Bugünden 1930'a 5,431,491 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

6 ARALIK 2001 PERŞEMBE CUMHURİYET kultur(« cumhuriyet.com.tr SAYFA 13 FERİDITN ANDAÇ HAYATIN ÖTE YAKASI i bir dil yaratmak ÖKUMA ÖNERİLERİ Milan Kundera: Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Çev.: Erhan Bener, 1998; Yavaşhk, Çev.: özdemir lnce, 1995; Kimlik, Çev.: Aykut Derman, 1998; Saptmlmış Vasiyetler, Çev.: özdemir lnce, 1994, Can Yaymları; Roman Sanatı, Çev.: tsmail Yerguz, 1989; Ölümsüzlük, Çev.: 1. Yerguz, 1998, Afa Yay.; Varolmamn Dayamlmaz Hafifliği, Çev.: Fatih Özgüven, 1986, tletişim Yay. ODAK NOKTASI AHMET CEMAL 'Ben, Nâzım, Yaşarken ve Ölüpken...' Yazarlarından biri olduğunuz bir oyun üzerine yazmak. Doğrusu başlangıçta çekinmedim değil. Ama sonradan düşündüm ki, bu yazı ile amaçlanan, farklı bir tiyatro çalışmasının mutfağını okurlara açmak olacak. Ve böylece de pek yakında gösterime girecek bir oyunla tiyatroseverleri daha iyi tanıştırmak. O halde, bir oyun üzerine yazmaktan sırf altında benim de imzam var diye vazgeçmenin hiçbir anlamı yok. Nâzım Hikmet'i konu alan bir oyun yazmayı geçen yazın başlarında planlamıştım. Bu tek perdelik oyunu Stüdyo Drama'da oynanmak üzere, bu arada Onur Bayraktar'ın oynaması için ve önümüzdeki "Nâzım Yılı" dolayısıyla yazacaktım. O sıralarda çıkan bir yazımda şöyle demiştim: "...Böyle bir oyun. Aslında var kafamda. Epeydir var. Tek kişilik bir oyun. Aslına bakılırsa, Onur için tek kişilik bir oyun yazmayı 'Kaos'fan bu yana istemiştim hep. Sonradan bu istek somutlaşıyor. Onur'un Nâzım 7 oynamasını istiyorum. Onun oyunculuğuyla yaratacağı Nâzım 'ı merak ediyorum. Gerçi henüzyirmi iki yaşındaki bir insanın bu işin altından nasıl kalkacağı sorusu da bir an kafama takılmıyor değil. Ama hemen anımsıyorum ki, o, yaşamla birlikte ölümü de düşünce dünyasına çoktan yerleştirmiş bir genç insan. ölümü tartışabilen, artık hiçbir acıya yabancı değildir..." Oyun çok kısa zamanda tamamlandı. llk metinde "Adam" ve "Nâzım" olmak üzere iki kişi vardı. "Adam", davet edildiği bir "Nâzım Hikmet'i Anma Toplantısı"nda kendi Nâzım'ınıanlatıyordu. Anlatırken de zaman zaman Nazım'a dönüşüyordu. Yani oyunda tek oyuncu iki rolü birden üstlenecekti. Ama bu ilk metin, sonradan radikal bir değişime uğradı. Çünkü Onur, ön çalışmalara başlamamızdan kısa bir süre sonra benim gözümden kaçan önemli bir noktayı gündeme getirdi. "Adam ", anlatıcı olarak kaldığı sürece Nâzım ile kendi özelinde karşılaşabilme, içselleştirdiği bir Nâzım'ı yansıtabilme olanağından yoksun kalacaktı; bir karakter olamayacaktı. Neredeyse sadece klişe söylemlerin içerisine hapsolacaktı. Onur'a göre "Adam"\ karaktere dönüştürebilmenin tek çaresi, onu bir toplantıda anlatıcı olmaktan çıkarıp, kendi çevresinde, kendi dört duvarı içersinde Nâzım'ı anımsayan birine dönüştürmekti. Haklıydı. Bunun üzerine Onur'dan "Adam" bölümlerini yazmasını istedim. Bu işi çok kısa sürede tamamladı. Bu arada eski "Adam"\ "Genç" karakterine dönüştürdü. Oyun, artık okumaya meraklı, bıraz içine kapanık, Nâzım hayranı ve yirmilerinde bir gencin içselleştirdiği Nâzım Hikmet'i, tümüyle kendisinin olan bir şairi düşlerinde canlandırması temeline oturmuştu. "Genç ", artık bir karakterdi ve oyunda, kendi Nâzım'ını düşlediği evrelerde ona dönüşüyordu. Ben en baştan, Nâzım'ın sürgün yıllarında ülkesine duyduğu özlemle nasıl yaşamış olabileceği sorusunu oyunun çıkış noktası olarak almıştım. Onur'un "Genç"i de, bu özlemi kavrayabilmek için onu, kendi ölen sevgilisine duyduğu özlemle karşılaştırmaya çalışan bir karakterdi. Pek yakında gösterime girecek olan bu oyun, şimdi artık ikimizin imzasını taşıyor. Ve ben bu çalışmayı sanırım en çok "klişeleri" bir yana bırakıp, başkalarında yaşayan, herkesin kendine göre içselleştirdiği bir Nâzım'ı betimlemeyeçalıştığı için önemsiyorum... eposta:ahmetcemalO' superonline.com acem20(" hotmail.com Her bir yapıtı, bana, anımsayışuı ve unutuşun kitabı gibi gelen Milan Kundera'nın Bilmemek romanıyla genc savrulmalann, çözülmelerin, sürgünlüğün, kopuşun ve bağlanışın bannağına dönüyorum. Yeni bir dil yaratmanın labirentlerine, yazının/romanın hayatımızdaki anlamına... Kundera, her bir anlatısında belleğin katmanlı yolculuklanna çıkanyor bizi. Ait olma duygusunu var eden mekânlara/dile/coğrafyaya, yaşanmış zamana, unutulmuş anlara döndürüyor. 0nun sürgünlüğü yurdundan koparıhşıyla başlamaz. 1968 işgali, dilinin/yazısının önüne engeller koyar. I975'te alıp başını Paris'e gittiğinde ise yazdığı her bir satınyla yurduna döner: ait olduğu yere, belleğe... 0nun Ithaka'ya yolculuğu dinnıez sızıları getirmiş, anlatısının debisini oluşturmuştur. Yaşam Başka Yerde, o sevinç çağlanna bir özleyişi yansıtır. Haşek'ten, Kafka'dan renkler, seslerle örülü bir dünyanın kapısını aralar. Gülüşün ve Unutuşun Kitabı'nda tanığı olduğu 'tarih'in saklı yüzüne döner bu kez de. Sorularla yol alır. Hayata, insan/toplum gerçeğine öyle de bakmamızı önerir adeta! Batı'da yüzleştikleri, yazı yolunun bir başka boyutunu getirip önüne koyar. Belki de onu, Ölümsüz'ü yazma çizgisine getiren de bu duygudur. Yani, burada yüzleştikleriyle, ötede, ülkesinde olup bitenlerin doğurduğu bir çöküntü, umutsuzluk onu daha sorgulayıcı kılmıştır. Insana doğru yolculuğu yazıda, ona, anımsayışın/unutuşun/hissedişin labirentlerini kurdurur. Ölümsüzlük, Yavaşuk, Kimlikböylesi biraçılımı getiren romanlardır. Bir yanıyla roman sanatının bugün vardığı/olması gerektiği yeri, işlevini imler; öte yanıyla da yeni dünyada/yeni hayatlarda yeni bir yazı düzeninin doğmasının kaçınılmazlığını vurgular. Oyunun/dü;ün/dü;üncenin/zamanın çağrısı'ndan bakarak romanın var olma nedeni'ni, sürekliliğini açımlar. Romana yeni bir pencereden bakar, baktırır da. Saptmlmış VasiyeÜer, bu anlamda, roman sanatı(nın) yaratıhş/çıkış öyküsüne göndermeleri içeren bir .açışın, sığınışın, savrulmanın değil; daha çok adlandırmanın peşindedir o. Sürgünlüğü seçmesi, bir başka dil ortamında yaşaması, hatta o dilde yazması onu ait olduğu yerden koparamaz. Kendi dilinin, dil yurdunun kapılanndan geçer. Kopamadığı anakaranın renkleri, sesleri vardır her bir anlatısında. anlatı olarak karşımıza çıkar. Dünden bugüne bir bakışı, Rabelais'den Salman Rüştü'ye yazma eyleminin değişen/değişmeyen yanlannı, beslendiği kaynaklan irdeler. 0nun anlatısının vazgeçilmez yanı olan ironi gene burada da bizi karşılar. Bakışımını, roman sanatından ne anladığını estetik boyutta örnekJer de. Şu saptaması, onun romanına doğru yapacağımız okuma yolculuğunda bir anahtar olabilir: "Ironi şu anlanıa gelir: Bir romanda yer alan yargüarın hiçbiri tek başına ele alınamaz, bunlann her biri başka yargılar, başka dummlar, başka davramşlar, başka düşünceler, başka olgular ile karmaşık ve çelişik bir kıyaslama durumundadır. Ancak ağır bir okuma, iki kez, birçok kez okuma, romanın içerdiği bütün ironik iüşkUeri ortaya çıkarür, bu yapılmadan romanı anlamanın olanağı yoktur." Kundera, ülkesinin üç dönemecinin tanığı olarak, yazdıklarında sık sık anımsayışın/unutuşun izlerine dönse de; yaşanmış zaman, onda, hiçbir biçimde değersideşmiş,geçersizleşmiş bir zaman değildir. Gerçekliklerini ele aldığı kişilerin hayata bakışı, ideolojisi, yaşam bılgisı ekseninde bir dünyada var olan geçmış/şımdıkı zaman gerçeğinden söz eder. Duyuşlan, hissedişleri, davranışlan, düşünceleri, acılarının yansımalan da buna göredir. Kaçışın, sığınışın, savrulmanın değil; daha çok adlandırmanın peşindedir o. Dile gelen her bir ınsanlık durumu yetkenin, siyasal erkin karşısında duruşun anlamlaı ını içerir. Kundera romanının düşünce boyutu hep olagelmiştir. En içselleşen durumlan yansıtırken de bunu başat kılar. O arasözlerinde öne çıkandır da; üstelık açımlayıcı, tanımlayıcıdır. lnsanın, insanhk durumunun ta BELLEKKUTUSU "Ben romanlarımı her zaman iki düzlem üzerine kurarım: Birinci düzlemde romanın öyküsünü düzerim: Bunun üzerinde temaları geliştiririm. Temalar aralıksız olarak roman öyküsüyle ve roman öyküsünde işlenmiştir. Roman, temalanm bırakıp öykü anlatmakla yetindiğinde yavanlaşır. Buna karşıhk bir tema tek başına öykünün dışında da geliştihlebilir... Bir temanın bu biçimde ele almmasına arasöz adını veriyorum ben. Arasöz romanın öyküsünü bir an için hırakmak anlamına gelir." Milan Kundera, Çev.: 1. Yerguz. nıklığına bu pencereden bakar. Gülüşün ve Unutuşun Kitabı'na eklemleyebileceğimiz yeni romanı Biünemek de böylesi bir içeriği getirir. Sürgünlüğü seçmesi, bir başka dil ortamında yaşaması, hatta o dilde yazması onu ait olduğu yerden koparamaz. Kendi dilinin, dil yurdunun kapılanndan geçer. Kopamadığı anakaranın renkleri, sesleri vardır her bir anlatısında. Bilmemek, ımlediğimiz örüntüyle gelip bizi kuşatır. Bir sonraki yazıda, o sürgünlüğün yurdunda yazılan bu romana, diğer sürgün yazarlara dönüp bakmak üzere. Gençler, sanat tarihindeki gelişmeleri tartışacak Kültür Senisi Istanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı tarafından hazırlanan Sanat Tarihinde Gençler 2001 Semineri bugün ve yann yapılacak. Seminer İTU Mimarlık Fakultesi Taşkışla Kampusu'nda yapılacak. Sanat Tarihinde Gençler Semineri; bilimsel çalışmalarını 2001 bahar yanyılında tamamlamış gençlerin bir araya gelerek sanat tarihi alanında gelişmeleri izleyebilecekleri ve sorunlan birlikte tartışabilecekJeri bir platform oluşturmayı hedefliyor. Etkinliğin birinci gününde E. Emine NazaDönmez'in 'TürkÇiniSanaü'nda XVII. yy. Escrlerinin Yeri', Elmon Hançer'in 'Ermeni Minyatüründc İstanbul Okulu', Özgü Çömezoğlu'nun 'Demre Aziz Nikolaos Kilisesi Kazılannda 19961999 Yılları Arası Aydınlatma tşlevli Camlı Eserler', Semra Arka'nın 'Avrupa Rönesans Resminde Minıarinin Kullanınu', Pelin Uran'ın Erken Dönem Manyerist ttalyan Resminde Gerçekliğin Yidrilişi', Alev Oskay'ın Kübizmde Kolaj, Sertaç Işık'ın 'Çağdaş Türk Resminde Kübist EğUbnler, ve Evren Yümazın 'Paul Klee, Kandinsky, Malevich'in Metinkri ve Yapıtlan Arasında Bir Karşılaşürma' başlıklı konulan ışlenecek. Semincrin ikinci gününde Elif Keser'ın 'SüryaniOrtodoks Dini Mimarisi', Esra Güzel Erdoğan'ın 'Constanünople'da Son Dönem Manastuian ve Patronaj llişkisi', Seza Sinanlar'ın 'Bir Kamu Alanı Olarak At Meydanı1, Melishan Devrim'in 'Osmanlı Saray Mimarisinde Form ve Anlam Değişimi', Banu Sezginin 'Istanbul'daki Kayıtlı Mimar Sinan Eserlerinin Günümüzdeki Dunımlan ve Genel Gözlem', NevinKurtay'ın 'lstanbul'da 19. Yüzyıl Kentsel Yaşanuna Koşut Olarak Değişen Saray ve Konut MimariığT ile Berna Özcan'ın 'Türk Mimarisinde Postmodern Dönemde Yöreselci ve Tarihselci Bakış' başlıklı konulan tartışılacak. Mustafa Pilevneli sergisi tLK USTA BÜLENT ORTAÇGÎL Bugün saat 1930'da gerçekleşecek konscrdc Bülent OrtaçgiPe davulda Ccın AkscL klavyede Baki Duyarlar, basta Gürol Ağırbaş eşlik edecek. îş Sanat ustaları ağırlıyor Kültür Servisi İş Sanat Kültür Merkezi, 'Otoportreler1 başlıklı konser dizisinin ilkinde, bugün saat 19.30'da Bülent OrtaçgU'i konuk ediyor. Konserde Bülent Ortaçgil'e Erkan Oğur (gitarlar, ogur, ebow), Cem Aksel (davul), Baki Duyarlar (klavye) ve Gürol Ağırbaş (bas) gibi müzisyenler eşlik edecek. 'Benimle Oynar mısın?', 'Şık Latife' gibi hit yapıtlany la belleklere yerleşen, protest, müzik yazarı Orhan Kahyaoğlu'nun deyişiyle "var oluşuyla 'birey' olan bir şarkıcı" kimliğini taşıyan Bülent Ortaçgil, 'Blzim Şarkılanmız', 'Pencere önü ÇiçeğT, 'Rüzgâra Söylenen Şarkılar1, '2. Perde', 'Oyuna DevanT, 'Bu Şarküar Adanı Ounaz', 'Light' ve 'Eski Defterler' gibi albümleriyle Türk pop müziğinin en başanlı yapıtlanna imza attı. Ortaçgil'in yapıtlan, geçen yıl yayımlanan ve Nükhet Ruacan, Leman Sam, Bulutsuzluk Özlemi, Zuhal Olcay, Sezen Aksu gibi grup ve sanatçılar tarafından yorumlanan 'Bülent Ortaçgil Şarkılan' adlı albüm ile müzıkseverlerle buluştu. • Kültür Servisi Mustafa Pilevneli'nin 2001 yılı boyunca ürettiği suluboya resimleri yann Ankara Helikon Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor. 5 Ocak 2002 tarihine dek sürecek olan sergide sanatçının Fenerbahçe koyundan gezip gördüğü yörelere derlediği izlenim ve anılannı ustalıkla yansıttığı bazen coşkulu bazen de dingin peyzajlan yer alıyor. Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu mezunu sanatçı Almanya'da duvar resmi ve teknikleri alanında uzmanlık eğitimi gördü. Bir seramik ustası da olan Mustafa Pilevneli halen Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi. (0 312 441 78 01) ANKARA FİLM FESTİVALİ'NDE BUGÜN • KAVAKLIDERE SİNEMASI'nda saat 12.00'de 'Gregory'nin Kızlan', saat 14.30'da 'KüçükSenegal', saat 17.00'de 'Gölün Lancelot'su', saat 19.15'te 'Boulogne Ormanımn HanımlarT, saat 21.30'da 'Rita'nuı Kimlikleri'. (0 312 468 71 93) • K1Z1LIRMAK SİNEMASI'nda saat 12.00 ve 21.30'da 'Para', saat 14.30'da 'Nöbetçi Asker', saat 17.00'de 'Saücı', saat 19.15'te 'Aşk Dolu Kazalar'. (0 312 425 53 93) • ODEONCINEPLEX'te saat 12.00'de 'Bölünerek Yok Oluyoruz', saat 14.30'da 'Son Sığmak', saat 17.00'de 'Aşk ve Diğer Kâbuslar', saat 19.15'te 'Kar SporlanDersi', saat 21.30'da 'Mavi'. (0 312 541 13 33) • EKİN TİYATROSU'nda saat 12.00'de 'Hemşo', saat 14.30'da 'Renkli Türkçe', saat 17.00'de 'Gelin', saat 19.15'te 'Mclekler Evi', saat 21 30da 'ZoroKamçıh Adam'. (0 312 425 84 63) • ALMAN KÜLTÜR MERKEZİ'nde saat 12.0014.30 arasında 'Dünya Kısalanndan örnekler'. (0 312 417 82 37) • UM:AG VAKFI'nda saat 12.00,14.30 ve 17.00'de 'BelgeselGösterim'. (0 312 417 77 20) Genç kalemler Cumhuriyet'te. SORUN Işine gelirse diyor yanındaki sonra özgür olduğunu söyler kolunda kimi halkalar bir yoksul kimliğinde öykünür bütün şarkılar salıncağın geçmişinde gidip gelen varsayımlar kimi zaman lime lime sevginin bedenlnde suyun topraktan ayrışması varsayımlara dair yaşam kimi zaman dengeler üstüne OÜLER ÖZÇELİK TOHUM bazen zordur yaşamak üstüne üstüne gelir her şey çekip gitmek istersin dünyadan sevdiklerin aklına gelir kıyamazsın unutursun yıllar önce bıraktığını da sigara paketini arar ellerin savurmak istersin kederinl savuramazsın bakarsın dünyanın büyüklüğüne karmaşasına aclzliğini duyumsarsın sıçramak istersin kurtulmak kımıldayamazsın oysa bilirsin tohumdaki gizilgücü kabuğunu çatlatan derinlere göklere ulaşan ve ben bir tohumum dersin ben bir tohumum M. KURTULUŞ OÛRSES Ahmed Raşid'in kaleminden Afgan Savaşı ve Taleban Kültür Servisi "Taliban: tslamiyet, Petrol ve Orta Asya'da Yeni Büyük Oyun" adlı kitap Everest Yayıncılıktan çıktı. Afgan savaşı ve Taleban konusunda kapsamlı ve nesnel bilgiler içeren kitabı, Pakistanlı gazeteci Ahmed Raşid kaleme aldı, OsmanAkınhay Türkçeyeçevirdi. Kitapta, Taleban'ın küçücük bir grup olarak doğuşundan bütün dünyanın kadennin düğümlendiği bir korku odağı haline gelmesine kadarki serüveni ve Usame bin Ladin'in bu serüvende oynadığı rol en ince ayrıntılanna kadar gözler önüne seriliyor. Kitabın arkasında Taleban yönetiminin ve iki büyük petrol şirketi olan Arjantinli Bridas ile Amerikan Unocal şır Orta Asya'da dönen büyük oyun ketlerinin kapışmasının tarihini kapsayan kronolojiler dikkat çekici. Kitap, aslında bütün sorunun, Usame bin Ladin'den Taleban'dan, fundamentalist Islamdan daha çok tespit edilmiş ama işlenmemiş en zengin petrol rezervlerine sahıp Orta Asya petrollerinden başka bir şey olmadığını bütün çıplaklığıyla gösteriyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog