Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 17 ŞUBAT 2000 PERŞEMBE 8 jyimaya'mn soru önengesi • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - DYP Amasya Milletvekıli Ahmet lyimaya, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'e, ceza iııfaz kurumJan ıle tutukevlerine girişte kontrolden istisna tutulacaklar arasına avukatlann alınmamasının gerekçesinı sordu. lyimaya, TBMM BaşkanJı|ı"na sunduğu soru önergesinde şu sorulara da yer verdi: "Demokratik hukuk devletinin kurumsal müeyyidesi sav-savunma ve yargı üçlüsünün yüksek kalitesi olduğuna göre, savunmayı dışta bırakacak anlayışı meşrulaştıran protokolün geri ahnması dûşünülmekte mıdir? Varsa birkaç ferdi olayın üstüne gitmek yerine, bûtün savunmayı kapsayan tehlikeli genellemeleri hukuki tasarruflara aktarmak doğru mudur? Türkiye Barolar Bırliği, barolar ve avukatlar ile yürütme orgaıu arasında yaşanacak bır gerilimi nasıl karşılıyorsunuz?" Gazetecinin gözaltına aJınmasına tepki • Istanbul Haber Servisi - Özgür Bakış gazetesinin Istanbul muhabiri Cengiz Kapmaz, öncekı gün haber için gittıği Gazi Mahallesı'ndekı Gazi Karakolu'nda şüpheli şahıs olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Olayla ilgili bir açıklama yapan Basın Konseyı Genel Sekreteri Abdullah Ekşioğlu, uygulamayı prcrtesto ettiklerini bildırdi. 40 özel okula sopuşturma • ANKARA (ANKA) - Bsşbakan Bülent Ecevit, Fehullah Gülen'e yaunlığıyla bılinen vakıf vedernekkrce yurtdışında açJan özel okullan ö\erken Milli Eğitım Bskanlığı, bu gruplann Tirkiye'de açtıklan olullara yöneük deıetimlerini sürdürüyor. Bskanlık, 1999-2000 ö£etim yılı başından bu yaıa toplam 533 özel öfetim kurumunu doetimden geçirirken 40 kuum hakkında souşturma başlattı. ÖJencilerden aldıklan ö£ enim ücretlen ile eftim kurumlannın eğitim oıamlan ve harcamalan arsında önemli farklar bıunan özel öğretim krumlan da soruşturma kosamına alındı. Kfancılara18 ttuklama |\iırt Haberleri Servisi - Khramanmaraş "ta, ftbullah'a yönelik otrasyonlar sırasında oaya çıkanlan ve "jfancılar" olarak aıandırılan tarikatın 18 ifcsi tutuklandı. Kcaeli'nin Gölcük iisinde aynı tarikata nnsup 5 kişi gözaltına aıdı. Kayseri "de ise şjatçı tBDA-C üyesi ouklan ıddiasıyla galtına alınan 5 kişıden 4, dün mahkemece tııklanarak cezaevine buldu. fczaevine silatı skma gipişimi tstanbul Haber Servisi - Vrampaşa Cezaevi'nin usuna dışandan a atılan ve içinde bir star toz raadde ile bir anca ve dört fişek olan paketjandarma aiından bulundu. Pakete coyan jandarma, olayla Lİı tahkıkat başlattı. Israil konsolosu Elrom, 17Mart 1971 de kaçınlınca Erim hükümeti birçok aydını gözaltına aldı İbibiHeröter ötmez ordayım D avutpaşa Kışlası'nda kimler yoktu ki. Muammer Aksoy, Yaşar Kemal, Tank Zafer Tunaya, Ismet Sungurbey, Kemal Türkler, Doğan Avcıoğlu, Muzaffer Erdost... Bütün dostlar bir aradaydık. Ne var ki bizi neden burada tuttuklarını bilmiyorduk. U zandığım altlı üstlü demir karyolanın üstteki yatağımdan, gözlerim, geniş pencerelerden kırlara, tâ uzaklarda ancak ışıltısını seçebildğim Marmara'ya dalmış balayorum. Koğuş, sessiz, pek kimseler konuşmuyor. Çoğu arkadaşlar, yataklarına sırtüstü uzanmış tavana, benim gibi pencerelerden dışanya bakıyor! Yavaş yavaş yitip giden akşam güneşinin pembeliğinin boyadığı yeşil kırlan, tstanbul'un sağ yakada görünen adını bilemediğim yeni kurulmuş mahallelerindeki benek benek beyaz görünen binalan seyredıyor. Kimi dost, kitap okuyor uzandıgı yerde. Ben, buraya geldiğimden beri bir satır okuyabılmiş değilim. Gerçi Necati Cumak, beni yokladığı günJerden bırinde birkaç tane polis romanı yollamış Nizamiye Kapısı'ndan; yastığımın altında duruyor. Birkaç kez denedim okuyayun diye, yürümedi. Polis romanı okumasını sevmem. Ancak sınemada eylem olarak polis filmlerini seyrederim. B aşkaca da kapalı olduğumuz bu koguşa kitap girmesi yasak mı ne, kimsenin elinde ciddi bir kitap yok. Ya da getirmeye vakit bulamamışız. Sonralan Yaşar Kemal, bol bol kendi kitaplarıru getirtip, herkese okutmaya başladı; yavaş yavaş çeşitü romanlar herkesin elinde göründü. Zaten altmış kışilık koğuşta yirmi beş kişiyiz. Oysa bızım listede kirk dokuz kişi vardı. 18 Mayıs 1971 günü radyolarda okunan, Istanbul 1 st makamlara 'suçumuz nedir" diye dilekçe yazdığımızda "çeşitli suçlardan sorgulanacaksınız" yanıtını alıyorduk. Biz içinde bulunduğumuz durumu önceleri fazla ciddiye almıyorduk, ama olaylar geliştikçe ne kadar yanıldığımız ortaya çıkacaktı. Sıkıyönetim Komutanlığı'nın 19 numaralı bildirisinde tam kırk dokuz kişiydik. Bu bildiride arananlardan bazılannı Ankara alakoymuş, bazılan teslim olmamış. Genellikle hepimiz ıkinci katı seçıyorduk karyolalarda; birbirimizi görebilmek, konuşabilmek için. Bir de koğuşun üç büyük, Marmara'ya, kırlara bakan penceresinden Trakya'ya doğru göriintü iyi görünüyordu. Davutpaşa Kışlası'ndaydık. Bir koridordaki üç büyük koğuşu üst katta, gözaltına alınanlara ayırmışlardı. Koridor, boydan boya elli metre vardı sanınm. Burada sabahtan akşama volta vuruluyor; sıralanan masalarda yemek yeniyordu. Koridorun sonunda helâlar, yıkanmak için çeşmeler vardı sıra sıra. Bu eski sağlam yapı, taş binanuı koridor dediğim yerleri de çok genişti. Yalnız kondorun üstbaşı yüksek tavana değuı bir tahta perdeyle kesilmişti. Buradan dar bir kapıdan geçilerek dışanya çıkılabiliyordu. Vatan borcumuz ne zaman bltecek? Dalmış uzandığım yatağımdan, akşamın Marmara'nın üstüne, yeşil kırlara pembe ışıltılarla inmesini seyrediyordum. Günlerden pazardı herhalde. Aşağıdaki erler mi çalıyordu, yoksa erlere hopariörden mi çalıyorlardı bilmem, bir müzik, bir türkü sesi gelmeye başladı. Koğuşta hepimiz kulak kabarttık: 'Kara gözlüın efkârianma gül gayri/tbibikler öter ötmez ordayım... _/Vatan borcu biter bitmez ordayım!' Türküyü. bilmem içinde bulunduğum ruh halimden ötürü mü, severek dinlemeye başladım. Türkü bitince, pencereye yakın bu- yerdeki yatağuıda uzanan Ismet Sungurbey (Prof.) bana seslendi: "Sarnim Bey kardeşim. bizim vatan borcu ne zaman bitecek dersiniz?" Herkes gülmeye başladı. Ismet Bey'e, "Bu iş, Sayın Başbakan İdari İşler Yardımcısı ve de Deviet Bakanı Sadi Kocaş'ın insaf ve nıerhametine(!) kaimış bir iş Sungurbey ciğim_." karşıhğuu verdim. " Yandık öykyse", diye söylendi Sungurbey, "adam yeni heves, koiay kolay hızmı alamaz™" Muammer Aksoy (Prof.), bana çıkıştı: "Çok rica ederim. bu adamın adını anmak gerekiyorsa. sadece adını an; böylesine kalabahk rütbe ekleme adının başına ya da sonuna!" "Rütbeleri yalancıktan mı?" "GeçfcL" Sendikacı Şinasi Kaya, söze kanştı: "Hoeam, biraz açıklasamz bu konuyu?" "Açıklamak gereksiz, bekleyeceğiz, göreceğiz-." K oğuşta yine bir sessizlik oldu. Zaten günlerden beri aramızda Sadi Koçaş'uı adını anmak, hani yılanı anmak, çiyanı anmak gibi bir etki yaratıyordu. Neydi 17/18 Mayıs 1971 gecesi, saat 22.45 haberlen sırasuıda okuduğu bildiri; söylediği sözler? Sonra Başbakan Nihat Erim'in öfkesi? tsrail'in Istanbul Konsolosu Elrom u Yıllarca askeri amaçu kullanılan Davut Paşa Kışlası. artık Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerine ev sahipliği yapıyor. Sadi Koçaş'ın okuduğu hükümet bildirisi 17/18 Mayıs gecesi, radyonun 22.45 haberierini verdiği sırada, Başbakan İdari Işler Yardımcısı, Deviet Bakanı Bay Sadi Koçaş, şu hükümet bildirisini okudu: İsrail devletinin fstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom, bugün İstanbul'daki evinden süahh dört zorba tarafindan kaçırılmıştır. Türkiye'de görev yapan, Türk kanunlanmn ve geleneksel Türk konuksevertiğinin himayesi altuıda bulunan bir kişiye karşı girişüen bu alçakça saldırmın, bugüne kadar çeşitli kanunsuz hareketlerde bulunan ve amacı, Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak ve parçalamak olan gizii örgüt mensuplan tarafindan yapıldığı ve saldırganlann ldmlilderi tespit edilmiş bulunmaktadır. Kendilerini Türk Halk Kurtuluş Cephesi Merkez Komitesi olarak tanıtan saldırganlar. küstahİıklanm daha da ileriye götürerek, Türk devleti ve hükümeti ile şartiar ileri sürerek pazaruğa girişmeye kaüaşmak cüretini göstermişlerdir. İstekJeri 'devrimci' adını verdikieri. ele geçmiş bütün tedhişçilerin, 20 Mayıs saat 17'ye kadar serbest bıralalmalandır. Aksi halde kaçırdıklan Başkonsolosu kurşun dizeceklerini bildirmektedirler. Şimdi karanmızı kendilerine bildiriyor, kamuoyuna açıkbyoruz: Başkonsoios, bu bildirinin yayinlanmasım takip eden en kısa süre içinde derhal serbest bıralahnadığı takdirde, sözü geçen gizli örgütle uzaktan yaJondan Uişkisi bulunanlar ve masum gençlerimizi kışkırüa yaym ve söderle kanunsuz hareketiere teşvik eden ve kimlikleri güvenük ku\-vetlerince öteden beri bilinen kimseler, sıkıyönetim bölgeleri dışmda bulunsalar bile sıkıyönetim kanunu gereğince derhal gözaltına ahnarak en yakın sıkıyönetim komutanhğma teslim edileceklerdir. Adam kaçıranlar, bunlara y ataklık edenler, saklandıklan yeri bildikleri halde haber vermeyenler için idam cezası verilmesini öngören kanun tasansı hemen TBMM'ye sunulacakür. Bu arada kaçınlan konsolosun hayatma kastedildiği takdirde sevk edilecek kanun MAKABLİNE DE TEŞMTL edüerek, gerek bu şeni fiili işleyenler, gerekse aynı örgütün mensubu bulunanlar v e aym suçtan sanık tutulanlar hakkında da aynı kanun uygulanacaktır. Bu bildiri, bütün sıkıyönetim komutanlıklan ile sıkıyönetim bölgesi dışmda kaJan idare amirierine ve emniyet makamlanna kesin emir niteugindedir. gerillacılar kaçumış; 12 Mart Muhtırasıyla birlikte gelen süayönetim sırasında bu iş nasıl yapılumış? Uzaktan yakından kim bu işle ilgiliyse, memlekette kanşıklık çıkarmak kimin akluıdan geçiyorsa, hükümet bir 'balyoz' gibi kafalanna inecekmiş! Birtakım başka densiz sözler de etmişti. Daha sonra gözaltına alınmamızın nedeni resmi olarak açıklandı. Muammer Aksoy, gayetle hukuk diline uygun bir dilekçe yazdı. Dilekçeyi hepimiz imzaladık. Suçumuz nedir, diye sorduk. Bu dilekçeye karşılık, üç gün sonra geldi. Sıkıyönetimin hangi katma, kime yazılmıştı dilekçe, kim karşılık veriyordu pek üstünde durmadım. Sadece imzaladım. Bir gün iç avluda süngülü neferlerin çevirdiği akasya ağaçlannm altında bir saatlik hava alma hakkımızı kullamyorduk(!) Karşıki kapıdan Tugay Komutan Yarduncısı Albay göründü. Üti yakasında da birkaç subay vardı. Bize yaklaştı: Nedir kl bu çeşitli suçlar? "Muammer Bey, arkadaşlan topiar mısuıız, dilekçenize karşüık geldi, okuyacağun!'' diye seslendi. Aksoy, koğuş kıdemlimiz olduğundan her işimizi yukanya o bildiriyor, yukansı da onun aracılığı de bize isteklerini iletiyordu. Hepimiz, Albay'm çevresinde toplandığımızda yazı okundu; özet olarak, "Gözaranda bulunanlann ÇEŞİTLİ SUÇLARDAN dosyalan buhınduğu, sırası geldiginde sorguya çeldlecekleri!..." söyleniyordu. O sıra yanunda bulunan Tank Zafer Tunaya (Prof), "Allah Allah!" diye mınldandı. Ne \ar ki Aksoy, "Teşekkür ederiz Albayım, bia T -•'- • aydınlattınız. Yalnız çeşitli suç yüklenmesini pek anlayamadık. Çeşitii suçlara laz kaçırma da girert!)" diye şaka etti. Herkes güuneye başladı. Yazıyı okuyan Tugay Komutan Yarduncısı, Davutpaşa Kışlası'nda gördüğum en suratı asık subaydı. Ya da belki bize öyle davTanıyordu. Aksoy'un bu sözüne: "Bu^k hocam_M diye söylenip hemen arkasını döndü, yürümeye başladı. Öyle sanıyorum ki gülümsediğini ya da güldüğunü bize göstermek istemiyordu. U zun sözün kısası. suçumuzun ne olduğunu öğrenememiştik. Koguşa, koridora döndüğümüzde, herkes bu çeşitli suçlar üstüne bir söz ediyor, tartışıyordu. Aklıma bir fıkra geldi; arkadaşlara da anlattım. Devri sabıkta bir vali paşa, Anadolu'da vilayetlerden birinde ıdare-i maslahat ederken, bir sorundan ötürü halkla takışmış, çatışmış. Eşraf-ı belde ile tartıştığı günün gecesi, öfkesinden uyuyamamış. SabahJeyin sokağa bakan pencerenin önündeki sedire oturmuş erkenden. Konak halkı sabah kahvesini koşturmuş. Kahvesini içerken, bakmış sokaktan bir fukara adam geçer. Hemen bağırmış; "Tutun şu herifi asuı!" Etrafmdakiler, "Başüstüne paşa hazretJeri; velâldn şu fukaranm suçu?" diye sordukJannda; valı paşa: u Heybet-i deviet zahir olsun!" karşılığuu vermiş. Bu fikrayı arkadaşlar pek beğendi. Günlerce, heybet-i deviet zahir olsun, sözleri dillerden düşmedi. Ne var ki biz bu çeşitli suç konusunu alaya ahnakta haksız çıktık: Sonradan Şaban Erik, Sait Çiltaş, TİP davasuıda hüküm giydiler. Daha aramızda bulunan arkadaşlardan Muzaffer Erdost, yabancı dılden kitap çevirip yayımladığı için mahkûm oldu. Doğan Avaoğtu, Madanoğlu ile yeniden tutuklandı. Şu satırlan yazdığun sırada - 1973 Ocak ayı- Muammer Aksoy'un hâlâ çeşitli suçlardan(!) mahkemeleri devam ediyor. Heybet-i Koçaş zahir olsun Devrimci Işçi Sendikalan yöneticilerinin -hemen hepsi Davutpaşa'daydı- haklanndaki davalar ezelden vardı ve de devam etmekte. Diyeceğim, çeşitli suçlanmız varmış. Ne ki bu suçlann suç olabileceği -kitap çevirme, işçilerin haklannı koruma, giderek yazı, kitap yazmak gibi- aklımıza gehniyordu. Gehnediğinden de böyle kaleye, kışlaya kapatılmamızuı nedenini anlayamıyorduk. Bu yüzden, durumumuzu kavrayamadığımızdan, Ismet Bey gibi, birbirimize, vatan borcumuzun ne vakit biteceğini soruyorduk. Saf saf "Heybet-i Koçaş zahir otsun!" diyerekten kendimizi avutuyorduk. Ismet Sungurbey'in yaptığı espriden sonra uzandığun yerde aklıma, bütün bu olup bitenleri yazmak geldi. Amlanmı yazmalıydun. Sürecek SUNUŞ Bugün yayımlamaya başladığımız ünlii öykücü ve romancı Samim Kocagöz 'ün yazdığı "Davutpaşa Kışlası Anılan " yakın tarihimize ışık tutuyor... Samim Kocagöz anılanm 27yıl önceyazdı... Ogün doğanlar bugün 27yaşında... Samim Kocagöz de yaşamıyor artık... Üstelik amlarda adı geçenlerin çoğu da bugün hayatta değil. Şimdi sözü Samim Kocagöz'e bırahyoruz. Usta yazar, bu anılan niçin vazdığını şöyle anlatıvordu: Son yıllarda yakın tarihimizin olayları bütün aynntıları ile gazetelerimizde yazılıyor. Gelecekte tarihçilere ışık tutacak bu yazılann çok olması iyidir. Zaten tarihsel belgelerin en sağlamı, görgü tanıkhğıdır. Ben, 12 Mart olaylan içinde Davutpaşa Kışlası 'nda gözaltına alınmamı, hiçbir suçum olmadığı için ciddiye almamıştım. Ne ki 12 Mart 1971 'de, Mayıs ayında başıma gelen bu olayı, 1973 'te anı olarak yazdım: 'Bu Da Geçti Yahul' başlığı altında zaman zaman yazdtğım anılarımm bir kısmı, birinci cildi, 'Düşün Yaytnevi' tarafindan basıldı. Ne var ki kimi nedenlerden henüz depodan ortalığa çıkamadı. Bu kez yayımlanmış- yayımlanmamış yazılarımm dosyalannın bulunduğu dolabımı bir dosyaya bakmak için kanştırırken Davutpaşa Kışlası anılanm elime geçti. Birkaç sayfa okuyunca, zamanında bu olayı çok ciddiye aldığımı anladım. Korkunçluğunu iyice belirtmek için biçemini biraz öykümsü tutmuşum gerçekleri verirken. Bu da benim yazı alışkanhğım. Yazıda geçen polislere, komiser; askerlere de rütbeleri ile değinmiştim. Zaten çokyahn ilişki kurmayınca adlar aklımda kalmaz. Aradan yirmi kûsur yıl geçti. Hemen hepsi emekli olmuştur. Ne var ki suçlu sayılan kişilerin hiçbirinin adını unutmadım. Zaten arkadaşlanmdı, elbette yazdım. Hem de gördüklerimi, bildiklerimi olduğu gibi. O zaman bu olayı kimseler pek ciddiye almamıştı: Tam gözaltına alındığımız sırada 'Izmir'in İçinde' adlı romamm Cumhuriyet 'te tefiika edilecekti. Nadir Nadi Bey, haberyolladı: "Nasüolsabu laşladan çıkacaksınız. Romanı tefrikaya o zaman başlayalım. Yanlış bir anlam çıkmasın..." dedi. Gerçekten o sıra hemen her şeyden bir anlam çıkanlıyordu. Rahmetli Naci SaduUah, ki -»» ^ 1960larda yazılarındaıtvtürü 105 ytl »ı te, ^"ifepsiistentyordu, çokgüzel bir espriyaptı sonradan: "Yaftu insan içine çıkmaya utandım, Bizi ellemediler..." dedi. Oki, her zaman ömrünce girmiş çıkmışlardandı. Diyeceğim, Sadi Koçaş 'ın okuduğu bildiri çok tutarsızdı. Ne zaman Koçaş'/ eleştirsem -amlarda da çok eleştirdim- bana "Onun ipleri başkalarının elindeydi." diyorlar. Deviet Bakanı olmakiçin iplerini başkalarının eline vermek ne demek oluyor? Suç olmuyor mu? Sonradan kendini temize çıkarmak için yazdıklan hiç de inandıncı değil. Viyana 'yı alamayan Kara Mustafa Paşa 'nın bile boynunu vurmuşlar. Tarih bu! Yazılacak. tlhan Selçuk 'un yazdıklanna göre, bizler işi çok hafifatlatmışız... Ne var ki tarihimizde bir olaydır 12 Mart 'ta Davutpaşa Kışlası... PORTRE / SAMİM KOCAGÖZ Yazıyla geçen 55 yıl 1916 yıhnda Söke'de doğan Samim Kocagöz, 1930 yıhnda Izmir Erkek Lisesi'ne yatılı öğrenci olarak girdi. Daha bu yıllarda okul arkadaşlan arasında adı "EdebiyatçTya çıkmıştı. 1942 yıhnda Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Lozan Üniversitesi'nde 3 yıl sanat tarihi okuyan Kocagöz'ün "Yarmto" adlı ilk öyküsü 1939 yılında Ses dergisinde yayımlandı. Konulannı çoğunlukla Söke Ovası ve Menderes Vadisi'ndeki toprak sorunlanndan alan Kocagöz, eserlerinde sınıflar arası çıkar çatışmalannın, ekonomik etkenlerle değişen dünya düzeni ve dünya görüşlerinin mcelemesmi yaptı. 1950ydmda Türkiye birinciliği getirdi. Kocagöz'ün öyküleri ve toplumsal konulan işleyen yazılan 1950 sonrası Yeditepe , Vatan, Ataç, Sosyal Adalet, Yön, Türk Dili, Variık, Yeni Ufuklar gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Kocagöz 55 yıllık yazm yaşamına 10 roman, 10 öykü kitabı, makale, deneme, anı ve Nasrettin Hoca fıkralan ile birlikte 25 kitap sığdırdı. Ünlü yazar 5 Eylül 1993'te yaşımın yitirdi. Öykü khaplan: Telli Kavak, Sığmak, Sam Amca, Cihan Şoförü, Ahmet'in Kuzulan, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız. Romanlan: Bir Şehrin îki Kapısı, Yılan Hikayesi, Onbinlerin Dönüşü, Kalpaklılar, Doludizgin, Bir Kanş Toprak, Birçift Öküz, Izmir'in içinde, Tartışma, Alandaki Delikanlı, Eski Toprak. l
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog