Bugünden 1930'a 5,438,457 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

5 ARALIK 2001 ÇARŞAMBA CUMHURİYET + SAYFA 15 Baykal: "CHPnhı geleceğhıl anyoruz." Geçmiş blttl, sıra gelecektel poota: denizsomQcumhuriyetcom.tr 5Oyaş üstündekiler zorla emekli edilecekmiş... "Önce hükümetten baslansm!" PANO Denizli'de Buldan, Denizli'nin bir ilçesi... Buldan'da öğretmenler ek ders ücretlerini zamanında alamıyor... Öğretmenlerin ek ders ücretleri nedense bir ay gecikmeyle ödeniyor... Fakat Denizli'nin öteki ilçelerinde böyle bir sorun yok... Sorun bir tek Buldan'da... Buldan'daki öğretmenler sanki cezalandırılıyor... Denizli'nin bir başka ilçesi Kale'de ise öğretmen AN Karlık'ın çabası ve Türkiye'nin her yerinden yurtsever insanların maddi desteği ile Kayabaşı köyünde yapılan sekiz yıllık ilköğretim okulunda sınıf, laboratuvar, kütüphane, konferans salonu kapılarına asılan bağışçı adlarının (çoğu müteveffa öğretmenlerin adı) sökülmesine çalışılıyor... Çünkü Milli Eğitim'in müfettişleri, valilikten izin verilmesini istiyor, Denizli Valiliği ise izin başvurularına yanıt bile vermiyor... evletın televizyonu TRT'den sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu'nun, yazdığı bir romandan çevrilen filmin avukatlığını yapmak adına TRT Genel Müdürü Yücel Yener'i savunarak görevini ihmal ve suiistimal ettiğini yazmıştık... Âynı zamanda Hükümet Sözcüsü de olan Karakoyunlu'nun ihmal ve suiistimalini Başbakan Bülent Ecevit'in gündemine alacağını hiç sanmıyoruz... Bu bakımdan, kamuoyunu yanıltmak için Karakoyunlu ve Yener tarafından olmayan bir "Devlet Sansür Kurulu"nun onayından geçtiği açıklanan Salkım Hanım'ın Taneleri filminin TRT tarafından yapımına sağlanan yüz binlerce dolar karşılığı destek, aslında Devlet Denetleme Kurulu'nun ilgi alanına girmektedir. Yapımı TRT için birçok şaibeyi içeren bu film, "eser" sahibinin bir bakan olması dolayısıyla siyasi iktidarın koruması alındığı için filmin yapımına ilişkin karanlık noktalarının aydınlatılması, Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Devlet Denetleme Kurulu'nu konuyu incelemekle görevlendirmesine bağlıdır. Kamu parasının yağmalanmasını kesinlikle onaylamadığı bilinen Cumhurbaşkanı'nın bu konuda da gereken duyarlılığı göstereceğinden kimsenin kuşkusu yoktur. TRT'nin, kendisinin çekmeyi kararlaştırdığı birsinema filmini neden özel bir şirkete yaptırdığı; yapımcısı tarafından 1 milyon dolara mal olduğu ve 350 bin dolar gişe geliri sağladığı açıklanan filmin TRT'ye kaç yüz bin dolara mal olduğu ortaya çıkarılmalıdır. TRT'nin piyasada deneyimli yapım şirketleri varken ilk kez film yapımcılığına soyunan bir limitet şirketi neden ve nasıl seçtiği açıklanmalıdır. TRT Genel Müdürü adı geçen filmin "kazanç sağYüksek Yerilim Hattı erdincutku" yahoo.com laıııak" amacıyla çekildiğini açıklamaktadır. TRT, para kazanmak isteyen şirketlere destek olmakla yükümlü müdür ve TRT'nin bu filmden kazancı ne olmuştur? TRT'nin bir mensubu olan yönetmen Tomris Giritlioğlu'nun özel bir şirket hesabına filmi çektiği aylar içinde devletten maaş almaya devam edip etmediği saptanmalıdır. Filmin kostümlerini sağlayanTürkiyefş Bankası'nın yaptığı masraf karşılığı TRT'den ücretsiz reklam yayımlatıp yayımlatmadığı, varsa ücretsiz yayımlanan reklamların ederinin ne olduğu belirlenmelidir. Dünya film piyasasına yönelik tanıtım ve pazarlamanın yapıldığı uluslararası bir internet sitesinde bu filmin 2. Dünya Savaşı sırasında Istanbul'da büyük bir trajedi yaşayan gayrimüslimleri konu aldığı belirtilerek filmin Türk tarihine gerçekçi ve objektif bir yaklaşım sergilediği yazmaktadır. TRT'nin gayrimüslimler arasında Ermenileri öne çıkararak savunduğu bu görüş doğru mudur? Parti enflasyonu var... Enflasyonu çözebilecek parti yok! Solculuk, Hastalık ve Can Sıkıntısı Üzerine "Solculuk bir hastalık mıdır" sorusunun günlerin kısaldığı, kışın şiddetlenmeye başladığı şu günlerde ortaya atılıp tartışılması bir rastlantı değildi... Ülkemizin okumuş yazmışları bu tür tartışmalan genelde kış günlerinde başlatırlardı. Çünkü hava erken kararır, sokakları sularsellergötürür, eğer bir de ramazan ayı ise hayat başkalaşır, onlar da çekildikleri mekânlarda ne yapacaklarını bilemezlerdi... Ellerinde o günlerin moda markası bir konyak ya da bir viski, şöminenin karşısına otururlar, çıtır çıtır yanan odunlardan, yükselen alevlerin oynaşmalarını izlerken düşünürler, düşünürler, en sonunda da "eğlencelik" bir konu bulurlardı mutlaka... Buldukları konular da hem kendileri gibileri hem de kendileri gibi olmayanları ilgilendiren konular olurdu genellikle... Ortaya atarlar, milletin üzerlerine gelmesini beklerlerdi...Milletdeüzerlerinegelirdigerçekten... Bu da çok doğaldı, çünkü kış aylarında herkesin canı sıkılır, herkes kendine eğlencelik bir şeyler arardı... "Gözünü sevdiğimin yazı.." diye düşünürdü insan... öyle ya, pırıl pırıl bir güneş, masmavi bir deniz... O pırıl pırıl güneşin altında o masmavi denizi burnuyla yaran, ardında beyaz köpükler bırakarak tenha koylara doğru kayan sülün gibi birtekne... Yanınızda uzanmış sere serpe yatan güzel mi güzel, bronztenli mi bronztenli birkadın... önceayakuçlarınız dokunur birbirine, sonra elleriniz birleşir, dudaklarınız buluşur... Sonra da serin sulara bırakırsınız kendinizi... Artık akşam yenecek ızgara balığın yanında ıçilecek şaraptan başka ne düşünebilir ki insan? An, bir şişecik "Château Curson Crozes Hermitage 1993" ya da "Grand Cru CevalierMontrachet 1992" oluverse elinizin altında... DENtZ KAVUKÇUOĞLU SESSÎZ SEDASIZ (!) NURtKURTCEBE Kalite ödülü, müziğin kalitesine mi? "2001 Ulusal Kalite Başarı ödülü"nü Aygaz aldı... Odül verilirken üretimden pazarlamaya kadar birçok unsur göz önünde tutulmuş olmalı... öte yandan... Münevver Özgür Kabaklı, tüpgaz satıcılarının kamyonetle sokakta dolaşırken hoparlörden yaydıkları gürültüyle savaşım veriyor... Bayileri uyarıyor... Sonuç alamayınca belediyeye şikâyet ediyor... Yıne sonuç alamayınca site sakinlerini örgütlüyor, gürültülü satıcıları protesto için herkes evdeki tüpünü değiştiriyor... Satıcılar bu kez de üç sokak ötesinden sesi sonuna kadar açarak geliyor... Gürültücü satıcılardan biri de Aygaz bayisi... Kabaklı, Aygaz Genel Müdürlüğü'nden pazarlama müdürü Hakan Bey'e telefon ediyor... Hakan Bey, servis arabalarındaki ses düzeninin söktürüleceğini söylüyor... Ama söylediği gibi olmuyor... Gürültüyle satış aynı şekilde devam ediyor... Münevver özgür Kabaklı, bir, süre sonra Aygaz Genel Müdürlüğü'nden daha üst düzey bir yetkiliye, Genel Müdür Yardımcısı Fikret Ellibeşoğlu'na ulaşıyor... Şikâyetini anlatıyor... Ellibeşoğlu, nazik bir dille Kabaklı'yı müzikten anlamamakla eleştirdikten sonra sokak satıcılarının kullandığı müziğin çok güzel ve rahatlatıcı bir müzikolduğunu söylüyor... Aygaz'a, kalite ödülü "müzik"ten verilmiş gibi! behicakUrturk.net • •• ÇED KÖŞESÎ OKTAY EKİNCÎ KİM KtME DUM ÜUMA BEMÇAK Anadolu Üniversitesi'ndeki 'Mucize'.. Diğer ülkeleri bilemiyoruz ama bizdeki en zor, en gcrilimli kamu görevlerinden biri de "rektörlük"tür... (îerçi, yakındaki rektörlük seçimleri de yine "kıran kırana" geçecek ama sonunda YÖK ve Cumhurbasjkanı tercihlerini de kazanarak bu "çok istedikleri" göreve gelenlerin kısa sürede "hevesleri kursaklannda" kalacak... Çünkü, rektörlük masası ne kadar çekici olsa da her yanı "sorunlaria" doludur... Buna, son yıllardaki "deviet üniversitelerini yoksullaşürma" politikasını da eklediğinizde, en çalışkan, en becerikli, en bilimden ve kültürden yana, en demokrat ve en özverili rektörlerin bile yü/lerindeki gülümsemenın "kerhen* olduğunu bilmek için psikolog olmaya da gerek kalmaz... Kısacası rektörlerimiz arasında eğer "başanlT olabilenler varsa, aslında "mucize*1 yaratmışlardır... Anadolu İJniversitesi'ni son zıyaretimizden sonra, ulusça "yüzakımız" olan bu bilim kubilmek" bile bugünkü koşullarda çok zorken "daha da ileriye götürmenüT örneğini de Engin Aytaç sergiliyor... Büyükerşen'in bıraktığı yerden alıp, aynı temelde sürekli ılerleyen bir bilim ve kültür üretıminı yaruılara taşıyan bu üniversitemizi "geliştirerekyaşatmanın" övgülerini kazanıyor... ••• • •• O gün Anadolu Üniversitesi 'ni bir kez daha gezdiğimizde, daha düne kadar "metnık bir eski yapı" olarak önünden geçilen eski "tavla" binasının içine girdık... "Sanat Galerisi" işleviyle restorasyonu o denli zarif ve anlamhydı ki 100 yıllık ahşap dikmeleri bile adeta gençleşmiş, zindeleşmişlerdi... Bir başka eski binanın, yine düne kadar tamirhane ve garaj olarak kullanılan tarihi taş yapının içine gırdiğimizde ise tanımlanamaz güzellikte "rustik" bir lokantayla karşılaştık... Büyük açıklıklan başanyla geçen ahşap asma çatı bile başlı başına bir "mimarlık oktılu" gibiydi... Anadolu Üniversitesi'nin Ç l Z G t L t K KÂMİL MASARACl "Solculuk bir hastalık mıdır" sorusu tipik bir "kış sorusu" idi yani... Can sıkıntısından patlayan kim varsa atılıvermişti üzerine sorunun... Kimi Beatles'ın Kari Marx'tan daha önemli olduğunu ta o gençlik yıllarında keşfetmiş, ama kimseciklere söylememişti... Söyleyememişti... Şimdi bunu söylüyor, söyleyebiliyordu... Ne güzel!.. Kimi de o soruyla birlikte eski "c/nnefy///ar/na"dönmüştü... Keşke alıverseydi 0 "yoldaş bacı"\/\ altına o zaman... Almamıştı, alamamıştı... Aklından geçirmiş, ama yapamamıştı... Şimdi olsa, kaçırır mıydı hiç? Ne güzel!.. Kimi de beyaz örtülü masalarda, mum ışığında yemek yemediği günlere yanıyordu ve edemediği "ça ça ça" dansına... Ama çoktandır değişmişti her şey... Beyaz örtülü masalarda, mum ışığında canı çektiğinde istakoz yiyebiliyor, "Chablis" içebiliyor, istediği kadar da "ça ça ça" yapıyordu... Ne güzel!.. Sanki o zamanlar birileri bunların şakaklarına namlu dayamış, "Beatles dinlemeyeceksiniz! Sevişmeyeceksiniz! Beyaz örtülü masalarda yemek yemeyeceksiniz! Dans etmeyeceksiniz!" demişti... Duyan da bunlar zorla, itilip kakılarak, kafalarına vurularak "solcu" yapılmış sanırdı... Manc'ın posterini, yalnızca Manc'ın mı? Ho Shi Minh'in, Mao'nun, Che Guevara'nın, Lenin'in, Fidel Castro'nunkileri de, kendileri asmışlardı duvariarına... Ihsani'yi de, Mahsuni'yi de özendikleri için dinlemişler, çıplak masada yemek yemenin kendilerinı başkalaştıracağını düşündükleri için atmışlardı beyaz masa örtülerini sofralarından... Sosyalizmi de, solculuğu da "böyle" algılayan kendileriydi... Hiçbir şey anlamamışlardı yani... Karl Manc'ın posterini duvara asmak çok kolay, ama onun üç ciltlik "Das Kap/fa/"ini anlayarak okumak oldukça zordu. Marx'ın "Felsefenin Sefaleti", PierreJoseph Proudhon'un "Ekonomik Çelişkiler Sistemi ya da Sefaletln Felsefesi" okunmadan anlaşılmıyordu, Kautsky okunmadan Lenin'in de anlaşılamayacağı gibi... Hiçbirini okumamışlardı bunların... Bunlar okunmadan da "sosyalist" olunmuyordu, olunamıyordu neyazıkki... "Hasta" olunuyordu yalnızca... Onlar da "hasta" olmuşlar, bir süre çekmişler, ama sonra kurtulmuşlardı... Ne güzel!.. Bir de her kış bastırdığında o hastalıklı günlerini anımsamaktan kurtulsalar, midelerini, bağırsaklarını ortalığa dökmeseler... eposta: dkavukcuogluCasuperonline.com Faks:0212723 84 97 BIJLMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN HARBİ SEMtHPOROY semihporoy(<ıyahoo.com ' ' 1 ' Kskişehir'de bir ders... Japon seramikçinin ögrvtmıııi Anadolu kadını. rumumuz için neden böyle bir giriş yaptığımı tahmin etmişsinizdir... Üstelık, RektörProf. Dr. Engin Aytaç'ın başarısını taçlandıran zorluklar, yukandakilerlede sınırlıdeğıl... Anadolu Üniversitesi'ni önce Eskişehir'e, arduıdan ülkemize armağan eden; yine yukarıda değindiğim mucizeyi "efsanevi" bir çabayla yaratan Yılmaz Büyükerşen gibi bir "erişilmezden" sonra rektörlük nöbetini devralmak nasıl kolay olabilır ki?.. Büyükerşen döneminde edinilen bilimsel düzey ile uçağdaş ve aydınluV üniversite ortamı, elbette ki Engin Aytaç için ülkemizde başka hiçbir "yeni rektöre" nasip olamayacak bir şans ve olanaklar zenginhğiydi... Ancak, yine böylesi bir başarı düzeyini sadece "sürdüreeğitim birimleri, öğrenci sayısı, açık ve uzaktan öğretimdeki "bilgisayar dünyasıyla kucaklaşan" yeni atılımları, hem kampustaki hem Eskişehir kenti içindeki sosyal ve kültürel hızmet ve yaşam üniteleri, heryeriyle bakımlı, güzel, çağdaş ve uygar üniversite mekânlan, çarşısıpazarıyurtlan lokantalarıkafelerı; ayrıca yayınları, etkinliklerı, öğrenci kulüpleri ve her şeyi... Anadolu'nun ortasındaki en büyük "çağdaş" değerimiz, geleceğimizin güvencesi ve ulusal gururkaynağımız... Asla ödün verilmeyen "Cumhuriyet ve aydınlanma bilinci" ise sadece öğrencilenne ve Eskişehir'e değil, hepimize yol gösteriyor... Rektör Engin Aytaç' a herkesin destek vermesi gerekiyor... oekinciC" cumhuriyet.com.tr TARtHTE BUGÜN MÎMTAZARIKAN SAralık 't>E 8U6UN, "0£/ 6K4rtA"4PLI İN6İÜZ MüKErre&ırr, Aruts OKMM/SO'MM S££t>eN 8* AenAÇl. İ r£UEMÜY£ TÎ9N YAŞAM 8£ÜKTİSİ SÖ/CÜLM£rİNC£, İKf KAYIKL4 8ü GEMİYS MI?T7. ANCAK, C£L£STE\A8O'O£N 7PŞ/AstAİ£rAyC>l. YÜK£ &İR , , MARY CELESTE 'NİN ESRARI /. İK>O 4UCOL u£ yotrn/. YÖ/V£T/M*/Z KUAN MAKY YEUCEUteRJNDEH ŞAÇfcA ZARAB GÖKSU 8İK OtMAMtfTT. SAiVK/, 6£Mİ SAK/HLERİ l'Z PAM YtL/Jt* S ! Dosya No: 2001/107 Davacı lv«s?leri Bakanlığı vekili Av. Nilüfer Demir tarafından davalı Mustafa ö z aleyhine açılan alacak davasının mahkememizde yapılan yargılamasında vcrılen ara karar gereğince, Mustafa Öz, 1. (ad. 7. Sok. No:l BalgatAnkara adresine adına gönderilen davetiye ve dava dilekçesı adresinde bulunamadığından teblig edilemediği, /abrtaca tebligata yarar açık adrcsı tcspıt edilemediğinden yukarıdaki özeti yazılı davaya karşı varsa savunmalarınızı vcya delillerinizi duruşmamn bırakıldığı 11.12.2001 günü saat 9.45'te mahkememize gelerek beyanda bulunmamz veya kendinizi bir vekille temsil cttirmeniz, aksi takdirde gıyabınızda karar verileceği hususu HUMK'nin 509. ve 510. maddeleri gereğince davetiye yerine kaim olmak üzere ilanen tebliğ olunur. 27.11.2001 Basın: 74060 ANKARA 15. SULH HUKUK MAHKEIVIESİ'NDEN 1/ Nazi işgali altındaki Yunanistan'a yiyecek yardımı götürürken 21 Şubat 1942'de Marmara Adası yakınlannda batan Türk gemisininadı. 2/Yunanrakısı... Hoşa giden bir inceliği olan. 3/ lnce kamış... Gösteriş, caka. 4/ Kalın sopa, değnek... Argoda esrar. 5/ Maddenin, kimyasal bir tepkimeye girebilen en küçük parçası... Faüh Sultan Mehmet'in şiirlerinde kullandığı mahlas. oVKalsiyumun simgesi... Göklerin en yüksek yeri... Vilayet. 7/lpekten, sanmtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz kumaş... Rey. 8/Hayvanlara vurulan damga... Gümüş parlaklığında bir element. 9/Cisimleri, bileşime ya da aynşıma uğratarak niteliklerini belirtmede kullanılan maddc... Eski Mısır'da güneş tannsı. YUKAR1DAN AŞAĞ1YA: 1/ Gerçekte olmadığı halde varmış gibi tasanmlanan. 2/lyi, güzel... Isparta'nın bir ilçesi. 3/Koyunun kolkürek bölümünden elde edilen sılindır biçimli et... Hatıra. 4/ "Cihat " : Ünlü kalecimiz. 5/lslamlıktan önce Kâbe'de duran üç puttan biri... Tırpana balığına verilen bir başka ad. 67 Bir nota... Antalya'nın bir ilçesi... Dolma yapmak için hazırlanan karışım. 7/Silifke ilçesinde antik bir kent... llkel bir silah. 8/Çekmecelerine çamaşır konulan dolap. 9/ Bir iskambil oyunu... Lanta,n elementinin simgesi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog