Bugünden 1930'a 5,438,300 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

16ARAÜK 2001 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 •* BumomUB ütiömsiimü " olacak Vdönüfumü | tartışması var... Etetoon* postac danorsomifaınihuriyfit ••rrn tr Bugün bayrammış... "Ekonomik krizden beri hergünbavram deuilmivdi!" PANO DENtZ KAVUKÇUOGLU İnsanın borsa değeri Hakan Kuntay'ın bildirdiğine göre Amerika'da bir kimya bürosuinsan vücudunun tam analizini yapmış ve kimyasal bileşimini bulmuş... Buna göre insan vücudunda yüzde 65 oksijen, yüzde 18 karbon, yüzde 10 hidrojen, yüzde 3 azot, yüzde 1.5 kalsiyum, yüzde 1 fosfor k bulunuyormuş... t Büro, bu temel maddelerin dışında, insan vücudunda binde oranları ile ifade edilen potasyum, sülfür, sodyum, klor, magnezyum, demir ve iyot mineralleri saptamış. Sonra bu maddelerin orta boyda ve orta kiloda yetişkin bir insan vücudundaki miktarını bulmuş... Ardından bunların New York Borsası'ndaki fiyatlara göre insanın piyasadaki "gerçek değer"ini hesaplamış: 4.5 dolar, yani yaklaşık 6.5 milyon lira... ilimsel bir çalışmada ıncelenmek uzere ortaya konan veriler bırbırinden farklı ise ve ayrıca incelenmekte olan konuya ilişkin verılerin tümüne henüz ulaşılamamışsa bu durumun özellikle belırtilmesi bilimsel ahlak gereğidir... Her bir veriyi kendi içinde doğru kabul edip, önceden belirlenmiş amaca ulaşmak için farklı verilere aynı klişeden çıkmış yorumla yaklaşmak, bu verilerin arasındaki çelişkiyi yorumlamamak, verilerin en azından eksik olduğunu belirtmemek, ıncelemeyi yapan kişinin peşin hükümlü olduğunun en bilimsel kanıtıdır! Eldeki bölük pörçük ve birbirinden farklı verilerin her birinin kaynağını belirtmiş olmak yapılan ahlaksızlığı ortadan kaldırmaz. Görme özürlü beş kişinin bir fili beş farklı biçimde tarif etmesi kabul edilebilır bir durumdur... Çünkü, ancak dokunabildikleri kısmını algılayabilirler... Ancak, görme özürlü olmayanların fili, tuttukları organı B FİI na göre tarif etmesi ve aksi söylendiğinde de bunda ısrar etmesi ya beyinsel özürlü olmayı gerektirir ya da belli bir mısyonun hızmetkârı olduklarını... Bilim kuşkuya dayanır... Kurguya, kurmacaya değil... Romanlarda ve fılmlerde istediğiniz gibı kurmaca yapabilirsiniz ama bu yöntemi bılime taşırsanız o zaman yaptığınız işin adı uydurmaca olur. Bir ağaca bakarken ormanı görmezden gelemezsiniz... Kaldı ki baktığınız ağacın aynı zamanda filizlenmiş üç dalından ikisiyle hıç ılgilenmeden sadece bir dalındaki yaprakları ıncelemeye kalkar ve hatta o dalın da bütününe bakmadan birkaç yaprakla orman hakkında bir yargıya varırsanız bu sizin kötü niyetinizi gösterir. Uydurmalarınız ortaya çıktığında özür dileyemiyor sanız telaşa kapılmak doğaldır. Ancak, içine düştüğünüz telaşla düşüncelerinizi ancak küfrederek ifade edebiliyorsanız o zaman biliniz kı kötü niyetinizin ve hizmetçisi olduğunuz misyonun deşifre olmasından korkuyorsunuz... Bilim ilerlemiştir... Korkularınızı yenmek için bir hekimegidebilirsiniz... Yokeğersaplantılarınızdankurtulamıyor ve bilimsel çalışmalarınızı dürüstçe yaptığınızı iddia etmeye devam ediyorsanız hekime değil hâkime gidip hakkınızı arayabilirsiniz. Hekime ya da hâkime gitmek istemiyor olabilirsiniz... Fakat, unutmayınız ki... Koca bir orman hakkında elinızdeki birkaç yaprakla hüküm verme hakkını kendinizde gördüğünüz gibi başkalarının daelinizdeki yaprakların yeterli olmadığını ifade etmesine tahammül göstermeyi öğrenmelisiniz... Veya elinizdeki organa sıkı sıkıya sarılmaya devam etmekle birlikte cesaretinizi toplayıp kafanızı biraz kaldırarak file bakmaya çalışmalısınız... Oldıı olacak bari hükümet, Şeker Bayramı ile yılbaşı tatilini birleştirip aradaki günleri de idari tatil ilan etsin! Bir Pazar Muhabbeti Kimi dostlarım belki yine, "Bu adam da dönüp dönüp aynı konuya geliyor..." diye söylenecekler arkamdan, ama ne yapayım, bu yaştan sonra yalan mı söyleyeyim? Bir zamanlar Arnavut ciğerini de, midye tavayı da en iyi yapan usta Konstantinos Kontoros adında bir Rum'du koca Istanbul'da. Bunu damağı olan herkes bilir, herkes söylerdı... öncelerı Mühürdar'da.lzzet Mühürdaroğlu'nun bahçesinde bir gazino işleten Konstantinos Korontos ya da kısa adıyla Koço Usta, 1928 yılında Moda'da, iskeleden yukarıya doğru çıkarken sağ kolda bulunan eski balıkçı barınağının üstündeki "kır kahvesi"r\i kiralamış, bir bölümünü kapatarak üç yıl sonra burada içkili Moda Park Lokantası'nı açmıştı. Kır kahvesinin mülkiyeti Mektep Sokağı'nda birçok evi ve arsası bulunan Kosta adlı bir Rum zenginine aitti. Kosta'nın Rino ve Aldo adlarında iki oğlu vardı. Kır kahvesinin yerı babası ölünce Aldo'ya kalmış, o da burayı Koço Usta'ya kiralamıştı. Moda Park Lokantası, çoğunlukla semt sakinlerine hizmet veren tipik bir "aile meyhanesi" idi aslında. Tıkış tıkış dolduğunda en çok altmış, yetmiş kişi alırdı. Yaz aylarında ise denize bakan ön bölümüne ve sol yanındaki bahçeye de masalar konurdu. Lokantanın giriş kapısının altında bir ayazma vardı. Bu ayazma yalnızca Modalı Ortodokslar tarafından değil, özellikle bir papazın gelip âyin yönettiği pazar günlerinde Istanbul'un dört bir yanından gelen "kısmeti çıkmamış", "bedbaht olmuş", "çaresiz kalmış" Müslüman kadınlar, kızlar tarafından da ziyaret edilirdi. Ayazmada mum yakarlar, dilekte bulunurlardı. O pazarlar, Moda'nın delikanlılan için ileride belki başka bir yazıya konu olacak "verimli", "unutulmaz" günlerdi... Istanbul'un meyhaneleri patronları, garsonları ve özel mezeleriyle ünlenirdi. Yeşilköy'deki Bulgar Nuri'nın ıri fasulyadan sıcak plakisi ya da Yeniköy'deki Yorgo'nun palamut plakisi gibi... Koço Usta da hem kendi adıyla, hem garsonu Tanaş'la, hem de mezeleriyle ün yapmıştı, bir de duvarlarındaki okside edilmiş bronz plakaların üzerine kabartma olarak işlenmiş, Beethoven, Mozart, Bach gibi bestecilerin portreleriyle... Yaz akşamlarında meyhanenin Moda Koyu'na bakan açık bölümündeki ön masalara oturmak bir ayrıcalıktı. Koço müşterilerini tek tek adrlarıylatanır, onları "mevsimlik" müşterilerden ayırır, o masalara oturturdu. Ama iskele yolu yönündeki en sol masa Moda'nın meyhane adabını bilen yetişkin gençleri için boştutulurdu. Bizim çockuluktan delikanlılığa yeni adım attığımız, değil oturmak, yanına bile yaklaşamadığımız bu masanın müşterileri arasında kimi ünlü Fenerbahçeli futbolcular da bulunurdu. Can Bartu'ya Basri Dirlmlili'ye sıkça rastlanırdı bu masada. Onlar Moda'ya inmeden önce mutlaka çarşı içindeki "Meraklı Lostra Salonu"na uğrarlar, ayakkabılarını parlatırlardı. Moda turuna çıkarken, Koço'daotururken olabildiğince "şık" olmak herkesin gönülden uyduğu bir gelenekti... Hazır Moda'dan, Koço'dan, Fenerbahçe'den söz açılmışken herkesin bildiğini sanmadığım bir de not düşeyim buraya... Koço Usta 1931 yılında Moda Park Lokantası'nı açtıktan üç yıl sonra Şükrü Saraçoğlu, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanlığına seçilmişti. O zaman herhalde kulüp tarihinin bu görevde "en uzun kalan" (19341950) başkanı olacağını bilmiyordu. 1942 yılında başbakan olup, aynı yıl da Varlık Vergısi Yasası'nı uygulamaya sokunca, iyi bir Fenerbahçeli olarak onca işi arasında aklına "kulübe birkayıkhane kazandırmak" fikri gelmişti. Moda Park Lokantası'nın altı zaten kayıkhaneydi. Sorun üst kattaki kiracıda, Koço'da düğümleniyordu. Çözümü kendisi mi buldu, yoksa dalkavukluklarının işi miydi, bilemiyorum, ama Moda Park Lokantası'na tam yetmiş bin lira Varlık Vergisi geldi. Koço bu parayı ödemeyince lokanta bir süre kapandı. (Bak: Dr. Müfit Ekdal, "Kadıköy", Kadıköy Belediye Başkanlığı Kültür Yayınları, 1996) Varlık Vergisi bir süre sonra yürürlükten kalkınca Koço cezadan kurtuldu, lokanta yeniden açıldı, Fenerbahçe de Fenerbahçe'de kaldı... Kötü olmadı yani... (Faks:0 212723 84 97) (eposta: dkavukcuoğluc superonline.com) SESStZSEDASlZf!) NURİKURTCEBE Yüksek Yerilim Hattı erdincutkuf" yahoo.com 6FLPİKLE06/F/ Bu yaz Hacettepe Universitesi Tıp Fakültesi'ni bitirip doktor oluyor... Eylül ayında ÖSYM'nin açtığı uzmanlık sınavına giriyor ve 171 genç doktorla birlikte SSK hastanelerinden birinde asistanlık yapmaya hak kazanıyor... Ekim başında gerekli belgeleri tamamlıyor, SSK hastanesinde çalışacağı için evrakı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na gönderiliyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndaki ilgililer, yeni kadroların kararname ile çıkacağını söyleyip genç doktor adayına kısa sürede işe başlayacağını bildiriyor. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak tıp eğitimini tamamlayan genç doktor, uzmanlık eğitimine devam edebilmek için atanacağı hastanenin bulunduğu ilde ev kiralamak için SSK'nin genç doktorlara yaptığı borçlanıyor...Buaradasıksık Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na uğrayıp kadrosunun gelip gelmediğini soruyor... Aradan aylar geçiyor ve en sonunda SSK Sağlık Işleri Daire Başkanlığı Atama Servisi'ndekiler ağızlarındaki baklayı çıkarıyor: "SSK'ye personel atamasıyla ilgili ' kanunu Anayasa Mahkemesi yürürlükten kaldırdı, yeni kanun da çıkartılmadığı için hiçbir atama yapılmıyor." Genç doktor haklı olarak soruyor: "Madem kanun yoktu niye sınav açtınız; madem personel alamayacaktınız niye sınavı kazananların iş başvurularını kabul ettiniz; madem SSK hastanelerinde hastalar doktorsuzluktan yakınıyor niye kanunu çıkartmıyorsunuz?" ÇED KÖŞESt OKTAY EKİNCt KİM KİME DUM DUMA BKUIÇAK behicakia turk.net AB'ye 'Plansız' Girilmez... Avrupa'da plansız metropol yok; Türkiye'de planlı metropol yok... Avrupa'da kimliğini önemsemeycn kcnt yok; Türkiye'de kimliğini "anımsayabflen" kent hile nadiren var... Avrupa'da tarihi dokusunu korumayan kent yok; Türkiye'de korunacak doku pek kalmadı, kalanlan ise "sahipsiz"ler... Avrupa kentleri otomobili artık "içeri" sokmazken, Türkiye'deki kent merkezlerinde hâlâ u kat otoparklarT yapıhyor; otoyollar bile kente "dalarak" geçiriliyor... Avrupa'da "süpernıarketler" çoktan kent dışına çıkıılar, hatta "eski pazarlar" yeniden yaratılıyor; Türkiye'de ise "tarihi çarşılar" bile gözden çıkarılarak, mahalle aralarına vanncaya dek ttmegastore"lar açılıyor... sıl kavrayabilir?.. lş.te bu gibı sorular, Türkiye'deki "AB'den sonımhr*!) ve "AB'ye girmeyemeraklT(!) siyasi ve ekonomik kadrolar ile kimi "entelektüel"(!) AB hayranlannı hâlâ ilgilendirmese bile, olanı biteni hep "kaygıyla" izleyen duyarlı plancılan, mimarlan, akademisyenleri ve gerçek "aydınlan" süreklı meşgul ediyor... Aynı sorulara yarut aranan bilimsel toplantılar basında yer almayıp da bunlara hiç aldırmayan siyasilcrin içeriksiz ve göstermelik "AB söylemleri" manşete çıktıkça da üniversitelerde sürdürülen bu "sessiz" çabalar akademik arşivlerde kalmaktan öteye geçemiyor... Tıpkı, Yüdız Ieknik Üniversitesi'nin (YTÜ), lstanbul'daki "Goethe EnstitüsiTyle birlikte 10/11 Arahk 2001 'de düzenlediklen; "AB'de Mekâıı Planlanıa StratejUeri Ekonomik vc ÇİZGlLİK KÂMIL MASARACI HARBİ AB adayı; ama, ne Asya, ne Avrupa, ne de İstanhul!.. Avrupa'da hükümetler kent topraklannın daha fazla "kamıı kullanımına" aynlmasına çalışırken, Türkiye'de hükümetler eldeki kamu arazilerini bile "özel kuDanıına" pazarlama yanşındalar... ... Ve sonuçta, Avrupa'da kentler "demokrasinin" yine beşiği, Türkiye'de ise imar yağmasının ve "rant ekonomisinin* gözdesi... Ekolojik Perspektiner" konulu sempozyumda oldıığu gibi... YTÜ Mimarhk Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nün uyorulmayanveydmayan" hocalanndan Prof. Dr. Semra Atabay'ın yine "öncü" çabalanyla gerçekleşen sempozyumda o denli öncmli ve düzeyli bildiriler sunııldu ki, yukanda sıralanan soruları "önemseyenkr" için çok değerli bir "bilgi ve yorunı arşivi" daha, ilgi duyacaklara kazandınlmışoldu... SEMIH c Pt moY ca semihporoyia yahoo.com BULMACA SOLDANSAĞA: 1 2 1/ Ruhsal çöküntü. 2/ Felsefede, bilgi ile varlık arasında ilişki kurduğu düşünülen kavram... Yaprakları salata olarak yenen baharlı bir 9 bitki. 3/ Erkek adlarından sonra kullanılan saygı sanı... Sucuğa benzer bir yiyecek. 4/ Eski dilde su... Türlü nedenlerle başarılı olamayan kimse. 5/ Saplantı. 6/ Kısa çizme... Sahip. II 8 Uçakların yolcu in9 dirip bindirdiklerı SEÜAT YAŞAYAN 3 4 5 6 BULUT BEBEK NURAYÇHTÇİ bulutbebekinhotmail.com l Yanıt bekleyen sorular... Pcki, bu "terslik" düzelmeden, AB'ye "uyum" sağlanabilır mi?.. AB'ye girsek de girmesek de; uçagdaş,uygar,kimlikli,denıokrat ve ekonomisi talan yerine ürctimc dayah bir gelişkin ülke..." olunabilir mi?.. Hele, "emeğin ve akbn tarihi'' olan kültürel miras yok edilıp yerine imar yağmasının betonları dikildikçe, "insan haklan ve aydınlanma biünci" nasılgelişebilir?.. Ya da içtiğı suyun kaynağına dışkı suyunu salan bir toplum, soluduğu havanın ormanına villa şöminelerinden duman savuran bir "eüt", sağlıklı kentleşme için planlama bir yana, yine Avrupa kentlerinde ba^latılan "ekolojik pianlamayı" na tç vc dış yağmacılar... YTÜ'deki bu uluslararası buluşmanın sonuçlanna, ilerleyen hattalarda yeniden döneceğiz... Ancak, şimdılik şunu belirterek yetineyim ki bu yazının başlığı, bütün bilimsel değerlendırmelerinözetidir... Avrupa Birligi'ne "plansız" girilmez... Girilse bile Avrupa'nın ortağı değil, ancak ve sadece "pazan" olunur... Çünkü plansızlık, sadece "içtekiyagmacılanır değil, küreselleşme sürecinde "dıştaki sönıürgecilerin" de serbet ve denetimsiz "kazanç ortamınr sağlamıyormu?.. Oekincit" eumhuriyet.com.tr. TARtHTE BUGÜN MÜMTAZARIKAN tgoe'pe eusdu, AYAU KAECÜSI ÜYSLEJIİUİN RUTİYST IÇİMOE ILASt EPİLOİ. OWZ YIL ÖMCE, YET SIRASIMDA,MEBUSAN MECUSl İtE BIRÜKTE; YASAMA HAkJONA SAHIPAYAU MECLISI DE AçıuAIŞTI. ANCAK, 04D/ŞAH n.ABPÜLHAMir, MEfOjrıYET YÖNETİMINİ KISA ZAMANDA YlKINCA,AYAKI MECLİSI0E M&tLMIŞTIŞlMDİ AYNI MECUS TEKJİAe. TOeLAMIYOKOU. SEÇİMLE IÇBAŞINA GELEAJ MEBUSV4 M0UJSl'M£ tCARŞIUK,AYAU MECLlCİ HÜIUJMPAe ZtHAFINÛAAI OUlşnigULUKDU. SAfJCAM VE UYELEfi, 4Ç' YAŞlNI DOLPUSMUŞ VE OEVLET HİZMETINOE ÖNEMU GOKEVLERDE ÜÇTE 8İRIUI 6EÇMEZDİ. MEBUSAN MECLİSİ'NİN ONAYL4DIĞI YASA IfE BÜTÇe •m&VZ/lAfil Bu MECUSE GEUK,İNCELEME SONUNDA DS&IÇlKUK GEHE/UH&E SERİ YOLLANıepi. AYRICA YASA yAPMA HAKLARt DA 16 Arahk Auan MecJitiBaf kanı Salf Ptjfa n. ME$Rur/yrrT£ AYAN MECLISI pist... Batı Anadoluköyyiğıdı. 8/Din işlerini devlet işlerine kanştırmayan... Ince ve düzgün dokunmuş pamuklu kumaş. 9/ İç sıkınlısı veren tedirginlik, korku, dehşet ya da gerginlik duygusu. YUKAR1DAN AŞAGIYA: 1/ Altın ve gümüş işlemeli bir tür ıpek kumaş... Karışık renkli. 2/Yazınsal... Yunan mitolojisinde doğa tanrısı. 3/önceden verilen güvence parası... Mardin'in bir ilçesi. 4/Radyum elementinin simgesi... Bir atom ya da molekülden iitekine bir ya da daha çok elektronun geçişi olayı. 5/ Eski dilde iyi cins ata verilen ad. 6/Dıırağan... Rey. 7/Ceket altına giyilen kolsuz ve kısa giysi... Eskrimde kullanılan üç silahtan biri. fi/ " O yer" anlamında kullanılan sözcük... Dilbilgisindeki sözcük türlerinden biri. 9/ Havadaki su buhan... Yayvan sepet.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog