Bugünden 1930'a 5,458,119 adet makale



Katalog


«
»

9 ARALIK 2001 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 19 Amerika ile stratejik ortaklık kurulacakmış... "Bu işin sonu da ekonomik ortaklıua benzerse!" PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU Elektronik posta: deniz8om@cumhuriyet.com.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.612 44 87 KADER'in tencihi Kadınların siyasete girmesi ve toplumda daha etkin yer alması için çalışan KADER'in Denizli Şubesi, kadınların seçme ve seçilme hakkını kazandığı 5 Aralık'ta bir etkinlik düzenliyor... Denizli KADER üyeleri Ulucami'ye gidip Atatürk'ün ruhuna mevlit okutuyorlar... evlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu'nun bol ödüllü "eser"i olarak TRT'de gösterilen Salkım Hanım'ın Taneleri filmi ile bir kez daha gündeme gelen Varlık Vergisi'ni başta "solcu" geçinen numaracılar olmak üzere birçok çevre eleştiriyor... Varlık Vergisi yürürlüğe girdiği sırada henüz 6 yaşında bir çocuk olan Karakoyunlu, dönemin tanığı olarak ahkam kesiyor; ikinci cumhuriyetçılerTürkiye Cumhuriyeti'nin eziyete uğramış azınlıklardan özür dilemesini istiyor; hatta soykınm iddialarına malzeme yapılacak şekilde kitaptaki Yahudi tiplemelerin filmde Ermeni'ye çevrilmesi bile "sanat" olarak kabul ediliyor... II. Dünya Savaşı koşullarında büyük bir ekonomik kriz yaşandığını... 1 mılyon kişinin silah altında olduğunu... Ekmek bulamayan halkın süpürge tohumu yediğini... Nüfusun yüzde 82'sinin köylü olduğunu... Devletin, köylünün iki koyunundan birini, hatta iki öküzünü birden vergı olarak elinden aldığını... Ürünün dört Varlık Vergisi te birine vergi olarak el konduğunu.... Köy lüye yasa gereği yol açmak için taş kırdırıldığını ve sonra da devletin köylüden yol vergisi aldığını... Köylüden toplanan verginin 300 milyon lırayı aştığını kimse konuşmuyor... Varlık Vergisi salınan 100 bini aşkın kişi arasında Istanbul kumarhanelerınde eğlenmekte olan 2 bin 563 kışiden istenen 189 milyon liranın hesabı soruluyor... Haksızlık yapılmış... Yuh olsun... Anadolu'daki köylü sizin sağmal ineğiniz mi! Zekeriya Sertel bugünkü numaracı solcuların işlerine geldiğinde sığındığı kişidir... Bir süre sonra matbaası yakılacak olan Sertel yazıyor: "Varlık Vergisinin ilk neticesi, 18 milyon nüfusun iktisaden ızdırap çekmesine karşılık bu 100.000 kişinin, küçük ekalliyetin refah ve servete kavuşmasından doYüksek Yerilim Hattı erdincutkuf" yahoo.com ğan haksızlık ve adaletsızliğin tasfiye edilmiş olmasıdır. Harp şartlan içinde bu adaletsizlik göze batacak bir şekil almıştı. Büyük halk tabakalarını sıkıntı çekerken zenginlerin lüks içinde yaşamaları göze batıyordu. Bahusus bunların çoğu servetlerini harp esnasında tabii olmayan şartlar içinde, fakir halkın gıdasından, yiyeceğinden, yahut hükümet ihtiyaçlarından temin etmişlerdi. Bu bakımdan bu fazla servet daha ziyade cemiyete aitti. Cemiyet, Varlık Vergisi ile kendisine aik olanı aldı ve adaletsizliği düzeltti. Varlık Vergisi bize şu hakikati öğretmiştir: Bir cemiyette asıl olan ferdin refahı değil, milli refahtır. Milli refahın zararına ferdi refah olamaz ve olmamalıdır. Bugünde harp şartlan içinde, bütün milletin muzdarip olduğu bir devirde, mahdut zümrenin refahı bir hastalık alametidir, gayri tabii bir haldir. Varlık Vergisi bu hastalığı tedavi eden bir deva, gayri tabiiliği tasfiye eden bir çaredir." Kendılerıne gclince işi bitirirler; bize gelince iş işten çoktan geçmiijtir! "Rüşvet Show" Geçen perşembe akşamı Reha Muhtar'un sunduğu Ateş Hattı programında milyonlarca televizyon izleyicisinin tanık olduğu canlı "Rüşvet Show" gerçekten çok çarpıcıydı... Ankara'dan gelen iki "paragöz" devlet memuru bu acartelevizyoncumuzun özel ekibı tarafından tam anlamıyla tongaya düşürülmüş, rüşvet aldıkları sırada polisler tarafından "suçüstü" yakalanmışlardı. Rüşvetin nedeni Alanya yakınlarında bir SİT alanına yapılması düşünülen turistik bir tesisti... Rüşvetçi devlet memurlarının konuşmalarından, belli paralar karşılığında SİT alanlarına inşaat yapılmasının mümkün olduğunu, bunun birçok örneğinin görüldüğünü, "parayı verenin düdüğü çaldığını" bir kez daha anlamıştık... Show'un bu bölümü sona erdikten sonra acartelevizyoncumuz tekrar asıl yerine, yani Ateş Hattı programının gerçekleştirildiği stüdyoya dönmüş ve orada bulunanlardan büyük alkış almıştı... O sırada stüdyoda Türkiye'ye ilk kez gelmiş herhangi bir yabancı bulunsa ve kopan bu alkışa ve göz pınarlarından dökülen duygu yüklü yaşlara tanık olsa, müthiş duygulanır ve kendisine sorulduğunda da herhalde, "Siz Türkler rüşvete, yolsuzluğa, namussuzluğa karşı çok duyarlı insanlarsınız.." derdi, "gerçekten çokduygulandım..." Her zaman olduğunu, yaşandığını bildiğimizolaylar karşısında böyle bir şeyi ilk kez duyuyormuşuz, böyle bir şeye ilk kez tanık oluyormuşuz gibi tepki göstermek, duygulanmak, gözyaşı dökmek dünyanın başka yerlerinde pek rastlanmayan ilginç bir özelliğimizdi bizim... "Rüşvet olayı" da kendimizi bildik bileli yaşadığımız, çoğumuzun da kıyısından, köşesinden bulaştığı, bulaşmak zorunda kaldığı bir gerçekti toplumumuzda... Çünkü çoğumuzun günlük yaşamında "pürüzlü" ya da öyle sandığı, öyle sanmaya alıştığı birtakım işleri oluyor ve bu tür işler hep "birşeyler" vererek çözülüyordu... Türkiye'nin neresinde olursa olsun, taşınmaz malların alım satımlarına söz konusu malın değerini olduğundan aşağı göstererek Maliye'ye, yani devlete "kazık atmak" yaygın bir gelenekti, sözgelimi... Bunu sizin gibı tapudaki memurlar da bildikleri için "birşeyler" bekliyorlar, o "birşeyler"\ görmeden işinizi yapmıyorlardı... Veriyordunuz... Ama ertesi gün bir yerde benzer bir olaydan söz edildiğinde, "Vay, namussuzherifler.." diyordunuz, "bu milletadamolmaz"... Gümrükçüler de, polisler de rüşvet alıyorlardı... Verenler olduğu için alıyorlardı... Yakalananları televizyonlardan, gazetelerden izliyorduk... Bakanlar da rüşvet almışlar, yargılanmışlar, mahkum olmuşlardı Türkiye'de... Kimi belediye başkanlarının da rüşvet aldığını biliyorduk. Foyaları meydana çıkınca kaçıp gitmişlerdi... Banka genel müdürleri de rüşvet alıyorlardı... Rüşvet alan bankacılarla rüşvet veren işadamları mahkeme salonlarında kapışıyorlar, "Rüşvetin belgesi mi olur, pezevenk!.." diye küfürleşiyorlardı birbirleriyle... Ateş Hattı'nda izledığimız "Rüşvet Show" çarpıcı bir gösteri olmakla birlikte bu bağlamda "yeni bir şey" sunmamıştı... Ekranda tanık olduğumuz olaydaki alkışlar, duygulanmalar, gözyaşı dökenler ise anlık bir "iç muhasebe"nin dışa vurumuydu aslında... Bir sorulsa, ekranları başında o programı izleyen, izlerken duygulanan insanlardan acaba kaçı, "Ben hayatımda hiç rüşvet vermedim, hiç rüşvet almadım.." diyebilirdi? Doğru, dürüst, namuslu, temiz ınsanların sayısı gerçekten o kadar çok muydu bu ülkede? O zaman kentlerimiz, ormanlarımız, kıyılarımız nasıl yağmalanıyor, onca "yasak yapı" nasıl yükseliyordu dört bir yanda? Kimi az gelirli devlet memurları nasıl oluyordu da lüks konutlarda oturabiliyorlar, altlarında değeri aylık maaşlarının ellı katı otomobillerde dolaşabiliyorlardı? Madem bir rüşvet olayı karşısında gözyaşı dökecek kadar duyarlı insanlardık, niçin rüşvetin, yolsuzluğun, pıslığin üzerıne giden devlet adamları, politikacılar, bürokratlar, memurlar istifaya zorlanırken, etkisiz görevlere atanırken hiç ses çıkartmamıştık? Hiç ses çıkartmıyorduk? Hayatların gösteriye dönüştüğü kırlenmiş birtoplumda "Rüşvet Show" da ancak dramatik bir gösteri olarak kalıyordu sonuçta... Bizi belki bir anlığına rahatlatıyor, ama aklanmamıza hiç mi hiç yetmiyordu... eposta:dkavukcuogluıa superonline.com Faks:0212723 84 97 Unutulan denizci Denizyolları, Türk denizciliğine büyük hizmeti geçen ve geçenlerde yitirdiğimiz hukukçu kaptan Gündüz Aybay'ın adını Şehir Hatları'nın bir gemisine verdi... Fakat Denizyolları, Türk denizciliğine emeği geçmiş eski genel müdürlerinden ve yıllar önce yitirdiğimiz Nezih Neyzi'nin adını bir gemiye verme sözünü ise unuttu... Anımsatalım dedik... SESSİZSEDASIZ(I) NUk1KUÂTCEbE Okurlardan Akif Kökçe diyor ki: "Atatürk'ün evladı yerındeki kurum Sümerbank, O'nun ocağı olan ordunun kurduğu bir kurum OYAK tarafından satın alındı. önümüzdekı günlerde Sümerbank tabelası indirilip yerine OYAK yazılacak, yani Atatürk'ün vasiyeti yine Atatürk'ün başka bir kurumu tarafından yerinden kaldırılmış Sümepbank'ın tabelası indirilinken olacak, ne acı." Bu arada Kökçe, başka bir konuda da televizyon programcılarına öneride bulunuyor: "Kriz öncesi alışkanlıkla gündüzleri halen kadın programları yapmaya devam ediyorsunuz, işsiz babaların evde oturduğunu düşünüp onlara yönelik programlar da yapın, reytinginiz artsın!" Nauru'nun Pasifik Okyanusu'nda bağımsız bir ada devleti olduğunu; suyu, tarım ürünleri ve kent hızmetleri bulunmayan adanın aşırı sıcaklığı nedeniyle "Pasifik Cehennemi" olarak anıldığını; Avustralya hükümetinin ülkesine Avustralya ve Pasifik Okyanusu gelen sığınmacıları 6 milyon dolarlık mal alma karşılığında Nauru'ya gönderdiğini ve sığınmacıların adada dikenli tellerle çevrilmiş eski bir fosfat yatağının oyuklarında kurulan toplama kampına yerleştirildiğini biliyor musunuz? behicakmturk.net ÇED KÖŞESI OKTAY EKİNCt KİM KtME DUM DUMA BEHIÇAK Risk altmdaki miras Türldye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Korunıa Vakfi'nın (TAÇ Vakfı) 25. yılı nedeniyle yayımladığı kitap; " Türkiye'de Risk Altındaki DoğalveKültürelMiras" adını taşıyor... Prof. Dr. llalıık Sezgin'in editörlüğüyle gerçekleşen kitaptaki 40'ı aşkın makaleyi kalcme alanlann uortak kaygıları" da bu "riskin" azalacağı yerde "gidcrek artması" Böylesı bir olumsuz gidişe karşı "neyapümasıgerektiği" konusunda görüş üretenler arasında ise TAÇ Vakfı yetkilileri de var. Örneğın, Başkanvekili ve Genel Sekreter Nanuk K. Şcntürk, kitabı tanıttığı yazısında; "Vakıf olarak şikâyet etmek ve sı/.lanmak yerine (...) bilgimizi, deneyimlerimizi ve bcccrilerimizi seferber etmek gerektigine inanıyoruz." diyor. .. Benzer bir vurgulamayı, yine TAÇ Vakfı adına M. Sinan Cenim, kitabın sunuşunda her zaınanrisklcrdensöz edilecektir..." Peki, bütün bu "risklerden" hiç değılse bazılarını arlık "eıkisiz" kılamaz mıyız?.. Galiba, bu sorunun yanıtına da bizim bazı "katküarda" bulunmamız gerekiyör. Örneğin, N. K. Şentürk'ün "seferber cdelim" dediği bilgi ve becerilerini kullanarak koruma amaçlı imar yasaklarını "delmek" ıçın aslı hiç olmayan "sahte tarihi bina" projeleriyle, gelecek kuşakları da kandıran "hayali restirüsyon" yapılarını Boğaziçi'ne dikenleri ve onay verenleri, hiç değilse artık "aramı/a almamak" pekâlâ mümkün... Aynı şekilde S. üenim'in de "Yanlışları tckrarlanıayalınr çağnsına ııyarak, aslında ayakta restore edilebilecek kadar "sağlam" olan kiiltür varlıklarıııı sürekli yıkarak lıem "betonarme" henı de "daha büyük" benzerlerıni yapmayı sanki alışkanlık haline getiren "sözde restorasyon u/manlannı" da durmadan "şımartmayı" bırakama/ mıyız?.. Hele, H. Sezgin'in yakındığı"politik tercihlere" ÇlZGlLÎK KÂMİL MASARACI B I J L M A C A SEUAT YAŞAYAN H A R B t SEMİH l'OROY semihporoyuı yahoo. com SOLDAN SAĞA: Sağlamken yıkıyoriar... Çünkü bctonarme taklidiyle "Testore"(!) edip, ardından da "korumacılık" dcrsi vercceklcr... özetle şöyle yapıyor: "Birkere başınuza gelenin, bir kere daha tokraıiannıaması gerekiyor..." Kitabı yayıma hazırlayan Prof. llalıık Sezgin ise aynı arayışlara neden olan "durunı saptamasındaki" kimi gözlemlerini bakın ııasıl özetliyor: "Eğitinıde kültürel nıirasın koruıııııasınııı öğrenciye la/ladan yük olarak gösterildigi, meslek odalarının korunıacı mensuplanna kolaylık j»östermediği, yercl yönetitnlerin ve Bayındırlık ve İskân BakaıüığYnın kültür varlıklannı sıradan binalar sınıfına dahil ettiği, Kültür Bakanlığı'nııı Korııma Kurullan'nı politik tercihlere göre oluşturduğu, ba/ı mimariarın ve öğretim üyelerinin korunıa konulannda sanıimi olmamaları sürdüğü müddetçc... Türkiye'de korunıa konusunda karşı tarıhimızı ve "duyarlı uznıanlanmızr nasıl koruyacağız?.. fşte bunun için de aynı politik tercihlere göre "mesleki hizmet veren " uzman tiirünün koruma kadroları arasında artık "buluııamayacağı" bir da yanışmaya, bir "etik" örgütlenmeye ivedi gereksinnıe var... Çünkü o duyarsız siyasetçiler, "korumadan ödün veren uzmanlannr böylesıne "kolaylıkla" bulamadıkları zaman, ödün vermeyenlere de böylesine rahat yüklenemezler... TAÇ VakfVnın 25. yılını kutluyor, bu "rlskleri" de yeniden anımsamamıza olanak sağlayan Prof. HalukSezgin'e ve kültür dünyamıza armağan ettiğı kitapta emegi olan herkese teşekkür ediyoruz... Oekinci(c> cumhuriyet.com.tr TARİHTE BUGÜN MÜMTAZAKIKAN 9Arahk ZENCf L£HÇE$fYLE YAZILAN ÖYKÛLER „ 8U6ÜN,AM£KİKAL/ yAZAR JOEL CHANOLER HAKRIS PO6OU. ÖZEUİICLE "ÜNOE REMUS*(ü£MUS AkACA) TtPl£M£SİYL£ ÜU mPACAKOLAH UAüftlS,MeSLBK YASA MlNA <ZA2ETEC/UKL£ BAfLIYAOUcnR. ABD'NİN Gü~ UEYİNDBKİ JARIM ALAMLARıUPA ÇAUÇAN ZJBNCİLERl İYİ TAMlMASI, YAPlTlAZIÜI CAMU KllACAknB. HAftHIS, AMEHİkAU EDeBİYATINM ZEMCİ LEHÇBi V£ FOLKLOfUIUU İLK. /CUUAUAAILABDAU BtRj SAYILACAK, ÖYKÜLERlfilt K£AJP/ SÛLMBCe AMLAYI^ ŞIYLA roĞURACAtng.YAŞLt,AKlLU8î£ zetJCİ OLAU TİPİ, "UNCLE eeUUSn,ANLArn6l HAYVAU MASALLARIYlA/m2AglNFlKUHERİNİ 'Sağda, Walf Disrrey'ı»,onun âyku/erinden smemaya m ğulacjığı "Soug efSoaHt"fi/ntinder) lairsalnne gâru/uyor. FİLM ÇIKIŞI A4 A3 35x50 35x70 veya 35x60 metre film çıkışı. Siyahbeyaz veya istenilen rezolüsyonda renkli. Piyasa fiyatının altında. Tel: (0212) 512 05 05 Dahili 481 EsasNo: 1999/1949 Karar No: 2ÜÜ0/2205 Necla Mmgan tarafından Mehmet Mıngan hakkında açılan boşanma davasmda, Yapılan yargılamalar sırasında Kars ili, Susuz. ılçesi, Ermışler, 12 cilt, 26 kütük sırusında nüfusa kayıtlı Şamıl ve Zozan oğlu 2.1.1966 doğumlu 31 bırey sayılı Mehmet Mıngan ile Alı ve Türkmen kızı 14.11.1956 dogumlıı 64 birey sayılı Nccla Mıngan'ın TMK 134. maddesi gereğınce buşanmalanna karar venlmiştir. Davalı Mehmel Mingan adresinde bulunmadığından kendisine boşannıa kararı tebliği yenne gcçmek üzere ilanen tebliğ olıınur. 12.10.2001 Basın: 62907 ANTALYA 2. ASLİYE HDKUK MAHKEMESrNDEN 1/ Büyük endişeler ve korkularla belırginleşen ruhsal rahatsızlık. 2/Türk müziğinde bir makam... " Mansur": Oyuncumuz. 3/ "Git, defol" anlamında argo sözcük... Yemek borusunun başlangıcında yer alan boşluk. 4/ Utanç duyma... Parıltı, parlaklık. 5/ Günlük yaşama ait küçük ve geçıci belgeleri toplama şeklinde koleksiyoncu9 luk. 6/ Volga Irmağı'na verılen bir başka ad... Bir nota. 7/Bir siniri oluşturan uzun liflerın her bıri... Roma mitolojisinde verimlilik tanrıçası. 8/ tYanz Kafka'nın bir romanı... Dağ ya da tepenin alt bölümü. 9/Tarihsel olayların zaman bakımmdan sırası. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/Çalgıç... "Ne âkilem ne divanc/ Gel gör beni n'eyledi" (Yunus Emre). 2/lşsız, aylak... Biryağış şekli. 3/Duvar içinde bırakılan oyuk bölüm... Dantele benzer süsleri olan bir tür kumaş. 4/ Dahil... Anadolu'nungüneybatısında, Likya'mn ünlü kutsal kenti. 5/Ant. 6/ Alüminyum, manganez ve silisyum içeren nikel alaşımı... Bir organımız. 7/ Posta sürücüsü... Yapısına girdiği sözcüğe "kendi kcndine" anlamı katan yabancı önek. 8/ Karışıkrenkli... Müzıkte, birakoruoluşturanseslerin peşpeşe duyurulması. 9/Tatlı bir çörek... " Toprak": Behçet Necatigil'in şıır kitabı. 1 2
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog