Bugünden 1930'a 5,457,467 adet makale



Katalog


«
»

13ŞUBAT2000PAZAR CUMHURİYET SAYFA HABERLER 9 Afyev, Demireldedi • BAKC(AA)- Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar AJiyev, "Süleyman Oemirel, sadece Türkiye'ye değil, bize de lazımdır; Kafkasya'ya, Türk dünyasına lazımdır; dünyanın bügünkü siyasetine lazımdır" dedi. AJiyev, Bakû Devlet Üniversitesi'nin kuruluşunun 80. yılı dolayısıyla kabui ettiği üniversite rektörlerine, "Mayıs ayında Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimleri olacağını biliyorum. Bız, dostumuz, kardeşimız Süleyman Demirerın bir dönem daha cumhurbaşkanlığı yapmasını istiyonız" diye konuştu. Doçente sahteciUk iddiası • ANKARA(AA)- Muğla Üniversitesi Rektörlüğü. profesörlük kadrosuna atanmak için yaptığı başvuru sırasında hazırladığı belgelerde ve yayın listesınde gösterdiği çahşmalarda gerçeğe aykın ve sahte belgeler verdiği, bir başkasımn bilimsel eserini veya çahşmasıran tütnünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseriymiş gibi gösterdiği iddiasıyla Doç. Dr. Ali Erbaş hakkında açöğı soruşturmayı tamamladı. Soruşturma sonucu rektörlük, Doç. Dr. Eıbaş'ın 'üniversite oğretim mesleğinden çıkarma' cezası ile cezalandınlmasını YÖK'e teklifetti. TehHke saçan yerter • İSTANBUL (ANKA) - Türk lnfeksiyon Vakfı Danışman Doktorlanndan Atahan Çağatay, metal ve kâğıt paralarda biriken mikroplann başta hepatit B, hepatit C ve verem olmak üzere pek çok hastalığa yol açtığı uyansında bulundu. Metal paralarda biriken mikroplann daha çok sorun olduğuna dikkat çeken Çağatay, paralar üzerinde aynca, gribal enfeksiyon virüsleri, E. Coli, Şi'gella gibi tehlikeli bakterilerin yanı sıra toprakta yaşayan bakterilerin dahi bulunduğunu bildirdi. Çağatay, paralann yanı sıra kapı kollan, otobüslerin tutacaklan gibi ortak kullanım maddelerinin de benzeri hastalıklar için risk taşıyan alanlar olduğunu sözlerine ekledi. PTT el koyuyor • ANKARA(AA)- PTT'nin bu yılki yatınm programında yer alan karma gönderi sistemi (hiybrid maıl), özellikle çok sayıda fatura göndermesi gereken kuruluşlara büyük kolayhk getirecek. Fatura gönderen kurumlann kurulacak merkezlere modem vasıtasıyla ileteceği faturalar, yüksek hızlı yazıcılarda kâğıda dökülüp mekanik ortamda katlanarak zarflanacak. Faturalar, daha sonra, posta kodlanna veya gidecekleri şehirlere göre aynlarak dağıtıma hazır hale getirilecek. PTT'nin, yabancı şirketlerle ortaklık kurmak suretiyle uygulayacağı sistem, faturalann vatandaşın eline geç ulaşmasuu önleyecek, bu geciîcmelerden dolayı vatandaşlann 'gecikme cezası' ödemesinin önüne geçilecek. Yanılma oranını en aza indirecek sistemle, PTT'nin pazar payı ve kânnın da arttınlrnası hedefleniyor. Nükleer Santralları savunanların gerekçeleri birer birer çürütülüyor enerjide kirlipolitikalarİhaleyi kazanacak şirketlere öneri Gelin biz bu işi devletin, dolayısıyla da halkın sırtına yıkmayalım. Nükleer santralı (ceremesine katlanın), siz yapın. Hatta istiyorsanız, gidin Akkuyu'ya kurun. Ama, işte, bir koşulla: Siz yapın, siz sigortalayın, siz işletin. Para kazanın. Olası zararları siz karşılayın Turizm gelirlerimizde, psikolojik sebeplerle azalma olursa farkı siz karşılayın. Kaza olursa, zaranmızı karşılamayı taahhüt edin. Size "talep güvencesi" veremeyiz. Ancak ucuza verirseniz elektriği sizden alınz. Nükleer atıklara da kanşmayız. Prof. Pr. TOLGA YARMAN Gündemdeki "nükleer santral ihale" süreci; görebilecek gözler açısından, Türkiye'deki siyasi tezgâh mekanizmasına ilişkin çok ilginç ipuçlannı ele vermiştir. Bir defa, unsurlan içerde olsun dışarda olsun, nükleer lobi bünyesindeki baskı gruplannın siyaset dünyasındaki uzantılan, artık oldukça iyi anlaşılmaktadır. Dile getirilen "milMknıiş", "çağ atiamakmış". "nükleer teknolojiynıiş7 ', "atom bombasrynus.", "uranyum ve toryuın gİ7İlimi7mi<" "enerji rûketünimiz dünya ortalamasının altındaymış,", "yoksa, karanfakta kahnırmış" türünden gerekçelerin tümü numara. Çoğunlukla gayri samimi ve bayağı ustaca "öıtûlü bir sıyasetin" (saf ayartmada fevkalade başanlı olduğu kuşku götürmez "nükleer mümin" bıhmcılenmizı ve bürokratlanmızı mıknatısladığı her durumda kesin), hin mi hin, "uzaktan loımanda mekanizması" olarak sahnelenmektedir. Ama bütün şu "sözde gerekçeJerin" üstüne üstüne giderek, onlan teker teker, zaten vukufsuz tezgâh erbabnıın elinden kopanp almak; takkeyi düşürmüş, keli iyice gözler önüne sermiştir. musunuz? Türkiye'nin halihazırda kurulu elektrik kapasitesinde hayli bir yedek fazlası olduğundan, anlaşması imzalanmamış ilave projelerden sarf-ı nazar edilmesi... Gerçekten de, bugün kurulu kapasitemiz 26 bin megavat, yani yuvarlak olarak, 26 Keban Barajı kadar. Biz bunun en çok, o da yılda ancak bir yanm saat kadar 18'ini kullanıyoruz. Dünya Bankası, bizim, dihmizde tüy bitercesine söylediğimizd söylüyor. "Senin yedek fadan var, bugün dolar, yani bir nükleer santral kredjsinin yıllık yuvarlak faizi 500 milyon dolar olarak) faizdi, tahkimdi, yerli ortaklardı, ne gerekmekteyse, her türlü uluslararası, keza yerel ticaret güvencesiyle donanmış bulunarak koşturan dev nükleer konsorsiyumlar; böyle bir aşamada, alternatif finans kaynağı olduğu kadar, ilave bir kâr kapısı olarak da sahnelenmiş bulunuyor. Gerçekten, "master bir sjyaset". tşte "miUflflaniş", "çağ atfamakmjş". Dünya Bankası'ndan uyarı yazısı Söylediklerimizi; keza ilgili demokratikkitlö- örçaıtlerimizin, başta da Elektrik Mühendisleri Odalan'nın söylediklerini; Dünya Bankası'nın, 9 Kasım 1999'da, Enerji BakanlığVnın en üst kademesine, hem de gayet rencide edici bir dille yazması; trajikomik olmak bir yana, burada ortaya koymak istediğimiz savın, samar gibi bir kanıtını oluşturmaktadır. Dünya Bankası'nın, Enerji Bakanhğı'nm en üst kademesine yolladığı ve bir biçimde (haliyle bakanlık üst düzey yetkililerine rağmen) basınınuza sızdınlmış olan yazı; Dünya Bankası'nın Enerji Bakanlığımıza "etektrik şebekemizin iyileştirttmesi için verdiği kredinin geri ödenmesine" ilişkin yaptınmlann gereğini yerine getiremeyeceğimizden duyduğu endişe çerçevesinde kaleme alınmıştır. Bu yazı, söz konusu çerçevede, Enerji Bakanlığımızın müsveddevari politikalannı, baştan sona eleştin yağmuruna tutmaktadır. Buradaki, bizce en çarpıcı nokta; Enerji BakanlığVnın, kimi özel elektrik üreticilerimizden yüksek fiyatla aldığı elektriği, TEDAŞ'a, yani elektrik resmi dağıtım kuruluşumuza ucuza vermesinin, aradaki farkın ise Hazine'den, yani halkın cebinden kapatılmasının sorguiama konusu yapılmasıdır. Müthiş! Enerji BakanlığYnın, daha doğrusu, orayı bugün deruhte eden siyasi anlayışın politikası gerçekten müthiş. Olana bakın! Enerji Bakanhğı, halka, sözde ucuz enerji veriyor. Ama sonra gıdıp bunu Hazine'ye, yani son toplamda yine halka ödetiyor. Enerji Bakanlığı bu arada, halkın cebinden, yüksek fiyatla elektrik satın aldığı üreticileri abad ediyor. Ve bunu biz eleşürmiyoruz, verdiği krediyi doğru düzgün geri alamayacağmdan tedirgin olduğu için Dünya Bankası eleştiriyor. Dünya Bankası, bize bu çerçevede, Türkiye açısmdan gerçekte çok incitici bir üslupla, bir dizi önlemler reçetesi öneriyor. 'İmzalanmamış projelerden vazgeçln' Önlemlerin başında ne var, biliyor Greenpeace eylemi Nükleer enerjryi protesto etmek için ülkemizde sık sık eylemler yapıbyor. Önceki gün Enerji Bakanhğı'nın önü de bu tür bir eyleme sahne okiu. İzmit Kfinik ve Tehlikeli Atık Yakma Tesisi'nin 17 Ağustos depreminin ardından geçici izinle işletümesine tepki gösteren çevre örgütü Greenpeace, Çevre Bakanhğı önünde "Azrail kryafetine bürünmüş siyah elbiseleriyle" gösteri yapü. Çevre Bakanhğı'nın koruma ekiplerince tartaklanan Greenpeace üyeleri pohs tarafindan yaka paça gözalüna ahndı. için ilave yaünmlara ihtfyacın yok, bu aşamada yeni yarmmlardan kaçın!" diyor. "Enerji tüketünimiz dünya ortalamasımn arandaymış'". "yoksa, karanhkta kalnurmış". "nükleer zorunluymuş"... Demek kı bunlar doğru değil. Kime göre? Dünya Bankası'na göre... Ne peki bunlar? Örtülü bir siyasetin sahnelemesinde başvurulan motifler. Oyun Içlnde oyun Bakın, Dünya Bankası daha da ileriye giderek bizimkileri uyanyor: "Böyle gidersen, benden sana kredi yok!" diyor. Buna karşı bizim geliştirdiğimiz siyasi manevra ise oyun içinde oyun içeriyor. Enerji Bakanlığı'm bugün deruhte eden siyasi anlayış hangisi? "ÖzeUerden yüksek fiyatla elektrik alma~, yani onlan "gözeöne" anlayışı, yani bu güçlü özellerm siyaseti. Özeller, "veküleri" ile iktidarda olarak, Dünya Bankası'nın ihtanna rağmen, tabii tatlı kârlannı sürdürmek isteyerek ne yapacaklar? Enerji Bakanlığı'na elektrik saüm fiyatlannı mı düşürecekler? Katiyen! Bu "ver-kaç" sürecek; Dünya Bankası'ndan ahnacak krediler kurursa kurusun, yine sürecek! Üstelik ilave finans kaynaklan, ilave kârlarla sürecek. Uyan ey milletim uyan! İşte şimdi, kendi ülkelerinde zor durumda kalmış olduklan için, bizim dışımızda bir de Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya nükleer aslanlanna, "shomDom" (gösteri iplatformu, sergi yeri) olan Türkiye'ye; kredileriyle, ancak yine de tabii (5 milyar "nükleer teknolojiymiş". "atom bombasıymış", "ultısal nükleer gizüunizmiş". "elektrilomş". bütün bunlar olağanüstü bir tezgâh.Üst bir siyaset orkestrasyonunun örtülü motifleri. Şimdi benim şunca yıldır "Enerjinin olduğu yerde siyaset vardır, çoğunlukla da kirli siyaset vardır'' yolundaki sözlerim, uınanm, daha iyi anlaşıhyordur. Biz kez daha belirtelim; bu satırlann yazan, Türkiye'de nükleer enerji üretimine hiç karşı olmuş değildir. Ne var ki konuya o sebeple, bu sebeple, takım tutar gibi duygusal sürüklenmelerle değil, mümkün mertebe yansız yaklaşıhnasuıa, omuz vermeye titizlenmektedir. Bu çerçevede bir kez daha vurgulayalım: Nükleer enerji üretimi, 1970'lerin sonlanna kadar, çoğunlukla "gûvenOir'', '^emiz" ve "ekonomik" olarak tasnif ediliyordu! Bugün durum gerek vakalar itibanyla gerekse de kamuoyu nezdinde, üstehk gitgide ttrmanan boyutlarda hiç böyle değildir. CüvenMlr değll "Güvenihrlik'' öğesi, malum kazalar (özellikle, 1979TMI-ABD ve 1986 Çernobil-Sovyetler Birliği kazalan) sebebiyle dünya kamuoyu nezdinde ciddi hasar görmüştür. Bu o kadar böyledir ki, nükleer santrallan, sigorta şirketleri sigortalamaktan kaçınmaktadırlar. "Temiz obna" öğesi de irili ufaklı nükleer kazalann yam sıra bühassa nükleer anklann elden nasıl çıkanlacağına milyar dolarlara bah'ğ olan ve yıllarca süren hazırlıklara rağmen, kamuoyu tepkileri nedeniyle bir türlü yakınsanamamış olduğundan yıpranmıştır. "Ekonomiklik'' öğesine gelince... Gerek güvenlik önlemleriniri, kaza olasılıklannı azaltmak için arttınlmasına bağlı olarak yapılmak durumunda kalınan katmerli harcamalar... Gerek ömürleri sonunda, hemen her yam radyoaktif olmuş santrallann söküm masraflannın astan yüzünden pahalıya gehnesi... Gerekse de nükleer atıkJann elden çıkanlmasının, yine astan yüzünden pahalıya geliyor olması sebepleriyle, nükleer enerji üretimine ilişkin ekonomiklik öğesi de öncelik belirlemede bariz biçimde gerilere düşmüş olmaktadır. Kısacası, gerek vakalar itibanyla gerekse de kamuoyu nezdinde, nükleer enerji üretimi, evvelce tasnif edildiği ve algılandığının tersine, "ne çok güvenilirdir, ne çok temizdir ne de rekabette yeterince ekoDomiktir'7 . Bu durumda; nükleer enerji, tabii bütün şu söyleyegeldiklerimizin bilincinde olunarak, siyaseten savunulabilir. Ne var ki, nükleer enerji üretimi iddiasını, ülkemizde, "Valla zorunludur, çok güvenKdir, çok temizdir, çok ucuzdur, daha iyisi yokrur, şimdi derhal ve çok çok, aynca ve çok önemli olarak ulusal BÜdçersavunmaiçin j ^ t t e r ! " diye hızlı amigo ruzgarlanyla estirenlere, bızım makul bir tavsiyemiz var: Gelin biz bu işi devletin, dolayısıyla da halkın sırtına yıkrnayalım. Yapın, sigortalayın. İşletin. fcazanm "Serbest pazar'". "serbest ekoDomi", "tahkün'" tamam. "Altta kabının canı çıksın", bu da tamam. Bir koşulla. Nükleer santralı (olacak o kadar değil mi), ceremesine katlanın, siz yapın. Hatta istiyorsanız, gidin Akkuyu'ya kurun! Ama, işte, bir koşulla: "Yapın, siz sigortalayuı, siz işletin! Para kazanın! Hatta ûç finna VVestinghouse+Mitsubishi (ABD+Japonya), Framatom+Siemens (Fransa+Almanya), AECL (Kanada) vardı ya. -Her üçünüz de, hatta eğer muhakkak ve hâlâ daha istemekte> seniz, o da kabulümüz, Akkuyu'ya gidin, sanrrallannızı yapın, sigortalayuı, işletin! Para kazanın! Başlangıç için. ülkemizde üç tane nükleer santrahmız birden ohıversin. Biz yalnız iki kayıt koyalun: 1) Reaktörler tıkır tıkır çahşırken dahi olsun, turizm gelirlerimizde, psikolojik sebeplerle azalma olursa, faria siz karşılayın. Bir de bölgeden gelen sebze-meyve ürünJenmızın satışında, içeride olsun, dışanda olsun, reaktörler sebebiyle bir gerileme olursa, buradaki farkı da siz kapatın. 2) Allah korusun, kaza olursa, zarar ziyanımızı da haliyle siz karşılamayı taahhüt edin. Bu arada, Afrikah, Ortadoğulu, Orta Asyalı nükleerseverlere, ülkemizden istediğiniz kadar çok propaganda yapın. onlan buraya davet edin, santrallannızı gösterin. Kusura bakmayın, bir minik aynntı daha olacak: Size "talep gûvences" veremeyiz. Ancak ve ancak ucuza verirseniz, elektriği sizden alınz. Nükleer atıklara da kanşmayız. Haydi gelin şimdi; güvenilir, temiz, bilhassa da ucuz, nükleer ulusal geleceğünizi, uluslararası malum deyimle, "karşüıkh çıkar anlayışı" içinde ve hayırlısı ile, birlikte tesis ediverelim! EMO İstanbul Subesi Yönetim Kurulu üyesi Hüseyin Yeşil, Türkiye'de enerji krizi yaşanmadığını söyledi 6 Halkı kâranbk sopası fle korkutuyorlar9 Ehliyetimi kaybettim. Geçersizdir. Ş. BAŞAKAKAN İstanbul Haber Servisi - Elektrik Mühendisleri Odası istanbul Şube- si Yönetim Kurulu üyesi Hüseyin Yeşil nükleer santral ihalesinin 1 Mart'ta sonuçlanacağuu ammsata- rak, "İhale sonuçlan açıklanacağı zaman her seferinde elektrikler ke- süiyor. BLri karanhk sopası ile kor- kutuyorlar. Şubat sonunda vine ka- ranhkta kalacağız, herkes önlemini alsın" dedı. ÇareSiz Hareketi'nin Caddebos- tan Kültür Merkezı'nde düzenledi- ği, "Enerji darboğazı var mı, nük- leer santraUar gerekli mi" konulu panelinde konuşan Hüseyin Yeşil, "Türkiyede bir enerji krizi yoktur, enerji yönetimi krizi vanhr" dedi. Hükümetlerin yıllardır enerji ta- leplerini olması gerekenden fazla, yerel enerji kaynaklannı da oldu- ğundan az gösterdiklerini belirten Yeşil, şunlan söyledi: "2010"da kurdlu gücün 60 bin megawatt olması gerekriğini öngö- rüyorlar. Gerçekte bu 45 bin mega- vvatnr. Kömür kaynaklannm yüzde 30"u, hidroUk kaynaklann da yûz- de 30'u kuDanıhyor. İletim haüann- dan kaynaklanan yüzde 20 net ka- ymlar var. 5 milyar dolara 1000 me- gawatthk bir nükleer santral yerine bunun beşte birini iletim hatlannın yenilenmesine yaünrsanız. kaymla- n yüzde 10'a çekersiniz." Bilimsel enerji planlaması Hükümetlerin bilimsel bir ener- ji planlaması yapmayı becereme- diğini ifade eden Yeşil, "1975'ten 1997'ye kadar 7 adet nükleer sant- ral yapıbnazsa karanhkta kalaca- ğımızı öne sürüyoıianh. Şimdi bir tane bile yok ama karanhkta deği- hz. Karanhkta kalmamızuı nedeni iletim ve dağıtım hatlaraun eskiliği nedeniyle sık sık anza yapmasıdu-. Sakın ola Id kapasite darhğı nede- niyle kesinti olduğunu düşünmeyin. Türkiye'de bir enerji krizi değil, enerji yönetimi krizi vardır" dedi. ÎTU Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Orhan Kural ise 20 yıl- dır Türkiye'de kömür rezervi araş- nrması yapılmadığım, bugün 6 mil- yar ton olarak bilinen rezervlerin 30 milyar ton olduğunun tahmin edildiğini kaydetti. Nükleer enerji savunuculannın kozlanndan biri- nin petrol ve doğalgaz rezervlerinin ortalama 50-80 yıl sonra tükenece- ği argümanı olduğunu ifade eden Prof. Kural, nükleer santral yakıtı olarak kullanılan uranyum kaynak- lannm ömriinün de 40-50 yılla sı- nırlı olduğunu kaydetti. Prof. Ku- ral, yer seçimi, kömürün yıkanarak işlenmesi, verimli teknolojiler ve desülfürizasyon üniteleri ohnak kaydıyla kömürün en ekonomik enerji türlerinden biri olduğunu ve nükleer santralın kesinlikle önceli- ğı olmadığını söyledi. havzasında hazırlığı Istanbul'un en büyük içme suyu kay- naklanndan Ömerli Barajı havzasmın kı- sa mesafeli koruma bandında 763 ko- nutluk lüks villalaryapılacağı, FP'li yö- netımın bu pianı Büyükşehir Beledıye Mechsi'nden geçirmek için uygun za- manı beklediği belirtildi. Proje onayla- nırsa, kapatılan Refah Partisi'nden İs- tanbul Büyükşehir Belediye Başkanı se- çilen Taj>^>Erdoğan'ın göreve gelir gel- mez su havzalannı yağmaya açma pla- nının bir parçası olarak değerlendirilen İçme Suyu Havzalannı Koruma Yönet- meliği'nde yaptığı değişiklikten sonra, Omerli Baraj havzası ilk kez resmi an- Jamda, rant amacıyla imara açılan yer olacak. Projenin sahibi, Kemer Go- untry'yi yapan Övaeûi Yapı ve Turizm A.Ş. ise Istanbul Şelur Plancılan Odası tarafindan mahkemeye verildi. Yurttaşlann şikâyeti üzerine dün Ömerli Barajı üzerinde helikopterle in- celeme yapan TBMM Idare Amiri ve MHP'li Ahmet Çakar, 'endişekrm yer- az olduğunu' söyledi. Incelemelerini İs- tanbul Valisi Erol Çakır ve ÎSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu ile birlikte yapan Çakar."Barajm korumaatanda olduğu- nu gözkmledik. Arazinin \üzde 65'i ka- muya saL Kaçak v^püaşmanm önienme- si için ISKt ifc ortak bir çahşnta yürütü- lecek" dedi. Çakar, baraj havzasında ya- pımı planlanan 763 konutluk proje için ise açıklama yapmadı. Bir gazetede, Zengüüere, kira öder gjbi kooBt' başlığıyla hakkında yazılar çıkan projeye göre, Ömerli Yapı ve Tu- rizm A.Ş adlı fırma, ömerli Barajı Pa- şaköy kolunun kuzeyindeki 650 hektar- hk açık alanda 'Seferusta ÇifUik Evleri' adı altında 763 adet lüks konut yapmayı planlanryor. Proje, Çevre Bakanhğı'nın Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği'ne ay- kın olarak baraja 300-1000 metre arasın- daki koruma mesafesinde yapılıyor. Doğal Hayatı Koruma Demeği (DHKD) Dış lüşkiler Koordinatörü Ner- gis Yazgan, tstanbul'un yıllık 900 milyon metre küplük su gereksiniminin yüzde 25'ine denk düşen 220 milyon metre- küplük bölümünü karşılayan Omerli Ba- rajı havzasındaki bu planın kabul edile- mez olduğunu söyledi. Bu girişimin, Is- tanbul'un su havzalanna yönelik yapı- laşma tehlikesinin en büyük ömeği ola- rak karşımıza çıktığını belirten Yazgan, Çevre Kanunu'na göre Ön ÇED (Çevre- sel Etki Değerlendirmesi) gerektiği hal- de yapılmadığını ve Çe\Te Bakanlığı ta- rafindan kabul edilmeyen ve ÇED uygu- lamalanyla hiçbir şekilde bağdaşmayan ISKl'nin İçme Suyu Havzalannı Koru- ma Yönetmeliği'ne göre hazırlanan ÇED'e dayanarak yaşama geçirilmek is- tendıgını söyledi. Bu alannı, kentin içme suyunu karşı- layan bir havza olmasının ötesinde, Uluslararası Bern Sözleşmesi ile korun- makta olan 4 adet nesli tehlıke alanda bitki için önemli bir yaşam alanı oldu- ğuna dikkat çeken Yazgan. "Söz konusu gEriŞHH bu »nlaynamn ihlaUHir*1 dedi. Kentin her bölgesinde gerçekleştiril- mek istenen yapılaşma için "Biz pianh birbiçnndey'apmazsakgecekonduistila- aohır" savunması yapıldığını ifade eden Yazgan, "Ozür kabahatten büyük. Ben burahn devlet olarak koruy-amıyorum, o zaman yapdaşmaya aça>im mannğı mandına değfl" diye konuştu. DHKD İstanbul Doğal Alanlar Proje- si Sorumlusu GökmenArgun da, bu ala- nm, tüm dünyada yok olmak üzere olan fundalıklann Türkiye'de kalmış en son topluluklanndan birini içerdiğini belirtti. Sehir Plancılan Yağmaya karşı < mücadele 1994*te görev başına gelen RP'li Re- cepTayyip Erdoğanyönetimindeki Bü- yükşehir Belediyesı'ne bağlı İSKİ, Yü- zeysel Su Kaynaklannm Korunması Yönetmeliği'ni değiştirdi. 0-300 metre arası mutlak koruma, 300-1000 metre arası kısa koruma, 1000- 2000 metre arası orta ve 2000 metreden sonrası uzak koruma mesafesi olarak belirle- nen yönetmelikte yapüan değişiklüde orta mesafeîi koruma kaldınldı; mut- lak, kısa ve uzun kaldı. Kısa ve uzun mesafeli bölgede yapı- laşma izni verildi. İstanbul Mimarlar Odası ve Şehir Plancılan Odası, yönet- melik değişikliğinin iptah' için dava aç- n. Şehir Plancılan Odası'nın İstanbul 4. Idare Mahkemesi'nde yönetmelik deği- şikliğinin ıptali istemli davada mahke- me bilirkişi raporlanna karşın yönetimi haklı gördü. Ancak Danıştay 6. Dairesi'ne yapı- lan iriraz sonucu, 31.12.1997'de yerel idare mahkemesinin karannı esastan bozdu. ISKl'nin istediği karar düzelt- me istemi de gerek olmadığma karar venlerek geri gönderildi. Bu aşamada ISKt 1998'de yönetmelikte küçük de- ğişiklikler yaparak kaybettiği davayı geçersiz kdrnaya çahştı. Yeniden değiş- ririlen yönetmeliğin iptali ve yürütaıe- nin durdurulması için açılan davalarise sürüyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog