Bugünden 1930'a 5,439,944 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 13 ŞUBAT 2000 PAZAR OLAYLAR V E G O R U Ş L E R olay.gorus@cumhuriyetcom.tr Demokrasi 'Cumhuriyetsiz' Olmaz Prof. Dr. SUNA KİLİ içero, cumhunyetleri, or- tak adalet anlayışını, kamu yarannı yaratmak ıçin in- sanlann bir araya gelme- sini sağlayan "halka ait devletler" olarak tanımlar. CumTfuriyet aynca ulusun egemenliği elinde tuttuğu ve bunu belırli süreler için seçtiği milletvekılleri aracılıgıyla kul- landığı birdevletbiçimidir. Cumhuriyet rejimi gücün temelde halkta olduğunu benimser. Cumhuriyetçılik ulusalcılığı ve katılımcılığı öngörür. Demokrasi, cumhuriyet anlayışından doğmuştur. Demokrasi herkesın yalnız- ca kendi yarannı düşündüğü, istediğini yaptığı bır rejim değildir. Cumhuriyet- çi anlayış özgürlüklerin çerçevesini çı- zer ve aynı zamanda yasalann ahlaksal, etik bırözü olması gerektiğini vurgular ve kamu yarannı göz ardı etmez. Cum- huriyetçi hukuk sistemi kamu yaranna işleyen bir sistemi benimser ve bunu şu araclarla uygular: l. Ulusun, halkın ege- menliği, 2. Hukuk devleti, 3. Seçimle gö- reve gelen ve denetlenebilir bir Meclıs ve yürütme erki. Bu sıstem özgürlüğû sağlar, özgürlüğû korur. Cumhuriyetçi özgürlük aynca kamu yaranna çalışan bir hükümet sistemi demektir. Bu sistem içinde hiçbir yurttaş bir başkasının so- rumsuz baskısı altına giremez. Cumhu- riyetçilik, kamu yarannın saptanmasın- da yurttaşın katılımcı olmasını öngö- rür. Kamu yarannı düşünmeden özgür- lüklerden söz etmek akla yatkm değil- dir. Batı'da cumhuriyetler ve cumhuriyet- çilik: Çiçero, Poiybius, Plutarkgibi dü- şünürler cumhuriyetçi özgürlük anlayı- şını geliştirerek neredeyse iki bin yıl sü- reyle demagoglara, krallara ve impara- torlara karşı direnme geleneğını oiuştur- dular. Sonradan Montesquieu ve J J . Rousseau gibı düşünürler cumhuriyet- çi terimleri kullanarak cumhuriyetçilık geleneğini güçlendirdiler. ABD'de John Üniversitesi Adams, James Madison ve Alesander Hamiltou gibi düşünürler özellikle Fe- deralist Essays -1787/1789- (Fedenıki Makaleler) adlı yapıtta cumhuriyetçi geleneğini vurguladılar. Ancak sonraki yı 1larda "cumhuriyetçüik" teriminin gerçekten ne anlama geldiğine fazla önem verilmedi. Bazı düşünürlere gö- re cumhuriyetçüik "demokrasi" idi; ba- zılanna göre hukuk devieti; büyük ço- ğunluğa göre de cumhuriyetçilik kral- lann olmadığı ya da ihtilali destekle- yen bir sistem olarak yorumlandı. Zera Rnk, Caroline Robbins. Gordon Wood ve Quentin Skinnergıbı duşünürienn bu konuda çalışmalan ve yayınlan olma- sa, Batı'da neredeyse 20. yüzyıl boyun- ca cumhuriyetçi felsefe işlenmedi, cum- huriyetçi felsefe ölü bir felsefe haline dö- nüştü. Siyasal gelişmeler, özellikle Ameri- kalıanayasahukukçulannı 1980'leror- tasında yenıden cumhuriyetçilik felse- fesi ve cumhuriyet kurumlan üzerinde çalışmaya ıtti. Ronald Reagan, 1981 yı- lında başkan olunca, federal yargıçlan ve federal kurumlan fazla "aktivbt" olarak eleştırdi. Bunun üzerine Frank Mkheunan ve Cass Sunstein gibi Ame- rikalı hukukçular, hukuk fakültelerinde cumhuriyetçi doktrin çalışmalannı can- landırarak tek taraflı, "yanlı" yasalara karşı kamu yaranru korumak için yar- gının "müdahale" hakkının doğduğu görüşleri gelıştirdiler. Önemle vurgulanması gerekir ki: Cumhuriyetçi öğreti (doktrin) "Hbera- lizmrv in yanıtlayamadığı bir önemli so- runu çözebilmektedir. Çünkü cumhuri- yetçilik özgürlüğün "mannki temetini", "manbki nedenini" kişinin yaran, kışi- nin çıkan görüşünden öteye taşıyarak ka- mu vicdanı, kamu aklı, kamu us'u, ka- mu yaran doğrultusunda bu özgürlüğû sağlayacak siyasal kurumlann oluşma- sıru öngörür. Cumhuriyetçi getenek öz- gürlüğün 'eşit yurttaşlık' gerektirdiğini vurgular. Bu nedenle "kişisd çıkartar", "keyfi hükümet" yaptınmlanyla kamu özgürlüğünü usulsüz birbiçimde tehdit edenlere karşı cumhuriyetçi düşünür- ler, cumhuriyet ilkeleri adına bu durum- lara karşı çıkıyoriar. Temelde, cumhu- riyetçi felsefe yönetim ve özgürlük ya da yönetim aracılıgıyla kamu yaran doğ- rultusunda ortaklaşa paylaşılan bir ada- let anlayışı ile özgürlüğe ulaşmamızı öngörür. Cumhuriyetçi anlayış 'özeli' değfl, 'kamu yarannı' ön planda rutar. Cumhuriyetçiler inanmaktadıriar ki top- lum olmadan özgürlük olamaz ve hukuk olmadan da özgürlük korunamaz. Batı'da cumhuriyetçilik felsefesini in- celeyen, savunan, bu doğrultuda yayın yapan en önemli düşünürlerin ABD'Ii hukukçular arasında olduğunu söy leye- biliriz. Bunun birçok nedeni var. Örne- ğin, Cumhuriyetçi Parti'nin içindeki aşı- n sağ kesim demokrasi adına ve demok- rasiyi kullanarak ülkeyi sağa, kiliseye (ABD'nin, Avrupa'ya göre, genelde, daha dindar olduğu gerçeği de göz önün- de tutularak), kişısel çıkar ve değerlere öncelik tanıyarak, sosyal adalet anlayı- şından uzakJaşarak cumhuriyetçi deger- leri tehlikeye soktuklan gerçeği... Diz- gin tanımaz, denetlenmek istemeyen küreselleşme yandaşlan da girişimleri- ni demokrasi adına, demokrasiyi kulla- narak yapıyorlar. Birkaç ay önce "Seatt- le"da yaşananlar, "Seame''dan yükselen protesto sesleri, kişi ya da büyük serma- ye gruplannın çıkarlannı değil, kamu ya- rannı gündeme getirerek bir anlamda "cumhuriyetçiliği'' savundular. Türkiye'de cumhuriyet we demokra- si: Ülkemizde bır süredır gündemde olan "Cumhuriyet mi, demokrasi mi?" tar- tışmalan anlamsız. Amaçlanan, cum- hunyetımizin daha da demokratikleş- mesidir. Cumhuriyetimizin özgün bir kunıluşu var. Bu cumhuriyet bir kurtu- luş savaşi sonrası, ihtılal sonrası kurul- muştur. Cumhuriyetimiz yalnızca bir ad, bır terim değildir. Belirli sürelerde milletvekillerinin, bakanlann, devlet başkanının seçildiği bir rejim değildir. Cumhuriyetimizi kuran güçlerden biri de askerdir, ordudur. Bu nedenledir ki ordu, cumhuriyetin ve cumhunyetçi de- ğerlerin korunması ve sürekliliği konu- sunda duyarlıdır, kararlıdır. Cumhuriyetimiz, yok edilmek iste- nen bir ulusun yeniden dirilişini simge- leyen bir rejimdir. Bu nedenle, yukan- da belirttiğim gibi Batı 20. yüzyılda, genelde, cumhuriyetçi değerler üzerin- de durmazken "cumhuriyet" ve "cum- huriyetçi" değerler özellikle 1923-1950 Türkiyesi'nde üzerinde önemle duru- lan konular arasındadır. Cumhuriyetçi anlayış çağdaşlıkla eşanlamb değerien- dirilmiş, devrunier bu anlayış içinde uy- gulanmıştır. Bu bağlamda belirrmek is- terim ki bir üike kendini öyle tanunla- varak cumhuriyet olamaz, İran örne- ğinde olduğu gibi. Cumhuriyet çağdaş- lık demektir. Unutmamak gerekir ki Roma döne- mınden bu yana cumhuriyetçi hukuk sistemi hep "halkın egemenliği" görü- şüne dayanmıştır, çünkü halkın egemen- liği özgürlüğün ve kamu yarannın teme- lini oluşturur. 1921 Anayasası, "ulusun kayıtsız şartsız egemenliği" görüşüne dayanarak daha Kurtuluş Savaşı döne- minde cumhuriyet rejimi doğrultusun- da kesin bir adım atıldığının kanıtıdır. Cumhuriyetçi öğreti (doktrin) kamu yaran görüşünü benimser, izler. Öte yan- dan liberalizmde gerçek bir kamu ada- letı anlayışı yoktur. Yalnızca rekabet içindeki bireysel çıkarlan uzlaştırma çabası vardır. Cumhuriyetçiler özel ke- simı yadsımazlar. Ancak cumhuriyetçi doktrin ortak ka- mu menfaati üzerine oturur. Cumhuri- yetçilik bireysel yaşamın çoğulculuğu- nu, çeşitlilik ve hoşgörüyü yadsımaz. Ancak adalet konusunda ortak bir gö- rüşe varmadan, kamu yaran doğrultu- sunda işbirliğı yapmadan özel yaşam- larda güven olamaz; insanlar kanşıklı- ğa ve yalnızlığa ıtilırler Demokrasivi kullanarak hem demok- rasiyi ve hem de cumhuriyeti yok etmek ghişimleri oiabilir. Ancak cumhuriyet yaşarsa, demokrasi bir süreç içinde ku- rulabflir. Fakatcumhuriyeti yok ederse- niz demokrasiyi de yitirmiş ohırsunuz. Demokrasiyi kullanarak ülkeyi bölme- yi, parçalamayı, hatta şeriatı getirmeyi amaçlayabilirsiniz. Cumhuriyeti u nu- maralayarak", cumhuriyeti kendine öz- gü felsefesinden uzaklaştırmaya çaba- layabilirsiniz. Kısacası, bölücülüğü, par- çalamayı, Sevr'i, cumhuriyeti numara- lamayı, şeriatı getirmeyi hep demokra- siyi kullanarak ve demokrasi adına ya- pabilirsiniz. Sosyal adaleti yok eden, toplumsal dengesizlikleri körükleyen denetımsiz kûreselleşmeyi savunabilir- siniz. Ancak tüm bu saydıklanma cumhu- riyet, gerçek cumhuriyetçi anlayış tep- kisiz, tarafsız kalamaz. Demokrasiyi kullanarak laik cumhuriyet otontesini yok etme girişimlenne direnme cumhuriyet adına, cumhuriyetçilik adına direnme en doğal hakkımızdır. Demokrasi adına hep "azeH" savu- nabilirsiniz.. ABD'de Reagan yöneti- minde olduğu gibi toplumsal eşitliği ze- deleyen yasalan, demokrasiyi kullana- rak hazırlar ve uygulamaya koyabılirsi- niz. Ancak cumhuriyet bu uygulamala- ra karşıdır ve karşı çıkma hakkını kul- lanacaktır, kullanmaktadır. Demokrasiyi kullanarak özclleştir- meyi hızlandınp toplumsal dengeleri altüst edip sosyal adaletten uzaklaşabi- lirsiniz ve tüm bunlan demokrasiyi kul- lanarak ve demokrasi adına yapabilir- siniz. Ancak cumhuriyetin bu girişim- lere dur demek hakkı vardır. Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ilericidir. llericiliktir. Ortak üst kimliği oluşturan Türkiye Cumhuriyeti yurttaş- lığı ülkenin birliğinin vedirlik vedûzen- liğının güvencesidir. Ortak kûnliği ırk yaratmaz; tarih ve kültür yaratır. Cum- huriyetimizin feisefesi bBİeşdrid, bütün- leştirici ve çagdaşlasönodır. Onun için önceiikle cumhuriyet Beyoğlu'ndan üstü başı perişan insanların '. geçemediği.dahadoğ- rusu geçirilmediği gün- lerdeydik... Güzel pas- Z- tanelerde o günlerin sa- * natçı takımı oturur, * önemli konularda konu- şur, tartışırlardı. Nisu- . . az'lar, Bayian'lar, Tokat- lıyan'lar, üstü başı temiz efen- diden yaşlılar, genç şiir, öy- *• kü heveslileri... Bir sinsi yağmurun ağlar ' g i b i düştüğü bir akşamüs- M 'tüydü. Sinemadan çıkmıştık. Bir kahve, bir pastane! To- katlıyan'a girdik. Koskoca pencerenin önünde yerleşip geçip gıdenlerı seyre başla- • dık. Dostumeskibirkentli, bir ; aydın.. hep burda yaşamış, bJrkaçyıldaParis'lerde... iki- de bir yabancı sözcükler kul- tanan toplumun nasıl kurta- nlıp çağdaş bir yaşama ka- vuştuaılacağı konusunda dü- şünceleri olan biri... Yazarak, konuşarak ders veriyor biz- lere, çevresine!.. Savaş yeni bitmişti. Tek parti dönemi sona eriyordu. Yeni partiler, yeni insanlar çık- mıştı ortaya... Kötüye yoru- yordu dostum bu gidişi! "Aya- ğa düşüyor şu demokrasi dedikleri'" diyordu. "Ayakta- hmı işbaşına gelirse sen bek- le devrimleri, Batılılaşmayı, uygariığı..." "Işte böyleleri doldu Istan- bul"a, dedı bırden elıyleönü- müzden geçen bir genç ada- mı göstererek... Baktım, ür- kek bır hayvan gibi sağına soluna bakarak yürüyen bi- ri! Bir taşralı, bir Anadolu ın- sanı... "Taşı toprağı altın " de- dikleri Istanbul'a yorganını torbasını kapıp gelenlerin ön- cülerinden... "Bunlar dola- cak yakında, oturacak yer EVET/HAYIR OKTAY AKBAL İstanbul'da Yaşamak Derken..••• bulamayacağız." Çevremiz- deki yaşlı beyler de aynı duy- guyu mu yaşadılar? Hepsinin yüzünde bir garip antam. Kimlerdi Tokatlıyan Ote- li'nin ön cephesinde oturup içkilerini ağır ağır yudumla- yanlar? Emekli konsoloslar, elçtler, eski siyasetçiler, yazar- lar, gazeteciler, işadamlan, kalburun üstünde kalmayı becerenler... "...Taşra, Istanbul'u efe ge- çiriyor, azizim" dedi dostum. "Üç beş yıl sonra sen bura- yıgör, kebapçılar, lahmacun- cular, işkembecilerdoldura- cak bu güzelim caddeyi..." "Ne yapalım, halkımız, sev- gili halkımız uyanıyor" diye- cek oldum. ŞÖyle kötü kötü baktı beni de küçümser gibi. Öyle ya, ben de biraz taşra- lı değil miydim? Anadolu'dan değıl, Istanbul taşrasından, Fatih'ten, Karagümrük'ten! Sık sık anımsanm o ellili yıl- lann istanbulu'ndaki değişi- mi! Biryanlışmtydı, birbozul- ma mı? Istanbul yavaş ya- vaş başkalaştı. Yeni insanlar, yeni mahalleler, gecekondu denilen yerleşimler. En güzel yerlerde görülen değişik in- sanlar... Ama kaçınılmaz bir şeydi bu. Ister istemez ola- caktı. insanlarımız çoğala- caktı. Işsizlik artacaktı. Top- raklar yetmeyecekti. Hete de- mokrasi, hak, hukuk sözleri, iyiden lyiye yaygınlaştıkça, çoğulcu sistemin gereği Ana- dolu'nun en uzak kasabalanna, köy- lerine kadar yay- gınlaşan "Herkesin eşit haklara sahip olduğu, herbireyin yurttaş sayıldığı" düşünceleri iyi kö- tü yanlarıyla, yo- rumlarıyla kafalara işlendikçe, büyük kentlere atam hızlandıkça hızlanacak- tı. Sonra yıllar geçti! Bir gün Beyoğlu'ndan geçerken bir de baktım, benim çocukluğu- mun sevgilisi Glorya Pasta- nesi'nin Tatlıses Lahmacun" dükkânı olduğunu görmez miyim? Zaten cadde boyun- ca kebapçılar, tşkembecifer.. kısacası güneydoğu, doğu insanlarımız bizim sevgili cad- demizi "işgal" etmişlerdi, da- ha doğrusu "feth" etmişler- di! Biz kentlilerin düşlediği Is- tanbul artık yok! Boşuna ara- , mamalı elden kaçınlan de--"ji' ğerieri. Yeniden yaratmaya''.'• dakalkmamalı...Istanbules-,:', kiden belirli bir azınlığın ma- ?•* lıydı, şimdi bütün ülkenin... Bir zamanlar Istanbullu ol- mak bir ayncalıktı, o kadar ki uzun yıllar boyunca Istanbul doğumlularaskertik bile yap- mazlardı. Isteyelim isteme- yelim, beğenelim beğenme- yelim, bu değişimı yaşadık, daha da yaşayacağız!.. Buna yozlaşma da bozul- ma da desek gereksiz! Bizim insanlanmız başardı bunu. Bir zamanlar yönlendirme- ye, eğitmeye, çağdaşlaştır- maya çalıştığımız insanlan- mız... TV'lerde, basında birtakım ucuz tartşmalan, suçlamala- n dinlerken, okuri<en bu tür düşüncetere gittim işte... Okuma Yazma ve Uygarlaşma BurhanGUNEL • ^ ^ ^ •^•r-azı, bellektir. ^ L F Toplumsal bel- ^ ^ ^ r lek ise, yazı- ^ t nın, yazılı me- • tınlenn bıriki- - ^ L . miyle kendini oluşturur.Sözkonusu bin kimin insanlann kurtammına sunulup yeni kuşaklara yararlı olabil- riSe*' içî* "okuma uğraşı" ge- rekmektedir. "Okuma''nın ger- çekleşebilmesi içinse, önceiik- le bu gerekliliğin kabul görme- si, bilinçte yer alması gerek- mektedir. Basit bir akıl yürütmeyle bu çıkış noktasına ulaşmışken, he- men dönüp toplumumuza ba- karak şu sorulann yanıtlannı bulmaya çalışabilınz: • Toplumumuza "belleksiz toplum" denmektedir; bu sap- . tama doğru mudur? Yoksa, top- ' lumsal belleğimiz oluşmuş mu- dur? • Toplumumuzu oluşturan bireylergünlükyaşam içerisin- de, yaşamlannı güzelleştirerek anlamlı kılabilecek, renklendi- rebilecek sanatsal, kültürel et- kinliklere izleyici ya dayaratı- cı olarak katılma gereksinmesi duyuyorlar mı? • Toplumumuzun bireyleri, gelecek için projeler oluşturup uygar toplum/uygar birey ol- manın gereklenne ilişkin yeter- li çabalarda bulunuyorlar mı? Yani, daha mutlu, daha eşitlik- çi, daha güvenli, daha güzel bir dünyada yaşamak için bireysel çabalarda bulunup toplum bilin- cini ileriye doğru devindirip yönlendirebiliyorlar mı? Yamtlar ne yazık ki olumsuz- dur. Sorulara dönerek durum sap- tamasında bulunursak: "BeUeksiz toplum" olduğu- muz için, bilimsel bilgiye de sa- natsal birikime de ulaşamamış, verilenle yetinen, giderek veri- len kadannı bile almayan, al- mak istemeyen, dahaçok da din şemsiyesinin altına girerek in- sanlığin geçmişini üstünkörö yonımlayıp günü yüzeysel bir yaşam anlayışıyla geçiren, ge- leceğe de ölümün gerçekleşece- ği bir oluşum olarak bakan, "te- vekkül sahibi" bıreylerin ço- ğunlukta olduğu bilisiz, bilinç- siz ve amaçsız bir toplum oldu- ğumuzu söylemek olasıdır. Dolayısıyla, günlük yaşamın yeme içme, bannma, eğlenme ve cınsellıği yaşama düzlemin- de, gövdenin üzerinde geçiril- mekte olduğu sonucunun da ko- laylıkla altı çizılebilir. Geleceğe ilişkin olarak da, böyle bir yaşamı en alt düzey- de sürdürmeye yeterli öğelerin korunacağı bir ortamın güven- cesini sağlayacak ekonomik ko- şullann oluşturubnası (köşeyi dön ve kendini kurtar anlayışı) ile "ötetd dünya"da yer kapma anlayışının çakıştıgı, örtüştüğü, birbirini tamamladığı bir anla- yış ve bakış öne çıkmaktadır. Yaşamın bu yüzeysel ve be- densel akışı içinde, varlığım sür- dürebilmenin en alt düzeydeki koşulu olan teknik bilgi ise ez- berci bir eğitim süreci ile birey- lere aktanlmaktadır. Bu olgu, "çağdaş" bir top- lum görüntüsü oluşturmaktay- sa bile, "uygar" bir toplumun varlığım gercekleştirememek- tedir. Arayan, soran, irdeleyen, eleş- tiren, gelecegin oluşmasına kat- kıda bulunan bireylere ise, bu yüzeysel yaşam anlayışının ege- men olduğu toplumumuzda ge- reksinim duyulduğu söylene- mez. Verilenlerle yetinen ve kendi- ni, yaşamı, ülkeyi, dünyayı, var olan her şeyı sorgulamayan bir toplum için "çağdaş" olmak bi- le fazladır aslında. (Nitekim 01- kemizdA ^irtakım güçler toplu- mu çağın gerisine çekip götür- mek için her şeyi göze almış durumdadır ve savaşımını sür- dürmektedir.) Bütün bu saptamalar ışığın- da olguya baktığimızda; öykün- meci, edilgen, tembel, gelece- ğe ilişkin uygarlık hedefleri ol- mayan, bencil, çıkarcı, ezberci, kolaycı, "Tann'yaemanet" bi- reylerin oluşturduğu bır top- lumda "yaa" ve "okunuı''nın kendine yer bulamamış olması hiç de şaşırtıcı değildir. Yanı sıra, sanatın hiçbir dalı (gerçek sinema ve müzik bile) böyle bir anlayış içindeki top- lumda olmazsa olmaz gerçek- liğirve ulaşamayacaktır. Bu çizgilerin genel görünümü oluşturduğu ve "istisnalann" genellemeyi bozamadığı birtop- lumda, böyle bir yaşam anlayı- şı içinde "sürü" özellikleriyle zırhlanmış bıreylerin niçin ki- tap okuması ve sonunda uygar ohnası gerektiğini, bunun niçin zorunlu ve gerekli, yaşamsal bir süreç olduğunu bıkmadan usan- madan anlatmalıyız. Bireysel gücümüz bu zorun- luluğu inandıncı çizgiye taşı- maya yetmiyor, ama devletin eğitim politikalanmn yanı sıra ekonomi politikalanmn da de- ğiştirilmesinin, insanlann insan olma yolunda eğitilmesinin ge- rektiğini biliyoruz. PENCERE - " * . • • Geç SalanlarL Bir büyük liman.. * H * Limanda demiıiemiş boy boy tekneter.. ' Rüzgâr keşişlemeden esiyor.. Tekneter, en büyükten en küçüğe, rüzgâra göre ko- nuşlanmışiar. Ki buna denizcilikte "salmak" deniyor. Ne o, rüzgâr lodosa mı çeviriyor?.. Teknelerde bir tedirginlik başlıyor, ister istemez rüzgâra göre salacaklar. Küçükler çabuk salacak.. Büyükler geç salacak.. Az sonra limana bakan kişi, tekneleri tek düzen- de göremeyecek.. Şaşırmasın!.. • Türkiye şimdi bu konumda Rüzgânn yönü değiş- ti; ama, kimi geç salıyor.. Kimi erken salıyor.. Denizcilik argosunda "salmak" deyimi insanlar için de kullanılıyor; bir gerçeği geç algılayan durgun zekâlı kişi gırgıra alınıyor -Geçsaldı!.. x, , . G e r ç e k n e ? . . *' '"-••"*"-' Bu ülkede artık komünizm tehlike değil, trtica baş tehlike!.. Rüzgânn yönü değişti.. Ancak kimi sivri zekâlı erken salıyor, kimi durgun zekâlı geç salıyor . * r • ' rttihat ve Terakki'nin önde getenlerinden Halil Pa- şa, Enver Paşa'nın amcasıydı. Otuz altı yaşmday- ken Irak'ta "Genel Vali ve Ordular Grup Kumanda- nı" oldu. Astığı astık, kestiği kestik, çevresinde bir sûrü dalkavuk... Savaş yenilgiyle sona erince Halil Paşa'nın hem talihi döndü, hem nevri!.. İstanbul'da kurulan yeni hükümet Ingilizlerin dümen suyuna girmiş, Halil Pa- şa'yı savaş sorumlusu diyefellik fellik anyordu. O gün- lerde Halil Paşa Erenkoy'de bır arkadaşının köşkün- de saklanır, tabancasını yanından eksık etmezmiş. Bir gün oturma odasında arkadaşıyla tavia oynar- ken kapı açılmış; bir Türk komiser, arkasında işgal kuvvetinden yedi-sekiz yabancı asker içeri dalmtş- lar. Komiser, Paşa'yı sırhnda entari, elinde tavia zar- lanyla görünce, dayanamamış: - Paşam, demiş, mars oldunuz!.. "*' Otesini berisini yoklayıp tabancasımn yanında of- madığını anlayan Paşa; - Evet, hep yekle mars olduk!.. -• * Küçük bir olay bu!.. Asıl büyük olay, Birinci Dünya Savaşı'nın yenilgiy- le sona ermesiydi. Rüzgâr o büyük olayia dönmüştü. _ ^ ,. • "Soğuk Savaş" Sovyetler'in yenilgisiyle noktaia- nınca rüzgâr dönmüştü.. Ama kimi geç saldı.. ,< Kimi erken.. 199O'lı yıllarda Türkiye'yi içten dtştan ırgalamaya başladılar.. Doğrusu Türkiye de biraz geç saldı.. Ama saldı. Devlet gemisi 'komünizm" yerine "irtica*y\ teh- dit belleyince ne olacaktr?.. Ne olacağı görülüyor, ister istemez bu limandaki bütün irili ufaklı tekneler yeniden vaziyet alacakiar. Vaktiyte Islamcı konuşlanmaya göre durumunu ayar- layan çoğu şirket, hokjing, tetevizyon, medya gru- bu, erken ya da geç salıyor; dinci kesimde kendisi- ni ayartamaya çalışan çaltşana... Haydi hayırlısı!.. . , • • # • YAKIN TARIH GÖZDEN KAÇMASINÎ Aydm Engm yaşadığımız günlerin kıtabınj yatdi: Tırmıka Tırmık. • IZUfR 232-463 82 90 • AMKARA tpmstm T Hftı>ltH r*vkrk«|turc«> »st w*w ykrtulttır con l«f*ra#t satif; t amı iim ac? TURKCELL» BİLİNMEYEN NUMARALAR TÜRKÎYE'DE ILK DEFA vnmck col \ i. Cep tı.l«.'(onunu/ıl.ın : Turkıfll r>ılnuiK\ııı Nıım.ııalar Scrvisini arayın. Öğrenmek istediğini/ 1 ıırkıcll mım.ır.tl.ıruıa anmda ulaşın... " ı»iin 24 saat (f))TURKCELL f ^ ^ Çünkü iletişim çok şeyi değiştirir
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog