Bugünden 1930'a 5,439,944 adet makale



Katalog


«
»

17 ŞUBAT 2000 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA kultur(g cumhuriyet.com.tr 15 UYCARLIKLARIN İZİNDE OKTAY EKİNCİ Tekir Yaylası 'nda 'kış turizmini' planlamak, kültüre ve doğaya saygıdan geçiyor Kayseri'nin, çevresi tarihsel yapüarla bezenmiş olan kent merkezindekj çok yıldıziı otel binası gecmişe meydan okurcasına yüksetiyor. (Fotoğraf: ALİ RÜZGAR) • Kentin tarihsel anıtlannı "ezercesine" yükselen kültür yoksunu otellere izin veren imar anlayışı terk edilmeden, aynı kentin "tarihsel mesiresi" olan Tekir Yaylası'nı ve Erciyes'in büyüleyici siluetini bozacak bir turizm yapılaşmasına karşı gösterilen haklı tepkiler de sonuç almakta zorlanacaktır. Tavukçu MahaOesi'nin terkedilmiş tarihi evleri her yıl biraz daha azahrken, bu mirası gelecek kuşaklara da kazandırmak yerine kenti betonlaşurmak "Kayseriye hizmet' sayriabihr mi? Kayseri'de tarih bilinci ve ErciyesGeçen günlerde "devlet himayesine" alınan bankalardan binnin değişik kent- lerdeki şubelennı tanıttığı reklam kam- panyasında, "Kayseri'nin nesi meşhur?" şeklindeki soru şöyle yanıtlanıyordu: "Pasürması..." Oysa Kayseri. bir bakıma pastırması- nın bile adeta sanatçı titizliğiyle elde edi- len lezzetinin ve kalitesinin temelindeki "kültür ve doğa kucaklaşmasıyla" tarih boyunca "ün salrruş" bir kentımız. Nitekim o giin (29 Ocak 2000) Kay- seri'ye giderken uçakta okuduğumuz, THY'nin "Skylife" dergısındekı "pas- orma ve öyküsünü" anlatan yazıda insanı etkileyen de sa- dece o iştah açıcı betimleme- ler ve bunu destekleyen baş- tan çıkancı fotoğraflar değil- di... Son yıllarda sıkça verilme- ye başlanan "Türldye'yi tanıt- ma" ödüllerinin bana kalırsa en büyüğünü "çoktan haket- nuş" bulunan Skylife'daki bu pastırma yazısında da aslın- da "Anadolu insanuun zen- gin yaratıcüık tarihinden" özel bir kesit sergileniyordu. kuşaklara da "ilham ve yaşam kaynağı" olarak aktarmak istiyor... Kentin ve "sevdalı olduğu" 3916 m. yüksekligindeki efsanevi dağının bu "or- taközJemkrinin*' gerçekleşebilmesi için ise "Kayseri'nin nesi meşhur" denilince öncelikle o kuş gömü pastırmayı da ya- ratmışolan uygarlık kültüriinün "tanığı" konumundaki mimari yapıtlarını anım- sayabilen bir "tarih bilinci" ile; aynı kül- türe hem bereket hem de kişilik katan Er- ciyes'e karşı "vefah" duygularla yüklen- miş bir "doğa sevgjsni". artık bu ülke- nin tüm yerel ve merkezi politikalanna kazandırmak gerekiyor. Örneğin Romadönemine ait "arkeoto- jikzenginliğr yeni yapılaşmanın temel- leri altında "gözden çıkaran" bir anlayı- şm, kentin yine Roma dönemindeki adı olan "Caissareia" (imparator şehri) ismi- ni tutup süpermarketlere vermesi, he- men hiçbir turistik çekicilik taşımadığı gibi, "kültürel takıyye M nindeçarp!cı bir örneğini oluşturuyor... Hele yine kentin en ünlü anıtsal yapı- lanyla çevrelenmiş Cumhuriyet Meyda- nı'na, bu kültür hazinelerini adeta "kü- çümseyen" dev bir otel binasının dikil- mesi ise sadece çağdaş turizm ilkelerine değil, Kayseri'nin doğrudan "kendisi- ne" yönelik belki de en büyük "aymaz- hğı" simgeliyor. Sadece "ezici küaesi" ile değil. alt katlanndaki "mega-store" alış- veriş merkeziyle Kayseri'nin güzelim ta- rihi çarşılanna karşı da "rekabet hırsıy- la" sanki meydan okuyan bu çok yıldız- lı otel, Mimar Sinan'ın doğum yerine al- çakgönüllü bir armağanı olan Kurşunhı Camisi'nden (1574) Selçuklu mimarlığı- nın soylu örneği Hunat Hatun Külliye- si'ne (1238), Roma ve Bizans çağlarının tanığı Kale Surlan'ndan yine Osman- Yaratcıhğuı temet " 'kaynakları...' Kayseri'deki işte bu bin- lerce yıllık yaratıcılık biriki- mının eşsiz ürünlerini oluştu- ran Roma, Bizans, Selçuklu, beylikler ve Osmanhdönem- lerine ait kültür varlıklan ve yapılar da "en az pastırma kadar" özenle korunması. yaşatılması ve gelecek ku- şaklara da aktanlması gere- ken "mimaıiık ve şehircilik değerierini" banndınyor, ya- ni kent ve insan yaşamının "uygarlık temeflerini" oluş- turuyorlar... Benzer şekilde, özellikle Erciyes Dağı da aynı tarih bo- yunca eteklerine sığınarak gelişmiş bu zarif ve çekici kentin hemen her çağdaki ya- pı ustalanna ve sanatçılarına adeta "peyzaj ve estetik der- si veren" etkileyici ve büyü- leyici konumuyla, yine en az pastırmanm lezzeti kadar "bo- zuimaması gereken" doğal ve ekolojık değerierini gelecek 2000'lerin öncü kararlarıKayseri'yi kültürel kimliğiyle ün- lü Develi ilçesine baglavan devlet ka- rayolu, Erciyes Dağı'nın denizden 2150 m. yükseklikteki doğal kayak ala- nını da içine alan Tekir Yayiası'ndan geçiyor. Bu yolu ve konumunu fır- sat bilen çeşitli kamu kuruluşlan da "kışlık eğitim ve dinlence tesislerini" '• ? -f$te bu güzereâhTa yan vana sıralarruş- lar. O kadarki Turizm Bakanlığı'nın yi- ne bu yol kenannda planladığı "tu- rizm merkezT yaürunlan bile henüz devreye gjrmediği halde, sadece kamp- lanndaki yatak sayısı 800'ü bulmus, durumda. Baymdırlık'tan PTT'ye, Karayollan'ndan Milli Savunma'ya ve DSt 'ye kadar çok sayıda kamu te- sisinin altyapısız inşaatlan nedeniy- le yarattığı "kh-Hlik" ise hem Tekir Yaylası'nı, hem de bu bölgedeki "içme suyu kaynaklan- nı" olumsuz yönde etkiliyor. Buna bir de tu- rizm merkezinde arazi tahsis edilen "yeni te- sisler'' eklendiği zaman ortaya çıkabilecek bü- yük çevre tahribatı da Kayseri'deki duyarlı ke- simleri şimdiden kaygılandınyor, harekete ge- çiriyor... Kayseri - Erciyes kararian Kayseri ValiBği ve Mimariar Odası işbirli- ğiyle 29 Ocak 2000 günü Belediye Şehir Ti- yatrosu Salonu'nda düzenlenen "Turizm Plan- lamasında Çevre" konulu panelden önce. Er- ciyes Kış Sporlan Turizm Merkezi'ne bir in- celeme gezısi yapıldı. Aynı zamanda MHPnin ünlü "kurultayı- na" da her yıl sahne olan Tekir Yaylası, Kay- Erciyes'in etekerindeki Tekir Yaylası'nda inşa edilen tesisler kış turiznıinekatkı adına Kayseri'niniçmesu>u kaynakknnı kirirthortar. seri'ye sadece 20 km. mesafede olduğu için kent halkına da yazlık ve kışlık "mesire alanı" ola- rak hizmet veriyor. Bu bakımdan "günübirBk turizmin" de yo- ğun kullanımı altında kalan içme suyu kay- naklannın korunması büyük önem taşırken, yeni turistiktesisler için Turizm Bakanhğı'nca hazırlanmış imar planının "sadece yapdaşma- yaağırtık vermesi'' de haklı kaygılan armnyor... Işte bu gözlemler ışığında panelde yapılan değerlendirmeler. toplantının ardından bir "so- nuç bUdirgesiyte" ilan edildi. Kamuoyu ile bir- likte ilgili tüm kuruluşlara iletilen bildirgenin "Kayseri - Erciyes Kararian" özetle şöyle. 1- Kayseri ve Erciyes birbütündür. Bu tarih- sel ve doğal bütünlük "birfikte" planlanmalı ve gözetilmelidir. 2- Kentsel yasamın ortak değeri olan Tekir Yaylası, "ekolojik değerieri bozul- madan" ve planlanarak kullanılma- hdır. 3- Kayseri'deki imarpolitikasmın temeli de tarihsel dokunun ve kültü- rel değerlerin, kentsel kimliği belir- leyici öğeler olarak ve "yaşamlabü- tünleşerek'' korunması olmalıdır. 4- Bu bedeflere ula^atnlmek tç«ı^ ise: a) Erciyes turizm planlaması 1980'lerin anlayışmdan kurtanlma- h, çevreye duyarlı yeni bir vizyonla düzenlenmelidir. b) Turizm merkezinde uygulama- run henüzbaşlamamış otması bir şans- tır ve bu şans değerlendirilerek, imar koşullan yeniden belirlenmelidir. c )Kayseri - Erciyes bütünselliğin- de hazırlanacak planlarda, yöredeki Hisarcık, Hacılar, Kıranardı ve Deveö yerleşmelerini de turizmle ilişkilendirecek kararlar üretilmeli, "Erciyes peyzajını" korumak için büyük tesis- ler yerine bu yerleşmelerde pansiyonculuk teş- vik edilmelidir. d) Yapılaşma ve günübirlik kullanım alan- lan içme suyu havzalannın dışındatasarlanma- hdır. 5- Katılımcılar, yukardaki önerileri için de: a) Turizm BakanhğTnı Erciyes'teki planla- mayı yeniden ele almaya. b) Valiliği ve betediyeleri yeni planlama sü- recinc katümaya. c) Konuyla ilgili Kayseri'deki birükteliğin tüm taraflanna "bir izteme ve deneneme komitesi" kurmaya.. Çağrıda bulunmaktadırlar... lı'nın son katkısı Saat Kulesi'ne (1919) ve hemen yanındaki cumhuriyet dönemi- nın sımgesı Atatürk Anıb'na kadar, geç- mişten geleceğe taşınabilen en değerli mimari ürünlerin bulunduğu bir kentsel alanda, denebilir ki "kültürel yabancı- laşmanın ranüa bütünleşen çirkinügini" taşıyor... Benzer şekilde, yine aynı konumdaki cumhuriyet dönemi kamu mimarlığının ilk özgün ve "yahn" ürünlerinden "eski vilayet konagı"'nı yok ederek yükselen "yeni" valilik binası da kentsel mırasa duyarsızlığın Kayseri'de ne denli büyük kayıplara yol açtığmı göste- riyor... Kentteki cumhuriyet tarihinin "befleğuıi" ortadan kaldıran bir mimarlık anlayı- şının, yeni tasarlanan yapı ne kadar "çağdaş görünümlü" olursa olsun. sonuçta Türki- ye'nin çağdaş uygarlık öz- lemleri yerine bu ülkeyi "Idm- liğinden koparma" çabaları- na hizmet edeceği de ne ya- zık ki valilikçe bile önemsen- miyor... Kayseri'dekı bütün bu ve benzer "yeni" uygulamalara, örne£in_ünlü Tavukçu Ma- hallesi ve diğer kentsel SlT'e giren mahallelerdeki eşsiz si- vil mimarhk ömeklerinin göz göre göre yıkıma terk edil- miş olmalarını. Mollaoğlu, Zennecioglu gıbı Anadolu'nun en eskı taş konaklanmn "ken- tin iman" (!) adına ortadan kaldınlmalannı ve bu kültü- rel yok oluşun Talas gibi bir uygarlık merkezini bile rut- sak almış olmasını eklediği- mizde, Erciyes'i ve Teldr Yay- lası'nı özensiz birturizm plan- lamasına karşı korumak iste- yen duyarlı çevrelere şunu anımsatmak kaçınılmaz olu- yor: "Kayseri'nin tarih bo- yunca Erciyesten ilham alına- rak yaranlan kültür zenginli- ğine sahip çıkmadan sadece Tekir Yaj lası'nı sa\ unmakso- nuç vermeyecektir. Çünkü bel- leğini yitiren bir kent ve geç- mişin uygarlık kaynaklannı unutan bir toplum. geleceği güvenceye alacak tarih bilin- ci ve doğa sevgisinden de yok- sun kalacaktır._" Radio France Çocuk Korosu'nu şef Toni Ramon yönetti Amaç sanatsal deneyim .eryaşagore şarkılanmız var, eğitime bunlarla başlıyoruz. Bu kısa dönemden sonra çağdaş ve klasik müziğe ağırlık veriyoruz. BAR1Ş BEHRAMOĞLU Yaşlan dokuz ile on beş arasında deği- şen Radio France Çocuk Korosu. Fransız Konsolosluğu'nun davetıyle pıyanist Ni- cole Simon- Laroche'un eşliğinde dinle- yicilere büyüleyici ve inarulması güç bir müzik şöleni yaşattı. Radio France Çocuk Korosu, şan sa- natçılannın bile güçlükle seslendirebil- dikleri eserleri, duru. naif sesleriyleyorum- ladı. Yanlanndakı pedagoji alanında uz- man doktorlannın yardımıyla, genel pro- vayı büyük bir olgunluk \e titizlikle tamam- ladıktan sonra, hem ruhsal hem de teknik açıdan konsere hazırlanan koro, bizlere müzik eğitiminde klasik müzik ve peda- gojinın ne kadar büyük bir yer tuttuğunu kanıtladı. KonserdeRahmaninov, Çay- kovskL Holst, Schubert. Smetana, Vaug- han \MHiams ve Caplefden bırer eser ses- lendiren koronun şefi ToniRamon, çocu- ğun ruh halinin. eğitimde büyük bir yer tut- tuğunu ve onlan zorlamadan bellı bir dı- siplin içerisinde, çalışmak gerektiğinı düşünüyor.On bir yıldır profesyonel ola- rak müzik ile uğraşan Toni Ramon, çeşit- li oda orkestralarmın ve Orlean Orkestra- sı'nın şefliğini yaptıktan sonra, geniş bir yelpazeye sahip olduğunu söylediğı çocuk korosunda karar kılmış. Kendisi de kü- çük öğrencileri gibi eski bir korist. -1946yılında kurulan Radio France ço- cuk korosu nasıl bir eğitim veriyor? TONİ RAMON - Korodaki çocuklar, konservatuvardaki gibi yan zamanlı bir eği- tim sürecinden geçiyorlar. Okul çıkışından sonra çalışmalara katılıyorlar. Şan eğiti- minin yanı sıra piyano, müzik tarihi gibi dersler de alıyorlar. Onlara ilk olarak mü- ziği keşfetme fırsatını tanıyoruz. sonra yavaş yavaş dınleme ve söyleme teknik- lerini öğretiyoruz. - Radyonun korosu olarak size başhca düşen göre> ler nelerdir? RAMON -Radyonun korosu olarak bi- ze yüklenen sorumluluklar var. Bu görev- lerin başhcalan, çağdaş, uluslararası ve Fransız müziğinin desteklenmesi ve do- natılması. Bunun için çok sayıda repertuvar hazırladık. Bu nedenle koro bütününün içerisinde, çocuklanmız bazen solist ola- rak söylemek durumunda kalabiliyorlar. - Koroya kaühnak için belli bir yaş suu- n koyuyor musunuz? R\MON-Koroda yaş sorunumuz erkek- ler için geçerli ama bu onlann şarkı söy- lemeye ara vermesi anlamına gelmıyor. Ço- cuklar üç yaşından itibaren şarkı söyleme- ye başlıyor fakat ille de koroda yer alma- lan gerekmiyor. Altı yaşından itibaren. koro içerisine gırmeye başlayabiliyorlar ve onlara birbirini dinlemeyi öğretiyoruz. Tam anlamıylabir şan eğitimi olmadığı için ses açısından bir sorun yasamıyoruz. Bu bir konservatuvar eğitimi olsaydı yani dogrurdan doğruya bir şan ya da opera eği- timi olsaydı, kızlar için ses tahribatı açı- sından sakmcası olurdu. - Koroda yer alan çocuklar müziği sür- dürüyorlarnu, yoksabellibirnoktadan son- ra a>Tilanlar oluvor mu? Çocuklara, müziği keşfettikten sonra dirüeme ve söyleme teknikleri öğretiliyor. RAMON - Tam olarak yüzde veremem ama çoğunluk müzik çalışmalanna de- vam ediyor. ya şarkıcı ya da koro şefı ola- biliyorlar. Bizım amacımız da zaten on- lara küçük yaştan itibaren, güçlü bir sa- natsal deneyim kazandırmak. Sonrasında çocuğun asıl seçmek istediği meslek önem kazanıyor, bunu engelleyemeyiz. Şaşırtı- cı ama çok yetenekli marangozlanmız ve pilotumuz varl(Gülüyor). -Öğrencileri koroya seçerken *ses' dışın- da sizin için göz önünde bulundurulması gereken en önemli şey nedir? RAMON - Bir çocuğun solist olup ol- mayacağını kestirebilmek çok zordur. Bu nedenle başvuran çocuğun ciddiyetine ve çalışma çabasına bakıyoruz. Çocuğu bir bütün olarak ele almaya çalışıyoruz; aile- sı, donanHnı, karakteri... Eğitime devam edip edemeyeceğini an- lamaya çalışıyoruz. Koroda yer almak için farklı yeteneklere sahip olabilmeli. Ornek olarak hafıza gücü. okuma hızı ve dışa dönük oluşu sayılabilir. -1946'da kurulanan Radio France Ço- cuk Korosu'yia, bugünkü Radio France Çocuk Korosu arasındaki farklüıklar neler? RAMON-1946'da Radio France. koroy- la sınırlı kalmak istemiş. Fakat zamanla, çocuklann bundan sıkıldıklannı ve yaş ilerledikçe radyoyu terk ettikleri gözlen- miş. Koroyu geliştırmek için çeşitli he- defler ortaya atılmış ve sırf koroda değil. FransaLlusal Orkestrasf nda yer alabile- cek seviyeye getirilmeye çalışılmış. Bu- gün bu hedefi gerçekleştirdik. Radyoyu bir aile olarak görmek çok yanlış, özel- likle bu fikrin çocuga yansıtılması. Ak- si takdirde çocuk sıkılmaya başlar. ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Uygarlık Deyince... Her şeyden önce bir kavramdır uygarlık. Yani - bütün kavramlar gibi- koşullara göre hep yeniden sınanması gereken, salt kalıp diye veya gelişigü- zel kullanılmaya başlandığında, hiçbir yere götür- meyecek ya da daha kötüsü, yanılsamalara götü- rebilecek bir anlam çatısıdır. Bu kavramın en önemli yanı ise her kültür çev- resine uygulanabilecek bir yanılmaz ölçüt oluşu- dur. Yeter ki doğru tanımlansın, doğru anlaşılsın! Işlenne "öyle" gelenler, uygarlığı "bilimde ve teknikte belli bir düzeyi yakalamış olma" diye ta- nımlar, böylece kestirip bir yana atarlar. Ölçünün tanımı bu kadarta bitseydı, o zaman ge- ride kalan yüzyılda, 1933-1945 yıllan arasındaki Al- manya'dan daha uygar (!) bir ülke bulmak, gerçek- ten çok zor olurdu. Çünkü bilimde ve teknikte anı- lan dönemin Almanya'sından daha ilerde bir ülke bulabilmek, neredeyse olanaksızdı. Ama o Alman- ya "uygar" sayılacak yerde, uygarlık adına tarihin en büyük yüz karası oldu. Neden? Uygarlık. bilim ve teknikteki belli bir düzeyi ya- kalamışlığın yanı sıra, ınsanlıkla, insanca değerler bağlamındaki kurumlaşmayla özdeş bir kavram- dır da, onun için! "Üstün ırk" adına altı milyon Yahudiyi planlı prog- ramlı yok eden bir kültür çevresi, elbette uygar sa- yılamazdı. O zamandan bu yana uygarlığın tanımı, daha da bir dallanıp budaklandı. İnsan haklan alanındaki ku- rumlaşmalar, "uygar" sıfatını alabilmenin temel koşuluna dönüştü. Şimdilerin dünyası, insan hak- ları sınavlannda fire verenlerin karnesine uygarlık notunu düşmüyor. Onun için iyi bilelim: Bir yazarın yazdığı için ras- gele bir polis tarafından karakola çağrıldığı bir ül- ke, henüz uygarlık adına söz sahibi olabilecek, ya da "Ben uygarım!" savıyla kendini herhangi bir yere kabul ettirebilecek bir ülke değildir! Yazarlann yazdıklan için hapisten çıkanldıklan ül- keler, uygar ülkelerdir. Yazarlann yazdıklan için hapse girdikleri ya da ülkelerinin kolluk kuvvetlerince taciz edildikleri ül- keler ise uygar olmayan ülkelerdir. Kimileri vatanseverlikten, ülkelerine her fırsattâ övgüler düzmeyi, olumsuzluklan ise küçümseme- yi ya da gizlemeyi anlamaktalar. Ben ise vatanseverlikten, ülkemi ne ise 0 olarak görmeyi ve ülkemi görmek istediğim yer uğruna her türlü savaşımı vermeyi anlıyorum. Eğer benim ülkemde yazarlar yazdıklan için ka- rakola çağnlabilıyorlarsa ve ben, ülkeme buna kar- şın "uygar" dersem, 0 zaman önce 0 ülkeye, ar- dından da yazıya en korkunç biçimde ihanet et- miş olurum. Böyle düşündüğüm için, ülkemde ana haber bültenlerinde sırf yazdığı için karakola çağnlan bir yazarı değil, amayiımı sekizgünlük "çakı" gib\ as- ker Tarkan'ın askertiğinı bitırdiğı günhangi m,a.ft- kenle beraber olduğunu öne çtkartan bir medya, beni utandırıyor. Böyle düşündüğüm için, bu ülkeyi yönetenlerin halkın gözüne baka baka Türkiye'nin Avrupa Bir- liği'nin değerierini paylaştığını söylemeleri beni dehşete düşürüyor. Böyle düşündüğüm için ben, biryazann sırf yaz- dığı için karakola çağrılabildiği bir ülkede her ya- zarın yazma hakkını savunmayı, uğraşların en kut- salı sayıyorum. Ve yine böyle düşündüğüm için ben, yazarları- nı yaşarken değil, ancak öldürüldüklerinde kıtle- sel olarak anımsayan, takibata uğrayan her yaza- rı değil, ancak ünlenmiş yazariarı gündemine alan bir "aydınlar" topluluğundan da sadece utanç du- yuyorum! Sizler, o görkemli cenaze törenlerinden, kıtlesel ağıt yakmalardan hiç, ama hiç eksik olmayanlar, bir yazar sessiz sedasız, tek başına, yazdığı için karakola çağrıldığında, neredesiniz? Düşünceöz- gürlüğünü hep birlikte savunabilmeniz için illa bir şamata mı gerekiyor? Sizler aslında özgürlüğü savunmaktan değil, yal- nızca anmaktan yanasınız, çünkü böylesi çok da- ha kolay ve çok daha tehlikesiz. Hayır, sizler uygar değilsiniz! e-posta: ahmetcemalC« superonline.com Acem20(« hotmail.com 'Grease' müzikali Türkiye'de sahnelenecek • Kültür Servisi- ünlü Broadvvay müzikali "Grease". Mydonose Shovvland'da 3-14 Mart tarihleri arasında sahnelenecek. İlk olarak 1972'de Broadvvay'de sergilenen müzikalde başlıca rolleri Acevedo Enrique, Carmell Jodi. Curry Beth. Evans Ben, Liander Colin ve Santos Samia paylaşıyor. Broadvvay'de sergilenen müzikalin başansı üzerine 1978 yılında çekilen ve başrollerini Olivia Nevvton John ile John Travolta'nın paylaştığı fılm gişe rekorlan kırmıştı. Filmin müziklerinin yer aldığı albüm uzun süre listelerde kalmış, 8 milyonun üzerinde plak satışı gerçekleşmişti. Mydonese Shovvland'da sergilenecek müzikalin bilet fiyatlan 5 ile 39 milyon lira arasında olacak. BUGÜN • BABYLON'da saat 21.30'da 'Kompania Ketencoğlu' konseri izlenebilir. (292 73 68) • AFM KEREM GÖRSEV CAZ BARda Tatiana Andreeva'nın yönettiği ve alto saksofon çaldığı, bayanlardan kurulu Miss Jazz grubu dirdenebilir. (731 39 50) • AKSAıNAT'ta saat 19.00'da Doç. Dr. Suphi Saatçi'nin 'Mimar Sinan ve Kaynaklan' başlıkh dialı söyleşisi yer alıyor. (252 35 00) • İTALYAN KÜLTÜR MERKEZİ nde saat 19.00'da L. Vısconti'nin yönettiği 'Masum' adlı filmj gösteriliyor. (293 98 48) • BORUSAN KÜLTÜR MERKEZt'nde saat 18.30'da Prof. Ahmet Yürür'ün 'Marksist Kompozitörier' başlıkh söyleşisi dinlenebilir. (292 06 55) • BtLGİ ÜNİNTRSrTESt'nde saat 19.00'da Ayşe Tütüncü ve Perküsyon Grubu dinlenebilir. (216 23 15) • FRANSIZ KÜLTÜR MERKEZİ'nde, Andre Techine'in yönettiği 'Cinayet Mahali' adlı film izlenebilir. (244 44 95)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog