Bugünden 1930'a 5,433,387 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

13 HAZİRAN 2001 ÇABŞAMBA CUMHURİYET SAYFfc 17 Elektronik posta: denizsom@cumhuriyet.com.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 9? - Köprû ve otoyola zam yoldaymış... "Dumrul Sevahat hizmetinizder Çöp cezası Geçenlerde Kadıköy'den Boğaz Köprüsü'ne -'- doğru giderken bir vatandaş önündeki otomobilden yola bir çöp torbası fırfatldığım görmüştü... Türkiye'nin yollannda sıradan sayılan bu görüntüyü farklı kılan, penceresinden çöp atılan otomobilin resmi plakalı bir polis otomobili olmasıydı... Biz de "çöppolisi" diye yazmıştık... Istanbul Emniyet Müdürtüğü, plakasından otomobili ve o saatte otomobilde görevli ojan polisi buldu... Üsküdar bölgesinden bir trafik polisiymiş... Istanbul Trafik Denetleme Şube Müdüriüğü de yola çöp atan trafik polisine, çevreyi kiriettiği için Karayollan Trafik Yasası'nın 73. maddesine göre 13 milyon 200 bin lira para cezası kesti... Trafik polisine trafik cezası kesilmesi galiba bir ilk... Değilse bile, kurallann herkes için geçerti olduğunu göstermesi bakımından iyi bir örnek... esinleşmiş yargı karanna karşılık Başba- kanlık'ın TÜBtTAK'a verdiği yazılı talimatla hazırlatılan "bilimsel rapor" sayesinde Ber- gama'da Eurogold'un yerini alarak siya- nürle altın üretimine başlayan Normandy Madenci- lik A.Ş.'nin Enformasyon ve Bilgi Işlem Müdürü Dr. Vedat Oygür'den uzun bir mektup geldi... Mektup, dilin yanlış kuUanımı nedeniyle bir ger- çeğin itirafı niteliği taşıyor: "Ovacık Altın Madeni yü- zünden ne yöre halkının sağlığı ne de suyu, topra- ğı, havası tehlike altında değildir." Bilindiği gibi Türkçede "ne" edatı, fiile anlamının tam tersini yüklüyor... Bu duaımda Dr. Oygür, "Ova- cık Altın Madeni yüzünden yöre halkının sağlığı, su- yu, toprağı, havası tehlike altındadır" demiş oluyor. Vedat Oygür, açıklamasında tabii ki tam tersini id- dia ediyor ve bu iddiasının kanıtları arasında gaze- telere verdikleri ilanı gösteriyoıi Oygür, bir yandan "Ovacık Altın Madeni'nin ma- den ruhsatı ve işletme izni yargı karan ile iptal edil- Noroiandy'den memiştir" derken bir yandan da "Ovacık Altın Ma- deni tesislerinin inşaatı döneminde, mevzuat gere- ği olan bütün izinler alınmıştır. Yargı karan ile askı- ya alınan bu izinler, idarenin yeni bir işlem oluştur- ması sürecinde tekemmül ettirilmiş ve işletmenin fa- aliyete geçebilmesi için gerekli olan bütün izinler tamamlanmıştır" diyor. Böylece, Türkiye'de idarenin yargıyı askıya aldı- ğını bir şirket açıklamasından öğreniyoruz. Hem de eski bir kamu görevlisi olan Dr. Vedat Oy- gür, bu konuyu birkaç kez yineliyor: "Danıştay kararında belirtilen risklerin ortadan kalktığı sonucuna varan idare, mevzuata uygun ola- rak Ovacık Altın Madeni hakkındaki idari işlemlerin tekemmülünü başlatmış ve askıya alınan izinler can- landırılmıştır." Demokraside yargının karannı idare askıdan indi- rebilir mi; yürütme kendi başına yasamanın ve yar- gının yerini alabilir mi? Bu soruya "evet" yanıtını dik- tatörlerden ya da sömürge valilerinden başka kim verebilir? Normandy Madencilik A.Ş.'nin müdürü Dr. Vedat Oygür, açıklamasında sık sık "şirketimiz" diyor ki, geçen yılîara ait uygulamalar dikkate alındığında o tarihteki şirketin Eurogold olduğu görülüyor. Bu bakımdan açıklamasında "Ovacık Altın Made- ni hakkında öğrenmek istediğiniz her türlü ilave bil- giyi verebileceğimizi size belirtmek isterim" diyen Dr. Vedat Oygür'e merkezi Ankara'da bulunan Nor- mandy Madencilik Anonim Şirketi'nin ticaret sicili- ni kamuoyu ile paylaşması gerekiyor. Sonradan çı- kan bu şirket yani Normandy ne zaman, kimler ta- rafından kurulmuş bilelim ki, karşımızdakileri daha iyi tanıyalım... Başbakanlık'ın talimatı üzerine siyanürie altına ra- por veren "bilim" insanlarını tanıdığımız gibi! SESSÎZ SEDASIZ (!) NURlKURTCMBM Yüksek Yerilim Hattı erdincutkuiN yahoo.com Şimdiki aklım olsaydı, bu kadar akıllı olmazdım! Pazardaki Türkiye'yi olgunlaştırmak Amerikan mahkemelerinde Philip Morris aleyhine açılan davalar nede- niyle şirketin el konan iç yazışmalann- dan birinde -belgeler internet orta- mında www.pmdocs.com ad- resinde- Türkiye'de henüz si- S = ^ gara üretimine geçmemiş olan ~l L Philip Mom's'in bir ilgilisi 1984 yılında -ki Turgut Özal'ın baş- bakanlığı sırasında- merkeze şu bil- giyi veriyor: "Büyükelçi Varol Özkoçak ve Ha- şim Öğüt ile yemek yedim. Tarım ve Sağlık Bakanlan, öğüt'ün eski arka- daşları. Bu nedenle Türkiye'ye gitme işi olgunlaşmış durumda ve acele ya- pılmalı. özellikle karar verrne konu- mundaki insanların hızlı değiştiği dik- kate alınırsa. Büyükelçi tarafından kuvvetle önerilen işlem şu şekilde: Her iki bakan ile iyi ilişkisi olan Öğüt bize yaklaşım ve içerik açısından bil- gi verebilir... Ikinci aşamada Büyükel- çi, Dışişleri'nden bize ilk olarak Tarım Bakanı'ndan ve Sağlık Bakanı'ndan randevu alınmasını sağlayacak... Bu arada Öğüt, arkadaşı bakanlara mek- tup yazarak Dışişleri Bakanı'nın bizi görmelerini isteyeceğini bildirecek... Sunuşumuzdan sonra Tanm ve Sağ- lık Bakanı, Dışişleri Bakanı'na bizim bu sunuşu Cenevre'deki Türk Büyükel- çisineyapmamız gerektiğini söyleye- cekler. Kendisi daha önce Dışişleri Bakanlığı yapmış, ulusal ve uluslara- rası saygınlığı olan bir kişidir." ÇED KOŞESÎ OKTAY EKİNCİ Mimarlık ve Şehircilik Yanşmaları Mimari projelerin ve kent planlannın "yarışmayla" el- de edilmesi "uygarlaşma" demektir. Çok sayıda fıkır ara- sindan "en uygun çözüm" seçikiiği zaman, sadece proje müellifleri degil, toplum da "kazanmış" olur... Bizde de Cumhuriyet'le birlikte ömeğin Köy Enstitû- leri, Halkevleri, çok sayıda kamu hizmet binaları, İcent planlan ve hatta "kasabalara" ait imar planlan için bile ya- nşmalardüzenlendi... 1980'ler- den sonraki "işbitirid" dö- nemde ise merkezi ve yerel yöneticiler "yanşma" denin- ce köşe bucak kaçar oldular... Çünkü. proje ve planlann "sipariş" dururken yanşmay- la üretilrnesi, o yatınmdan bek- lenen "özel ve ayncabklı çı- karlar için" birriskti...Han- gi yanşma; "kenti, toplumu ve çevreyi değil, sadece ran- tı gözetin..." şeklindeki bir şartaameyle ilan edilebilirdi?.. menin bir ürünü oisa gerek... Nitekım, Melih Gökçek de yeni başkanhk binasının adı- nı "Ankara Sarayı" koyarak yanşmaya çıkardı... Ne var ki jürinin birincı seçtiği projeyi buna "yakıştırmamış" ola- cak ki şimdi uygulamıyor... Böylece jüriye ve çok sayıda yanşmacıya saygısızlık yap- tığı gibi. kazanan projelerin parasını bile ödenıeyerek, yi- ne "krallık hukukunu" sür- dürüyor... İstanbuTdan 'kaçanlar' Istanbul da AJi Müfît Gür- tuna da yeni belediye sarayı için "yer seçimini" akıl al- maz bir vefasızlık içinde tutup Çağlayan semtinde yaparak sadece binanm projesi için ya- nşma düzenledi... Oysa Istanbul Belediyesi'nin mutlaka Suriçi'nde olması, ya- ni "Tarihi tstanbul Yanma- dası" içinde bulunması gerek- İstaıbul Belediye Sarayı... Yenisine ne gerek var? Ne w ki yanşmalan işte bu "niyetlerie" dışlayanlar, amaç- lanrn aynı açıklıkta dile geti- remedikleri için. adeta koro halirde şu "bahaneyi" ileri sürneye başladılar: "Pahalı- ya naî oluyor, fazla paramız yok.." O^sa, bir bakıma sadece bu gerecçe ("parasızlık") bile yansnanın nedeni değil mi- dir?. Nitekim. Cumhuriyet'in o "pırasız dönemlerindeki" yarısma şartnamelerinde şu koşu da vardı: "Aynı zaman- da, oı ekonomik çözümü de bulnak..." Şindi ise "krizdeyiz" ve bu mdenle yanşmaya çok da- ha fklasarılmamızgerekirken yuk<rda özetlediğim "kirli emder" sürüyor ve "sipariş pajzsn" almışbaşını gidiyor... Işt böylesi bir süreçte, bir- kaç pncel ömeğe baktığınuz- da d aynı sipariş kültürünün bu u'garlık göstergesini bile "yoraştırdığuu" görüyoruz... NaEsımı?.. 'AjKara Sarayı' Btediye binalanna "saray" demresi, "kralüğa" öykün- mez mi?.. Fatih'in Istanbul'u alışından 548 yıl sonra. bir be- lediye başkanı "Istanbul'un dışına" kaçıyor!.. Üstelik, bir yandan da coşkulu "Fetih şö- lenleri" düzenleyerek... Bakû için açıklama Ulusal değil "sınırlı yanş- ma" yeğlendiği için eleştirdi- ğimiz Bakû Elçilik Binası ko- nusunda TSMMD'den açık- lama geldi... Dernek yöneticileri Coşkun Erkal ve Turhan Kayasü özet- le diyorlar ki: "Bakanlığın tek- lif istediği 15 büronun proje- leri, hiç değilse bir jüri tara- fından değerlendirilsin diye devreye girdik ve gönüllü ola- rak da görev aldık..." TSMMD belli kı iyi niyet- li... Ancak Bakû gibi dünya gü- zeli bir kardeş kentimiz için tüm mimarlanmızın yanşma- sını "engelleyen" bir bakan- hğın, bu "hakkı"(!) kendin- de nasıl görebildiğini de "yet- kili" birilerinin açıklaması gerekmiyormu?.. Oekincifccumhuriyet.com.tr. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇAK behicak@turk.net y / l ÇİZGİLİK KÂMtL MASARACI r MHARBİ SEMİH POROY semihpomy(nyahoo.com KEDİ LEVO APTÜLIKA TARIHTE BUGUN MÜMTAZARIKAN 13 Haziran SÜL£YMAN/YE C4M/I'NİN TEMEU AT/UYOR. isso'pe BUGÜN, i&r/iNBuL'PAKi süteytoANiYE CAMİİ'NÎN r&ureu ATILMlÇn. KANUNİ S KfHİU HA2IR BlUMUPC/Ğu TOeBNOE, l'UC TMÇt Ş£YHÜLİ erejp re&L&frr/SMiçry. YAPIAA IÇIN MIMAIS. SINAM'A eöeev DGtf gt/£ SELArİM CAMİl'MIN INÇASl OOĞAC AMAN SEJSEJcr/GMEicrerDf re MIMAR SIUAN ' SAŞA14 /-ŞLe-Gr De VAKDI- Bu yA"rAÇL/^MA>lA İUSlLI OLA- /&)/C,EVL/y/<t Ç£L£Br, İgAtJ ŞAHl'HıN KAHUUfYE Ç£tCM£C£ POLUSU DEĞEKti W f yOt-LAYIP HAZıNE- StıUtM BOŞALO/ĞlHl JMA B&İŞİUİANLA7V/P. 4 Î /SE ÇOK G TA$lOl- 61 BtR TAÇ MİNAREPE KULLANftUtÇ, Btt A/£"- OENLE O BOLUMS ŞEgEFE AP/ Y£/eH.Mf?TİG.. ıtja. bir- aÇOma sayılan •m kaUadk. PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU Mide Bulandırıcı Bir Fıkra Yaşlı bir borsacı öğlen yemeği sonrası bir park" ta birlikte yürüyüşe çıktığı genç meslektaşına mes-' leğin inceliklerini anlatır... "Bak evladım.." der, "bıi meslekte başanlı olmak için yalnızca önüne çıkaır fırsatlan değerlendirmekle yetinmeyeceksin! Kim'i fırsatları da bizzat kendin yaratacaksın!.." Genç adamın dikkatle dinlediğini görünce sürdürür ko-^ nuşmasını... "Gözün hep açık olmalı... Hiç umuhr madıkbiranda talih kuşu konuverirbaşına..." Son; ra yol kenarındaki ağaçlardan birinin önünde du- rur... Eliyle ağacın dibini göstererek "Bak, şu taze köpekpisliği mutlaka mideni bulandınyordur... Ama şimdi sana, 'Şundan bir lokma alıp ağzına atarsan, bir milyar lira veririm' desem, olay senin açından. nasılda bûyük bir fırsata dönüşüverir, öyle değil miZ Yaparmısın?" Genç borsacı, "Tabiiefendim.."def, parmağını taze köpek pisliğine daldınp bir lokrcw yutar... Yaşlı borsacı da cebinden çek defterini çı- y , kartıp bir milyarlık bir çek yazar, meslektaşına ve- rir. •' Bir süre yürürler, genç borsacı dayanamaz so^ rar... "Hocam, ben aynı teklifte bulunsaydım, sizde- yapar mıydınız? Bakın, burada da birpislik var... Bir milyar karşılığı siz de denermiydiniz?" Yaşlı borsa-; cı hiç duraksamadan, "Tabii" deyip yerden bir par- mak pislik alıp yutar... Bu kez de genç borsacı çek defterini çıkartır, hocasına bir milyarlık bir çek ya- zar. Üç beş adım yürüdükten sonra genç borsacı yine dayanamaz... "Hocam, ne sizin cebinizdekipa% ranın miktan değişti, ne de benimki... öyleyse bir bu boku niyeyedik, Allah aşkına?" Kurt borsacınıa kaşları çatılır, "Görmüyor musun, evladım" derr "öeş dakikada iki milyarlık işlem hacmi yarattık!." Farklı uyarlamalanyla da olsa, herkesin bildiğı bu mide bulandıncı fıkra, geçen akşam bir televizr, yon kanalında, menkul kıymetler borsasındaki "iş- lem hacimleri"ne bakarak Türkiye ekonomisi üze~ ( rine "ahkâm kesen" ünlü birtakım eko-tele-voleci' "bilim adamlan"r»n tartışmalannı izlerken aklıma gel- mişti. Bunların gözünde "borsa", ekonomimizir» "canı", "kanı", "her şeyi" \d\... 65 milyonluk birül-ç kede topu topu iki yüz bin kişinin kâğıt alıp sattığı menkul kıymetler borsası nasıl oluyor da böylesP; ne büyük bir öneme sahip olabiliyordu? Hem de bu "borsa "nın her türlü manipülasyona açık oldu^ ğunun, hatta hakkında konkordato açılmış bir şir- ketin hisse senetlerinin borsada aynı gün değer ka- zanması gibi tuhaflıklar yaşandığının da bilinmesi- nerağmen... * Hiçbir Avrupa ülkesinde, gazete ve televizyon pat- ronlarının medya dışındaki şirketleri borsaya açıl-, mıyordu. Bizde ise başkaydı... Borsada işlem gö- ren kâğıtların önemli bir bölümü, medya patronla- nnın farklı alanlardaki yatırımlanna aitti... Bu nederh, le aslında hiç de şişirildiğı kadar önemi olmayan kâ; ğıt alışverişlerine gazetelerde çevir çevir bitme? 1 sayfalar, televizyonlarda sonu gelmez saatler ayn- lıyordu. Gazeteler, televizyonlardevlet ihalelerinde' olduğu gibi borsa oyunlannda da "pompa" olarak kullanılıyordu. Sanayi üretiminin durma noktasınâ geldiği, turizm dışında neredeyse tüm sektörierin başta bankacılık olmak üzere kan kaybettikleri bfr süreçte, "borsa"nın ne tür bir zemine oturduğiK daha doğrusu oturtulduğu hiç sorgulanmıyordu, "Sorsa"nın aslında önce küresel yüzer-gezer mâ- li sermayenin, sonra da bu sermayeye göbekten bağlı yerli oligarşinin avlağı olduğunu teslim et- mek, buradan beslenen eko-tele-voleciler için pek kolay değildi... Ama sonunda tongaya basanlar, biz "saftirikler* oluyorduk... Bir zamanlar Türkiye ekonomisinirî "dünyanın en büyük 19. ekonomisi" olduğu söy-' lendiğinde, bunu bir marifet sanıp şişim şişim ş& şinmemiş miydik? Beş yıl önceydi... NüfusumuzS^ milyon 697 bin, gayri safi milli hasılamız (GSMH> 177 milyar 530 milyon dolardı. 945 milyon 121 bin nüfusu olan Hindistan'ın GSMH'si de 357 milyar 759 milyon dolardı aynı yıl. Bu hesaba göre Hindistan bizden daha "büyük" bir ekonomiye sahipti. Aynı zaman diliminde 15 milyon 517 binlik nüfusuyla "kü- çücük" Hollanda ise 402 milyar 565 milyon dolar- lık bir GSMH gerçeklestirmişti. Iş, "kişi başına dü- şenyıllıkhasıla"ya gelince, bu Hollanda'da 25 bin 940, Türkiye'de 2 bin 830, Hindistan'da ise yalnız- ca 380 dolardı!.. övünmenin de, yerinmenin d4 asıl ölçütü buydu... Aradan geçen beş yıl içinde gay- ri safi milli hasılamız daha da büyümüş, ama "bor- sa morsa" derken kişi başına düşen pay 2 bin 209 dolara, dünya refah sıralamasındaki yerimiz de 95^ sıraya düşmüştü... "Büyük" olmak, "adam gibtf yaşamaya yetmiyordu... "Bana yaran dokunma* yan kiliseninpapazını.." örneği, borsamız çıksa ne yazar, inse ne yazardı yani?.. " Faks:0212-723 84 97 (e-posta: dkavukcuoglu(« tuyap.com) BULMACA SEDAT YAŞAYAN 1 2 3SOLDANSAĞA: 1/ Talimat, dı- rektif.2/tkıbü- ' yüklük, iki nı- 2 celık arasında- ^ kibağınn...Kü- me, grup. 3/Es- 4 kiden üçgene verilen ad. 4/ Bir kimsenın dinin buyrukla- nnı yerine ge- tirmekiçınyap- tıklan...Bircet- 9 vel türü. 5/"— - Kuyruğu": Aziz Ne- sin'inöykükitabı... Dü- zenli olarak ekim ya- 2 pılan arazi. 61 Genel- 3 likle eski kahvelerde ve evlerde bulunan. duva- 5 ra bitışik tahta sedir... Anadolu'da kurulmuş eski uygarlık. II Içel 'ın Silifke ilçesinde antik bir kent... Kuran'da bir 9 sure. 8/ Yüksek devlet görevlileri ve elçilerin oturmaf lanna aynlan konut. 9/ "Yâr dediğin demir —/Ya alınır ya alınmaz" (Karacaoğlan)... Kabadayı. ~> YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Yahudi takviminde en kutsal sayılan gün. 2/ Otlak..^ Raf, sergen. 3/ ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Daire- si'nin simgesi... "Adalardan — ettik de vedâVSızh- yor bağnmız üstündeki dağ" (Yahya Kemal). 4/ Iğdiş etmek... Vilayet. 5/Saat zincirininsanldığı silindir. 6f Halk dılinde suda kaynatılmış buğday, mısır, fasulyö ya da nohuta verilen ad... Bir haber ajansının simge- si. 7/ Oyunda cezalı çocuk... Tümcenin ögelerinden biri. 8/ Güzeli en üstün, en yüce değer sayan kişi... Fin- landiya'nınplakaişareti.9/llkelbirsilah...Birayadı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog