Bugünden 1930'a 5,457,619 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 HAZİRAN 2001 PERŞEMBE 14 KULTUR kurtur@cumhuriyet.com.tr Sanatında 40. yılına ulaşan tenor Erol Uras bu akşam AKM'de bir konser verecek eni yorumlar sıııııııa peşinde ÖZLEM ALTUNOK İstanbul Devlet Opera ve Balesi sa- natçısı. öncü bir müzisyen ve eğit- men Erol Uras,40. sanat yıhnda! 5 Ma- yıs'ta İş Sanat'ın düzenlediği "40. Sanat Yıtanda Erol Uras'a SaygT ge- cesinden sonra ünlü tenor, bugün saat 19.30'da 'Uluslararası İstanbul Mü- zik Fcstivali' kapsamında Atatürk Kültür MerkezTnde müzikseverler- le bir kez daha buluşuyor. - 40yıllıksanatyaşamınıa geride bı- raktımz. Biriktirdiğiniz tecrübelere buradan bakınca. uzun soluklu sanat yolculuğunuzu nasıl değerlendiriyor- sunuz? EROL URAS- Konservatuvar, üni- versite eğitim yıilan, meslek yaşa- mım. ailem ve öğrencilerimle geçir- digim süreç... Bütün bunlann biriki- mi sonucunda, yaklaşık 40 büyük operanın ve konser prodüksiyonunun üstesinden geldim. Hâlâ devam et- mekte olduğum için son derece mut- luyum. Tenor ses. özellikle dramatik tenor ses çok çabuk yıpranır. Bu, bü- tün dünyada böyledir. Bizde benim geldiğim yaşa gelip de hâlâ söyleyen ender sayıda tenor vardır. Bunu da düzgün bir yaşam, dengeli beslenme, lyı bir teknıkle başardığımı düşünü- yorum. liğine adapte olursa izleyene o kişi- nin duygulannı aktarabilir. Ancak bu durum. opera için rolü fazla oyna- mak tehlikesini de beraberinde geti- rir. Kısacası ben Othello'yu oynayan Erol Urasım diye düşünmeye çalışı- yorum. - Diğer sanat dallanndan nasıl bes- leniyorsunuz? URAS - Opera, Wagner'in de söy- lediği gibi bütün güzel sanatlann bir toplamı. Fotoğrafla uğraştım. 1970'ler- de kendi özel tiyatromuzu kurmuştuk, resimle ilgileniyorum. Dostlarımdan ve onlann sanatlanndan besleniyo- rum.Tüm bunlann kendi adıma olum- lu bir katkı sağladığını düşünüyorum. (Fotoğraf: ZAFER ÜÇÜNCÜ) aşansmı düzgün bir yaşam, dengeli beslenme ve iyi bir tekniğe bağlayan Uras, "Amacım geleneksel müziğimizi olduğu gibi tekrar etmekten çok, Batı müziği eğitimi almış biri olarak eskisinden biraz farklı, ama yadırgatıcı da olmadan yorumlar sunmak" diyor. t Seyirci yavaş yavaş ohışuyor' - 50 yıb geride bırakmış bir opera geleneği var Türkiye'de. Yayguılaşa- mamasuu neye bağhyorsunuz? URAS - Tanzimat'tan bu yana ge- len Batı kültürüne açılma süreciyle bir- likte, bir kültür değişimi olgusuna bağlı olarak yerleşti opera bizde. Ön- ce saraylarda, sonra Beyoğlu'nda Le- vantenlere, Frenklere oynandı. Bu- günkü seyircisi de yavaş yavaş oluş- maya başladı. Yaygınlaşamaması, Türk kültüründe 'opera' kavramının çok sonra yerleşmesinden kaynakla- nıyor. Yapı olarak tek sesli bir müzi- ğimiz olduğu için çoksesli müziğe zor adapte olduk. Bu geçişi hazırla- yan ise bir dönemin Türk operetleri ve tangolanmız oldu. - Bu aniamda geniş kitldere ulaşmak için özel bir çabanız var. Kurduğunuz Erol Uras ve Orkestrası, halk konser- leri,MevianaOratoryosu,Toscana'dan Heybeti'ye albümlerL. URAS - Şan eğitiminin yanı sıra Türk müziği eğitimi de aldım. Dola- yısıyla makamsal seslere de yakınım. Amacun geleneksel müziğimizi oldu- ğu gibi tekrar etmekten çok, Batı mü- ziği eğitimi almış biri olarak eskisin- den biraz farklı, ama yadırgatıcı da ol- madan yorumlar sunmak. Ruhi Su, hem çok yakın bir dostum hem de büyük bir ustamdı. Onun başlattığı bir yoldur bu. Klasik müziğin en büyük ustalanndan Münir Nurettin Sdçuk'un da başlattığı bir başka yol vardır. Ge- leneksel müziği yorumlarken eski stilde, fazla kaçan gırtlak nağmeleri- ni atarak daha sade bir tarz getirmiş- tir. Ben de tüm bunlara neler katabi- lirim diye düşündüm ve bu çahşma- lar çıktı ortaya. Rolûn kimliğine adapte olmak - Canlandırdığımz karakterlerde Stanislavski ve Brecht'in kuramian- nın bir sentezini oluşturmaya cauşö- ğınızı söylüyorsunuz. Nasıl bir denge söz konusu bu yaklaşunınızda? URAS - Ne salt Stanislavski ne de salt Brecht yöntemi bence opera için elverişli değil. Bu iki yöntemi bir po- tada eritip kullanmak daha yararlı ge- liyor bana. Insan oynadığı rolün kim- Verdi aryalan seslendirecek - 40. sanatyıhnızı İş Sanat'ta düzen- lenen kapsamlı bir konserle kutladık- tan sonra festrval kapsamında da bir programla pekiştiriyorsunuz-. URAS - tş Sanat'ın düzenlediği 5 Mayıs'taki konser. benim 40 yıllık sanat yaşamımın bir özeti gibiydi. CRR Senfoni Orkestrasrnın eşliğin- de ve Serdar Yalçın'ın yönetiminde opera aryası, operet, napoliten, diğer yandan 'Tosca'dan Heybeli'ye' ve 'TangoTurco' albümlerindeki parça- lardan oluşan bir konser sunduk. İs- tanbul Müzik Festivali'nde ise Verdi ve Italya yılı olmasından dolayı 1. bölümde tamamen Verdi aryalan, 2. bölümde ise farklı dönemlere ait îtal- yanşarkılanyeralacak. Bu konserde bana piyanist Elisabetta di Stefano ile harpist Ferda Ankan eşlik edecek. Etkinliğın, 40. sanat yılımda olması benim için ayn bir önem taşıyor. - Bir yazKİa hâlâ bir albümünüzün olmadığından bahsetmişsiniz... URAS - Kendi sanat türümde, ya- ni opera tenoru olarak opera aryala- nnı içeren bir albümüm yok henüz. Umanm yakın bir zamanda bu iste- ğime ulaşacağım. 5 Mayıs'taki 40. yıl konserinin dijital kaydı yapıldı, ondan yararlanılarak canlı konser CD'si oluşturulabilirse son derece mutlu olacağım. Mazhar-Fuat-Ozkan'ın konseri bugün saat 21.15'te. ENKA Vakfı'nın yaz etkinlikleri Kültür Servisi-ENKA Vakfı 13. yılını bugünden itıbaren 21 Ağustos'a dek ENKA Açıkhava Tiyat- rosu"nda konser, tiyatro ve film gösterimleriyle kutluyor. Etkinlikler. bugün 'Mazhar-Fuat-Özkan'ın konseri ile başlayacak. 19 Haziran Salı günü Tiyat- ro Istanbul'un GencayGü- rün'ün yorumuyla sahne- lediği. NeilSimon'ın'Tu- haf BirÇift' isimli oyunu yeralacak. 21 Haziran'da İÜ Dev let Konservafuva- n Tiyatro Bölümü öğren- cilerinin sunduğu. Ray Cooney'in oyunu 'KaçBa- ba Kaç' izlenebilecek. 26 Haziran Salı günü MSÜ Devlet Konservatuvan Ti- yatro Bölümü, Euripi- des'in 'Bakkhalar'ını ser- gileyecek. 28 Haziran'da Gönül Ulkü-Gazanfer Öz- can Tiyatrosu, Jean Ber- nard Luc'un yazdığı ve EngüıGürmen'in yönet- tiği 'KanmlaEvlenebilir mi>im?' adlı oyunu sah- neleyecek. Temmuz ayının ilk et- kinliği, ayın 3'ünde Yeni Türkü'nün konseriyle başlayacak. 5 Temmuz'da Esin Âfşar'ın 'Yunus'tan Nâzım'a' başlıklı konse- ri. 10 Temmuz Salı günü de BülentOrtaçgB'in kon- seri gerçekleşecek. 12 Temmuz'da Hadi Çaman Yeditepe Oyun- culan 'AşkGibi', 17 Tem- muz'da Tiyatrokare 'Ney- zen' ve 19 Temmuz'da tz- mit Şehir Tiyatrolan 'Don Juan' adlı oyunlan sahne- leyecek. 24 Temmuz Salı günü, Lasse Halström'ün 'Çi- kolata', 26 Temmuz'da Ridley Scott'ın 5 Oscar ödüllü 'Oadyatör'ü ve 31 Temmuz'da Nancy Me- yers'ın 'KadmlarNetster' adlı filmleri gösterilecek. 2 Ağustos'ta tstanbul Büyükşehir Belediye Ti- yatrolan 'Pembe Kona- ğm Gelinleri' isimli oyu- nu sahneleyecek. 7 Ağus- tos'ta Ang Lee'nin 4 Os- car ödüllü 'Kaplan ve Ej- derha', 9 Ağustos'ta Mi- mi Leder'in 'İyilik Yap İvifikBuT, 14 Ağustos'ta Guy Ritchie'nin 'Kapış- ma\ 16 Ağustos'ta Mar- tin CampeU'm 'Dikey Li- mit' ve 21 Ağustos'ta Ste- ven Soderbergh'in 'Tra- fik' adlı filmleri izlene- bilecek. Tüm etkinlikler saat 21.15'te başlayacak. 22 14/15} LoulsCardellnKanunl'ylanlattığı romanı MuhteşemSüleyman'yayımlandı Dıanet etliren bîr yaşam GAMZE AKDEMİR Roman yazarlığınm yanı sıra se- naryolanyla da tanınan Fransız ya- zar Louis GardeL TÜRSAK Vak- fı'nca Istanbul'da düzenlenen 5. Çevre Filmleri FestivaU bünyesin- deki 'Uluslararası Uzun Metraj Film Yanşması'nda jüri başkanlı- ğı yapmak üzere Türkiye'ye geldi. Aralannda, kendisine 1980 Fran- sız Akademisi Büyük Roman Ödü- lü'nü kazandıran 'Fort Saganne'ın -ki roman Gardel' in aynca senarist- liğini de yaptığı, başrolünde ise ak- tör Gerard Depardieu'nün yer al- dığı bir sinema filmine uyarlan- mıştı- yanı sıra 'Beau Role', 'Savaş- çının Evi'. 'Sevenlerin Şafağı' ve 'Muhteşem Sükyrnan' gibi roman- lan bulunan yazar, 1939 Cezayir do- ğumlu. GardeL, Osmanh tarihinin akın ça- ğının hükümdan Kanuni Sultan Süleyman'ın yaşamından bir kesi- ti işlediği ve ülkemizde Can Ya- yınlan'ndan yayımlanan 'Sevenle- rin Şafağı'nın ardından devam ni- telığınde 6 ayda yazdığı 'Muhteşem Süleyman'da, iktidarda kalmanın acı bedelini ödemek zorunda kalan hükümdann gelişen öyküsünü ve altın çağm bitişini Batılı bir gözle inceleyerek kaleme alıyor. - Sonyıllarda edebKateserierinin peş peşe sinema>a uyarlanmalan konusunda ne düşünüyorsunuz ? LOUISE GARDEL"- Buna kar- şı değilim. Kitapta kelimelerle an- latılan bir olayın görüntülerle an- latıldığı sinemada elbette ki fark- hlıklarolacaktır. Önemli olan kita- ba sadık kalmak, esprisini kavramak ve fılmde bunu verebilmek. Kü- çük detaylar o kadar önemli değil. - Yazarhğınızın yanı sıra senaristükde yap- ünız... GARDEL - Evet. 'Fort Saganne' ve 'en iyi yabancı fîfan Oscar'lı 'Indochine'nın se- naryolannı yazdım. 'Doğu-Baü' ve 'Hima- Ia\^-Bh- Şefin Çocukluğu'nun da senaryo- lanna katkıda bulundum. - Senaryo yazmak, roman yazaruğuun na- sü etkiledi?" GARDEL - Okuyucunun canını sıkma- mak. dikkati boğmamak için sahnelerin ça- bukça atladığı bir şekle yöneldim. Zaten di- yaloglarla, çok küçük sahneler şeklinde yaz- dığım için tarzım sinemaya çok uygun. - 'Sevenlerin Şafağı' ve 'Muhteşem Süley- <Fotoğraf: VEDAT AR1K) evre Filmleri Festivali'nin 'Uluslararası Uzun Metrajh Film Yanşması' bölümündejüri başkanlığı yapmak için Türkiye'ye gelen Fransız yazann yeni kitabının konusu, ünlü oyuncu Catherine Deneuve ile Fransa Başbakanı Lionel Jospin üzerine olacak. man'da ola>ianderinpsikolojikanaliztercer- çevesinde veriyorsunuz. GARDEL - Doğru. Bu iki romarum tari- hi değil, psikolojik romanlardır. Psikolojik analizlere girdim, çünkü olaylan iyi anla- mak, trajik mantığı iyi kavramak gereki- yordu. 'Muhteşem Sükyman'da Süleyman, koskocaman bir imparatorluğun içine doğ- mayı tercih etmemişti. Böylesine büyük bir imparatorluğun başına gelindiği andan iti- baren kardeşini boğacak kadar işe sanlmak, istemeseniz bıle bazı şeyleri yapmak. duy- gulannız varsa bile bastırmak durumunda kalıyorsunuz. Hikâyede hem kaderi hem de kaderin yaptırdıklannı görebiliyorsunuz. Tam bir roman havasında. uzun betimleme- ler ve diyaloglar şeklinde çok daha mesafeli ve saygın bir üslupla yaz- dım. Ve fılmyapılamaması için özel- likle de özen gösterdim. - YazaroJarakbcUi bir tarabenim- semediğiniz söylcnebilir mi ? GARDEL-ÇevTemdekiler, ne şe- kilde yazarsam yazayım, yazann ben olduğumu anladıklannı söylü- yorlarsa da kendime özgü bir tarzım olduğunu düşünmüyorum. Evet, ki- taplardaki anlatının ruhsal tasan- mına göre yazıyorum ve objektif kalmaya çok dikkat ediyorum. Bir söz vardır; "Ben kimseyi suçlamam, khnseyi de temize çıkarmam". - 'S^enlerin Şafağı'nın sonunda bu kitabın Türk hikâyesi kisvesi al- tuıda kitaplannızın en özeli olduğu- nu ifade ediyorsunuz. GARDEL - 16. yüzyıl, Muhte- şem Süleyman benden çok uzak gö- rünüyorsa da, kitaptaki karakterler- le özel fikirlerimi de ortaya koydu- ğumu düşünüyorum. Arkadaşhk, arkadaşına ihanet etmek çok dik- katimi çeken noktalardı ve bu kö- nulan işlemek istedim. Kırmamaya, ihanet etmemeye çalışıyorsunuz, ama bakıyorsunuz ki hayat insana ihanet ettiriyor. Bu çelişkiyi, duygu- yu vermeye çalıştığım kitap gerçek- ten de benim için çok özel. - Bir sonraki romanınız gene ta- rihsel bir çerçevede mi olacak ? GARDEL - Artık kendimi birebir hissettiğim bir kitap yazmak istiyo- rum. İlk defa size bahsedeceğim. En son, çok yakın arkadaşım olan Catherine Deneuve için adını henüz koymadığım, öyküsü Fransa'da ge- lişen çağdaş bir kitap yazmaya baş- ladım. Kitapta yer alacak olan kişi- likler, adlan farklı olmakla birlikte, Deneuve ve iki defa yemekte buluşfuğum Fransa Başbakanı LionelJospin olacak. Hat- ta okuyucular, bu karakterler onlardan baş- kası olamaz diyecekler. Bu iki kişiliği seç- memin sebebi de. özellikle Fransa'da çok ta- nınmış ve özel kişilikler olmalan tabii kı. Kitapta, ikisi de hayatta çok zor, sıkıntılı bir dönemden geçen \ e aynı zamanda bir iliş- ki yaşayan Deneuve ile Jospin' i tanıyor olu- yorum. Jospin eşinden aynlmış ve hasta ol- duğu için politikayı bırakmak istiyor, çocu- ğu ölen Deneuve da kriz durumunda. Ben de, aralannda bir ilişki olduğunu bilmeden onlara yardım etmeye çahşıyorum ve orta- lannda kalıyorum. Konu bunun üzerine gelişiyor. IŞILDAK VE YELPAZE ATİLLA BtRKİYE L v Moskova Günlüğü' Kimi yaşamlar vardır, büyük yaşamlardır bunlar ama, sonları trajiktir. Caudwell gibi, Lorca gibi, Vaptsarov gibi, Benjamin gibi. Walter Benjamin Yahudi ve Almandır. 20. yüz- yılın ilk yarısının en önemli edebiyat eleştirmeni ve estetik kuramcısı olarak tanımlanır. 1892 yılında dünyaya gelen Benjamin, felsefe eği- timi görmüş, "Alman Tragedyasının Kökeni" adlı tezi Frankfurt Üniversitesi'nden geri çevrilince, za- ten pek hevesli olmadığı "akademikyaşamına" son vermiştir. 1930'larda Marksizme yaklaşır, Brecht'in etki- leri görülür. 20. yüzyıl düşüncesine büyük etkisi olan ve Adorno ile Horkheimer yönetiminde New York'ta çıkan Sosyal Araştırmalar Dergisi'nde yaz- maya başlar. Artık Avrupa kültür merkezliğini elin- den bırakmaktadır, çünkü faşizm tırmanmaktadır. 1933'te Almanya'yı terk edip Paris'te yaşama- ya başlayan Benjamin, bir yazısından dolayı 1939'da Alman vatandaşlığından çıkanlır. Bu, Nazilerin ka- ra listesinin başında yer aldığı anlamına da gelmek- tedir. 1940 yılının hüzünlü sonbahan, onun yaşamı- nın da hüzünlü sonu olur. Paris'teki evi Gestapo tarafından basılmış; Ispanya - Fransa sınınndaki Port-Bou kentinde, ABD'ye gitmeyi beklemekte, ama bir yandan da etrafındaki Nazi çemberi da- ralmaktadır. Polisin kendisini Gestapo'yateslim ede- ceğini öğrenmesi üzerine, yaşamına son verir... Yıl 1924, Capri. Letonyalı Bolşevik aktris ve yö- netmen, aynı zamanda Meyerhold'un da asistan- lığını yapmış olan Asja Lacis, kızıyla birlikte alış- veriş yapmaktadır. Küçük kızı Daga badem ister, Lacis bademin Ital- yancasını bilmez. "Hanımefendi size yardım ede- bilir miyim?" diyen bir adam yanında belirir. Da- ha sonra o adam kadının peşinden gider ve pa- ketlerine yardım etmesi için izin ister. Anlaşılan yaşamsal bir kategori olarak "rastlan- tı", Eros'un okunu adamın çoktan yüregine sap- lamıştır. Adam, VValter Benjamin'dir. Lacis ile Ben- jamin bir "yaz aşkı" yaşar; yollar kısa bir süre son- ra aynlır. Lacis ülkesine, devrimin coşkusuna dö- ner. Benjamin hem romantik olarak etkilenmiş ve kadını, yani Eros'un okunu yüreğinden hiç çıkara- mamıştır; hem de düşünsel olarak etkilenerek ko- münizm ile yakınlık kurmuştur. Partili olmamış, "özgür ve özgün" kalmaya özen göstermiştir. 1926 yılında Asja Lacis ruhsal bir rahatsızlık ge- çirir. Bunun üzerine Benjamin Moskova'ya gider ve orada yüreğinden çıkaramadığı kadının yanın- da iki ay kalır. Metis Yayınlan'ndan yeni yayımlanan Moskova Günlüğü adlı kitap, işte Benjamin'in bu iki aylık ta- nıklığıdır. Cemal Ener'in Türkçeye çevirdiği kitap- ta Orhan Koçak'ın "Sunuş"u ile bilim adamı ve düşünur Gershom Scholem'in 1980 yılında yaz- dığı "Önsöz" var: "Benjamin'in Moskova yolculuğu üzerinde rol oynamış üç etken vardır. Birinci planda Asja La- cis'e karşı duyduğu tutku, ardından Rusya'daki ortamı daha yakından tanıma, hatta belki bu or- tamla kendisi arasında herhangi bir biçimde bağ kurma ve bu bağlamda, iki yıldan daha uzun bir süreden beri düşündüğü, Alman Komünist Par- tisi'ne bizzat katılma olasılığını bir karara bağla- ma arzusu. Nihayet henüzyolculuğa çıkmadan ön- ce üstlendiği, şehre ve oradaki hayata ilişkin iz- lenimlerini, yani Moskova 'fizyonomisi' yazması- nı gerektiren edebi yükümlülükler de burada bir rol oynamıştır kuşkusuz." Moskova Günlüğü, VValter Benjamin'in 6 Aralık 1926'dan Ocak 1927'nin sonunadek Moskova'da geçirdiği süreyi kapsayan bir kitap. Bu, son dere- ce kişisel ve büyük samimiyetle yazılan bir metin... Borusan Müzik Kütüphanesl Herkese açık çağdaş bir mekân Kültür Servisi - Istiklal Caddesi'nde Tünel'e doğru yü- rürken 421 numa- ralı binanın içine gi- rerseniz tipik bir Beyoğlu mimarisi özelliğini taşıyan 5 katlı binanın iİd ka- tının 'Müzik Kü- tüphanesi' olduğu- nu görürsünüz. Mü- zikseverlerin, araş- tırmacılann, öğren- cilerin, en değerli anlanm boşa gitme- sin diyenlerin me- kânıdrr burası. Borusan Kültür ve Sa- nat Merkezi'nin dileyen herkese açık 'Müzik Kütüphanesi'nde 4000 civarında kitap, 6000 CD, 2500 LP, 500 adet DVDve 2500 kadar no- ta, ilgilenenlerin hizme- tinde. Elektronik ortamda 380'i aşkın müzik der- gisine abone olan kü- tüphanede amatör, pro- fesyonel ve akademik çalışmalar yapan araş- tırmacılar için hazırlan- mış özel bir müzik der- gisi dizininden (IIMP) yararlanılıyor. Borusan Kültür ve Sa- nat Merkezi Genel Mü- dürü Sami Caner, mü- zik kütüphanesinde Tür- kiye'nin müzik konu- sundaki kaynak sıkıntı- sını gidermeyi amaçla- dıklannı belirtıyor. Ağır- lığın klasik müzikte ol- duğu kütüphanede caz- blues, dünya müzikle- ri, Türk sanat ve Türk halk müziklerine de yer veriliyor. Hedef ise 5 katlı binanın tamamını müzik kütüphanesi ve araştırma merkezine dö- nüştürmek. Çağdaş müziğin zor bulunan örneklerinin yanı sıra kütüphanenin DVD arşivinde Cats, NeşeK Günler gibi bir- çok müzikali, caz belge- sellenni,Fantasia2000 antolojisini izlemekola- naklı. CD arşivinde ise or- taçağ müziğinden çağ- daş müziğin zor bulunan örneklerine ulaşabilir- siniz. Müzikseverlere ve arastırmacılara pek çok olanak sunan kü- tüphane her gün saat 10.00 ile 19.00 arasıhiz- met veriyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog