Bugünden 1930'a 5,427,272 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 15 HAZİRAN 2001 CUMA 14 KULTUR kultur(a cumhuriyet.com.tr Mehmet Güleryüz'ün son sergisi sanatınm geçmişi ve geleceğini gösterir nitelikte Figürle bîbneyen hesapLaşmaÖZLEM ALTUNOK Mehmet Güleryüz'ün son dört yılı kapsayan resım serüveni. sanatçının geri dönüşlerle sorgu- ladığı eski resimleriyle birlikte Galeri Artist'te setgileniyor. Aynı zamanda LeventÇahkoğhı'nun yorumlanyla kitaplaşan sergi, Güleryüz'ün re- sim üzerine hesaplaşmasını ileri götüren bir ni- telik taşıyor. - Resimlerinizin sergilenme aşamasmı nasıl ger- çekieştirdiniz? MEHMET GÜLERYÜZ - Benim resimleri- mi takip edenler bilir, resmimin özelliği, yapım- la ilgıli süreci kapsar. Bır resim problemini uzun zaman sürdürmek yerine. doğal bir şekilde ge- lişen farklı aramalar yapıyorum. Genel anlam- da ressamın resim problemlerini oluşturma sü- reci ile ilgili hem gündemine aldığı dil, kompo- zisyon sorunlannı, hem de içte düşünsel olarak değişimlerini sorgulaması ve bakışı yok. Çoğu zaman resmin gerçek yaklaşımlanndan çok, o sı- ralar söylemde olan tanımlamalar ve hallerin söylevleri veriliyor. Geçen dört yılda akan ve birbirinin ardından gelen, sürekli bir oluşturma süreci ve değişim var. Mesela figürle bıtmeyen hesaplaşmam... Figü- rü 40 yıla taşıyarak, yeniden ele alarak, müca- dele ederek, onun atmosferinden armonisine ka- dar bütün yapısıyla uğraşıyorum. Bir yıllık bir yol yapıp tekrar o noktaya bıraktığım bir şeyi al- maya gerı dönebilirim. Tüm bunlar bence resmi niye y aptığımı anlatan yanlar. Ressamın niye re- sim yaptığı, o resimlerde belirmeli, yanıtı resim- lenn ıçinde olmalı. Resmin olması, seyircisinin olmasına bağlıdır. Benim için bu anlamda sürek- li endişe var. SûratB bir desen düşüncesi - Feki, seyirdnizi karşmızda görebilhor musu- nuz? GÜLERYÜZ - Seyircisi az benim resmimin. Izleyıcınin 'gerçek'le bağı var. Resim son dere- ce kendıne kapalı da olsa ve altında bir gerçek varsa, ressamın gerçeğiyle bağdaşıyorsa, bu ayırt edilebilıyor. Cevap oralarda gizli. Bu, bekleme- diğınız sessız bir kitleden geliyor ve bu kitle bü- yük güçler olarak dolaşmıyorlar ortada. Resim dili ne kadar zor olursa olsun, sezgi ve ihtiyaçla takibi bunu sağlıyor. Kurgu yabancı gelse de ger- çeği olduğunu anlıyor. - Bu 4 yıllık kesiti betirieyen oluşum sürecinin kapsamı neydi? igürü 40 yıla taşıyarak, yeniden ele alarak, mücadele ederek, onun atmosferinden armonisine kadar bütün yapısıyla uğraşıyorum. Figür açmazlannın resmin ana problemi gibi gözükmesini engellemeye çalışıyorum.' Ü m i ^—|— İ 1 1 (tk ii- Stsf1 1 GÜLERYÜZ - Bu süreçte, içeriğinde önemli farklılıklar olan, değışik materyallerin kullanıl- dığı büyük bir resim birikimi oldu. Sorulanm- dan ortaya çıkan şeyler bunlar. Resmin son etki- sini veya oluşma sürecindeki enerjinin, ona bağ- lı sürüş dilinin sınamasmı yapanm. Buna başka bir maîzemeyle aynı sonuçlar doğrultusunda ula- şıp ulaşamayacağım sorusu yer alır. En başta da benim için artık bir olgu haline gelmiş olan sü- ratli bir desen düşüncesi vardır. Malzemedeki farklılıklar, sürüşü etkileyen aynntılar gibi gö- rünmeyen sorunlar önemlidir. Bunlann kullanı- mı ve açtığı kapattığı olanaklar söz konusu. Bu- rada bir özetleme gereksıniminden yola çıkarak yapım sürecini kısaltıyorum. Hızlı karar almak gerekiyor, emprovize olduğu için olay o hızda bir sonuca bağlanmalı. Bu da büyük kazalara yol aça- bilecek bır sürati gerektiriyor. - Kitaplaşma sürecinde Levent Çahkoğhı ile nasıl bir çahşma yapünız? GÜLERYÜZ - Ûzun bir süre birlikte çalıştık. Resmin sorunlannı konuştuk, resmimin oluşum süreçlerini gördü. Zaman zaman gerilere doğru gidip 196O'lı yıllardaki resimlerimin nedenleri, nasıl ortaya çıktığı üzerine geniş bir sorgulama süreci oldu. Resim yapma zevkiyle yapryor - Sonresünkr,yüzeyi bütün küar gibi, bu sü- ratten mi kaynaklanıyor? GÜLERYÜZ - Resmin bütün yüzeyi vardır, aynı anda oluşur. Bu, düzlemdeki dağılım me- selesidir. Figür açmazlannın resmin ana prob- lemi gibi gözükmesini engellemeye çalışıyo- rum. Kompozısyonun dikkat çeken noktalannı farklılaştınyorum ve yüzeyin bütününde eşitlik- ler gibi görünmesini sağlıyorum. Okumayı güç- leştirse de ressamın böyle denemeler yapma hakkı vardır, bir üslup endişesiyle tavnnı boz- maması gerekir. Resmi, resim yapma zevkim- le yapıyorum, ama sürekli kontrol edilen bir zevk. Yaptığım işin ötesi, ilerisi, gerisi sergide takip edilebilirliğe sahip. -Bu, aynı zamanda dilinizin de derintesmesi de- mek değil mi? GÜLERYÜZ - Amaç o zaten, bunlar olursa derinlik kendiliğinden gelir. Yaşayan her şey ben- ce o yaşamın enerjisiyle oluşur. Resmi takip edenlerin bunlan görmesi çok önemli. -Yaşayarak,görerek biriktirdiğiniz pek çok şey çıkıyor resünlerinizde karşımıza» GÜLERYÜZ - Bir ressam biçimlere uzak du- ramaz, görmek, gördüğünü çizmek, ondan bir şey çıkarmak... Tiyatroda da aynı örgüler var, her gece ezberlediğin şeyi yeniden, farklı bir şekil- de oynuyorsun. Kafayı buna yoran bir insan ola- rak da bu resimler çıkıyor ortaya. Aramızdan ayrılalı bugün tam 1 yıl oldu, ama o her daim açmaya devam ediyor Mnıa Urgan: Cömert bir kır çiçeğiZEYNEPORAL Mîna Urgan, geçen yıl, bugün ara- mızdan ayrıldı. Aydın kişiliğini, bil- gisini, birikimini cömertçe paylaşan, yeri kolay kolay doldurulamayacak bir insan, bir aydındı Mîna Urgan. Aradan bir yıl geçmiş bile. Oysa ben onunla yalnız sohbetlerimi, dostluğu- mu değil, ondan öğrenmeyi de hâlâ sürdürüyorum. Onun "Shakespeare ve Hamlet" esen hâlâ başucu kitabım. En sevdi- ğim romanı, en sevdiğim şiir kitabı- nı okurmuş gibi. yeniden ve yeniden "Shakespeare ve Hamlefi okuyo- rum. "Vırginia Wooir, "D.H. Lawren- ce" kitaplan, bu iki yazann tüm ya- pıtlanna eleştirel bir bakış getirirken aynı zamanda yaşamlannı da tüm ay- nntılanyla veriyor. Beş ciltlik Ingiliz Edebiyatı Ince- lemeleri, eşsiz birer kaynak. Bu eserlerin farklılığı ya da eşsiz- liği. Mîna Urgan'ın yalmzca tngiliz edebiyatında uzman olmasından de- F. ğil, uzmanlık alanına kendi kültürel, politik ve toplumsal değer ölçüleriy- le bakabümesinden doğuyor. Bu bilimsel kitaplan da tıpkı ken- disine benziyor. Tadına doyulmayan sohbetleri gibi. Bilginin şekerle kaplandığı, alçakgönüllü, kendini (yazannı) değil, işlediği konuyu önemseyen yapıtlar... Sonra,bunlardançoksonra... "Bir Dinozorun Anılan", "Bir Dinozorun Gezfleri" kitaplan geldi. Değişen de- ğer ölçüleri ve sözde "yükselen de- ğerier" (aslında alçalan değerler) fur- yasında, milletin, aydınlık bir toplu- mu özleyenleri, eşitlik için savaş ve- aşamıyla, 'dinozorluğuyla', karanlığa, yozluğa geriliğe, cehalete, eşsizliğe, sömürüye meydan okuyan Mîna Urgan, bilgisini, birikimini cömertçe paylaşan yeri kolay kolay doldurulamayacak bir aydındı. renleri, aydınlan, küçültmek, horla- mak, hakaret etmek için kullandığı "dinozor" sözcüğünü, Mîna Urgan müthiş bir ironiyle kendisi için kul- landı. (Doğrusu rengârenk medya- mız bu ironiyi ne kadar anladı, emin değilim!) Savunucusu olduğu değer- ler için, insanın insanca yaşayabil- ısı.Kiuı 29.ULUSURARASI «"««ÎT İSTRNBUL . . «MFI MUZIK FESTIVAU şef Andrea Marcona göre İtalyan barok müziği devrimci ruha sahip Müziğin farklı tadı SEVtLAY KOÇOĞLU Istanbullu müzikseverler ikı akşam, 29. Uluslararası Istanbul Müzik Festi- vali kapsamında Venedik Barok Orkest- rası'nı dinledi. Izleyenler barok müzi- ğin bu önemli yorumculan için Aya Iri- ni'de yerlerini ahrken, kuliste Andrea Marcon ile barok müzikten kendi müzi- kal anlayışına kadar uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik. - Son ydlarda müzisyenler barok mü- ziği bir tarihçi gibi araştınp tiüzlikle in- ceh'yorlar. Böyle bir anlayışın olumlu ve olumsuz yönleri sizce nedir? ANDREA MARCON-Eserleri çalsak da çalmasak da araştınp, o eserin ne ol- duğunu öğrenmek zorundayız. Bunun ne- deni, çalınan müziğin geçmişine gitmek ve bir nevi müziğin tarihini öğrenmek. An- cak iyi bir müzikal yorum için yaratıcı ol- mak gerekir. Biz tarihçi değil müziği yo- rumlayan insanlanz. Bu nedenle de duy- gulanmızla hareket etmeliyiz. -İtalyan barokmüziğininöneıni nedir? O çağda önemli olduğunu büdiğimiz ba- rok mimari veresimgibi diğer sanatiar- la ilişkisi var mı? MARCON- Müzikle başta tiyatro, re- sim, heykel, mimari olmak üzere her sa- natm ilişkisi vardır italyan barok müzi- ğinin bir başka özelliği, o çağda devrim- ci bir ruha sahip olması. Italya müzikte birçok ülkeden 40-50 yıl öndeydi ve di- ğer ülkelerin müzikte ilerlemesini her zaman desteklemişti. - Eserleri otantik enstrümanlaria icra etüğinizi bili\oruz. Bu enstrümanlan na- sıl araşnnvorsunuz? Bu konunun müzik üzerindeki önemi nedir? MARCON - Barok müzikte ortaya çı- kan tınılar çok farklı, o yüzden de bu enstrümanlan çalmak başlı başına bir ayncalık. Otantik enstrümanlaria çalma- yı tercih ediyoruz. Araşrırma yapıyor ve 10-12 dinlemeden sonra hangi enstrüma- nı seçeceğimıze karar veriyoruz. - Prngramım7Hn yer alan tanınmış VP aztanınnuş bestecüeri nasıl ka>naşnrrywr- sunuz? MARCON - Bilinen ve de bilinme- yen eserleri birlikte çalarak farklı bir mü- zik tadı yakalamaya çalışıyoruz. Böy- lelikle tanıdığınız seslerin yanında ta- nımadıklarınız da duyulmuş olu- yor. Bunlar bir araya gelince değişik bir lezzet oluşuyor. - Aya trini'yi konser mekânı olarak nasıl buhıyorsunuz? A" MARCON-Mü- kemmel. Özellik- leharikabirakus- tiğe sahip. Bu mü- ziğin çalınabile- ceği en ıyi yerler- , den birisi. Her- hangi bir oditor- yumda böyle bir program çalınmaz. Ama burası çok farklı bir mekân. (Foto; J mesi için, ilkeleri için savaşmayı bu kitaplarla da sürdürdü. Onlann bun- ca popüler olmasını en çok hayretle karşılayan yine kendisiydi. Yaşamıy- la, "dinozorluğuyla", karanlığa, yoz- luğa, geriliğe, cehalete, eşitsizliğe, sömürüye nasıl meydan okuduğuna tanıkolduk... Bize öğrettüderi Onun öğrencisi hiç olmadım. Ama öğrencilerinden "hoca"lanmn eşsiz- liğini çok duydum. Ve yalnız kitap- lanndan değil, onun dostluğundan, onunla sohbetlerden de çok şey öğ- rendim. Mutluluk denen şeyin anlık mutlu- luklardan oluştuğunu ondan öğrene- cektim... Sonra: Öğrenmenin de mutluluk kaynağı olabileceği... Öğrenmekle yaşamın zenginleşebileceği... Sevdiği bir işi yapmanın, sevdiği işi, iyi ve doğru yapmanm insana kazan- dırdığı özgüven... Düşüncelerden, ilkelerden ödün vermemenin kazandırdığı güç... Dünyaya merakla, ilgiyle sanlma- mn kazandırdığı coşku... (Nasıl da merakla, heyecanla sorup soruşturur, çocuk gözleriyle şaşarak, hayretle ba- karak, kucaklardı yeryüzünü...) Bu coşkuyu paylaşabilme cömertliği... Yaşama biçimiyle düşünce biçimi- nin birbirini bütünlemesinden, ken- dine ve çevreye duyulan sevgi ve say- gının, insan onurunu yüceltmeye var- masmdan kaynaklanan iç banş ve hu- zur... Birikimlerden aldığı güçle yeniye yönelmek, birikımlerle güzelleşmek... Değer ölçülerinin hızla erozyona uğ- radığı; bilginin, birikimin, kültürel değerlerin horlandığı; "aydın" olma- nın küçümsendiği, cehaletin, kaba sabalığın, "kolay olanm", sansasyon ve u anlık şöhrefin yücelttiği bir or- tamda Mîna Urgan, çok özel bir in- san olarak, yukanda sıralamaya ça- lıştığun özelliklen savundu. "...Toprağa dönüşen bedenimden çıkacak küçük mavi bir kır çiçeği, ölümsüzlüğümü sağlamaya yeter de artar" diyordu "Bir Dinozorun Anı- lan"nda... Bana soracak olursanız, o en do- ğal, o zarif. o alçakgönüllü cömert kır çiçeği, her daim açmaya devam edi- yor... YAZ1ODASI SELtM ÎLERİ Yaz Okumaları Kürşat Oğuz'la konuşuyorduk. Söz döndü dolaş- tı, yaz okumalanna geldi. En eskisi-en eskisi diyorcJum içimden, yaz okuma- lannın en eskisi?! Kış okumalan geliyordu da, öteki- si birtürlü belirmiyordu. Kış okumaları, hiç hoşlanmadığım ders kitaplany- dı. Daha Alfabe bana bir kâbus gibi gelmiştir. Oku- mayı çok zor söktüm. Elyazım, büyük harf, küçük harf, korkunçtu. Hazırlıkta okuduğumuz ders krtaplanndan Le Fran- çais par la methode directe'i severdim birtek. İki cilt- ti. Sevgimin sebebi, kitaptaki ilüstrasyonlar. Heroku- ma parçasına bir resim. Resimlerden o kadar mutlu olurdum ki, dakikalarca bakardım her binne; düşler kurardım. Sözünü açtığım iki ciltlik ders kitabımız Fransa'da basılmıştı, kuşe kâğıt, ilüstrasyonlar ışıl ışıl renkli. Bizim kitaplanmızsa hep üçüncü hamur. Resim- ler, fotoğraflarkarakuru. Anlatılanlar, 'öğretılmek' is- tenenler ılgımi zerre kadar çekmiyor. O zaman gelsin sonbahar, kış okumalan: Ders ki- tabının ortasına yerleştınlmiş Hep O Şarkı sözgeli- mi. Yakup Kadri'yı son romanıyla tanımam hâlâ tu- hafıma gider. Bır yazan ilk eserinden başlayarak oku- ruz çoğu zaman. Yine bu kış okumalan arasında Hüseyin Rah- mi'ler, Refik Halid'ler vardı. Üç ciltlik Amber de var- dı, çeviri roman. Aka Gündüz'ün Bir Şoförün Gizli Defteri'ni tarih kitabımızın arasına yerteştirmeye çalışmıştım. Kalın kitaptı; başaramamıştım. Daha önceleri, ilkokuldayken, Kemalettin Tuğ- cu'nun bir romanı da kış okumalanna rasttar. Çok acık- lıydı. Sonu mutlu bitiyordu ama, sona kadar döktü- ğümüz gözyaşlan kalıyordu akılda. Yaz mıydı kış mıydı, bir mevsimden bir mevsime geçen, herhalde uç dört ay süren bir tefrikaydı: Yıl- lann Ardından. llkokuldaydım. MuazzezTahsinBer- kand imzalı tefrika Hürriyet gazetesinde yayımlanı- yordu. Büyuk bir heyecanla okumuştum. Evet ama, o günlerden şimdiye ne uzun zaman, ne çok yıllar geçti. Birçok yaz okuması, birçok kış oku- ması geride kaldı. Birçok kitaptan tek satır hatırla- mıyorum. "Vapur Yalova iskelesıne yanaştığı vakıt..." gibi- sinden bir yanm cümle kayıp duruyor, akıp duruyor, uçuşup duruyor. Yıllann Ardından öyle başlıyordu galiba. İlk okumalann derin etkısıyle silinmemiş ol- malı. Sabah, bu yaz ben ne okuyacağım diyerek kalk- tım. Yazlar için seçtiğimiz. yazlara sakladığımız kitap- lar... Ders kıtaplanndan kurtulalı hani. Yaz okumalannın da yıldızı söner gibi olmuş. Çünkü, benim için, yaz okumalan en özgür okumalardı. "Ders çalış" diyen yok, başına buyruksun. Şimdi düşünüyorum da, kitaplığımı da yaz günle- rinde oluşturdum. Variık'ın, Yeditepe Yayınları'nın, Ataç Kitabevi'nin kitaplannı hep yaz günleri edin- dim. Artık çağdaş edebiyata açılıyordum. öğleye doğruydu, yine okuyacaksın elbette dedim kendi kendime, şiirler, deneme kitaplan, romanlar, anı- lar. Okumak istediğim nice eser var. Yaz geldi. Bal- kona çıkar okursun... Ne dersem diyeyim, kanma- dım. Gözümün önünden kitaplara düşman nice kişi geçti. Yaşamları boyunca tek satır roman okumamış, amaTürkiye'nin siyaset ortamında yıldızı parladıkça parlamış. Yalnız siyaset ortamında mı? Her alanda... Sait Faik'in sözünü degiştiriyorum: Burada her şey kitap okumakla bitiyor! Takvimde İz Bırakan: "Güneş batıp, aydınlık çekilince külrengini giydi yeniden evler, avlutar. Yalnız yandaki bahçeydi ala- cakaranlığın içinde yeşil, canlı, kıvançla pariayan." Peride Celal, Pay Kavgası, 1985. jş Sanafta yaz filmleri t • Kultür Servisi - Iş Sanat Kültür Merkezi Sinema Salonu'nda 20 Haziran'da 'Ustalardan Fransız Filmleri' gösterimi başlayacak. tzlenebilecek filmler arasında 'Cyrano de Bergerac' (Jean Paul Rappeneau), 'Delicatessen- Şarküteri' (Jeunet ve Caro Ossrad), 'Le Miserables- Sefıller' (Claude Lelouch), 'Lu Hussard Sur Le Toit- Damdaki Süvari' (J. P. Rappeneau), 'La Cite Des Enfants Perdis- Kayıp Çocuklar Şehri', 'Le Jaguar' (Françis Veber), 'GerminaF ve 'Lucie Aubrac' (Claude Berri), 'Farinelli' (Gerard Corbiau) ve 'Dinner Game- Salaklar Sofrası' (Françis Veber) yer alıyor. (0212 31615 77- 31615 60) K Ü L T Ü R İ Ç Î Z İ K K Â M Î L M A S A R A C I
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog