilgili hangi çahşmalar var sırada? ATAKOĞLU - îkinci Dünya Sa- vaşı'nda Türkiye'nin Yahudileri ka- bullenmesiyle ilgili bir belgesele müzik yapıyorum; Olimpiyat 2008 seçmelerine müzik yapıyorum. Tar- kan'a bir beste vermiştim; söz de yazdı kendisi. Adını, Otekiyim Ben koymuştu; sonra çekindi galiba ve almadı albümüne. Nilüfer ısteyin- ce ona verdim sonra. - Başka konservar nu bu yaz prog- ramımzda? ATAKOĞLU - Bu yaz herhalde olmayacak; konserden sonra Ame- rika'ya dönüp son hazırlıklan ya- pacağım ve Türkiye'ye dönüp stüd- yoya gireceğim. Ağustosta işi ha- zırlayıp sonbaharda çıkarmayı plan- lıyorum yeni albümü. Hakan Akçura, yaşammdaki tüm öznelerden, onlardaki yansımalannı toplamayı talep etti Aynalarla gizemli bir hayat oyunuÖZLEM ALTUNOK Hakan Akçura'nın Temmuz 2000'den bu yana, başta mternet olmak üzere çeşitli haberleşme yöntemlerinı kullanarak yaşa- mındaki tüm öznelerden. onlar- daki yansımasını istediği çağn metni 'Ben Hakan Akçura... Ay- nalanmı istiyorum!' cümlesiyle başlıyordu. Dulcinea'da 30 Hazi- ran'a dek sürecek olan sergiye sanatçı: 'beni, bana, benden, be- nimle,benim' kişisel sözcükleriy- le başlayan ve yüzlerce eylemı içeren, yaşamına herhangi bir şe- kilde girmiş tüm ınsanlara sesle- niyordu. Sergi açılmasına karşın bir yandan da süren katılım süre- cinde aynalar; fotoğraf, anlatı. mektup, resim. animasyon. video, müzik, heykel gibi çeşitli bıçim ve içeriklerden oluşuyor. Mekân. ge- liş sırasına göre, müdahale edil- meden, sadece sunulabilir hale getirilmiş biçımde aynalarla kap- h. Akçura, küçük bir hayat oyu- nu gibi algıladığı 'Aynalanmı İs- tiyorum' projesini 'sanatoyunu de- ğİL bir sürii insarun bir sürii insa- na söylediklerini dillendirdiğL sa- hici bir proje' olarak tanımlıyor. E-mail'lerle çoğaltılan çağrı metniyle elli bin kişi bu etkinlik- ten haberdar olmuş. Akçura'nın çıkış noktası ise yaşama sevinci- nin azaldığı bir yerde, sadece ha- yata kendinı aktarmak istemek olmuş. "Hayaüm boyunca herke- sin aynası oldum ben, kurban ha- li bu belld, 'Bugün ölsem gam yemem diyeceğım' bir doygun- İuk noktasında zoriuk çeken bir insanın başlangıcıydı Aynalanmı İstiyorum'." Serginin oluşum sürecı, sergi- lenmenin önüne geçen bir yo- ğunluk içermiş. Sergi, Akçura'nın aynasma sahip olanlann yanı sı- ra onu bu çağnyla tanıyan insan- lann katılımıyla da genişleyen bir çerçeveye taşınmış. "Bu ka- dar sıfiriandığun, hareketsizleşti- ğjm, yaşama sevincimin azaldığı yerde, dokuz ay boyunca3 binin- sanla bizzat bir iletişim kurdum. Reel hayatla paralel giden sorun- lar, serginin oluşum sürecineyan- sıdL Mail'leri okumadığım, pos- ta kutumu açmadığun dönernler oldu.tnsanlann yaratım adına bir şeyler ürettiğL, üstelik de çok öz- nel bir yerden, kendilerini sorgu- layarak gelişen süreçte, herhalde Hakan Akçura. sergiyi bir sanat oyunu değU, sahici bir proje olarak tanımlıyor. (Fotoğraf:UĞUR DEMÎR ) bu tür kaygılann en az 100 tane- sinin üretim süreciyle, sancılany- la ilgilendim. Hiçbiri için bir yo- rum sunmadım, teknik yardım- lar dışmda hiçbir çağnlanna ce- vap vermedim." 'En politik işi yapıyorum' l Aynalanmı İsth'orum' narsisist ve benmerkezcı bir girişim ola- rak tanımlanmış ve tepkiler de alrruş. Gereksiz bir çoğalma ol- duğunu düşünen insanlar da ser- gi oluşumunda tepkilerini dile getiren yazılarla sergiye dahil ol- muşlar. Farklı yaklaşımlan de- ğişik açılarla sunan sergide, yan- her dönemimden ayna yer alıyor burda." Hakan Akçura, yaşamda poli- tik aktivizm adına hemen her şe- yi yapmış olduğu halde, en poli- tik işini şimdi yaptığını düşünü- yor. Yollanan aynalann çoğu da yine o döneme ait. "Bence serginin en büyük be- ccrdiği şey, bu kadar egosantrik bir merkezde kuruhnuş olan öner- menin kendisinin bu kadar ano- nim olabUmesL Çağn metninde- ki 400 tane edimin hepsini yaşa- yıp>aşamadığımdasoruldu. Evct, yaşadım, ama bütün bunlan ya- şarken de yahuz değüdim. Türki- • Dulcinea'da 30 Haziran'a dek sürecek olan sergiye sanatçı 'beni, bana, benden, benimle, benim' kişisel sözcükleriyle başlayan ve yüzlerce eylemi içeren çağn metninde, yaşamına herhangi bir şekilde girmiş tüm insanlara seslendi. ye'debunlan yaşayan binlerce in- san vardı. Bunlardan birisinin de aynası olabildiysem, buna sevüıi- rim." Kendi aynalanndan yansı- malan toplayan binnin kendisiy- le olan hesaplaşması izleyiciye ne verir sorusuna karşılık cevabın biraz da 30 Haziran'a dek süre- cek olan sergide gizli olduğunu söylüyor Akçura. Çünkü aynı za- manda kitap olarak yayımlanacak olan sergi malzemeleri. sergi so- nuna dek katılıma da açık. "Bi- lemcdiğim bir etkilenme biçüni- nin \ar olduğunu sergiye gelenler- de gözlemüyorum. Buradaki ay- sımalann çeşitliliği, bir kişinin aynası olmaktan çıkarak sosyo- lojik bir boyuta taşmıyor. "Aynalann yansıma açılan ve yansrtoklan şe>in niteliği de fark- h. Kimisi bana kendimi. kimisi ötekilere kendini, bazılan kendi içüıdeld öteküeri, kimisi öteldler içerisinde olması muhtemel bir diğerine kendini yansıtan a> nalar. Özellikle küfür diliyle bana saldı- ranlar başta olmak üzere 40 ka- dar tanunadığun katıhmcı var. Ismen izlevicüıin kim olduğunu bihnediğiniz, lakabıyla benim bil- diğim isimler v^r. Hemen hemen nalann içerikleriıü, aktardıkla- nnı, hayatta kendileri için sonuç- lanabüir bir olanak alanı olarak görebilen bir varoluşu izliyorum. Sergi bitmeden ayna getirebilir mi>im diyen insanlaroluyor. Da- ha 30 Haziran'a kadar birikebi- lecekbir şeyin üzerinden konuşu- yoruz." Sıfir olma hali taşıyan tavır Kendisini çıplaklaştırdığı, ça- gırdığı ve deşifre ettiğini düşünü- yor sanatçı, sergisiyle. Bir sıfır ol- ma hali taşıyan bu tavrın geride ne bıraktığı ise bir giz. "Sadece sanat etkinlikleri adı- na degiL a\ nalanm adına da teh- Bkeli bir şey söyleyeceğim: Ben onlann sandığı yerden aynalan- mı ne kadar istiyordum tarnşma- lı bir şey bu. Aynanın binlerce ta- rifı var burada, bence a>Tia\ı sor- gulayan, kendi iç akışunn cevabı- nı bukbUmiş aynalarjwk. Beni ba- na yansıtmaktan çok, kendini ba- na yansıtan dış-iç bükey, kırık ay- na varoluşlanyla burada varlar. tçerik olarak aradığım bir şey vardıysa onun ne olduğunu ben de bilmiyorum. Bu sanat etkinli- ğinin ya da buçığhğın sanat eddn- liğine dönüştüğü yerin tarifı bu- ralarda aranmamah. Bu sergi- den cebimde, sırnmda taşıdığun bir şeyin kendisini sergileyerek mal ettim sizlere. Neyin hesaplaş- masını yaşadıgımın cümlesini ken- dime belki de kurmak üzereyim. Gizemi koruyan bir sergi bu, gi- zemi korumamak adına girişilen her şey de ashnda gizemi besler." IŞILDAKVEYELPAZE ATtLLA BtRKÎYE Bir Kiiltür, Bir İnsan' Sanırım, 1991 yılının sonlarıydı. Eskişehir'dey- dik; yorucu bir gun geçirmiştik. Günün geç saat- lerinde bir otel lobisinde iki eski tanıdığın sohbe- tine tanıklık ediyordum. Odama çıkmak için can atıyordum. Ancak be- ni orada tutan, yudumladığm içkı değil, iki mes- lektaşın çok ılginç konuşmasıydı. Atilla Ozkınmlı, "neden" diye soruyordu, kar- şısında oturan, elli beş yaşlanndaki beyaz saçlı ada- ma (aklımda öyle kalmış). Adam gulümsüyordu. Anımsadığım kadarıyla bilgece bir sakinlik vardı, yüzündeki ifadede. "Durumda"birbilinmezlikyatıyordu; birgizdi bu. Edebiyat tarihimize de geçen bir giz. Bu yüzden yanıtı merakla bekliyordum. Adamın yanıtı belli belirsizoldu. Nedeni yeterinceaçıklamadı. Birge- çiştirmeydi; belki de bir kaçıştı. Turan AJptekin'ı ılk kez, o zaman görmüştüm. Türkiye Yazarlar Sendikası'nın düzenlediği "Ulus- lararası Yunus Emre Sempozyumu" için topluca Eskişehir'deydik. Yurtdışından da ünlü Türkolog- lar katılmıştı. Turan Alptekin'ın adını, "Gösteri" dergisinde ya- yımladığı yazılanndan biliyordum. Ancak onun Ah- met Hamdi Tanpınar'ın oğrencisi ve asıstanı ol- duğunu, o "gezi" dolayısıyla öğrenmıştim. Atilla Ozkınmlı "Neden okuldan, asistanlıktan ay- nldın" diye sorunca, bir an yorgunluğumu ve uy- kumu unutmuş. kulaklarımı ve gözlerimi dört aç- mıştım. Anımsadığım kadanyla "yanıt" beni tatmin et- memışti ki, bir sure sonra uykuma ve yorgunluğu- ma "yenik" düşerek odamın yolunu tutmuştum. Yıllar sonra, Alptekin'in kaleminden -kendini an- lattığı- bu aynlışı şöyle okudum: "Yıllann ağırlığı içinde epeyce yorulmuş bulu- nan asistanı, ertesi gün (Tanpınar'ın gümüldüğü- nün ertesi günü, A.B.) kitaplannı topladı ve ağır adımlarta fakülteden çıktı. Dinlenmeye ve yeni bir çevreye, gerçekten gereksinimi vardı. Mühim olan, 'Söylenen şey ve onu ışıtecek kulak ve im- kânlannı o yola dökecek insan meselesi' idi. O, ça- lışmalanna ve yaşamına hür bir yol çizmek istiyor- du. Fakat, yaşamında, artık tek başına, bir 'ma- ratoncu' koşusunun başladığını da sezıyordu." • • • 1958 yılında Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölü- mü'nu bıtıren Turan Alptekın, 1954-1962 yıllan arasında, Tanpınar'ın oğrencisi, asistanı olarak bulunmuş; derslerini dinlemiş ve sohbetlerinde yer almış. Turan Alptekin'in Ahmet Hamdi Tanpınar - Bir Kültür, Bir Yaşam adlı incelemesi İletişim Yayınla- n tarafından birkaç ay once yayımlandı. Alpte- kin'in daha önce yayımladığı monografisinin (1975) genişletilmiş basımı olan yaprt, Tanpınar'ın ders not- lan temel alınarak hazırlanmış: "...bu derslerde neler yok kı... Namık Kemal ve edebiyatımızda dönemler problemı. Ziya Pa- şa ve Tanzimat, edebiyatımızda nesirler mesele- si, şiir ve nesir, roman meseleleri, Edebiyat-ı Ce- dide ve müit roman, Türkçüler ve romantizm, tj- yatro: türve terminoloji... Kitabın en ayırt edici özel- liği ise Tanpınar'ın sanatçı yönünü tüm çıplaklı- ğıyla gözler önüne sermesı ve daha öncelen 'ses- sizce geçiştirilen karşılaştırmalı edebiyatçıhğı'n/ gün ışığına çıkanması." Turan Alptekin'in özenle hazırladığı bu kitap, öz- cesi, -şair, romancı, yazar, öğretim üyesı, estet, vb.- Ahmet Hamdi Tanpınar'ın edebiyata, edebiyatın estetiksorunlarına bakışındaki "olağanüstülüğü" ortaya koyuyor. Doğumunun yüzüncü yılını kutlarken, Tanpı- nar'ın "anlama yolculuğunda" önemli bir durak. Ahmet Hamdi Tanpınar - Bir Kültür, Bir İnsan... Cage'e 'Cinematek Ödülü' • LOS ANGELES (The Hollyvvood Reporter)- Oscar ödüllü Amenkah aktör Nicolas Cage'e 22 Eylül'de Los Angeles'teki Beverly Hilton Oteli'nde düzenlenecek olan Mo\ ing Pictures Balosu'nda bu yıl 16.sı yerilecek olan 'Amerikan Cinematek Ödülü" verilecek. Baloya Samuel L. Jackson. Jerry Bruckheimer, Jonathan Dolgen ve Gerry Harrington ev sahipliğı yapacaklar. Ödül. bugüne kadar aralannda Öscar kazandığı 'Elveda Las Vegas' (Leaving Las Vegas). 'Ka\a' (The Rock), 'Yüz Yüze' (Face/Off), 'Yüzbaşı Corelh'nin Mandolinı' (Captain Corelli's Mandolin) gibi 40 filmde rol alan Cage'e. sinemaya yaptığı katkılardan dolayı venlecek. Daha önce ödüle değer görülen isimler arasında Jodie Foster, Eddıe Murphy. Michael Douglas, Sean Connery, Martin Scorsese. Steven Spıelberg. Ron Howard ve en son Bruce Willis de bulunuyor. Akademi İstanbul ödül dağıtü • Eğitim Servisi - Akademi İstanbul, Yılm En Başanlı Sanatçı Ödülleri'nı. İstanbul Yüzme lhtisas Kulübü'nde düzenlediği bir törenle sahiplerine verdi. Akademi İstanbul öğrencilerinin mezunıyet töreninin de yapıldığı gecede, 'En Başanlı Sanatçı Ödülleri'ni, Türk Sineması'nın ünlü isimlerınden Türkan Şoray ve Kadir Inanır'ın yanı sıra Halıl Ergün. Arif Keskiner, Levent Inanır ve Neslihan Acar aldı. Ödüllerini Akademi İstanbul öğretim görevlilerinden alan Şoray ve Inanır, yaptıklan konuşmalannda, "mesleğe yeni adını atacak eğitimli ve başanlı gençler tarafından ödüllendirildıkleri için çok mutlu oldukJannı" söylediler. Soner Anca. Cevahır. Hüseyin ve Akademi istanbul Müzik Bölümü Orkestrası'nın da konser verdiği gecede, öğrenciler ve sanatçılar doyasıya eğlendiler.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog