Bugünden 1930'a 5,432,954 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

5 ARALIK 2001 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA kultur(a cumhuriyet.com.tr 13 EVtN İLYASOĞLU ALLEGRO Kamuran Hoca'ya selam evda Cenap And Müzik Vakfı, bu yılki altın onur madalyasını özellikle çağdaş bestecilerimizi çok iyi tanıyan, dünya tarihi ve kendi tarihimiz içinde onları çok iyi değerlendiren bir uzmana, piyano pedagogu Kamuran Gündemir'e verdi. fırsatı buldum. Kitabın başlığını veren "Ölümsüz DenizTaşlarıydr dizesi de Kamuran Bey ile Usmanbaş'ın Ayvalık sahillerinde dolaşırken üreltikleri bir felsefe sonucıı ortaya çıkmıştı. Sonra bir piyano yapıtı halinc dönüş.müş. ve bunun da Kamuran Bey ilk seslendirisini yapmıştı. Kendine özgü pcdal tekniklerini kullanarak yapıta yenı boyutlar getirmişti. Önceki kuşaklarda üstün yetenekli çocuklann bir an önce yurtdışjna gıtmesı ıçın savaş venlirdi. Oysa son yıllarda yurtdışına piyanist ihraç etmeye başladık diyerek övünüyoruz. tşte Kamuran Gündemir gibi özvenli hocalarla bu sağlanıyor. Kamuran Bey'ın adına verilen ödülü ben Mithat Fenmen ve Ferdi Ştatzer gibi hocalarımızın adına da alkışlamak istiyorum. ris'te eğilim gördü. lspanya Dos Hermanas klarinet yarış.masında birincılik kazandı. Halen Avrupa'da tanınmış orkestralar eşliğinde çalıyor ve oda miiziği yapıyor. 10 Aralık 2001 tarihinde, Fransız Radyosu'ndan canlı olarak yayınlanıp, ınternetten de 24 saat boyunca dinlenebilecek olan bir programda çağdaş Türk bestecılerinin (UsmanbaşMimaroğluFırat)yapıtlannı seslendirecek ve Ertuğrul Oğuz Fırat'ın klarinet ve piyano için yazdığı "Yiv1 GÜZELÎN ARDINDA BERTAN ONARAN Bağışıklık ve Kanser Henri Laborit, "Davranışlarımızın öyküsü"adlı kitabında şu yalın saptamayı yapıyor: Canlı varlığın biricik ereğı varolmaktır, varlığını sürdürmektir. Sayfamız ekinsanat sayfası; ama varlığımız, canımız sürmüyorsa ekin, sanat olabilir mi? Dolayısıyla ben, aslında bütün öbür sanat dallarının, yaşama sanatını, canlı kalma sanatını öğrenip uygulamaya yaradığına inanırım. Uzak akrabalarımız beyaz fareler üzerinde şöyle bir deney yapılmış: yan yana iki kafes, aralarında küçük bir kapı; bölmelerden bırine fareyi, öbürüne yıyeceği koymuşlar. Fare yiyeceğin kokusunu almış, kapıdan geçıp ulaşmış. Sonraki aşamada, yiyeceği koyarken ışıklı ve sesli bir uyarı yapmışlar; fare bu kez uyarıları işitince, görünce seğirtip yiyeceğine kavuşmuş. Ardından uyarıları yapmış, küçük kapıyı açık bırakmış, fareciğin yiyecekli bölmeye gelmesini beklemiş, ondan sonra kafesın tabanına akım vermışler: yiyecekle (ödülle) birlikte canı yanan (cezaya çarptırılan) hayvan, bıriki denemeden sonra sesliışıklı uyarıyı duysa, kapı açık da olsa, ilk kafesten kıpırdamaz; dahası gidip orta yerine çöker olmuş. Bu çökme belli bir süre uzayınca da yavaş yavaş kulakları düşmüş, tüyleri dökülmüş, midesinde yaralar açılmış. Bu son aşamaya gelmeden önce kafesin kapısı açılıp içeri ikinci bir fare bırakılınca hemen üstüne çullanmış, tiftiğini attırmış bizim şimdiki durumumuz: hepimiz, kafesleri oluşturan, bize akım veren, bin türlü cezaya çarptıran kurulu düzene değil, en yakınımızdaki bireylere saldırıyoruz, boşuna. Farede eylemin bir işe yaramadığını ona anımsatan bellek elbet, bizdeki gibi; bellekse, dirimbilımdekı son doğalkımyasal bulgulara göre, iç ve dış ortamda oluşan enerji değişimlerinin, bunun sonucunda ıç dengemizde beliren denge bozulmasının sinirlerimizdeki ve beynimizdeki hücrelere önbesiler (proteınler) aracılığıyla işlenmiş, ömür boyu kalan izlerinden, anılarından başka bir şey deöil. öbür canlı varlıklar gibi, insan için de enerji değişımleri sonucunda iç ve dış ortamdaki bozulmuş dengeyi yerine getirmenin iki temel yolu var: kaçmak ya da eyleme, savaşıma girişmek. Bunlar için sinirler ve beyin, işbirliği, eşgüdüm içındeki kımı örgenlerı kullanarak kimi önlemler alıyor: bütün içdış uyarılar hipotalamusta toplanıyor; o, kendinde ve beynın öbür kesimlerinde bellenmiş deneyimlerin ışığında, varlığın kaçış ya da savaşımı için gerekeni yapıyor; kımi kas ve sinırlerdeki, dolayısıyla örgenlerdeki kan dolaşımını arttırıyor, kimisini kısıyor. Ama eylemin ışe yaramadığı, yaramayacağı başından belliyse; varlık önüne çıkan sorunu kaçış ya da kavgayla aşamayacaksa, gergin bir bekleyiş (bayıldığınız Batı diliyle stress) başlıyor; gergin bekleyiş çok uzun sürerse, hipotalamus başyardımcısı hipofize uyarı yolluyor, ayrıntısını adı geçen kitapta bulacağınız bir salgı çıkarttırıyor; bu salgı böbreküstü bezini etkıliyor; o da kaçış ya da kavgada kullanılmak üzere adrenalın ve kortizon üretiyor; eylem sırasında çok işe yarayan bu iki salgı, eylemsizlikte zehre dönüşüyor; hele kortizon, canlı varlığın ayakta kalabilmesinin temel dayanağı olan bağışıklık dizgesini tam anlamıylaçökertiyor. Bu çöküşten sonra, artık bütün içdış saldırılara açıksınız: mıde yaraları, mikrop kapmalar, kan basıncı bozukluğu ve en sonunda kanser. Şimdiye dek sinirlerin, gerginliğin, tinsel çöküntünün hastalıkların oluşumunda etkili olduklarını çok işitmıştım; ama ilk kez Laboht'nin kitabında somut kimyasaldirimsel açıklamasını okumak her şeyi pırıl pırıl aydınlattı. Bu aydınlığı paylaşmak istedım. Çağımızın, AIDS ya da başka kılıklar altında, en kıyıcı denge bozuluşu konusunda şimdiye dek bağışıklık dizgesine dayalı bakışı bilen, önemseyen ve uygulayan uç kişi tanıdım yurdumda: Dr. Ziya Özel (Türkiye'de değeri bilinmediği, dahası hekımlığı yasaklandığı için zakkum özünü şimdi ABD'de geliştiriyor, yakında dolarla satın alırız); "Kanserden Korkma, Modası Geçmiş Tedaviden Kork" adlı kitapta prostat kanserini yenişinin öyküsünü özetleyen, çeşitli televizyon kanallarında bu bilginin yayılması için canını, ününü, saygınlığını ortaya koyan Dr. llhami Güneral; son olarak da hekim olmadığı halde, bağışıklığın önemini kusursuz kavrayıp üstelik öbür iki hekim gibi yardımcı ilaçlara başvurmadan, salt beslenmesini, yaşama biçiminı değiştırip bugün ışıl ışıl gözlerle kendisi de minyatürleryapan, sergilere koşan, evrenden aldığını evrensel kardeşlerıne seve seve dağıtmak üzere elindeki bilgileri sözlü, yazılı her isteyene ulaştıran ressam dostum Mehtap Kardaş. Canlı varlığın asal ereği, canını korumak, sürdürmekse bu kısa bilgilerin işinize yarayacagını ummak isterim. Sevda Cenap And Müzik Vakfı bu yılki altın onur nıatlalyasını piyano pedagogu Kamuran Gündemir'e verdi. Bir filozofhoca Kamuran Bey. Büyük özveriyle çalıştırdığı öğrenciler, scvgili eşi Sclçuk Hanım'la çocuklara sahıp çıkmaları, ö/ellikle kınk ailelenn çocııklarına anncbaba şetkatı vermeleri dıllere destan. Müzik kutsal bir olay onlar ıçin. Bu nedenlc dcrslikleri kadar evlerı de bir müzik ibadethanesi gibidir. Fazıl Say Bach t'ü'sınde hocasının ona nasıl ipuçları verdığini anlatırkcn kendi yaşamında Kamuran Hoca'run derin yerini de vurgular. Yalnız piyano tekniği ya da sanat estetiği açısından değil, insancıl ilişkilerdeki derin yerini. Sabahın erken saatlerinde evdcn gctirdiği elektrik sobasıyla verdiğı dersler... Fazıl Say, Muhiddin Dürriioğlu, Emre Elivar gibi isimler şjmdi diinyanın dört bir yanında seslenni duyururken başanlannda Kamuran Hoca'nın payını yineleyip duruyorlar. Kamuran Bey ile her sohbetimizde ondan biraz daha bir şeyler kapmak için çırpınırım. Size Liszt'in La minör sonatından söz etsin, öyle çizgiler çizer, öyle bir atmosfer yaratır ki hemen oracıkta bulduğunıız bir piyanoda denemek gelir içinızden söylediklerini. Genel müzik tarihı kadar bızim müzik tarihimiz üstüne olan derin bilgisi ve filozot'ik yorumlarını kaçırmadan dinlemek için çaba harcamalısınız. Zira konuşnıa lemposu, cümle kurma yöntemi de tıpkı Bach'ın Fügleri gibidir: Kaçan motifi kovalarcasına her bir sözcük diğeri ardından dökülüvenr, doğaçlama ustahğında! örneğin onunla konuşurken aldığım tek tük notlara bakıyorum: "Uzunhava, sonsıı/lu&a ıızanan tek çizgide Mevlana mü/jgiclckfroııik müzigianımsatır" TeritTüzün'ün kaşıkoyunu mizahı, l'oulenc ntiktesinin bizim toplunıdaki uzannsıdır." işte alın bu iki ayrı cümle ile sayfalarca inceleme yazın! Özellikle çağdaş bestecilerimizi çok iyi taıuyan, dünya tarihi ve kendi larihimiz içinde oıv lan çok iyi değerlendiren bir uzmandır. Ayrıca Türk bestecilerini öğrencilerine tıpkı bir Liszt ya da Brahms titizliği içinde çahş.tırır. Emre Elivar'ın Necil Kâzım Akses'i, Fazıl Say'ın Ulvi Cemal Erkin'i yorumlayışı bambaşka tatlar taşır. Kamuran Bey ile Usmanbaş kitabınıı yazarken daha da yakın olma cil Morun Seslenişi" adlı parçasının ilk yorumunu yapacak. Izmir Devlet Senfoni'nin Bremen konseri Bremen, tzmir'e kardeş şehir olmuş. Böylece kültürel alışverişler de canlanmış.. Şef Rengim Gökmen yönetimindeki lzmir Devlet Senfoni Orkestrası geçen günlerde bir Bremen turnesi yaparak klasik müzik tarihinde önemli bir yeri olan bu kentte konserler vermiş. Bremen belediye binasının konser salonunda yalmz Türk bestecilerden oluşan bir konser yapılmış, Sun, Erkin, Akses ve Tüzün seslendirilmiş. Orkestramız daha sonra Brahms'ın "Bir Alnıan Requiem"ini, o katedralin korosuyla icra etmiş. Brahms bu yapıtın 1868 yılındaki ikinci seslendirisini kendi yönetiminde, yine Bremen Katedrali'ndegerçekleştirmiş. Rengim Gökmen, aynı mekânda bir Türk orkestrasını ve Brahms'ın torunlanna dayanan koroyu yönetmekle büyük coşku duymuş. Ovgülü eleştiriler de orkestrayı ve şefımizi sevindirmiş. Gönül ister ki şimdi de Bremen Katedrali'nin korosu lzmir'e gelsin ve aynı yapıt Türk solistlerle, Türkiye'nin büyük kentlerinde seslendirilsin. evini@boun.edu.tr Nusret İspir Fransız radyosunda Klarinetçi Nusret İspir (1969) Ankara Konservatuvan'ndan sonra Pa Zehra Yıldız ölümünün 4. yılmda anılıyor Dört yıl önce bir beyin kanaması sonııcu Almanya'da oynadığı Fidelio temsilinden sonra aramızdan aynlan soprano Zehra Yıldız için adına kurulan vakıf tarafından bir anma gecesi düzenleniyor. 10 Arahk 2001 Pazartesi akşamı saat 21.00'de AKM Büyük Salon'da her yıl olduğu gibi Zehra yine izleyicileriyle buluşacak. Bu kez vakfuı amaçlan doğrultusunda dört gencecik şancıyı da kendi sahnesinde sunacak. Soprano Hüiya Kazan, alto Aylin Ateş, tenor Ari Edirne ve bas Burak Bilgili, Zehra'nın konukları olacak. Şef Renginı Cökmen yönetimindeki Istanbul Devlet Senfoni Orkestrası da bu konserde Zehra için sahnedekı yerini alacak. Deha ile delilik arasında iki yaşam KÜLTÜR • SANAT Kenter Tiyatrosu yeni sezonu David Auburn'ün 'Çözüm' oyunuyla açtı nycrtrooyunevı 0212 251 6060 www.tiyatrooyunevi.com (O 212) 293 «9 7 * (3 HAT) MELTEM KERRAR Kenter Tıyatrosu yeni sezonu David Auburn'ün 'Çözüm' oyunuyla açtı. Yıldız Kenter'in sahneye koyduğu oyunun kadrosunda dönüşümlü olarak oynayacak. Şükran Güngör ve Miişfik Kenter'le hirlikte Yeşinı Koçak, Engin Hepileri ve Esra Yıldızdoğan rol alıyor. Zeynep Avcı'nın dilimize kazandırdığı oyunun dekorlannı Osman Şengezer yaptı. Deha ile delilik arasında gezinen matematikçi bir baba kızın öyküsünü anlatan oyun, dün, bugün, yann arasında dolanan zamanın belirsızliği içinde, yaşamda peşımızı bırakmayan inanmak, güvenmek, ispat etmek, seçmek kavramlannı izleyiciyi de içine alan bir tartışmaya sokuyor. bt N.V.GOGOL • • I •fc• • • • • l^FOTOGRAF K R E Ü R • I I I İ I YOM'IIN MahlrGünjlraySAllNCHSARIMI (.laudc Uon I!>1K YüLsrl Aymu i)\IiNlIHAK AlprrDcvrllojltı,E»Eroghı,Hakan Mllll, AypıIkuıifpcı, Yavm Topuyaıı, Evrcn Yracı, Klif Ongan, All Oımen, Mahir Günjlray 7 Aralık Cuına Saat: 20.30 / 8 Aralık Cumartesı Saat: 18.30 İBIIetlerglşede. ATÖLYESİ 3İRİKİMİMİZLE EĞİTİMİNE I Rezervasyon: 0212 254 96 96 İTarUbajı Bulvarı No: 120122, Bayojlu İSM2.KAT 30 YILI AŞAN FOTOGRAF E F E S Pilsen 'in kültür ve sanata katkılan artarak sütecek. BAŞLADIK.., Mehmet KI5MET Nsvzat fAKIR www.krearphoto.com (0212) 276 16 56 lllimilı IİVİIIEHII IELEIIVEII GEMAb RE9İT REY KONSER 8ALDNU ARALIK 2001 VII. ULUSLARARASI CRR PİYANO FESTİVALİ (16/12/2001) Baba kızın öyküsü, oyunda tıpkı ya51219 Aralık Çarşamlıa 2O.3O 8 Aralık Cumartesi 2O.3O şamlan gibi, matematiksel bir kurgu için(»na (yıılhuı. Ayşt Vıklız. Valma UykiYUIHZ. KllNTIiR de sonuna dek hızlı bir tempo içinde anlatılıyor. Devamlı öykü, zaman zaman 'flashback'lerle bırbinne bölünüp tekrar bağlanıyor. Kenter, elinde genç ve çok beğendiği elcmanlar olduğunu ve onlara olanak ararken bu oyunla karşılaştığını söylüyor. Daha sonra NewYork'ta tesadüfen görme olanağı da bulduğu oyun, kadrosu için de ııllCU'll: I IHII. A( çok uygun ona göre. 'chııu'i nııvnv Tüm dünyada, Türkiye'de olduğu gibi legal oyunlann yazılmasında bir duraksama oldustüdvo ğunu düşünüyor. OyuDKAftlA nun asıl çekici yanı, yakaladığı problem olSONRA muş. 'Deha ile delilik Irfi /H'rılt'lik ıntııı Va/nn vr Yoni'tcn: Onur li.iyrakt.tr arasında, bıçak sırtınSıtn.il |).ııiı>m.ını: Ahımt < cııı.ıl da yaşayan baba kızın 5 Aralık Çarşamba 6 Aralık Persembo 20.30 öyküsü' olarak tanımladığı oyunun temelinKAOS llanlarınız için Tek perthlik oyun de ise matematığın büYazan ve YftnfU'n: Onur BayrakUr S«nat Oaııtfmanı Ahmet Comal yüsü yatıyor. "Her şe(0212] 293 89 78 7 Aralık Cuma 20.30 yin bir ölçüsü ve mateperareklam@perareklam.com.tr 8 Aralık Cumartesi 18.00 ve 20.80 matiksel taramı olduğu MATEMATtĞÎN BÜYÜSÜ Deha Ue delilik araMnlınclerfirkt oytmt.ın, scyırctlenn de perareklam@superonline.com kAtıhmgı hır tjatltk tarttşma Ufeyetektir. görüşünü savunuyor sında yaşayan baba kızın öyküsünün anlatıldığı oyuwww.p4rareklam.com.tr ORTAKOY A l l i r |AI I S M I M M bir yerde. Oyun bunab nun temelinde matematiğin büyüsü yatıyor. KıviTv.isvcııı: U.iM .M.ıı ıi'i i . B?l KENT OYUNCULARI Matematikle dolu yaşamlar hep aşk vardı nunın bile matematiksel çözümü var." Kenter, ustaca yazılmış oyunun dikkatli takip etmeyi gerektirdiğini söylüyor, çünkü kendi yapısında da matematiksel bir bilmece var. "Oyun bir hayalle başlıyor. Ölmüş babasını düşlüyor. Sonrasuıda anı sahneleri var. Bunlan seyircüün yakalayıp, yerieştirmesi gerekiynr. O zaman gerilimi son derece cazip, meraklı insanlar Uişkisi çıkabiliyor ortaya." Kenter, oyunda aynı zamanda pek çok komedi unsuru da olduğunu ekliyor ve o komedinin seyirciyle karşı karşıya geldiğinde oyunculann daha iyi belirleneceğini, bir alışveriş başlayacağını düşünüyor. Komedi de çok ciddı bir iş ona göre, ama bizde bu ciddiyet biraz göz ardı ediliyor ve 'sululuk, cıvUdık' haline getiriliyor. u Komedi matematikseldir, bilimseldir, bir akıl ve zekâ işidir, komedide bir kıvraklık vardır." Komedinin ınsanlara 'buradagüleceksin, burada düşüneceksin' diyen bir şey olmaması ve hiçbir şeyi empoze etmemesi gerektiğini düşünüyor. Seyirci özgürdür ve oyuncuyla buluştuğu zaman güzellik doğar ona göre. "Birşeyigösterebildiginiz kadar gösterirsiniz, burada parmak sallamaya, bu böyledir demeye hakkınız yok; seylrciyi düşünen, değerlendiren, isteyen bir yaraaaldtie olarak görmek durumundayız." ANKARA FİLM FESTİVALİ'NDE BUGÜN • KAVAKL1DERE SİNEMASI'nda saat 12.00'de Tanrı'ıun Piyadeleri, saat 14.30'da Prova, saat 17.00'de Mouchette, saat 19.15'te KJZDÖVÜŞÜ, saat 21 30da BüyücüKadınlann OdasL (468 71 93) • K1Z1L1RMAK SİNEMASI'nda saat 12.00'de Fuckland, saat 14.30'da Kar Sporlan Dersi, saat 17.00'de Rastgela Balthazar, saat 19.15'te Hayvan Aşkı, saat 21.30'da Vaatler lllkesi. (425 53 93) • ODEON CİNEPLEX'te saat 12.00'de Clamour, saat 14.30'da Venüs Konuşuyor, saat 17.00'de Nöbetçi Asker, saat 19.15'te Fırnnadan önce, saat 21,30'de Mavi. (541 13 33) M EKİNTtYATROSU'nda saat 12.00'de Gölge Aşklar, saat 14.30'da Acı Gönül, saat 17.00'de Belgesel Gösterim, saat 19.15'te Yurtdışı Turnesi, saat 21.30'da Dünyayı Kurtaran Adam. (419 56 56) • TÜRKİNGÎLtZ KÜLTÜR DERNEĞl'nde saat 12.00'de Küçük Fantaziler, saat 14.30'da Dünya Kısalanndan Söyleşiler (468 61 92) • ALMAN KÜLTÜR MERKEZİ'nde saat 12.00 ve 14.30'da Dünya Sinemalanndan örnekler. (425 14 36)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog