Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURfYFT 13 HAZİRAN 2001 ÇARŞAMBA 14 KULTUR kultur@cumhuriyet.com.tr Mariella Devia'ya göre şarkı söylemek için sadece ses yetmiyor, tutku ve kararlılık da gerekli Operanın etkisi sürüyor SE\İLAV KOÇOĞLU 29. Uluslararası Istanbul Müzik Fes- tivali'nin açılış konseri önceki akşam Aya frini de gerçekleşti, 'İtalyan Vîr- tüözleri' ve soprano Mariella Devia. izleyenlere etkileyici bir Rossini ak- şamı yaşattılar. Mariella Devia, ope- ra dünyasında 'belcanto' eserlerini ba- şanyla yorumlamasıyla ünlü bir isim... De\ ia ile ağırlıklı olarak şarkıcılık ve ünlü besteci Rossini üzerine bir söy- leşi yaptık. - 'Belcanto' türünden bahseder mi- siniz? MARİELLA DEVIA - Belcanto gü- zel şarkı söylemek anlamına gelir. Se- sin gücünü ön plana çıkarmadan me- lodik. gösterişli gırtlak hünerlerine dayanarak söylenen, aryalardan olu- şan, 17. yüzyılda ortaya çıkan bir ope- ra türüdür. Özellikle bu türü temsil eden besteciler olarak Rossini, Belli- ni ve Pueciniyı sayabiliriz. - Şarkı söylemek sizin için ne ifade ediyor? DEVIA - Kelimelerle ifade edeme- yeceğim kadar önemli. I6 yaşında şarkı söylemeye başladım ve eğerböy- le bir sesim olmasa devam edemez- dim. Ama sadece sesinizin iyi olma- sı yeterli değil bunun yanında tutku ve kararlılık gerektiriyor. - Programınız İstanbullu müzikse- veriere bir Rossini akşamı yaşatmaya yöneükti. Rossini'nin müziğinden bah- seder misiniz? DEVIA - Rossini sadece benim için değil, herkes için önemli. Onun bize bıraktığı eserler o kadar öğretici ki her seslendirilişinde ayn bir şey öğ- reniyorsunuz. Bu eserler, bütün dö- nemlerı içerdiği gibi aynı zamanda SHMHI 29.utUSlARARASI «"»»ÎT İSTANBUl ran MÜZJK FfSTİVAÜ ir zanıanlar başlı başına bir popüler kültür öğesiydi. Günümüzde de etkisi sürüyor ve yok olacağını hiç düşünmüyorum. Güzel eserler üreten genç sanatçılar ve salonlan doJduran müzikseverler bunu doğruluyor.' ileriye de dönük. Rossini "nin opera dj- şındaki enstrüman müzıği, özellikle de oda müziği eserlen çok önemlidir. -Repertuvannızdayeralan 'Müzi- kal Akşamlardan 8 Şarkı' hakkın- da neler söyleyebilirsiniz? DEVIA-Bu parçalar fazla derinlik- li görünmeseler de aslında çok etki- leyiciler. Sosyal içerikli, günlük ha- yattan izler taşıyan, ama kesinlikle üzücü olmayan tatlı, neşeli aryalar. Zaten Rossini'nin müziğinin temel özelliği de budur. - Opera şarkıcıhğının ve operanm bu- gün geldiği noktayı geçmişe göre nasıl değerlendiriyorsunuz? DEVIA - Bu soru her kuşaktan sa- natçıya sorulur ve her seferinde geli- nen noktanın parlak olduğu söylenir, doğrudur da. Opera bir zamanlar baş- lı başma bir popüler kültür öğesiydi. Günümüzde de etkisi sürüyor ve yok olacağını hiç düşünmüyorum. Zaten çahşıp güzel eserler üreten genç sa- natçılar ve salonlan doldurup ilgi gös- teren müzikseverler benim bu görü- şümü doğruluyor. -Riccardo Muti ve Zubin Mehta gibi önemli orkestra şeflerhle çalış- mak nasıl bir duygu; hangisi sizi da- ha çok etldledi? DEVTA-Bu konuda aynm yapmak zor. Onlargibi çok önemli insanlarla çahşmak benim için büyük bir şans ve onur. Bana çok şey öğrettiler; farklı bakış açılan, bilgiler ve en önemlisi de tecrübe kazandırdılar. - Modern müzik anlayışı ve deva- mında, şarkı formundan iyice uzalda- şıldığuıı görmekteyiz. Bu konuyu na- sıl değerlendiriyorsunuz? DEVIA - Evet formlar değişiyor ve yeni bir anlayış geliyor, ama ben ken- dimi doğru ifade edebileceğime inan- madığım için şarki yapısmdaki bu ye- niliklerle pek ilgilenmiyorum ve re- pertuvanma bu tarz şarkılan almıyo- rum. - Biriikte sahne akfağınızltahan Vlr- tüözleri hakkmda neler söyleyeceksi- niz? DEVIA - Italyan Virtüözleri ile ilk defa çalışıyorum, ama onlann ne ka- dar prestijli olduklarını ve nasıl bir kariyere sahip olduklannı biliyorum. Onlar bunu çok çalışmalanna borçlu- lar ve benim de onlara uyum sağla- mak ve programıma konsantre ola- bilmek için çaba sarf etmem gereki- yordu. Bunu da başardım sanınm. Devia, 'İtaJyan VTrtüÖTİeri' sayesinde tecrübe kazandığmı sövlüyor. AnthonyOuinn'lnbaşroloynadığısonfllml 'SevenServantsınyönetmenlDaryusSkohof.ünlüoyuncuyuanlatıyor: anat için gerekli ışığı yakalamıştıSELAMİ tlNCE KÖLN - Berlin'de yaşayan Iranlı Daryus Sho- kof, AnthonyOuinn'in son oynadığı 'Seven Ser- vants' adlı filmin yönetmeni. Yapıt aynca bu- güne dek 40 kadar festivale katılmış olmasına karşın Ouinn'in henüz beyazperdede gösteril- meyen tek filmı. Yapımcılığını Türkiye'de öğ- renim gören Iranlı genç sinemacı FaisFarzan'ın üstlendiği 'Vejetaryen Drakula' filminin hazır- lıklanyla ilgilendiğini belirten Shokof'İa Qu- inn üzerine konuştuk. - Anthony Quinn, Mcksikalı bir anne ve tr- landalı bir babadan dünya\a geldiği hakk Zor- ba'yı oynadıktan sonra Akdenizliler tarafindan "bir Akdenizli" olarak algılandı. Siz sanatçt- yı yakından tanıyan biri olarak bunu nasıl de- ğerlendiriyorsunuz? SHOKÖF - Anthony Ouinn'in en büyük gü- cü halktan biri olmasındaydı. Topluma ve in- sanlara yabancılaşmamıştı. Yüz ifadesi insanla- ra yabancı gelmiyordu. "Bizden biriydi" yani... lnsanı bu denii iyi oynaması, aslında içinde olan cevheri unutmamasındandı. Ouinn, dünya insa- nıydı ve dünya insanıru yansırmaya çalışıyordu. 0 denli büyük bir sanatçı olup da bu denli halk- la iç içe olmak her sanatçıda görülmez. Onda çok güçlü bir ışık vardı; sanat için çok gerekli olan ışığı yakalamıştı. Anthony Quinn'in Akdenizli kahramanlan oynarken onlardan çok şey öğren- diğini ve etkilendiğini de düşünüyorum. Hem çok şey verdi hem de çok şey aldı. Anthony Quinn. Amerikan piyasalannda olup da kötü etkilenme- yen tek büyük sanatçıdır. - Peki Anthony Quinn'e başrol vennek akb- 2Tlnthony Quinn'in en büyük gücü halktan biri olmasındaydı. Topluma ve insanlara yabancılaşmamıştı. Bizden biriydi... lnsanı bu denli iyi oynaması, aslında içinde olan cevheri unutmamasındandı. Dünya insanıydı ve bunu yansıtmaya çalışıyordu. Onda çok güçlü bir ışık vardı; sanat için çok gerekli olan ışığı yakalamıştı.' nıza nereden geldi? Ona göre mi bir senaryo yazdmız, yoksa senaryoyu ondan daha iyi oyna- yacak kinıse yok muydu? Hep düzen dışırollerioynadı SHOKOF- Anthony Quinn, oyunculuğa baş- Iadığı andan itibaren düzen dışı biriydi ve dü- zen dışı rolleri oynadı. Amerikan filmlerinden çok, dünya filmleri çekti. Ben de kendimi dün- ya sinemacısı olarak gördüğüm için, bu film- de ya Marlon Brando'yu ya da Quinn'i düşün- müştüm. Quinn'le çahşmak mümkün oldu. Bu film Quinn'e çok uygundu, rol yapmasına ge- rek bile kalmadı. Filmi biliyorsunuz, 100 ya- şında çok zengin bir adamın son 10 günü. Adam öleceğini biliyor ve yaşamın anlamı, ölüm, in- sanlık vb. konularda 10 günlük felsefi bir se- riiven yaşıyor. Yanında da hepsi ayn ırklardan başka insanlarvar... - Anthony Quinn bu fibni kendini oynamak için kabul etti diyebilir misiniz? Yaşamla ve ölümle son hesaplaşma yapmak için... SHOKOF-Zaten Anthony Qumn bu film çe- kilirken başrol oynadığı son film olduğunu bi- liyordu. Aslında bu film onun yaşamının da tekrar filme alınması oldu. Yaşamla ve ölümle bir tür hesaplaşması da diyebiliriz tabii... Ben- ce bu rolü kendine çok yakın bulduğu için de kabul etti. Film bir açıdan daha önemli. Ant- hony Quinn, yaşamı boyunca hep farklı kültür- lerden ve ırklardan karakterleri canlandırdı. Bu filmde de kendisinden genç her ırktan birer ki- şi oynadı. Sanki bu, genç Quinn'in temsil etti- ği karakterlerin hepsinin sahnede buluşmasıy- dı. Aynca, dünyada yeniden hortlayan ırkçılı- ğa karşı da bu film bir cevaptır. Farklı ırklar- dan farklı insanlann biriikte olmalan, Quinn'in hep özlediği bir şeydi zaten. Quinn, temsil et- tiği karakterlerden yalnız başına hiçbiri değil- di ama, hepsinden de bir parçaydı. Hepsinin toplamı ama, hiçbiri de diyebiliriz. lşte bu film- de böyle bir hesaplaşma da vardı. Anthony Quinn bu film çekilirken (1995 'te) filmin sinemalarda büyük işler yapacağına inan- mıyordu. Çünkü o dönemde bu tür filmler çok iş yapmıyordu. Ancak sanatçı, 2000 yılından son- ra filminin değerleneceğinı, yeniden konulu filmlere dönüş yapılacağını biliyordu. - Üzerinde çalıştığınız yeni bir film var mı? " SHOKOF- Yaklaşık altı aydır 'VejetenanDra- kula'nın hazırlıklanyla uğraşıyorum. Çok ge- niş ünlü sanatçı kadrosu var. Amenkah birçok sanatçı filmde yer alacak. Almanya'nın tanın- mış sinema sanatçısı Heike Makasch \ e Türk sanatçı Erdal Yıldız da oynuyor. Bu film. Ant- hony Quinn'in başrol oynadığı felsefi içerikli Seven Servants'tan çok farklı. Victor Hugo'nun mirasçılan, Fransız yazar François Ceresa'yı işgüzarlıkla suçladı Sefifler'in devamına dava DEFNE GOLGESİ TURGAY FtŞEKÇİ İstanbul'da Bir Ziirafa' Sunay Akın, yazdığı şiirlerden çok kent kent, okul okul gezip bunlan dınleyıcilere seslendirdiği toplan- tılardaki konuşmalarıyla tanınıyor. Birçok toplantıya biriikte katıldık. Hep kısa, çarpıcı şMer yazdığından, bunları oku- madan önce ilginç öyküler anlatır, dinleyenlerin ilgi- sini topladıktan sonra da şiirler okurdu. Şairler ve şiir üzerine pek çok ilginç öyküyü, bir- iikte katıldığım toplantılarda ondan duymuşumdur. Bunlardan bırı de Müslim Çelik'e ait: Gençliğinde bir süre boksörlük yapmış Müslim. Ancak yapılı ve güçlü kuvvetli olmasına karşın şair yüreği taşıdığın- dan rakiplerine vuramaz, hep dayak yeımiş. Sonun- da boksu bırakıp yalnızca şiirlerinde adam dövme- ye karar vermiş. Bu anlattıgı ilginç öyküler, Sunay Akın'ın kısa sü- rede çok aranan, okullardan, derneklerden sürekli yeni çağrılar alan bir konuşmacı olmasına yol açtı. Zamanla bu öyküleri yazıya dökmeye, kitaplar oluşturmaya başladı. Şu günlerde bu tür kitaplan- nınaltıncısı olan 'İstanbul'daBirZürafa"(ÇınarYa- yınlan) yayımlandı. Bu kitaplarıyla deneme türünde de ürünler veren bir yazar olarak görüyorum Sunay Akın'ı. Deneme yazınımızda da Salâh Birsel'in çizgisine bağlıyorum yazdıklarını. Onun gibi kimsenin bilmediği ya da unutulmaya yüz tutmuş eski, ilginç olaylan bulup or- taya çıkanyor, onlara güncel anlamlar, çağnşımlaryük- lüyor, bir tür yeniden kullanıma sokuyor. Salâh Birsel, denemelerini odasında yazar, kitap olarak yayımlatır, oldukça da yaygın bir okur kitlesi- ne ulaşırdı. Sunay Akın, yazdıklarını yayımlamakla kalmıyor, bir de dolaştığı yerlerde bunlan anlatıyor. Ardından da binlerce dinleyici, okuyucu koşturuyor. Bu eylemin edebiyatın geniş yığınlara ulaşması yo- lunda önemli bir çaba olduğuna inanıyorum. İstanbul'da BirZürafa'da neler anlatılıyor? Kitaptaki yazı başlıklarında kımı hayvan adlan ge- çiyor. Bunlara bakıp o hayvanlara ilişkin öykülerle kar- şılaşmayı bekleyebilirsiniz. Gerçekten de zürafalar, geyikler, gergedanlar, as- lanlar, pelikanlar, ayılar, güvercınler, develer, atlar, balıklarla dolu sayfalar. Ne ki Nuh'un Gemisi'ni an- dıran bu hayvanlar topluluğunun yollan hep insana ilişkin öykülerle kesişiyor. Kimi zaman sıradan, kimi zaman tanıdık insanlarla karşılaşıp başlanndan ge- çen birbirinden ilginç öyküleri okudukça düşünme- den edemiyor ınsan: Yeryüzü! Nasıl da biriciksin. In- san! Nasıl da biriciksin ve nasıl ınanılmaz birtansık- sın! Bugüne dek Sunay Akın'ın bir konuşmasını izle- mediyseniz, bir kitabını okuyun. Yeryüzünün şaşır- tıcı durumlarına, yazarın insanı öne çıkaran, yücel- ten yaklaşımlarına ne denli yakın ya da uzak oldu- ğunuzu ölçün. Belki siz de onun toplantılarında pe- şinden koşan kalabalıklara kanşırsınız. l Gepçek Hikâye' için gösterim izni • Kültür Senisi - Prodüksiyonu Idil Yapım tarafindangerçekleştirilen, yönetmenliğini '' Hakan Alak'ın yaptığı 'Gerçek Hikâye' adlı film, Kültür Bakanlığı Denetleme Komısyonu'ndan olumlu raporu aldı. 1999 yılında Ulucanlar Cezaevi'nde yaşanan ve 10 tutuklunun ölümüyle sonuçlanan operasyona dışandan bir bakış sunan film, önümüzdeki aylarda \'CD ve VHS olarak sinemaseverlere sunulacak. 55 dakikalık bu orta metrajlı filmin oyuncu kadrosu. Hadi Çaman dışında tümüyle amatör oyunculardan oluşuyor. Moe Joe, İSM Manastre'da • Kültür Servisi - Türkiye'nin en eskı elektrikli blues gruplanndan Moe Joe, yaz boyunca hercumartesi saat 23.OO'ten itibaren Istanbul Sanat Merkezi'nde. Manastre'da sahne alacak. 1993 yjlında Feramerz Ayadi ve Vefa Karatay tarafindan kurulan Moe Joe. daha geleneksel bir çizgi izleyerek diger blues gruplanndan farklı bir \olu tercih etti. 1996 yılında Istanbul Blues Kumpanyasf ndan katılan Sarp Keskiner ve tlhan Babaoğlu ile kadrosunu yenileyen grup, 1998 yılında Tuğrul Aray ve 2001 yılında Ergin Özler'ın katılımı ile son halini aldı. Moe Joe'nun ilk albümü, 'Chicago-lstanbul Mainline' adını taşıyor. Yapı Kredi'de Hitit Konuşmalanı • Kültür Servisi - Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde Hititlerle ilgili etkinlikler sürüyor. Vedat Nedim Tör Müzesi'nde 'Boğazköy'den Karatepe'ye: Hititbilim ve Hitit Dünyası'nın Keşfi' sergisi devam ederken Sermet Çifter Kütüphanesi Salonu'nda Hitit Konuşmalan yapılıyor. Hitit uygarlığını sanat, dil, yazı ve müzik altbaşlıklanyla tartışmayı hedefleyen programda bugün saat 18.45'te Prof. Dr. Ali Dinçol'un 'Eski Anadolu'da Yazılar ve Diller' başlıkJı bir konuşması gerçekleşecek. Oaude Lelouch'un 1995 >ılında yönettiği 'Sefiller* adlı filmde Jean Valjean'ı, Fransız aktörJean Paul Beunondo canlandırnuştı. Kültür Ser\isi-Dünyaca tanınmış ro- man yazan VictorHugp'nun mirasçıla- n. geçen hafta Fransa'da yayımlanan ve yazann ünlü eseri 'SefiDer'in (Les Mi- serables) devamı niteliğindeki 'Cosette - Zamanın Ka>ıp Ha>alleri" (Cosette - The Time of Lost Illusions) adlı roma- nın Fransız yazan FrançoisCeresa ve ya- yımcısına 410 bin poundluk tazminat da- vası açrılar. Taraflar arasmda bir anlaşma sağla- namadığı takdirde 27 Haziran'da başla- yacak olan dava hakkında Hugo'nun mirasçılan bir açıklama yaparak dava- yı yayımcı ve yazann elde ettikleri kir- li paradan pay almak için değil, yasal hak- lannı korumak için açtıklannı ifade et- tiler. Mirasçılar, aynca eserin devamı- nın yazılmasını da işgüzarhk olarak de- ğerlendirdiler: "Victor Hugo, hikiyesi- nin devamım yazmaya gerek görseydi kendisi yazardı." Hükümete çağnda bulunarak yazar- larla eserlerini koruma amaçlı yasalann gereğinin yapılmasını da isteyen miras- çılar, tazminat konusu olan paranın sem- bolik ve ahlaki bir anlam taşıdığını, ruh- suz küresel kapitalizmin edebiyat değer- lerini ne hale getirdiğini kanıtlamak adı- na da ibret olacağını da eklediler. Kitabın aynı zamanda gazeteci olan ödüllü yazan Ceresa da 3 yılhk bir ça- lışmadan sonra oluşturduğu kitaba yö- nelik bu tepkilere cevap vermekte ge- cikmedi: "Insanlann Victor Hugo'nun aıusmı korumakistemelerini anlıyomm ve eleştime karşı değilim. Fakat onlar- dan kitabunı çöpe armadan önce en azm- dan bir kere okumalannı beklerdim. r> Ceresa'nın avukatı Jean-Claude Zylberstein da müvekkilini "Ceresa ede- biyat miraslarunızdan birine saygı gös- ternıek istedi. Esas, bazı müzikal ve dra- ma uvarlamalan Hugo'nun eserierine zarar verirkcn mirasçılan bundan etki- lenmemişti" sözleriyle savundu. Kitap, mahkûm Jean Valjean, kararlı ve azimli polis memuru Javert, şeytani Tnenardierailesi ve küçük öksüz Coset- te'e daha yeni bir yorum getinyor. Özel- likle Hugo'nun kitabının sonunda polis memuru Javert tarafindan Sen Nehn'ne atlamaya ikna edilen Valjean ölmüyor. Yazar Ceresa. Javert'in 'SefiIIer'in asıl kahramanı olduğunu iddiaetti: "Ja\ert büyükbir ihtimafledüşündüğü kadarkö- tü bir adam değil. Onun çok yönlü tanın- masını istedim. Aynca Thenardies aile- sinin cezalandınlmasıru da istedim." Şimdiye kadar 65 bin kopya satan ki- tap için yapılan eleştiriler ıse "renksiz, soluksuzbir mclodram" olduğu yönün- de. 1862 "de yayımiandığı ilk gün 48 bin kopya satan Hugo'nun 'Sefiller'inin de eleştırmenlerce pek beğenilmediğı bi- liniyor. Hugo da kişısel notlan arasına eleştirmenlenn kitabına gösterdiğı ta\- n 'tepküi ve az ya da çok ama düşman- ca' kelimeleriyle not etmiş. 'Sefüler'in televizyon uyarlamasında ünlü aktör Gerard Depardieu. Charlotte Gainsbo- urg ve John Malkovich rol almıştı. K Ü L T Ü R t Ç İ Z İ K K  M İ L M A S A R A C I
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog