Bugünden 1930'a 5,447,291 adet makale



Katalog


«
»

16HAZİRAN2001 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA KULTUR kulturC« cumhuriyet.com.tr 15 Ayşe Kulin kitabında, köprü yapmak için bir bürokratın ve yöredekilerin çabasını anlatıyor Yarma sevgiyle yürümekGAMZEAKDEMtR Son yıllarda 'Adı Ayün', 'Güneşe DönYüzünü','Sevdalinka'. 'Füreya' adlı kitaplanyla büyük ilgi gören Ay- şe KuKn'in son kitabı 'Köprü', Rem- zi Kitabevi tarafindan yayımlandı. 'Köprü'de Erzincan dolaylannda, Fırat Nehri üzerinde inşa edilen bir köprünün, bu köprüyü yaptırabilmek için çırpınan bir bürokratın ve yöre insanının öyküsünü terör ve devlet çarkı çerçevesinde anlatan Kulin, ya- nna sevgiyle yürümenin, sadece bu kitabın değil yaşamın ana cümlesı olduğuna inandığını ifade ediyor. - Kitabı yazma sürecini anlaûr nu- sımz? AYŞE KULİN - 'Köprü'nün öy- küsünü yazmaya 1998'de, köprüyü ilk kez gördüğümde ve halk katkısıy- la yapıldığını öğrendiğimde karar verdim. Ertesi yıl araştırmalanmı yapmak üzere Erzincan'a tekrar git- tim. Öykü kafamın içinde oluşmaya başladı, ama araya 'Füreya'yı sok- tum. Masa başı araştırmalan ve ya- zılışı ise 1.5 yıl aldı. Şimdi 'Köp- rü'nün senaryo uygulaması içinde- yim. 'VaByi iki yönüyle inceledim' - Köprüsüzlüğün kurbanı, kansı- nın hesabını sormak için valiye giden vatandaş Bayram Ue valinin karşılaş- masL, simgesel bir devlet-vatandaş karşılaşması anlamı mı taşıyor? KULİN - Kesinlikle öyle. Bayram ve diğer köylüler vatandaşı temsil ederlerken vali, devleti ve sistemi temsil ediyor; var olması gerektiği biçimde. Çünkü devletin var olus ne- deni, halkına hizmettir. Devlet, sav- cısından hâkimine, doktorundan öğ- retmenine, askerinden valisine kadar tüm kurumlanyla, halka hizmet için vardır. Ve Allah'a şükür, devletin her kademesinde bunun bilincinde olan çalışkan ve şefkatli devlet memurla- n da var olmalı ki, Cumhuriyet bu- günlere gelebilmiştir. Halk ve devlet kucaklaşabildiğinde, dayanışmayı sağlayabildiğmde, bu toprağın ins*.- nının mucizeler yarattığını görüyo- ruz. hem de çok geniş -eşi benzeri görülmemiş bir kurtuluş savaşından senfonik orkestraya, teknik adamlar- dan dünya çapında bilim adamlanna uzanan- bir yelpazede. - Kitapta vaByi hangi yönleriyle iş- lediniz? 'U* (Fotoğraf: UĞUR DEMİR) lkemin doğusun da yaşanan gerçekler benden ve benim gibi sade vatandaşlardan yıllarca saklanmış. Bu bilgisizlikle, Doğu sorununu doğru değerlendirmek olanaksızdır. Esas niyetim, saklı kalmış olaylann bir ucunu çekip benim gibi bihaberler için açığa çıkarmak ve Türk- Kürt, her iki etnik yapının da hatalanna işaret etmekti.' KULİN - Aslında çok yönlü olan valıyi sadece iki yönüyle inceledim. Ilki, otuz yıl savsaklanmış köprünün yapımındaki kararlı ve dinamik ki- şiliği. ikincisi de köylü vatandaşlara yaklaşımındaki insani boyuttur. Bunlann dışında, kitapta valinin hiç- bir özelliği belirmıyor. Valiyı özen- dirici bir unsur olarak yazdığımı iti- rafetmeliyim. -Vali karakterinin Recep Yaacıoğ- lu'vla örtüştüğü veya aynküğı nokta- lar nelerdir? KULİN - Recep Yancıoğlu'nun yaşamını anlatmak için değil, dürüst, çalışkan ve çok yönlü bir devlet me- murunun en zor bölgelerde bile ya- ratabileceği mucizelere işaret etmek için yola çıktım. llhamımı ondan al- dım ama, bu kişinin illa Recep Ya- zıcıoğlu olması da şart değildir. Va- li, Ahmet Bey veya Mehmet Bey de olabilirdi ve eminim birçok devlet memuru birçok yerde bu mucizele- ri yaratmaktadır. Yoksa, daha önce de söylediğim gibi Cumhuriyeti bu günlere getiremezdik. 'Olaylann 60 yılhk geçmişi var' - Kitapta tarihsel bir pencere aça- rak 'Şej h Sait İsyanı" çerçevesinde Kürt olayiaruu, geçici çözümlerle er- teiene ertelene bugünlere taşuunış te- rörü geçmişte besleyen olayîara deği- niyorsunuz. Kitaba bu tarihsel boyu- tu karmakla neyi amaçladınız? KULİN - Biz ülkemizin sınırlan içinde yaşayadururken topraklan- mızda nelerin olup bittiğinin farkı- na bile varmıyoruz. Romanı yazmak için, Genelkurmay belgelerini kanş- tınrken 1920'li yıllarda Kayseri'nin doğusunda kalan illerin düştüğünü öğrendiğimde dudaklanm uçukladı. Bu tarihi gerçekleri ne okul yıllann- da ne de daha sonraki yıllarda gaze- telerde okuduğumu hatırlıyorum. Oysa ben doğma büyüme bir TC va- tandaşıyım. Ulkemin doğusunda ya- şanan gerçekler benden ve benim gi- bi sade vatandaşlardan yıllarca sak- lanmış. Bu bilgisizlikle, Doğu soru- nunu doğru değerlendirebilmemiz olanaksızdır. Olaylar, Başbakan Özal'ın güneyde tatil yaptığı günler- de, doğu illerinde bir iki densizin ayaklanıvermesi gibi gündeme ta- şındı. Oysa hadiselerin altmış yılhk bir geçmişi varmış. Kısacası esas ni- yetim, saklı kalmış olaylann bir ucu- nu çekip benim gibi bihaberler için açığa çıkarmak ve Türk-Kürt, her i- ki etnik yapının da hatalanna işaret etmekti. - Kitapta Inönü'ye serzenişle kan- şık bir saygryla yaklaşbğı sezinlenen vali üe Inönü'nün heyketi arasmda kurgusal bir diyalog geüştiriyorsu- nuz. Kitaba bu diyaloğu koymakla neyi amaçladınız? KULİN - İnönü'nün takrir-i sükûn gibi, Istiklal Mahkemeleri gibi bu- günün şartlan içinde asla hoş görü- lemeyecek uygulamalan vardır. O günlerin şartlannı bilmeyen genç kusaklar ve bazı malum çevreler bu nedenlerle hırpalamayı pek severler Inönü'yü. Bu diyaloglan açarak on dört vilayetin düştüğü (yoksul dağ insanlannın ellerindeki silahlan na- sıl edinebildiklerini düşünün!) ve demokrasi anlayışının bugünkünden çok farklı olduğu bir dönemde, taraf- sız kalmaya çahşarak Inönü'nün Cumhuriyeti korumak adma, kendi- ni savunmasını amaçladım. 'Kaderi bölge şartianna bağh' - Acının, çaresiztiğin ortasana do- ğan 'Öksüz'ün yükkndiği simgesel anlamnedir? KULİN - 'Öksüz' doğuda yoksul- luğa doğan her bir çocuktur aslında. Kaderini, etrafinı ören bölge şartla- n belirleyecektir. Bu: teröristin kur- şunu da olabilir, doğu insanının sı- cak sevgisi de. -Kitapta bürokrasi ve ilgisiziiğin de vatandaşla devlet arasındaki köprü- leri yıkan en büyük unsur olduğunu görüyoruz. Talepler adreslere ulaşa- mıyor. Ve asü köprüsüzlük böyle ya- şanryor. KULİN - "Evet, bu köprü bir umuttu, o esmer ve buğday tenli, ela ve kara gözlü halk için olduğu kadar, kendi için de." Mühendisin düşüa- cesi bu. Yöre halkıyla el ele, özve- riyle yapılacak köprünün bambaşka bir işlevi olduğu konusunda, mühen- disten valiye, köylüden kaymakama herkes hemfikir ohnakla birlikte, yerleşmiş inatlan, hırçınlıklan tör- pülemekte de zorlanıyorlar öte yan- dan. Ender Güzey, 'Kazı' ile değerlerin giderek içinin boşaltıldığını ve yok olduğunu vurguluyor anal dünyada dokunmadatı aşk! NENAÇALİDÎS EnderGüzey'in 'Kaa' başlıklı enstalasyonu dün açılan Münih - Weilheim Afhka Müze- si'nJe, üç ay boyunca sergilenecek. 18 adet nakliye sandığından oluşan çalışmanın özelli- ği, içinde banndırdığı yük. Güzey aşk, dostluk, vızyon gibi kavramlan nakliye sandıklan üs- tüncie yaşatmaya çalışsa da aslında arkeolojik kazılarda yıllar sonra keşfedilen birer kavram olacağının mesajını veriyor. - Afrika Müzesfnin açüışuıda yer almanız na- aloiuştu? ENDER GÜZEY - Bu projeyi 1998 yılında hazrlamaya başlamıştım. Münih Kültür Mer- kez."nde de 1999'da sergilemiştim. Müzeyi açacak kişi de orada görüp bana teklif getirdi. tlgiıç tarafi var bu çalışmanın, müzede yer ala- cakmaske ve diğer objelerin yanında nakliye sanaklannın olması uçuk bir şey. 'Baa değerier bir sûre sonra yok olacak' - Cıkış noktanız neydi? GÜZEY - Enteresan bir şey var; sergiyi ilk yapığunda bana bir bilgisayar fırması sponsor olmıştu. Firma işlediğim konuyu bilgisayarla çoksağdaştırmıştı. Çıkış noktamda sanal âlem vara, ama bu birebir bir iletişim değildi. Be- nim vurguladığım, bütün değerlerin ınternet, chatve e-mail aracılığıyla paketlenıp yollanma- sı. Conderilen şeyler aslında paketlenecek şey- ler ceğil; tamamen olumlu veya olumsuz ma- nev değerier üstüne kurulu. Mesela sanal mü- zele; insanlar bu yöntemle pek çok müzeyi ge- zebuyor, burada şu çok önem kazanıyor; mal- zem gibi değerier artık yok oluyor. Bir anlam- da eınizle, hisleriniz gördüğünüzle bağdaşmı- yor.Elinizle, hislerinizle, duygulannızla algı- lamdığınız zaman, siz onu tanımış gibi oluyor- sunz. Âmâ gibi oluyorsunuz, hiçbir zaman o değnn tamamen farkına varamıyorsunuz. Bu tabıki füketiciyi sürekli aldatan bir faktör olu- yor.Ben bunu vurgulamak istedim. -'Cazı' isimü bu enstalasyonla arkeolojrve de gönermeler yapıyorsunuz^. GIZEY - Evet. Arkeolojik anlamda şu olu- yorBugün bin sene önceki değerleri bir kazı- da pıdeme getirdiğimiz zaman onun yaşantı- sıncn uzak bir şeyler yaşıyoruz. Mesela bir şa- rapistisini ele alalım; var olan şarabm tadmı enim vurguladığım; bütün değerlerin internet, chat ve e-mail aracılığıyla paketlenip yollanması. Gönderilen şeyler aslında paketlenecek şeyler değil; tamamen olumlu veya olumsuz manevi değerier üstüne kurulu.' -î değil de testiyi algıhyoruz. Birebir tadına va- ramıyoruz. Sanki bu değerier de bir zaman son- ra yok olacak gibime geliyor. Mesela 'Seni se- viyorum' demek gibi. Bunun ne anlama geldi- ğinı algılamayacağımız bir zaman gelebilir. in- sanlar birbirine dokunmadan sevgilenni bilgi- sayar ortamında aktanyorlar. Böylelikle bu kavramlar başka anlamlara gelip içlen boşaltı- labiliyor. Ve içı boş kutulara dönüşüyor. -Çalısmanızı labirentbiçimînde>erleşrirmis- siniz. LabirenrJe ne>i ifade ediyorsunuz? GÜZEY-Labirent aslında bütün yaşamımız. Her zaman çıkmazı ifade ettiğini düşünmüyo- rum. Labirentlerin girişleri ve çıkışlan var; ki- mi zaman da yolunuzu kaybedebilirsiniz. Mk- hael Endy'nin bir romanında, bir ınsarun kar- şısına iki kapı çıkıyordu ve onlardan birini se- çip yoluna devam etmesi gerekiyordu. Tercih etmediği kapı ise her zaman yaşamış olmadığı şeyleri ifade edıyordu. Kimi zaman da geri dö- nüsii olmayan kapılar olabiliyor insanın yaşa- mında. Labirentler de bu kapılara benziyor. t BirbirlerinİD özlerini keşfediyoıiar' 1 - Yüzyıhmız insanına sevgl, dostluk, aşk, öfke gibi kavramlar gerçekten ağır mı geliyor? GÜZEY-Orada çelişkı ıçindeyim. Bılmiyo- rum. Zannedersem aşklar, yenilik ve tecrübe- ler her zaman taze yaşanır. Sanal âlemde yaşa- nanlar olumsuz gibi gözükse de orada keşfedi- lecek çok şeylerin olduğunu düşünüyorum. Mesela bizim kuşağımız mektup yazıp da çok kısa sürede yazmamayabaşlayan birnesil. Bel- ki, ilkokulda aşk mektuplan yazdık, sonra da lisede telefon açtık. Şimdi ise e-mail yolluyo- ruz. Orada çok farklı bir şey var. Bu sistemin, gençlerin birbirlerinin düşüncelerine âşık olma- sını öğrettiğini düşünüyorum. Burada güzel bir şey var. tnsanlar bu şekilde birbirlerinin özle- rini keşfedebiliyorlar. - Teknolojinin bazı duygu ve kavramlan yok ettiğini düşünmüyor musunuz? GÜZEY - Bazı şeyleri tabii ki yapaylaştm- yor. Diğer tarafta yaşanan olumlu şeyleri de yok saymamak lazım. Yüzeysel kavramlann yok oluşu, düşüncelerin birbirini ifade etmesi çok güzel bir şey. Bu da ancak internet ortamın- da olur. Her şeyin olumlu ve olumsuz yönü var. ESINTILER ZEYNEP ORAL Erkeğin, Ailenin, Devletin Namusu Kadından Sorulursa... Bu başlığa bakıp, tamam bizde onca yaygın olan töre cinayetlerinin, namus cinayetlerinin ne- deni erkeğin, ailenin, (hatta mahallenin, köyun, aşiretin) namusunun kadından sorulmasıdır, ama devletin namusu nereden çıktı diyebilirsiniz... Ancak yıllardır işlenen töre cinayetlerinin faille- ri, Türkiye Cumhuriyeti'nin yasaları gereğince "ağır tahrik" nedeniyle ceza indirimi alıriarsa, kadının ahlakına ilişkin söylentiler "hafifletici neden" sa- yılırsa, kız çocuklannı, kız kardeşlerini, kanlannı "aile meclisi karanyla" gırt\ak\ayan, doğrayan, bo- ğan, nehre ya da uçurumdan aşağı atan, asan, ke- sen caniler devlet yasalanyla korunur, birkaç yıl ya- tıp paçayı kurtanrsa, demek ki anlı şanlı devleti- mizin de "namusu" kadınlardan soruluyor! Yıllardır bildiğim söylediğim bir şey var: Yasalar, uygulamalar örnek oluşturur. Bizdeki örnekler, uy- gulamalarla devletin töre cinayetlerini, namus cı- nayetlerini neredeyse teşvik ettiği ortada. Ve bu durum birkaç kadın kuruluşu, birkaç kadın yazar dışında kimseleri rahatsız etmiyor anlaşılan... • • • Daha önce Batman'la ilgili yazdığım iki yazıda da genç kızlann, genç kadınların ıntiharlannda, son yirmi yıldır Güneydoğu'da yaşanan savaş or- tamının etkilerini vurgulamıştım. Çocukluktan baş- layarak yakınlannın öldürülmesine, tutuklanması- na, işkence görmesine tanıklık eden, toplu cina- yetlerle, şiddetle, baskıyla, koy boşaltmalan, köy yıkımlanyla büyüyenlerin ruh sağlığının bozulma- ması, tünelin ucunda herhangi bir ışık görmesi ola- naksızdı. Olayın bu yanını vurgulamıştım, çünkü Bat- man'da toplu halde ya da birebir konuştuğum tüm kadınlar, gençler, önce Kürt kimliklerini ortaya ko- yuyordu. Ancak çok uğraştıktan sonra, derınlere inmeye çalıştığınızda kadın kimliklerinden söz ede- biliyorlardı. İki gün boyu onları dinledikten sonra kadın kim- liğine ilişkin ortaya çıkan manzara şuydu: (Bunlar yalnız Batman için değil, Anadolu'nun birçok yö- resi ve Istanbul'a taşınan Anadolu için de geçerli. Hiçbin bilınmedik değil, ama vurgulanmalı.) Kadınlarm, genç kızlann çalışması, uretmesı "ayıptı". Köyde kendi tarlalannda çalışır, kendile- ri ve aile için üretirlerdi; o başka, o doğaldı. Görü- cüler kızın çalıştığını duysalar, kızı istemekten vaz- geçerdi. "Ev kızlannın" (o da ne demekse) sokağa çık- ması yasaktı... Kentte çalışmak için sokağa çıkmak gerekirdi ki sokağa kadının yalnız çıkması "iyigö- rülmezdi". Bir arkadaşıyla sokakta yürümesi, alış- venşe gitmesi yasaktı. Batman'da sinema, tiyatro olmadığından, zaten öyle yerlere gidemezdi. Kız çocuklannın okula gıtmeleri hem gereksiz "lîem de imkânsızdı. Yalnız ekonomik sorunlar yü- zünden değil, ortalama sekiz-on çocuklu aileler- de öteki çocuklara bakmak, evin tüm işlerini yap- mak kız çocuklara düşerdi. Kız çocuklar on beş, on altı yaşlanna geldikle- rinde evlendirilirdi. Batman'da, ilkokulu bitirme- miş, ama kendini çok iyi yetiştirmiş bir kadın ay- nen şu sözlerie anlatıyordu: "Bizde en yaygın ola- nı aile içi evliliklerdir. öncelik hep aile fertlerine ve- hlir. Yaşı kaç olursa olsun genç kızlar, aileden bi- riyle evlendirilir. Ne yazık ki evlilikler kişilen'n inisi- yatifine bırakılmamış, bırakıimıyor..." Kadınlar, genç kızlar baba ve kocaların istediğı gibi giyinmeliydi. Batman'da genç kızlardan en sık duyduğum yakınmalardan biri buydu. Uzerine kuma gelmesi, hakkında bir söylenti çık- ması, ev işlerinde bir ihmal, konuşacak, dertleşe- cek kimsesi olmaması, içini boşaltamaması, ken- dini geliştirememesi, evin yalnızca hizmetçisıne dönüşmesi, sokağa, çevreye sırtını dönüp ıçine kapanması, yoksulluk ve bunlann asla değişeme- yeceğine inanması, birey olarak var olamaması. bunaiımı kaçınılmaz kılıyordu. Bunlara eklenen en önemli faktörlerden biri de Güneydoğu'da içinde yaşanan savaş ortamından gayn bir de evde önce babadan sonra kocadan, sürekli şiddet ve baskı görmesiydi. Erkekler, ken- di gördükleri, yaşadıklan şiddeti karılanna, kızları- na uyguluyordu. Intihar ya da "töre cinayeti"... Arada pek fark yok gibiydi. • • • Bu ülkede yaşayan (hele hele Istanbul, Ankara. Izmir vb. gibi büyük kentlerde yaşayıp ülke nimet- lerinden bol bol yararlanan) hali vakti yerinde her insanın "Batman'da Kadınlar Ölüyor" adlı kitabı (Metis Yayınları) okumasını isterdim. Gazeteci Müjgan Halis'in yazdığı, Batman'daki intihariara ilişkin çeşitli raporlan da içeren kitap, yalnız Bat- man ve intihar eden kadınlara değil, ülkemin yok- luk, yoksulluk ve şiddet coğrafyasında yaşamaya çalışan insanlara dair birçok gerçeği gözler önü- ne seriyor. BUGUN • NÂZIMKÜLTÜREVİ'nde saat 15.00'te yönetmenlığini Başar Sabuncu'nun yaptığı 'Zengin Mutüağı' isimlı fihn gösterilecek. (245 04 81) • PERA GÜZEL SANATLAR'da saat 15.00'te Refai Gasimov'un yönettiği piyano konseri izlenebilir. (252 30 82) • FRANSIZ KÜLTÜR MERKEZİ'nde saat 09.30 - 13.00 arasında 'Sır / Suur Olarak Beden' başlıklı konferansın ikincı bölümü gerçekleşecek. (247 89 35) • BURSA KÜLTÜR PARK'ta saat 21.00'de Kerem Görsev'in konseri yer alacak. (224 234 49 12) ÖTO«ülMÜZtt{FESTtVAÜTWEBUeİN • AYAİRİNİ MÜZESİ'nde saat 19.30'da 'Mahur' başlıklı projeyi A. Şenol FiKz & Birol • Yayla seslendirecek. (454 15 55) • ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZJ'nde saat 17.30'da Genç Solistler Dizisi'nın konseri izlenebilir. (454 15 55)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog