Bugünden 1930'a 5,503,614 adet makale



Katalog


«
»

19 HAZİRAN 2000 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA KULTUR kultur@cumhuriyetcom.tr 15 Hnkukçuydu, avcıydı, şairdi, o şirin ve dingin adam bir Türkçe ustasıydı Raîf Iıalıai*asg<eleKAŞİF TÖRE AĞANOĞLU Bu yazıyı sağlığında yazacaktun. Son gördüğümde ise ne konuşuyor ne ayılabiliyordu. Altmışlı yıllann ortalan... Istan- bul Üniversitesi'nin ünlü havuzlu orta bahçesi... Mavranın bini bir pa- ra olduğu dönemler... Bozkurtya da AhmetGüryüz'den biri tanıştırdı... Amma ne tanışma... Bugüne dek karşılaşmasak da karşılaştığunızda kaldığı yerden devam eden koca bir dostluk... 1961 Anayasası'nın ilk üniversi- te öğrencileri... Raif baba bizim es- kimiz... Üniversite mahfillerinde Sevgili avcımızm ardındafu • Ufak tefek bir adam, ay yuvarlağı bir alın, kahvemsi saçlar, ela gözler, şaraptan kıpkır- mızı minicik burun, altında sürekli oynadığı pos bıyıklar. Ama yakışıklı... • Rasgele'leri bilen bilir... Bu kadar az sözcükle bu kadar çok şeyi kim anlattı ki! Hukukçuydu, kimsenin teliften haberi yokken, o savaşım veriyordu... Avcıydı, yıllar önce adını koyduğu teneke uygarlığına nasıl yenildiğimizin sporcusuydu... varoluşçuluğun, özgürlüğün yolla- nnıntartışıldığıgünler... 1961 Ana- yasası özgürlüğünde liseyi bitirip üniversiteye gelenler başka şeyler söylüyorlar, Marksizm, sosyalizm... O dönemleri birlikte yaşadık. Son- ra avukatlık. Bizim acemi, Raif ba- banın dingin tavnyla Atalay Han'da- ki bûrosu... Ufak tefek bir adam, ay yuvarla- ğı bir alın, kahvemsi saçlar, ela göz- ler, şaraptan kıpkırmızı minicik bu- run, altında sürekli oynadığı pos bı- yıklar. Ama yakışıklı... 12 Mart cuntası, Madanoğlu da- vası saruğı. Tahliye akşamı, eşi Mü- beccel'ın anneannesının evi...Rakı- ya hasreti, hepimizin zom oluşu... (*) Şairdi, o şirin ve dingin adam bir Türkçe ustasıydı. Rasgele'leri bi- len bilir... Bu kadar az sözcükle bu kadar çok şeyi kim anlattı ki! Hukukçuydu, kimsenin teliften haberi yokken, o savaşım veriyor- du... Avcıydı, yıllar önce adını koydu- ğu teneke uygarlığına nasıl yenildi- ğimizin sporcusuydu... Babaydı, iki pınl pınl çocuk, ilk çocuğum olduğunda lohusa Mü- beccel'i Süleymaniye'ye bırakıp iki baba olarak tüyüşümüz... Arnavuttu; zeytinyağlı pırasaya kırmızı pul biber dökmeyi, birçok şey gibi ondan öğrendim... Raif baba; artık tekrar görüşeme- yeceğiz, sen ışıklı bir yola, biz te- neke uygarlığında kalacağız... Hani gidiyorsun gitmesine de biz bu aynlığa nasıl dayanacağız... (*) Sabahlara dek Ruhi Su dinle- diğimiz, devrimin geleceğini bekle- diğimiz, hem sofrada hem sokakta beraber olduğumuz ve benden bü- yük ohnasına karşın, 'abi' demedi- ğim, koca bir insan... OKTAYEKİNCİ Kimi çevreciler, avcıla- n sevmezler. Onlan hayvan düşmanı, dolayısıyla çev- re düşmanı görürler... Bunlar arasında fikirle- rini değiştirenler ise belki de sadece Raif Ertem'le tanışma ayncalığına kavu- şanlardır. Çünkü karşılannda bir avcı değil, aynı zamanda doğaya ve yaşama dünya- nın en sevdah insanını da bulmuş olurlar... Tabii, en az insan kadac hayvan ya- şamını da... Raif Ertem, kendisiyle önce tartışmaya kalkışıp, ardından nayranlıkla drn- lemeye başlayan çevrecüe- re derdi ki: "- Yeryüzûnün gelmiş geçmiş en adaleüi, en dü- rüst,en üçkâğrtsz,en insan- cıl ve en hayvancıl kanunu doğa kanunudur, orman kanunudur. Yeter ki insan bunlan. kendi icat ettiğj o tarafgir, çıkar koUayan,iyi- likleri cezalandınp körü- lükleriödüflendiren kanun- lara benzetmeye kaUaşma- sın." Aynı zamanda hukukçu olan Raif Ertem, bu sözle- rin ardından şunu eklerdi: "- Sizhiç, hayvanlar ara- sında aynm yapan, bazda- nm koÛayıp bazılannı göz- den çıkartan bir doğa ka- nunu gördünüz mü?.. Av- cılarda bu kanuna ırvduk- lan sürece doğal yaşamın bir parçası olurlar, çevre- ciUk bir yana, çevreyle bû- tünkşiı1erJn Peki, doğa kanunlanm önemsemeyen, doğadaki sevgiyi, dostluğu, denge- yi ve adaleti kendi kanun- lanna yansıtmayan top- lumlann varacağı yer ne- dir? Raif Ertem, bunun da yanıtını çok kısa ve özlü olarak şöyle vermişti: "- Teneke UygarhkT Bir kısım yazılannı der- lediği 'Doğal Yaşamdan Teneke Uygarnğa' adlı ki- tabında bakın ne diyordu: "- Konfor tutkusu, ya- nşma,ustûstebmdtfen ev- ler apartman oldu. Dört duvar arasnıa sdaşb. Ulaş- mak, kavuşmak için tene- ke uygarlığına tutsak dûş- tü.(...) Doğadan tamamen kopan, kente gömülen in- san muthı mu?" Kuzey Ege'nin en duy- gulu insanlanndan biri olan Raif Ertem, Istanbul'da da Çatalca'ya yüreğinden bağlıydı. Erguvanlann aç- tığını, onun yüzünü kapla- yan coşkudan anlardık. He- le bir de "Akşam şöyle bir orurahm" dedığınde bilir- dik kı doğada işler yolun- da gidiyor, siyasette ve top- lumda ise durum yine ber- bat... Şimdi artık sevgili avcı- mızın bu mesaj lanndan da yoksun yaşayacağız. O ise bütün bir ömür boyu aşk- la izlediği doğa kanununa uymayı yeğledi. Belki de son kez bir 'Rasgele' de kendisi için söyledi... Ne diyelim? Raif Ertem bu. Karar verdi mi kalkar gider.. Peşinden bakaka- lırsın. Sonra da ne yaptığı- nı öğrenmek için o hafta- ki yazısını okursun. Bir gün artık hiç okuyamaya- cağm günlerin de gelece- ğini akla bile düşürme- den... Raif Ertem'e çok şey borçluyuz. Borcumuzu ödemek için ise ne yapa- cağımızı yine 'Teneke Uy- garhk' kitabından öğreni- yoruz. "Ülkemiziteneke uygar- hğma tutsak edenlerden, sürdûrenlerdenbir gün he- sap sorulacak; bekleyin, göreceksiniz»'' Avcımız ne yazık ki bek- lemedi.. Zaten, "görecek- smiz" diyerek, görevi biz- lere bırakacağını da belirt- memiş miydi? Huzur için- de yatsın. Küçük dev adamSONMEZTARGAN "Bizim kuşağın en duyarh, en namuslu, en yiğit insanlanndan biriydL" 'Duyarlı bir yoldaştı' BOZKURT NUHOĞLU Raif çok değerli bir arkadaşımızdı. Kendisi bizim kuşağın en duyarh, en namuslu, en yiğit insanlanndan biriydi. Sorunlann çözömünde ve değerlendirilmesinde önsezisiyle hepimızden daha farklı ve fevkalade bir insandı, daha duyarh bir insandı, daha duyarh bir yoldaştı. Ülke, değerli bir yurtseverini kaybettiği için büyük bir üzüntü içindeyim. Raif Ertem gibı yurtseverlere gelecekte büyük ihtiyaç var. Öyle duyarh kişilerin gençlik içinde yetişmesini düiyorum. Demokrat Parti iktidanna karşı verilen demokratik üniversite mücadelesüıin örgütleyicisi, yöneticisi ve sözcüsüydü. Liseden sınıf arkadaşım ohnasına karşın benim de ağabeyimdi. Aydınlanmamda, bağımsız ve özgür düşünmemde büyük katkılan vardı. . AHMET CÜRYÜZ KETENCİ Raif Ertem'i 196O'lı yıllardan bu yana tanırım. Gençlik yıllarımız birlikte geçti. Düşünce dünyamız aynı, kavgamız aynıydı. Tam bağımsız-demokratik Türkiye ıdeali onun değişmez, değiştirilemez çizgisiydi. 12 Mart'ta mapushaneye de bu büyük ideali için girmişti. En bariz özelliği, koşullar ne olursa olsun düşüncesinden ve çizgisinden asla taviz vermemesiydi. insan ilişkilerinde sevecen, paylaşmasını bilen, alabildiğine hoşgörülü, çelebi bir dostumuzdu. Raif Ertem Egeliydi. Zeybeği severdi ve oynardı. Ne var ki dizleri sadece zeybek oyununda yere değerdi. Raif hiç kimsenin önünde diz çökmedi, eğilmedi, bükühnedi. Ruhun şad olsun Raif. Doğayla iç içe geçmiş iki uğraş: Dağcıhk ve avcılık. Yıllarca dağcıhk sporu yapmış bi- ri olarak avcıhğa hiç sıcak bakamamıştım, ta ki Raif Ertem'i tanıyıp avcılık sohbetlerinin yakından bir dinleyicisı olana dek. Gerçi ya- zılannın sürekli okuyucusuydum ama avcı- lık konusunda hep mesafeli duruyordum. O bu mesafeyi her karşılaşmamızda biraz daha daraltıyordu. Çatalca Belediyesi'nın "Erguvan Festiva- li" olarak bılınen etkinliklerinden biriydi sa- nınm. Belediye Başkanı Fırat Aykut, şenliğe katılan aydın ve sanatçılara bir akşam yeme- ği vermişti. Yemekte Ataol Behramoğhı, Ta- lat Tıırban, Emin Karaca, Öner Yağcı ve adı- nı bugün anımsayamadığım çok sayıda davet- li vardı. Uzun yemek masasının benden uzak- ta diğer bir köşesinde Raif Ertem buzlu rakı- sını yudumluyordu. Bir ara eliyle işaret ede- rek "Getbakahm dağo" diyerek beni yanına çağırdı. (Bana hep dağcı diyerek hitap eder- di.) Yerimden kalkarak yanına iliştim, "Sen av- cıhktan pek hoşlanmryorsun, ama et yeroek- ten de geri durmuyorsun" diyerek bana takıl- dı. Arkasından da "Bfl bakaiım dağcüarta av- cılar arasındaki faıia" diye sordu. Sonra yi- ne kendi yanıtladı: "Biz sflahbyız, siz külah- lısınız." Raif Ertem'le 68'liler Birliği Vakfı'nın ge- leneksel yemeklerinde, etkinliklerinde sıkça birlikte olurduk. O, yüreğindeki 68'lilik ru- hunu hiç yitirmeyen, ne zaman o günlere iliş- kin bir konu geçse gözlerinin içi umut ve coş- kuyla dolan bir kişiliğin de son temsilcilerin- den biriydi. Ölümünden kısa bir süre önce Asmalımes- cit'teki Yakup Restoran'da kalabalık bir top- lulukla yemek yerken karşılaştım son kez. Aralannda Ahmet Ketenci'nin de bulundugu toplulukla veda yemeği yiyordu sanki. Sağ- lıksızlığı her durumuyla kendini duyuran yor- gun ve bitkin bedenine karşın gözleri bütün canhhğını koruyordu. Sanldım, öptüm. Elim avuçlannın içindey- di, ancak gözlerinin içine bakamıyordum. Eriyip gitmesine dayanamıyordum. Ne zaman Cumhuriyet Gazetesi Idare Mü- dürü Hüsevin Gûrer'in yanına gitsem, kori- dorun solundaki Raif Ertem'in odasına yüzü- mü çevirmeden edemezdim. Son günlerde hep masasmı boş, sandalyesini hüzünlü birbek- leyiş içinde bulurdum. Artık yerinde hiç bulamayacağımız bu kü- çük dev adamı. acılı yüreğimizdeki en sıcak yere oturtarak elveda mı demeliyiz yoksa hoş- geldin mi? Acısı içinde ne diyeceğimi bilemiyorum. PEN, 'Edebiyat Treni' etkinliğininperde arkasını açıklamahzorunda Bırakıldı.l. Edebiyat Treni'ne yalan dolanla mı I)iııilıııeliycli? ALPAYKABACAU Tüzüğüne göre amaçlanndan biri de "Yazarlar \e sanatçılar arasında ırk, renk, dfl,TÖnre st yasal görüş ayrüıklanndan ba- ğunsız olarak dostluk ve işbiıü- ği duygulannı güçlendirmek" olan PEN'in hıçbır üyesıne toz kondurmak istemeyiz. Ancak, yıUardır sürdüregeldiği PEN yö- netimıni ele geçirme savaşunın- daki başansızhğının ve "Ede- bryatTreni''ne binememe olası- hğuıın yarathğı öfkenin kurba- nı olan Bayan Sezer Duru'nun, 2 Haziran günlü Cumburiyet'te yayımlanan yazısına yanıt ver- mek zorundayız. Edebiyat Treni etkınliğinin Türkiye katıhmcısı PEN, Bayan Duru'yu eşgüdümle görevlendir- mişti. Bayan Duru, birtakım önemli gelişmeleri PEN'e duyur- madığı gibi, Cumhuriyet'teki yazılannda (29.5.1999 ve ^7.6TT999) gerçekdışı söylem- lere yer verdi: "PEN Yönetim Kuruhı'nun kendisini de seçtiği- ni", Cumhuriyet ve Hürriyet ga- zetelerının sponsor olduklannı öne sürdü. O tarihlerde topla- nan PEN Genel Kurulu'na Ede- biyat Treni katıhmcısı olarak PEN'in seçtiği Turgay Fişekçi ile Mahir Oztaş'ı da listesine alarak girdiyse de çoğunluk oy- lannı sağlayamadı. Ama hem koordinatörlüğü bırakmadı hem de eşgüdümle ilgili görevlerini savsakladı. 29.5.1999 günlü ya- zısındabelirginleşen tutumu ne- deniyle, PEN'in toplumdaki say- gınlığına söz getirebilecek spon- sorlar bulunmasından kaygılanı- lıyordu, bu nedenle kendisine ve katılımcılara bir uyan yazısı gönderildi. Bir cümlesini aktar- dığı C*yazılarıniçerikyönünden denetlenmeyeceği açıknr" yo- lundaki son cümlesini ahnadığı) bu yazı PEN' ı suçlamak (!) için kullamlmaktadır. 1999'un yaz ve güz aylann- da bilgi vermek üzere yönetim kurulu toplantılanna çağnlan Bayan Duru, toplantılara gel- medi; 20 Ekim 1999'da Kaş'tan gönderdığı faksta "Bu konuda benimyapabfleceğinı bir şejyok" dedi. Sonunda, görevlendiril- mesindeki yöntem uygulanarak (yönetim kurulu karanyla) gö- revden alındı ve Suat Karantay görevlendirildi. Bundan sonra eler oldu... Katıhmcılar, kendilennı seç- miş ve o güne kadar gerekenle- ri yapagelmiş olan PEN yöneti- minin etkinlikle ilgili sözleşme- yi üıizalamayarak kendilerini, PEN'i ve ülkeyi güç durumda bı- raktığı yolunda gerçek dışı ya- zılı beyanda bulundular (11.4.2000) Berhn'dekimerkez- den gelen etkinhk yöneticisinin ve PEN başkanımn katılımıyla düzenlenen toplanüda (3.5.2000) bunun doğru ohnadığı tarafı- mızdan anlatıldı. Yine de PEN'in etkinlik dışında tutuhnasını is- tediler. Bu haksız istem ıcabul görmedi. Butoplannda,Yapı Kredi Kül- tür Sanat Yaymcılık'ın (YKY), Berlin'deki merkeze Edebiyat Treni'nin Türkiye katıhmcısı ve sponsoru ohnayı kabul ettiği yo- lunda bir mektup gönderdiği de öne sürüldü. Sonradan işin ıçyü- zü anlaşıldı. YKY, programın sona ermesinin ardından oluştu- Tiilacak kilabı basmayı ÛslleHrrüy ve Bayan Duru'ya buna ilişkin bir yazı vermişti. Yazı, Berlin'e "yeni bir ultısal katüımcı bulun- dugu" sanısı yaratacak şekılde ve "sözleşmeyi imzalamavan" (!) PEN'in dışlanmasmı sağla- mak amacıyla gönderihnişti. Bu dolan açığa çıkınca, YKY pro- jeye vereceği kitap desteğini ge- ri cektiğini Berlin'e bildirdi. Ba- yan Duru'nun yazısındaki söy- lemle, "ADah'tan kasaba zihni- yeth k çahşmayan kurum veku- ruluşlanmızdan'' biri olduğunu kanıtladı. Yahıızca bu olgu bi- le, Bayan Duru'nun nasıl bir tu- tum içinde olduğunu ortaya koy- maya yeter de artar! Sözü edilen toplantmın he- men ardından katıhmcılar, hiç kuşkusuz yine Bayan Duru'nun yöntendirmesiyle durumu yeni^ den değerlendirdiklerini ve PEN'i "partner olarakkabul et- mediklerini" bildırdiler. Başka bır deyışle Edebiyat Treni'nin koordinatör ve katılımcılan, el- lerinden gelen her şeyi yaparak kendilerini görevlendirmiş ve seçmiş olan PEN'e açıkça cep- he ahmşlardı! Türkçede, bu tutumla ilgili ne sıfatlar, ne sözler var... Sevindi- rici olan şu: PEN'in böylesi tu- tum ve davramşlar içine gire- cek başka üyesi yok!.. PEN Yazarlan Derneği Baş- kanı BU AŞAMADA ŞÜKRAN KURDAKUL Uluslararası ; SNahSEdanma Günü'nün Düşündürdükleri •• "Silahlar doğanın yûreğini anyor durmadan <*- Bu kan kokusunun ürettiği sonılan benden sor.. ?ı Egemen çevreter, Uluslararası Silahsızlanma Gü- nü olarak kabul edilen 17 Haziran'dan önce de de- magoji silahını kullanmayı sürdürdüler. Teknolojiyi ölümün buyruğuna veren onlar de-, ğilmiş gibi.. II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde atılan atom, bombalanyla, Hiroşima ve Nagazaki'de öldürüien 210 bin kişinin anısına 6 Ağustos 1997'de yapılan toplantıda Nagazaki Belediye Başkanı Takaşi Hi- raoka, gerçeği, Pentagon sırtlanlannın suratlan-' na şu satırlarla vurmuştu: "ABD, bir taraftan nükleer silah stoklannı azal- tacağına söz veriyor, diğer taraftan inatla nükleer deneme programlannı sürdürüyor." Yalnız ABD mi? Yalnız nükleer silahlar mı? Ya Rusya'sı, Ingiltere'si, Fransa'sı hangi amaç- larta üretiyorlar bunca ölüm kusan silahı? Kimler için pazartama koşullan yaratıyoriar? Her gün yalnızca Afrika'dan gelen ölüm haber-^ leri yanıtlıyor bu sorulan. Montaigne, eski zaman savaşlannırt "ne su- dan, ne boş nedenlerie" çıktığına dikkatimizi çe- kerken şöyle yazmış: "Pahs'in zamparalığı yüzünden koca Asya sa- vaşlaha bitti tükendi. Bir tek adamın tutkusu, bir kırgınlık, bir keyif, bir kan koca kıskançlığı, ringa balığı satan iki kadının birbirini tınvıklamasına değ- mez. Öylesine nedenler bütün o büyük hengâme- nin canı, ilk hazzı olabiliyor." Düşün ve edebiyatımızın ilk savaş karşıtlanndan biri olan Tevfik Fikret "Tarihi Kadîm" şiirinde sa- vaşlan egemenlerin kahramanlık tutkusuna bağ- lama eğilimi gösterir. Cihangirler, kan yiyen leş kar- gaları; savaş düpedüz cinayettir şairimizin gözün- de. Kahramanlık esası kan vahşet Beldeler çiğne, ordular mahvet Kes, kopar, kır, sûrükle, ez, yak, yık Ne "amanrbil, ne "an!"işit, ne "yazık.." Savaş karşıtı duyarlılıklar dünya edebiyatında pek çok başyapıtın sayfalanna yansımıştır. Andre Malraux da kişiliğini etkilediğını özellıkle belirttiği I. Dünya Savaşı'nı yaratan "sosyo ekonomik ko- şullar" üzerinde fazla durmadan vahşetin derinli- ğini anlatarak uyarmayaçalışırokurunu.. "Avrupa toplumlan, çukuhara doldunjlmuş ölüleriyle sayı- lan milyonlan bulan gözleri kör edilmiş, kolu ba- cağı kesilmiş, gazla zehirlenmiş insanlanyla, şaş- kına dönmüş kurbanlanyla, altüst olmuş degerie- riyle, çökmüş ekonomileriyle, çatırdayan anıtlany- la karşı karşıyaydı." ' II. Dünya Savaşı'nda vahşete dönüşen tekno- lojik gelişme savaş sonrasında da neden doyma- dı insan kanına?.. Ekonomileri silah endüstrisine dayalı ülkeler ye- ni tüketim alanlan yaratarak satış olanaklan sağ- ladıklan için. Bizden sonrakiler de öğrendi artık: XX. yüzyılın künyesindeki insanlık dışı eylemle- rin sorumlusu emperyal güçler. II. Dünya Savaşı sonrasında doğanlar da gör- dü. Ölerek çoğalan emperyalizme karşı savaşmayı gerekli gören uygar insanlanmızın yenilmezliğini. Ölüme meydan okuyan sanat. Tek insandan kalabalığa doğru.. Sözcükleri si- lah gibi kullanma bilincine doğru.. Uluslararası Silahsızlanma Günü'nde Nâzım'ın dizeleri dünyanın tüm banşseverlerine armağan ol- sun.. "Analardır adam eden adamı Aydınlıklardır önümüzde gider Sizi de bir ana doğurmadı mı Analara kıymayın efendiler.. Bulutlar adam öldürmesin. Koşuyor altı yaşında bir oğlan Uçurtması geçiyor ağaçlardan Siz de böyle koşmuştunuz bir zaman Çocuklara kıymayın efendiler, > Bulutlar adam öldürmesin." Jim Carrey korku filminde 1 oynamaktan vazgeçti • Külrür Servisi - Beyazperdenın komik adamı Jim Carrey, tarzımn tamamen dışına çıkacağı -ji 'Phone BooüY adlı korku filminde rol almaktan î vazgeçti. Joel Schumacher'in yöneteceği fılmde, Carrey"in oynayacağı karakteri tam olarak kavramadığı için yapunda yer almaktan kaçındığı ve ekibi zor durumda bıraktığı beürtildi. m Carrey rol almasa bile fihnin çekimlerine . ^ bu yaz New York'ta başlayacağım belirten Schumacher, düşük bütçeli yapunı bir kaç haftada bitirmeyi planlıyor. Carrey'in yerine kimin rol alacağı belli olmayan filmde, yolda giderken _, çalan ankesörlü telefona yanıt veren ve -5 kapatırsa öldürüleceği tehdidini alan bir adamın gerilim dolu öyküsü anlatılıyor. İtalyan oyuncu Alberto Sordi 80. yaşım kutiadı IROMA (AFr> ttalyaıı koınedyeıı Albeıto Sordi, 80. yaşını Sonsuz Şehir Roma'nın bir günlük başkanı olarak kutiadı. Sordi, Rus başkan Vladimır Putin'm ardından kent ziyaretçi defterini imzaladı. ttalyan Başbakanı Carlo Azegho Ciampi, Sordi'yi arayarak 10 dakikalık bir telefon konuşması yaptı. Konuşmasmda, Sordi'nin tüm insancılhğı yanında hatalan, zayıflığı ve cimriliğiyle tipik bir Italyanı temsil ettiğını söyledi. Sordi'yle ilk kez karşı karşıya gelen italyan Başbakanı Carlo Azegho ise "Italya her yıl bir başbakan değiştirir, ama Sordi'nin yerini alacak yoktur" dedi. Sordi, 13 yaşında Oliver Hardy'yi taklit ederek smema kariyerine başladı. 1938'den bu yana, aralannda ünlü italyan yönetmen Fellmi'nin de bulundugu pek çok yönetmenle 100'den fazla film yaptı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog