Bugünden 1930'a 5,457,619 adet makale



Katalog


«
»

HA^İRAN 2001 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 Fatura kime kesillyor? Eir işadamımız televizyonda akıl vesriyor: "Ziraat, Emlak ve Halk bankaları- nı yabano bankalara bedelsiz vere- lirn, Kazançlı çıkarız." Ninemiz, küçükken saçmaladığı- mızda bir "of" çeker. ardından hız- lı hızlı mınldanırdı: "Lâ havle ve lâ kuv- v&te illâ b'illâh âliyy-ül azîm." Geçelim... Geçen hafta üç kamu bankası- nın özelleştirilmesinin sonuçlarını ir- deleyen Devlet Denetim Elemanla- n Derneğı'ne (DENETDE) göre, as- lında bir "özelleştirme" ıle değil, bir "fatura" ıle karşı karşıyayız. Halka, üç bankada çalışan 62 bın kişıye ve bunların aileleri ile birlikte oiuştur- duğu 250 bin kişiye kesılen bir fa- tura bu. Faturayı kesenler ıse, ban- kalann hortumlanmasında esas suç- lu olan siyasetçıler, yolsuzluğa bu- laşmış ışadamları ve bürokratlar. Üç kamu bankasının satışı anayasaya da aykın. Birinci ayrılık, bankaların özelleştirilmeteri ya da kapatılmala- rına ilişkın kararın yasayla gerçek- leşmemesi. Ikincı ayrılık da, üç ban- kada çalışanlann haklarına ilişkin yetkınin yasa yerine kimı genel ku- rullara ve Bakanlar Kurulu'na bıra- kılması... Yıne DENETDE'ye göre, Türki- ye'de ulusal sermayenin güçlü ol- maması nedeniyle bankalar büyük olasılıkla yabancı sermayenin eline geçecek. Özellikle Ziraat ve Halk Bankası'nın özelleştirilmesi sonu- cu, asıl desteklenmesi gereken çift- çi, esnaf, sanatkâr ve ulusal sana- yicinin finansman olanakları orta- dan kalkacak. Ve DENETDE'ye göre, "Para kar- şılığı ulusal çıkarfartmızdan ödün ve- renleri tarih asla affetmeyecek." ISIK KANSİ nettr. Soldaki genel manzaraMedya desteği ile sağda Tayyip Erdoğan'ı, Kemal Derviş'ı siyasete iteleme ça- bası süredursun, bizsol y an- daki gelişmelere bir göz ata- lım: Soysal cephesi: "Sondaj mefn/" olarak tanımladıklan, küreselleşmenin yıkıcı etkile- rini sorgulayan; sosyal dev- leti, cumhuriyet ilkelerini, ulu- salcı çizgiyi savunan bildirge- yi kamuoyunaaçıklayan Soy- sal ve arkadaşlan, biryandan halktan ve çeşrtli kesimlerden gelen tepkileri topluyor, bir yandan da "parçalanmışlık (z/en/m/"nin yaratılmaması amacıyla, uç veren diğer olu- şumlarla "olası uzlaşma noktalan" ko- nusunda nabız yokluyor. Ancak bu kadronun, Türkiye'nin bugünkü ko- şullannda "sol" hareket için gerekli "ana ideolojik" bakış açısının bildir- gede özetlenen çizginin dışına çık- maması gerektiğinde ve siyasette pro fesyoneiîeşmiş kadrolar yerine, de- neyimlilerin yanı sıra daha çok yeni, yıpranmamış adlara olanaktanınma- sında ısrar edeceği gözleniyor. Inönü cephesi: Soysal grubunun "sondaj metni"n\ açtklamasının hemen ardın- dan, eski CHP Genel Sekreteri Tar- han Erdem ve üç eski genel sekreter yardımcısıntn istifası ile bu cephe hareketlendi. Tartian Erdem'in tiizük, eski genel sekreter yardımcısı Yiğit Gülöksüz'ün ise bir program taslağı üzerinde çalıştıktarı biliniyor. Erdal Inönü'nün liderliği ya da yol gösterıciliğinı hedefleyen, çoğunluk eski SHP'Iİ kadrolarca desteklenen bu hareketin Sosyalist Enternasyo- nal'in ilkelerini benimseme, Avrupa soluna yakın bir çerçeve çizme; kü- reselleşmeci, piyasacı anlayışa cep- heden karşı çıkma yerine "sosyal pi- yasa*yı benimseyerek "sosyal demok- rat" bir hatta yürümeyi yeğleme eği- liminde olduğu dile getiriliyor. Buna koşut olarak "demokratik iç işleyişe" özen gösteren bir tüzük üzerinde de duruluyor. Örneğin, parti liderinin baş- bakan ya da Meclıs başkanı olmama- sı, bir "sıyasiöncü, yön gösterici" ko- numunda kalması düşünülüyor. CHP cephesi: CHP'den peşpeşe istifalardan sonra uzun bir sessizlik dönemine giden Genel Başkan Deniz Baykal ve kadrosu, özellikle Inönü'ye bağ- lı hareketin ciddileşme^ si üzerine atağa geçti. Bir yandan SHP iktida- nndaki uygulamalara, öte yandan da kimi CHP'lilerce destekle- nen Kemal Derviş'e eteştiri yöneftmeye baş- lamaları dikkatlerden kaçmıyor. CHP üst yönetiminin, ge- rek yeniden kıpırdanan parti kji muhalefete, ge- reksepartkjeki kan kay- bına önlem olarak bu ay sonunda yapılacak kurultaya değin gele- neksel "sol" söylemlere hız vermesi bekleniyor. Ankara ve Istanbul il kong- relerinde genel merkeze yakın isimle- rin seçim yitirmelerinin ardında; par- tinin giderek erimesi, dolayısıyla ikti- dardan uzaklaşması kaygısının yattı- ğı kanısı dile getiriliyor. Bu paniğin parti içi muhalefete ivme kazandır- dıgı, eski Genel Sekreter Ertuğrul Gü- nay'ın "Kurullan değiştirmekyetmez, CHP'nin asıl sorunu genel başkandır" sloganıyla parti lideriiğine aday olma- ya hazırlandığı da edinilen bilgiler ara- şında. Soldaki gelişmeleri yakından izleyen siyasetçilerin gözlemleri şu noktada odaklaşıyor. "Dereler akıyor. Ya bir ırmakta top- lanacaklar ya da ayn ayrı yataklara dökülecekler. Gidiş onu gösteriyor." ISSIZ ODA YAZILARI VEDAT ÖZDEMtROĞLU Piyasa Siyaseti! Bir bakan, sabah saatlerin- de bir demeç veriyor ve o de- meç yüzünden günboyu kriz belirtileri yaşanıyor! Işte yıllar yılı, bıkmadan usanmadan taçlandırdığınız, türlü çeşitli programlara so- kup sokup önümüze dayattı- ğınız 'piyasa ekonomisi' bu! Ne demiş o bakan? "Hemen Suriye'ye savaş aç- mamız lazım!" mı demiş? "Dolahannızı bankadan çe- kin!" mi demiş? "Türkiye'nin tüm işsizleri, ayaklanın!" mı demiş? Ne demiş? "Tütün Yasası'nın mayıs so- nunda çıkacağı taahhüdü, ni- yet mektubunu yazanı bağlar" demiş. işte piyasalar bu yüzden al- tüst oluyor! Ortada ne bir sert tavır var, ne somut bir eylem. En fazla "eteştfri", hatta "öze- leştiri" sayılabilecek bir sitem. Işte piyasalan karıştıran bu. Ortalık ayağa kalkıyor. Akşama doğru bakan istifa ediyor ve "krizlight" sona eri- yor! Bu zaman diliminde, bu coğ- rafyada yaşayanların dünya- dan alacağı var. En doğalından en yapayı- na, reelinden spekülatifine, bütün krizler, tüm felaketler bizi mi bulur? Herfelaketin, 'artçı şoklan- nı' yaşamak zorunda mıyız? Bizim bu kronik huzursuz- luğumuz, hangi küreselleşme kavramıyla açıklanır? Açıklansa ne olur; biz, son- sûz zamanın içinden, bize ar- mağan edilen 'ömür' adı altın- daki süreyi böylesine sıkıntılı, böylesine huzursuz ve de ça- resiz geçirdikten sonra?.. Uzmanın uzmanı ekono- mistler, bu her kötü haberde endişeyle gözbebekleri büyü- yen mazlum kitleye ne önere- bilirier? Yanardağdan korkan dino- zor sürüsü gibi olduk; tarih, akıl, ideoloji, siyaset ve de in- sanca yaşama onuru, hepi- mizi terk edip gittiler... Cana- vara karşı içgüdüleriyle diren- meye çalışan kadersiz cantı- lartopluluğuyuz... Her türlü krizi itinayla yaşa- rız!.. . ••• I Kime kızalım? Krizin hesabını yapmadan, sözlerinin yankısını ölçüp biç- meden demeç veren bakana : mı? '. Telefonda kendi bakanını ! azariayıp istifasını isteyen lide- ; re mi? ; "Istifasıyla ekonomide ya- •t raîtığı sarsıntının giderilmesi- ne katkıda bulunmuştur" diye- rek, müstafi bakana teşekkür etme inceliğini atlamayan baş- bakana mı? Yoksa, kendi yurdumuzda yaşadığımız esareti vurgula- yarak "programın uygulama- sında 'teksesliliğin' önemine" işaret eden, bilmem ne direk- törü bilmem kime mı?.. Kime kızalım? Madem 'teksesli' olunacak, hükümet niye var, bakanlar ni- ye var, partiler ve Meclis niye var? Işleri böyle zorlaşıyorsa, koy- sunlar kendi "tekadamlarmı"; başbakan da o olsun, bütün bakanlar da o olsun, tek çat- lak ses çıkmadan program yü- rüsün! Sanki 'krizden çıkış progra- mı' değil de alınyazısı yazdı- laralınlarımıza. Kimsedentek ses çıkmayacak. O planlar, o dosyalar, o kararlar bizim ka- derimiz. Vasıfsız figüran kalabalığı olarak, o senaryoya uyacağız, uymak zorundayız. Üç kuruş yevmiyemizi verir- ler nasıl olsa! ••• Bence bize kızalım! Kendi kendimizi "kriz man- yağı" haline getiren bizleriz. Bu krizi yaratan liderleri, par- tileri de geçin; sistemi yaşa- tan bizleriz. Hiçbir zaman daha fazlası- nın hakkımız olduğuna inan- madık. Daha fazlası verildiği zaman, bunu 'fırsat' sandık. Insan emeğinin kutsallığı, vur- gunun cazibesi yanında çok sönük kaldı. Piyasa ekonomisiyle bera- ber, piyasa siyasetine de bo- yun eğdik. Hep sömürüldü- ğümüz için, sömürüsüz bir dünyayı hayal edemedik, ha- yatımız boyunca yapacağımız en büyük yeniliğin sömüren- ler safina geçmek olduğunu sandık. Hep aşağılandığımız için, bütün dünyaylaeşit olma- yı değil de bütün dünyayı kor- kutup egemen ve üstün ol- mayı düşledik. O yüzden de kısıtlı ömrü- müz; canavarlara, krizlere, il- kel korkulanmızı açığa çıkaran yanardağlara karşı tetikte du- rarak geçiyor. Bu topraklarda borsa ko- nuşulduğu kadar sanat konu- şulsaydı ne olurdu? Dolaraya- pılan yakından izleme, insan hakkı ihlallerine karşı niye ya- pılmaz? Rakamlara, endeks- lere bağlı mı yaşayacağız hep? Makineye bağlı hasta gibi! Piyasa ekonomisinden ön- ce, piyasa siyasetini aşmamız gerekiyor. Bizde bu güç, hâlâ ve hâlâ var! Duyunulan • Çizer Gürcan Yurt ve ben, yarın 16.00'da, Izmir- Karştyaka-Kipa'da olaca- ğa, görüşmek üzere! • Okuyucufardan soran- laroiuyor, Sabah'la olan ';n- ternet' davasının 13 Hazi- ran*da ikinci duruşması ya- pılacak. (Davayı kazanır- sam, afacağım parayı Ne- sin Vakfı'na bağışlayaca- ğım.)' 16 yıl öncesîndekî sözler ve bir dava Cezaevlenndeki ölüm orucuna de- ğin uzanan açlık grevleri her yönden derinlemesine ele alındı, ele alınmaya da devam ediyor. Bir insanın ölüme koşması karşısındaona müdahale edi- lip edilmeyeceği konusu da, hem in- san haklan açıandan, hem tıp etiği açısından gerek kamuoyunda, gerek hekimler arasındatartışrnalarayol aç- tı, açmaya devam ediyor. Türk Tabip- leri Biriıği'nin (TTB) bu süreçte geliş- tirdiği tutumun da, aralannda hekim- lerin de bulunduğu bir kesimce eleş- tirilirken bir diğerkesmtarafından des- teklendiği de biliniyor. Ne yazık ki bütün bu tartışmalar on- larca ölümü durduramadı. Ve ne yazık ki tartışmalann yorumsal yargısı mes- leki örgütlerin sağduyusuna bırakılma- dı; konu bir ihbar üzerine, hem de "ka- mu adına" açılan bir dava ile mahke- melik oldu. TTB Merkez Konseyi üye- leri, bu hafta başında açlık grevleri ele alınarakyaptıklan basın açıklaması ne- deniyle yargıç önüne çıkarıldılar. DuruşmadaTTB Başkanı Dr. Füsun Sayek, "Basın açıklaması yapmanın, konusu ve içeriğine bakılmaksızın suç olmadığını biliyorum. Bir hekim, bir meslek biriiğiyöneticisi ve biryurttaş olarak bu demokratik hakkımın, özgür- lüğümün elimden alınmasını kabul edemem" dedi ve bugün iktidarda bulunan bir parti başkanının, 16 yıl önce TTB hakkında açılan benzer bir davaname nedeniyle söylediklerini anımsattı: "Demokraök olmayan, demokratik olduğunu iddia etmeyen rejimlerde bi- le bir meslek kurvluşu hakkında böyle bir nedenle soruştunna, kovuşturma açılması doğal sayılmaz." Eh, zamanla "moda" değişiyor. Ar- tık bugün "şık" olmayan yolsuzluk so- ruşturmalan. 16 yıl önce söytedikleri sözden "bile" vurgusunu çıkarıp tüm- celerini "doğaidır" diye sonlandınrlar, her şey içlerine sindirilmiş olur, biter... KİM KİME DLM DUMA BEHIÇ AK behicak&turk.net ÇİZGİLÎK KÂMİL MASARACl *•; HARBİ SEMtH POROY semihporoyı yahoo.com OWMWR!J A } a TARİHTE BUGÜN MLMTAZ ARIKAN 2 Haziran HBNRY PURCELUMN BERL. i8S?'0e BUSÛN, ÛUUJ İU6İLİ2- gESTEctâ S 'X. EDU/ARD ELGA/S. DOĞOU. OZEL SiR MÛZ/K EĞİ- Tf'Mİ SÖRM€KSİ3JM KEKJP'ı KEUOİUİ Y€TİÇ- TİHBCEK- OLAH eUSA£, ROMAMTİtC AĞA İ İ Z ' İ RACİN6İT YÜZ.Y/U>A yAŞAyAN UENBY Pu£ceu.CPötes DAN B£Ri UUlSLARAIZASt B'G. BESTECİ- A//A/ GöeüuueDiGi İMGiLre-ıee'De, £LSAG r e ı , T 8>e. r t » fz6uesA*& YA- RATACAKTie.. ÇOK İYÎ BiR KEMANCI OA SAYILAM BC- ' EM ÇOK £evİL£M YAPlTI tSE, ENtGMA tfAfHATtOUS? (SULAAACA ÇBp LEMELE&") OLACAKCte FOÇA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NDEN Esas No: 2000/240 KararNo: 2001/80 Davacı Nazmi Kılıç tarafindan davalı Asiye Kıhç aleyhine açılan boşanma davasının sonuçlanan dava karan gereğince. davacınm da- vasının kabulüne, Tokat ilı. Zıle ılçesı, Kazıklı köyû, cilt no 122, hane l"de nüfusa kayıth Kazım oglu Fatma'dan olma, 3.11.1956 d.lu davacı Nazmı Kılıç ile a>Tiı yerde nüfusa kayıtlı Hacunehmet kızı Fikriye'den olma, 1.4.1964 d.lu Asiye Kıhç'ın şiddetli geçünsizlik se- bebiyle boşanmalanna, Taraflann müşterek çocuklan 14.11.1983 d.lu llknur ile 6.4.1987 d.lu Binnur Kıhç'ın velayetlerinin davacı baba Nazmi Kıhç'a veril- mesıne. Davalının her yıl 1 Temmuz saat 09.00'dan 31 Temmuz saat 19.00'a kadar ve her dini bayranun ikinci günü sabah saat 09.00'dan üçün- cü günü saat 19.00'a kadar şahsi münasebet tesis edebileceğine ilanen tebliğ olunur. Basın: 31078 GORUŞ EMtN GÜRSES Kıbrıs'ta Kuvayi Milliyeciler Kuzey Kıbns Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Müda- faa-i Hukuk teşkilatlanmasında önemli bir adım atıldı. KKTC'Iİ Kuvayi Milliyeciler tarafından yurttaşlann hak- lannı korumak ve uluslararası baskılara direnmek için Ulusal Halk Hareketi (UHH) adı altında bir teşkilatlan- maya gidildi. UHH'nin kuruluş gerekçesinde, kuruluş amacı 'Rum-Yunan ikilisi, emperyalist dış odaklar ve içimizdekiişbiriikçilerile mandacılann çabalannıengel- İemek' olarakbelirtiliyor. "Kıbns Türk'ünüanavatandan kopararakyalnızlaştırmak ve AB çatısı altında Enosis'i gerçekleştirmek, içimizdeki işbıriikçiler ve dış destek- çilerinin esas hedeüdir" şeklinde süren açıklamada, "Anavatan'la bağı daha da kuvvetlendirerek dıreniş ruhunu temel alan örgütlü ve dinamik biryapı oluştur- manın kaçınılmaz birgörev haline geldiği", "UHH'nin hedefınin KKTC'yi her alanda güçlendirerek ulusal merkezAnavatan Türkiyeile bütünleşmekolduğu" ifa- de ediliyor. UHH'nin KıbnsTürk'ünü EOKAsaldınlanna karşı ko- ruyan TMT {Türk Mukavemet Teşkilatı) ile aynı amacı taşıdığını ve TMT'nin ise faşist terör örgütü EOKA ile aynı kefeye konulması gerektiğini savunan bazı köşe yazarlan ise ancak UHH'nin kuruluş bildırgesindeki iş- biriikçilertanımına uygun düşer. TMT bir mukavemet, yani direniş teşkilatıdır. EOKA (Kıbns Savaşçıları Ulu- sal Örgütü) ise saldın amacıyla kurulmuş faşist ve Türk düşmanı ırkçı bir örgüttür. Denktaş'ın belirttiği gibi 'papaz'ın parasına ve casusuna uymayanların korka- caklan bir şey yok. Temmuz 1952'de Kıbns Ordodoks Kilisesi lideri Ma- karios, Atina'da Albay Grivas la gizlı bir görüşme ya- pıyor. Grivas, Kıbns'ı Yunanıstan'a bağlamak, yanı Enosis için 'X' adlı faşist bir hareket örgütlemiş o dö- nemde. Görüşmeden 3 ay sonra Grivas, Kıbrıs'a bir ziyarette bulunuyor Ingiliz dış istihbarat servisi MI6'nın çahşması sonucu Kıbns'taki Grivas'ın adamlanna ve- rilmek üzere götürijlen on bin adet dinamit ele geçıri- liyor bir motorda. Grivas'a bunu gönderen ise Atı- na'dakı bir avukat. Ingiliz istihbaratı, Grivas'ın günlüğünü ele geçırmiş- ti. Bu günlükte EOKA'nın mali ve diğer tedanklerinin Makariostarafından yapıldığı yazılıydı. Londra, bunun üzerine 1955'te Makarios'u Seyşel Adalan'na sürgü- ne göndeımişti. Diplomatik çabalann önünü açmak amacıyla Makarios'un Atına'ya geri dönmesine daha sonra izin verilmtşti. Londra'dakı görüşmelerde Enosis için bastıran Ati- na'ya, bu tutumun Türkiye ile savaşa yol açabileceği anlatılmıştı. Yunan Başbakanı Karamanlis'e Türki- ye'nin askeri üstünlüğü konusunda ikna edici kanıtlar gösterilinceAtına yumuşamıştı. Makarios ıse Ingiliz ıs- tihbaratınm hakkında elde ettiği homoseksüel eğılim- leriyle ilgili kanıtlarla anlaşmaya ikna edilebılmişti. Bugün Atina'nın ve Kıbns Rum Kesimı'nin çabala- nna AB destek vermektedir. AB'nin Güney Kıbns'taki büyükelçisi Donato Chiarini geçen hafta "Üye dev- let olarak tek Kıbns olabilir, iki devlet olamaz" açıkla- ması yapmıştır. Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'nın (AİHM) Loizidu davasında aldığı Ankara'yı suçlayan si- yasi karan ise Mümtaz Soysal'ın da belirttiği gibi An- kara'nın kendilenne ağır geleceğinı bilen Brüksel'in sorun yaratma peşinde olduğunu gösteriyor. Bu ne-ı denle Atina'nın Makariosvari tehditleri Brüksel'in işi- ne geliyor. Fakat bugün AB, adada, Londra'nın 1950'li yıllarda olduğu kadar rahat değil. Bundan dolayı mo- dern tehdit yöntemlerı kullanıyor insan haklan adı al- tında. Kıbns konusunda ve Türkiye karşıtlığında fırsatçı yaklaşımı sürdürmek, Yunan dış politikasında en be- lirieyiciunsurolmaya devam etmektedir. Türtöye'yı aday ülke yaparak AB'nin etkisi altında tutmak" gerektiğini yazan Yunan Kathımerini gazetesi, Atina'nın Anka- ra'ya üyelik için verdiği desteğin arkasındaki gerçek amacı dışa vuruyor. Eleftertipia gazetesi ise (16 Ma- yıs) Papandreu'nun, Türkiye'nin AB ile bütünleşme- sini sağlayacak koşullann ve şartlann yer aldığı AB- Türkiye katılım ortaklığı belgesi ile "AB'ninelinde Türk siyasi hayatnı kontrol edecek önemli bir mekanızma- nın olduğu" ifadesini aktanrken, AlHM'nin Türkiye kar- şrtı karannın uygulanması için Ankara'ya baskı yap- manın Türk halkına iyılık yapmak olduğunu ılen sür- mesi, Batı cephesinde bir şeyin değışmediğini gös- termesi bakımından ilginç. KKTC'deki Kuvayi Milliyecilerin halkın haklarını mü- dafaaetmek için teşkilatlanmalannın, Atina-Kıbns Rum kesimi ikilisinin Batılı dostlanyla yerii işbırlikçilerinin Makariosçu entrikalarına, EOKA'cı ırkçı-faşistlerin pu- suda bekleyişlerine karşı "mukavemefe hazırlıklı ol- malannın ne kadar gerekli olduğu görülmektedır. BULMACA SEDAT YAŞAYAÎ\ SOLDANSAĞA: 1/ Balıkesir ilindebirkap- hca. 2/ Tilki, samur, tavşan gibi hayvan- lannkannta- raflanndan yapılan kürk...Gövde heykeli. 3/ XX. yüzyıl başlannda kullanılan bir zı tipi. 4/ Aşk ateşi... Tatlı bir besin maddesi... Bir nota. 5/ Borulan döndür- meden eklemeyi sağ- layan bağlantı par- çası... Gizli yer, kö- şe bucak. 6/ Kızıl renkli doğal demir oksidi. 7/ Kaz Da- ğı'nın antik dönemlerdeki adı... Istanbul'da ya- yımlananhaftalık birhaber dergisi. 8/ înleme, inil- ti... Çayın etkin maddesi. 9/ On kişilik asker bir- liği... Bir soru sözü. , YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Beyin dokulannda bulunan ve morfin kadar güçlü ağn kesici özelliği olan bir grup proteinin ortakadı. 2/ Iskartamal... Dansta erkeğe eşlik eden kadın. 3/ Kabadayı... Keseli ayı da denilen ve Avustralya'da yaşayan hayvan. 4/ Ingiltere'de ve öteki bazı ülkelerde kız okullannda oynanan bir top oyunu... Hayvanlara vurulan damga. 5/ tnce yapıh. 6/ Uzun omuz atkısı... Geleneksel Ispan- yol şarkısı ve dansı. 7/ Motorlu taşıtlarda direk- siyon ile tekerlek arasındaki bağlantıyı sağlayan mil... Ekmek ufağı. 8/ Yiğit... '— Hoffman": ABD'li aktör. 9/ Kendiliğinden olan.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog