Bugünden 1930'a 5,502,732 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 4 ARALIK 2001 SALI 12 KULTUR kultur(ucumhuriyet.com.tr DtKMEN GÜRÜN TİYATRO DÜNYASINDAN YAZIODASI SELİMİLERİ Tiyatro Oyunevi ve 'Evlenme' • "Ne sanıyorsun ya, evlenmek bu. Biraz düşünmek, gidip görmek, incelemek lazım./ Peki öyle olsun. Görmek istiyorsan gör. Mal elbet gösterilecek." "Evlenme", Nikolay Vasityeviç Gogol'ün 1832'de yazmaya başladığı ve ancak 1842'de son şeklini verdiği, kendi tanımıyla "alayh, güldürücü" bir oyun. Gevşek kurgusu içinde oynayanlar kadar izleyenlere de keyif veren bir çalışma. Böylesine zekice kotanlmış bir trajikomik eleştirel bakışta zamanaşımı söz konusu değil. Gogol'ün kendi dönemi Rus toplumuna yönelik saptamalan bugünün Türkiyesi'ne bir eldiven gibi uyuyor. Bu nedenle de Tiyatro Oyunevi'nin "Evlenme" yorumu seyirciyle anlamlı ve hoş bir buluşma olarak kahyor akıllarda. imajdlğer" kutulanna bölerek Agafya'nın seçim işiru kolaylaştırmak için duvara astığı karatahta bu çağnşımı yaptı bende. Bir anlamda ticaret her iki cins üzerinden yürütülmektedir. Oyunda eleştirilen, kendini geleceğe yönelik olarak güvende hissetmeyen orta sınıfin ahlak anlayışıdır. Aslında bu eleştiri her kesım için geçerlidir, ama burada Gogol'ün ele aldığı kişiler sürekli bir üst sınıfa ait olma çabası içındedırler. Bu insanlann yaşamdan anladıklan, dünyaya bakışlan, bu bütünün bir parçası olarak evlilik kurumunu değerlendiriş biçimleri bir yergıden ziyade çok yönlü bir bakıştır, gerçekJerin irdelenişidir. Mahir Günşiray, 2 perde 25 sahneden oluşan uEvlenme''yi sağlam bir dramaturgi çalışmasıyla tek perdeye indirmiş. Oyun alanı Erkek Tarafi ve Kadın Tarafi olarak ikiye bölünerek bu iki taraf arasuıdaki aynm, paspaslar ve yanlarına dizilmiş kadın terlikleri, erkek ayakkabılan ılc belirlenmiş ki bunlar bize göndermeler olarak da algılanabilir. Olabildiğince geniş bir alana yayılım oyuncumekân ilişkisi açısından yaşanabilecek boşluklan ortadan kaldınrken bu ilişkiyi daha da güçlendirmiş. Yapıma çok şey katan Claude Leon'un sahne tasanmında seyircilere de bir düğün salonunun davetlileri gibi oyun alanı çevresine dizilmis, üzerleri süslü minderli (kâğıt) iskemlelere oturmak, bütünün bir parçası olmak ve her iki tarafi da aynı anda izlemek düşüyor. Işık tasarımı, müzik, giysiler ve makyaj oyunculuklan destekleyen öğeler. tnsanlar, karakterler, yaşam alanlan, yaşam biçımleri, özgür buluşmalar ve sonuçta bir biçimde "hayatın akışına dokunabilmek . Tiyatro Oyunevi "Evtenme" ile bu akışa dokunuyor. Cüce' YozilişkUer "Evlenme" insan ilişkilerinde çıkar dengelerini alaya alan, evlilik kurunıunun amaç ve araçlannı sorgulayan, biraz da cinselliği irdeleycn ve belki bu arada psikolojik olarak Gogol'ün bu alandaki tutukluğunun izlerini de taşıyan bir yapıt. Müdür Yardımcısı Patkolyosin'in Günşjray'ın yorumunda değil anıa Gogol' ün metninde son anda pencereden atlayıp kaçması yazarın kadın konusundaki tutukluğuna bir gönderme olarak algılanabilir. Ama sonuçta oyunda ağır basan yön tabii ki Gogol'ün genelde yoz insan ilişkilerine alaycı bakışıdir. Kendi de şu sözlerle açıİclar bunu; "Gerçekolnıaktan uzak, içinde iğneii alaylar bulunnıayunbirkomedineyeyararki?" Oyunun bütününde yer yer grotesk bir fars çizgisiyle bilinçli olarak keSORGULANAN EVLİLİK KllRl'MU 'Evlenme' insan ilişkilerindeçıkar dengelerini alayaaiaıı, evlilikkurunıunun amaç ve araçlannı sorgulayaıı, bira/. da cinselliğini irdeleyen ve Gogol'uıı bu alandaki tutukluğunun i/Jerini taşıyan bir oyun. sışen romantik bir abartıdan söz etmek yanlış olmaz. Bu kesişmeler bir evlilik öyküsü üzerine oturtularak bir yanda çöpçatan Fekla (Ayça Danıgaa) ve bu işin inceliklerini (!) asla söktüremeyecek olan kaba ve anlamsız Koçkarev (LeventÖktem) ile öte yanda soylu bir koca düşleri kuran Agafya (Ece Eroğlu), yeğeni için tüccar bir kocadan başkasını istemeyen Arina (Elif Ongan) ve dört koca namzeti arasında yaşanır; kararsız ve utangaç Müdür Yardımcısı Patkolyosin (Alper Develioğlu), kendini begenmis emekJi deniz teğmeni palavracı Jevakin (Mahir Günşıray), biraz dangıl dungııl ama gösterişli mümeyyiz Omlet (Hakan MUli), takır tukur ve de Fransız hayranı Anuçkin (Ali Özman) Görevlerinı hiç aksatmadan yürüten sırdaş hizmetkârlar Dunyaşka/Stepan (Evren Yaacı) aynı zamanda Agafya ve Patkolyosin'in toplumsal konumlannı simgelerler. dünden bugüne uzanan keskin saptamalardır. Gogol'ün "Müfettiş" oyunu üstüne yapılan "Uygulayım Ustaa" başlıklı bir incelcmede Anna Andreyvna "etobur" olarak lanımlanır. Bu cinsel bir oburluk değildir, giiçlü olmak için, daha iyi biryaşam sürmek için, sınıf atlamak için birdürtüdür. Sanınm aynı şeyi Agafya ve talipleri için de düşünebiliriz. Gerek genç kız gerekse damat adaylan düşlerini kurduklan ziyafet hazırlığmda birbirlerinin iştahını açacak lokmalardır. Oyunun yönetmeni Mahir Günşiray'ın "adaymaddiyatmaneviyat Gelecekler, görecekler "Evlenme"nin ritmi dildeki kıvraklıkla örtüşürken Agafya'nın bir "mal" olarak çeşitli alıcılara sunulnıa sürecinde yakalanan manzaralar Siııeıııa insanhğın belleğiclir ci sanatta yeni bir yönelişin haberdsi baslarda filmde rol almasına hiç de sıolabUirmi? cak bakmadığını ve çocuk yaşta gir'Yedi Ölümcül Günah', 'Balodaki NAI'Kesinhkle. Sinema insanlan diği bu sinema serüveninin kendisi Kemanlar' (Les Violons Du Bal) gidüşünmeye ve anlamaya, idrak etmeiçin hiç de kolay olmadığını söylerken bi 6O'lı yıllara damgasını vuran filmye yarayan muhteşem bir araç. Bazen sanatçı aile durumunun bu noktada bir lerin başrol oyuncusu MarieJose Nat bu araç çok tehlikeli de olabilir. Fakat dezavantaja dönüştüğünün altını çizıve yönetmen oğlu David Drach, '4. yor. "Babam asla nıl yapmayacağıma, artık dünyada konseptler değişiyor. Uluslararası Sinema ve Tarih Buluşma doğal olacağıma dair söz verdirdi." diSanatta aynm yok elbette ama çekilen sı' kapsamında ülkemizdeydi. filmlerin konulannın, önceliklerin giyor David Drach. "Çünkü çocukluFestivalejüri başkanı olarak katılan derek daha gerçekçi olaylara, insanlağundaki o saflığı ve masumiyeti yitirNat'ın 1974'te Cannes Film Festivara mesaj veren, çağı tchdit eden sorunmek istemiyordu. Bu nedenle de başli'nde 'en iyi kadın oyuncu' dalında lara dair konularda bilinçlerini uyanlarda" 'Bümiyonım başarabüecekmi'Alön Palmiye' kazandığı 'Balodaki sin? Bakalını, göreceğiz' lar/j bir yak dıran yönlere kayması kaçınılmaz. InKemanlar' adlı filmi gösterildi. Aktsanı, insanlan, aralanndaki ilişkileri laşunı vardı. Aynnülara olan düşkünrist, yönetmen eşiMkhefc Drach'ınyö lüğü taruşdnıazdı. Yönetmenin babam anlatan filmleri seviyorum. Sinema nettiği filmde başrolleri Jean Louis bu noktada çok karmaşık bir sanat. olması bu noktada tanı bir dezavantajTrintignant'ın yanı sıra ^ ^ ^ Ama işin heyecanı da buraoğlu David Drach'lapay •~^~~"""" da. laşıyor.Yönetmen Mic • '4. Uluslararası Sinema ve Tarih Buluşması'da Türkfilmlerive sinemahele Drach, filmi kendi jüri başkanlığı yapan MarieJose Nat, özellikle alan hakkında neJer düşünüailesinden esinlenerek yorsunuz? insanı, insanlan, aralanndaki ilişkileri anlatan yarattığı öyküden yola NAT Sadece YümazGüçıkarak çekmiş ve yine ai filmleri seviyor. Ona göre sinema bu noktada çok ney'i ve onun çok başanlı karmaşık ve heyecanlı bir sanat. le üyelerine oynatmış. bulduğum filmi 'Yol'u biliNat, tüm bu nedenlerle ^^^ yorunı. filmle duygusal anlamda özel bir ba 1960'lardan günümüze Fransız sidı. Oldukça zorlandığımı hatuiıyoğı olduğuna dikkat çekiyor. "FUmde neması sinema sektöründeki değişimrum." anlaülan Almanya'dan Fransa'ya kaçlerinden ne anlamda payuu aldı? Festivalin üslJtııdijii misyonu ve işnıaya çahşan Yahudi bir çocuğun ve aiDRACHFransa'da bir film yapmalevini nasıl yorumluyorsunuz ? lesinin öyküsü. Oglunı David, Mkhde'in nın diğerlerine göre bir farklılığı var NAT Çok önemli bir festival çünsavaş süresince geçen çocukluk dcvrc kü sinema bırçok konuyu, noktayı ino da televizyonla ortaklaşa yapım gersini canlandınyor. Cerçek bir yaşaçekleştinııe lıali. Fransa'da televizyosanlara ögretebilır, onlann bılinçlenmöyküsü. Sancılı bir çekim sürecinnun büyük bir gücü var, dolayısıyla mesini ve göz ardı etmemesini sağlar. den sonra gerçekleştirilebildi. Michele, Fransa'da sinema filmi yaparken buBu anlamda sinemanın gücü tartışıl20 yd bu filmi yapabilmek için uğraşti maz. Özellikle tarih, yaşamm bir par nu göz önünde bulundurmak gerekive maddi probÜemleri tanı hallettigi sı çası. Her an, her yaşanan tarih oluyor. yor. Filmin televizyonda gösterilebilerada ise gösterinı konusunda yapımcı cek olabilmesine ve süresine dikkat Tüm bu yaşananların hatırlanması engeliyle karşılaşü. Savaşın eleştirel bir etmek gerekiyor. Bunun Fransa'da şimadına sinemanın ve festivallenn işlegözle masum bir Yahudi çocuğun pcndilerde eskısıne oranla daha kısa süvi göz ardı edilemez. Sinema kitleleceresinden anlablıyor ounasuıdan kor nn, insanlığın bellcğidir. reli filmler çekilmesini beraberinde kan, ^erçegi reddetme eğiliminde olan getirdiğini söyleyebiliriz. Nat'ın hc Bu yılki 'Hoşgörüsüzlük vc tnsan baayapuncılar veto ettiler filmL Bu nenüz kesinleşmemekle beraber iki tane I IaklarT teması kapsamında özellikdenle de gösterinıi hcp geciktirildi. Fil le uzıın nıetrajda soykınm, savaş suçtiyatro projesi var. Drach ise önümüzmi İstanbullu sincmascverierle payladekı yıl Amerika'da farklı ıkı onjuıden lan ve insan haklan ihlalleri konulu şabilmek de büyük muüuluk." gclcn bir çiftın yaşadıklan problemlefDnıleridevidy1ebuiuştu.Butar/filmDavid Drach, yönetmen babasının ri anlatan bir film yönetmeyi planlıyor. lerin giderek daha sıklaşnıası yedinGAMZEAKDEMlR Leylâ Erbil'in yeni yapıtı Cüce gizlerini koruyan bir metin. Bir 'anlatı' mı? Kitabın arka kapağında öyle deniyor: "Leylâ Erbıl'den, gerçekliğin ve fantezinin tam ortasında, 'dil cambazı' bir anlatı." Roman da diyebilirim, uzunöykü, denemeroman, düzyazı şiir. Bunların hepsi ve hiçbiri. Yazarın türlerle kısıtlanmaya yanaşmadığı çok açık. Cüce bence sanatın kurtarıcılığına yakılmış bir ağıt. Daha ilk sayfasında, "Yazarın Notu"nda irkiltici bir saptayımla yüz yüze geliyoruz. Yazar Leylâ Erbil mi? Metindeki yazar mı? az sonra dile getirilecek bir kişiyi, tıpkı yazar gibi yazılar yazan kişiyi, "tek başınayaşayan ", yaşlı ama gençlik duygusunu hiç yitirmemiş kişiyi şöyle tanımlıyor: "Siyasetle, edebiyatla, sanatla, özellikle sinemayla çok ilgiliydi. En sevdiği yönetmen Lütfı Akad 'dı, onun için, 'Türkiye'de sinemacı olmak talihsizliğine uğramış dehadır!' derdi." Lütfi Akad'ın ağırbaşlı, ödünsüz, hep düzeyli sanatına bir gönderme diye de okuyabiliriz metin kişisinin sözünü. Cüce her şeyin yok oluşuna, yok edılişine sürüklenirken belki de böylesi bir sanatın ihtiyacını duyurmak istiyor. Duyurmak istiyor diyorum, çünkü metin zaten doğrudan doğruya duyuyor. Alımlaması gereken artık okurdur. İçinde bulunduğu koşullarda yalnızca parçalanmaya yönelik metin kişisi, gözleri hep ışıltılı, tuhaf giysilerle dolaşan yaşlı kadın, yazara birtakım yazılar vermiştir, elbette bölük pörçük yazılar, tuhaf elyazıları, içli satırlar, birden fışkıran müthiş biralay, sayıklamalar, adeta humma nöbetleri, dizelerden anımsayışlar, şarkıların kol gezişi... Yaşamanın trajikliğine ilişkin ürkütücü çığlık mı? Heleşu 'el yazısı': "Aslında sen, insanda bulunan değerli yanların onlann varlığını keşfeden başka insanlarolmadan bir değer olamayacaklarına da inanmaktasın? Korkun bu senin? Seninle kurulan bazı ölmez dostlukların dibinde yatan da budur biliyorsun? Senin onlarda onlann sende buldukları ? Ama nerede onlar şimdi; tümü de yitip gitti? Sendeki değerlere tanıklık edecek olanları yitirdin bir bir; sana tanıklık edecek en yakın dostlarını! Korkun bu senin ? Sen ne çokyaşadın! Bittin sen artık; öl, öll.." Duruyorum ve yenidenyeniden okuyorum. Sorusuz tümcelerin sonuna oturtulmuş soru işaretlerine dalıp gidiyorum. Bir umut, bir bekleyiş mi hâlâ? Böylesine acı verişi çözümlemeyeçabalıyorum. Niçin paylaşılamamıştı?.. Başka şeyler geçiyor aklımdan: Cüce'nin kimi bölümlerindeki uçsuz bucaksız merhametin, metin ilerledikçe acımasız gülmeceyle, kapkara gülmeceyle örtüşmesı kadar yıkıcı ne olabilir? Yıkıcı: Yazara, metindeki kişiye, okura, dünyaya! Birdenbire medyatik dünyanın ortasına düşen metin kişisi, gitgide aşağılandığını, gitgide kendi olmaktan çıktığını bile bile, cücenin isteklerini yerine getirecek ve her şey de umarsızlıkla girdaplara savrulacaktır. Cüce, baş döndürücü bir kitap; sonra dibe vuruyorsunuz. Belki de metin kişisinin adından yola çıkarak trajık anlamı yakalamak olası: 'Zenlme': Bir kavmesonradan katılan, aslında onlardan olmayan... Ikinci bir anlamı da var: Soyu bozuk, soysuz, aşağıhk. Onlardan olmadığını bilen, ama günün birinde onlar gibi olmaya yeltenmenin ıstırabını çekenler için başucu kitabı. Takvimde Iz Bırakan: "Toprağına yıldızlar, ateşböcekleri, guneşler yağsın." Leylâ Erbil, Cüce, Yapı Kredi Yayınlan, 2001 (Mustafa Horasan'ın özgün desenleriyle). • Kültür Servisi Truva Folklor Araştırmalan Derneği tarafından 9. Iruva KültürSanat ödülleri'nin sahipleri belli oldu. Atatürkçülük ödülüne Ahmet Necdet Sezer layık görülürken diğer dallar ve ödül sahipleri şöyle: Çağdaş halk müziği: Muammer Ketencoğlu, Edebiyat: Peride Celal, Fotoğraf: Güler Ertan, P.N.Boratav halk bilimi: Tahtakuşlar Köyü özel Etnografya Müzesi, Halk müziği: Kalan Müzik ve Melih Duygulu, Halk oyunlan: Mustafa Erdoğan, Plastik sanatlar: Mine Arasan, Sinema: Lütfi Ömer Akad, Şiir: Ece Ayhan, Tiyatro: Mahir Günşiray. Truva özel ödülü'nün bu yılkı sahibi ise Memet Fuat oldu. ödül töreni 10 Arahk 2001 tarihinde AKM Konser Salonu'nda gerçekleştirilecek. 9. Truva KültürSanat Ödülleri ANKARA FİLM FESTİVALİNDE BUCÜN • KAVAKLIDERESİNEMASrnda saat 12.00'de 'BenBaşSizAyak\saat 14 30da'Boulogne Ornıanın Hanımlan', saat 17.00'de 'Venüs Konuşuyor', saat 19 15 te 'Kar Sporlan Dersi', saat 21.30'da 'Mouchette'. (0 312 468 71 93) • KIZILIRMAKSlNEMASrnda saat 12.00'de 'Aşkve Diğer Kâbuslar', saat 14 30'da 'Her Şey Satıhk', saat 17.00'de 'Tuzlu Su', saat 19.15'te 'Küçük Senegal', saat 21 30'da 'Vaatier Ülkesi'. (0 312 425 53 93) M ODEONCTNEPLEX'te saat 12.00'de 'Susuzluk', saat 14.30'da 'tğrençlikveöfke', saat 17.00'de 'Hayvan Aşkı', saat 19.15'te 'Gregory'nin Kıdan', saat 21 30'da 'Nöbetçi Asker'. (0 312 541 13 33) • EKİN TtYATROSU'nda saat 12.00'de 'Herkes Kendi Evinde', saat 14.30'da 'Dansöz', saat 17.00'de 'Maskeli Şeytan', saat 19.15'te 'Dava', saat 21.30'da 'Geün'. (0 312 425 84 63) M TÜRKtNGİLİZ KÜLTÜR DERNEĞt'nde saat 12.00'de 'Danish', saat 14. 30'da 'Dünya Kısalanndan Örnelder'. (0 312 419 18 44) • ALMAN KÜLTÜR MERKEZİ'nde saat 12.00'de 'LowFi 1' ve 'Igor Bakuric Ue söyleşi', saat 14.30'da 'Lowfi V. (0 312 417 82 37) • UM:AG VAKFTnda saat 12.0014.30 arasında 'Belgesel Gösterim'. (0 312 417 77 20) 196O'lı yıllara damgasını vuran MarieJose Nat, yönetmen oğlu David Drach ile biıükte. Nâzım Hikmet'ten yeni çeviriler Kültür Servisi 2002 Nâzım Hikmet yılı için lngiltere ve ABD'de yeni kitaplar hazırlanıyor. Anvil Press 'Nâzım Hikmet Beyond the VValls' adıyla Richard McKane, Ruth Christie ve Talat Halman'ın çevirilerini içeren yeni bir kitap yayımlamaya hazırlanıyor. ABD'de ise Randy Blaising ve Mutlu Konuk'un yaptıklan Nâzım Hikmet çevirilerini kitaplaştıran Persea Books adlı yayınevi, daha rince iki kez 'Human Landscapes' adıyla kısaltarak yayımladığı Memleketiminden İnsan Manzaralan'nı bu kez kısaltmadan, bütünüyle yayımlayacak. Şubat 2002'de çıkacak bu üçüncü basımın adı 'Human Landscapes from My Country' olacak. Yine aynı kişilerin çevirdiği 'Poems of Nazım Hikmet' adlı yapıtın yeni şiirler eklenmiş üçüncü basımı da Şubat 2002'de yayımlanacak. Memet Fuat'ın editörlüğünü yaptığı www.nazimhikmetran.com websitesinin Ingilizce bölümü de yayına girdi. İbrahim Coşkun'dan 'Yeryüzü Resimleri' Kültür Servisi İbrahim Coşkun'un kendi sözcükleriyle 'Yeryüzü Resimleri' olarak adlandırdığı yapıtları 629 Arahk tarihleri arasında AKM'de sanatseverlerle buluşuyor. Son dönem yapıtlarında en önemli noktanın toprakla ilişki oldugu kanısına vardığımız sanatçı, Hamburg Paris Akademisi'nde 19781983 yıllannda resim eğitimi aldı. Coşkun ilk kişisel sergisüü Almanya'da 1984'te açtı. Sanat yasamına yurtiçinde vc yurtdışında sergilerle devam eden İbrahim Çoşkun özgün fotoğraf, heykel ve tasanm çalışmaları da yapıyor. Sanat Tarihçisi Dr. Tayfun Belgin'in deyimiyle sanatçının resimleri içerikten aynlmayan soyut bir anlatıma sahip ve dışavurumcu. Resimden resime artan güç ise evrensel ve yapıtlar inanılmaz resimsel bir kaliteyle işlenmiş. BUGUN • CEMAL REŞIT REY KONSER SALONU'nda saat 19.30'da 'Denis Matsouev'in konseri dinlenebilır. (0 212 232 98 30) • BABYLON'da saat 2O.3O'da Tiyatro Kılçık'ın 'Takanlar ve Taküanlar' adlı oyunu Ressam İbrahim Coşkun'un sergisi 29 Aralık'a dek AKM'de görülebilir. yer al^or. (0 212 292 73 68)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog