Bugünden 1930'a 5,431,332 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 17KASIM2000CUMA DIZI Batılılaşmak ve Avrupa ailesine girebılmek ıçın her fıyatı ödemeye gönüllüydük BIRBAKIMA air Eşref ve zamanı SERVER TANİLLİ başkanları • ADANA (Cumhuriyet Büro) - Türk Belediyeler Birliği'nin çağnsı üzerine belediyeler birliği üyesi belediye başkanlan bugün Ankara'da toplanıyor. Türk Belediyeler Birliği Başkanı Aytaç Durak, toplantıda, belediyelerin içine düştüğü ekonomik bunalımın yanı sıra uzun süredır beklenen Yerel Yönetimler Yasa Tasansı'nın görüşüleceği ve sonuç alınması için gerekirse yapılacak eylemler üzerinde durulacağını belirtti. Durak. bugün 10.00'da Sheraton Oteli'nde başlayacak toplantıya tçişleri Bakanı Sadettin Tântan'ın da katılacağını belirtti. Zehirli buğday ve un operasyonu • AĞR1(AA)-Ağn Valisi Tahsin Cumhur Ersoy, Bitlis'teki zehirli buğday ve un olayının ardından Ağn'da yapılan operasyon sonucu, Tutak ilçesine bağlı Ocakbaşı köyünde, zehirli madde kanştınlmış 9 ton un, il merkezinde bir işyerinde 175 torba zehirli madde kanştınlmış tohumluk buğday ele geçirildiğini belirtti. Vali Ersoy, soruşturmanın derinleştirilerek sürdürüldüğünü kaydetti. Bitlis'te yapılan operasyonda da Ağn'dan getirildiği belirlenen zehirli 6 ton un ve 5 ton buğday ele geçirilmişti. ÖSS başvuruları • ANKARA(AA)- Yüzbinlerce öğrencinin geleceğine yön veren üniversite giriş sınavı başvuru maratonu, pazartesi günü sona eriyor. 2001 ÖSS için başörtülü fotoğraf veren adaylann başvurulan kabul edilmeyecek. 2001 ÖSS için başvurular 20 Kasım günü mesai saati bitiminde tamamlanacak. Halen liseye devam eden adaylar, başvuru formu ve ÖSS kılavuzunu kendi okullanndan, mezun durumdaki adaylar ise herhangi bir lise ya da ÖSYM merkezlerinden bir milyon 750 bin lira karşılığında alabılecek. Meral yeraden rahatsıdandı • ANTALYA (AA)- Türk-Iş Genel Başkanı Bayram Meral, Antalya'da 2 gün arayla yeniden rahatsızlanarak hastaneye kaldınldı. Belek'teki Sol Belvil Otel'de Yol-tş Sendikası Genel Sekreterler Toplantısı'na katılan Bayram Meral'in konuşma yapmaya hazırlandığı sırada burnunda kanama başladı. Toplantınm yapıldığı salondan çıkanlarak makam aracıyla SSK Antalya Bölge Hastanesi'ne kaldınlan Meral, 14 Kasım Salı günü de rahatsızlanarak SSK Antalya Bölge Hastanesi'ne kaldınlmıştı. Jbretl DoğanAvooğtu ile dostluğumuz 19501i yıliann ortasında başladı; ölümüne dek sürdü. Birisi çıkıp sorsa: -Avcıogiu'nunkişüiğmdeağırbasanne- dir?- Yanıtım tek sözcük olur -WırtseverBkL Avcıoğlu katıksız bir yurtseverdi. En- ternasyonalizme dönük insanlık idealini yurtseverliğinin süzgecinden geçirirdi; ta- rih çalışmalanyla haşır neşir oldukça bu yoldaki bilıncı daha da pekişti. 12 Mart, Doğan için büyük darbe oldu. "Ziverbey köşkü"nden geçti; içerden çı- kınca evine kapandı; sabır taşına dönüş- tü; ama, fıkirlerinde bir değişim olmadı. Bir gün dedi ki: "- 2000'e kadar yaşayaeağjm, hakh ol- duğum ortaya çıkacak." O günlerde 2000 çok uzak görünüyor- du. Yine bir gün gözlüklerinin arkasından bakarak: *- Hesabım yanbş çıkü" dedi, "benim program bozuidu." . - Neden?.. "- Kansere yakaiandım.'' Doğan 1983 'e dek yaşayabildi; son so- luğunda bile derdi gücü Türkiye idi. • Doğan 12 Mart'tan sonra gazetelere, dergilere yazmadı; sanıyorum bunun tek istısnası "Türkrye YazdarT dergisin- de yayımlanan "Pabuççu MuştasT baş- lıklı incelemedir. Dergınin sahibi Ahmet Say'ın ısra- nyla kaleme alınmış bu yazıda hem de- rin bir mizah var, hem de tarihten ibret dersleri... Tarihsel aymazhğımıza yak- laşık yirmi yıl öncesinden göndermeler yapılıyor. Zavallı Türkiye!.. 19'uncu yüzyıldan beri Avrupah ol- maksevdasına kapılmış "Tanzimat Ka- fah"lann elinde çarçur olmuş bir ülke- yemidönüştük?.. 19'uncu yüzyıldan beri "Avrapah ol- mak" sevdasına kapılmış "TanzknatKa- fah*lar, bu ülkede ohnadık işler yaptı- lar. "BaütakBtçüiği'' ile "çağdaşuygar- hk" arasındaki aynmı anlayamayanla- nn bugün ağzının içine baktıklan kişi 'Cottareffi'değil miL "Avrupa Birliği''ne girişin çölde serap gibi uzaklaştığı şu günlerde, Doğan Av- cıoğlu'nun "Pabuççu Muştası"ru okumanın "fazilet-i terbryetkârisir olur mu bilemeyiz. Ahmet Say, 1982'de Avcıoğlu'ndan Şair Eşref için bir yazı istemiş; Doğan bu sipariş üzerine "Pabuççu Muştası"nı yazmış!.. Bu nedenle dizinin Şair Eşref in dizeleriyle donatıhnası düşünüldü. Ne yazık ki "mileıı>'uın''un eşiğin- deki Türkiye'de, Eşref de güncel mi gün- cel... "Pabuççu Muştası" DOGAN AVCIOGLU Eski dost Ahmet Say. Şair Eşref in ya- şadığı tarihsel dönemi anlatan bir yazı yollamamı istiyor mektubunda. Eşref ve yaşamı hakkında bilgim, herkesin bildi- ğinden fazla değil. Ne Abdûlhamityanlı- sı tutucularla. ne de Batıcı Jöntürklerle bağdaşamamış bir yalnız adam olarak kal- mış aklımda Eşref. Belki de işin biraz ko- layına kaçmış, kaytarmış, iyi bilmiyorum. Bu durumda Ahmet Say'a, ilkin "Eşref ve zamanı" konusunda kalem oynatma gücünü kendimde görmediğimi bildirme- ye niyetlendim. Kaytardığımı sanacaktı, sansın dedim. Sonra "kaytarma" üzerin- de düşünmeye başladım. Türkiye aydını, dün de bugün de sürekli kaytanyor gibi gel- di bana. Bu kaytarmanm öyküsünü yaz- mayı denemek, hem Eşref in dönemi, hem de bugün için anlamlı olacak galiba. Türkiye aydınının çağdaş öyküsü, Av- rupalılann "Boğaz'daki Hasta Adam"ı dil- lerine doladığı günlerden başlar. Babı- âli'nin tercüme odasından yetişme ilk Türk hariciyecileri, hasta adamı iyileştirmek için çareler ararlar. Önlerindeki örnek, Avrupa ve özellikle tngiltere'dir. Ingilte- re kurumlannı hayranlıkla izlerler ve bu kurumlan Türkıye'ye getırmeyi düşlerler. Hasta adamın kuşkusuz eğitim, maliye, ıdare, ekonomi, askerlik vb. gibi her alan- da köklü reformlara ihtiyacı vardır. Batı ku- rumlannı ömek almak doğaldır. Ne varki Reşit Paşa'nın başuıı çektiği bu ilk Batıcı aydınlar az sayıdadırlar ve toplum içinde güçsüzdürler. Ancak felaketler ve Avrupa devletlerinin desteği, onlara fıkirlerini az çok uygulama fırsan verebilir. Fırsat, Mı- sır Valisi'nin oğlu İbrahim Paşa'nın cid- di bir direnişle karşılaşmadan Kütahya ön- lerine gelişiyle ortaya çıkar. Acıdır ama, yönetimden bıkkm Anadolu kentleri hal- kı, istilacı paşaya biat eyler (1). Anadolu askeriyle güçlenen paşanın Istanbul'a gir- mesi ışten bile değildir. Babıâli, kendi Mı- sır Valisi'ne haddinı bildirsin diye tngil- tere'ye başvurur. Ingiltere işi ağırdan alır. Rus birlikleri tstanbul'u kurtanr. Işe Rus- lar kanşınca, tngiltere ağırhğını koyar. Mı- sır Valisi'ne haddini bildirir, Ruslan geri- letir. Ingiliz desteğini sağlayan Londra El- çisi Reşit Paşa, Hancıye Nazırlığı'na ge- lir. "Reform dönemi" başlar. Serbest pazar ekonomisine yöneHş Ilk büyük reform. günümüzde de "Baş- ka alternatif yok" diye sunulan serbest pa- zar ekonomisine yöneliş olur. Avrupa tüc- canna ve adamlanna yalnız dış ticaret de- ğil, iç ticaret de açılır. Rumlar ve Ermeni- ler iç ticarette Avrupa'nın aracılığını sağ- larlar. îngiltere'nin Türkiye'ye ihracah, kı- sa sürede Fransa, Rusya ve Italya'ya yap- tığı toplam ihracatı aşar! tngiliz kapitalisti bu tatlı pazardan hoş- nuttur. Ülke açık pazar kalmak koşuluyla, Ingiltere, Osmanlı Imparatorluğu'nun top- rak bütünlüğünü korumaya hazırdır. Ingil- tere bu konuda ilk Batıcı aydınlanmıza çok çekici gelen bir formül geliştirir: - Türkiye, Avrupa Konseyi'ne (2) alına- caktır. Avrupa devletler hukuku ona da uy- gulanacaktır. Imparatorluğun toprak bü- tünlüğü ve bağımsızlığı, Avrupa'nın ga- rantisi altına konulacaktır. Bir Avrupa devleti olmak, Batıcı aydm- lanmızın rüyasıdır. Ne var ki Türkiye'nin Avrupa Ailesi'nde layık bulunduğu yeri alabilmesi, insan haklanru uygulamasıyla olanaklıdır. Avrupa devletleri, bu konuyla yakından ilgilidirler. Görülüyor ki insaru meta sayan en acı- masız ekonomik reçeteleri empoze eden devletler, Avrupah olmaya karar verdiği- miz günden beri insan haklan savunucu- lan olarak karşımıza çıkarlar. O günlerde insan haklan, Hırisriyan - Müslüman eşit- liği biçiminde anlaşılır. Avrupa'ya göre, Hıristiyanlar Osmanlı Devleti'nin ikinci sınıf uyruklandır. Hukuk yönünden eşitlik sağlanmalıdır. Gerçi hukuk planında bir eşitsizlik söz konusudur: Hıristiyan uyruk- lar. devlet hizmetlerinden ve askerlikten dışlanırlar. Hıristiyan olduklanndan ekbir vergi öderler, mahkemelerdeki tanıklıkla- Sanklı gördüğûn cahUUre zanneyleme nevvâb, Kurutmakçûn dımht-t mülkü guyâ bir diken sarmış; Başından boynuna indir, anınla boğ hemen kelbi, Sank sanma, birSlmûş beyne tutmuş bir kefen sarmış. Nevvâb: Kadılar /Dıraht-ı mülk: Memleket ağacı/ Kelb: Köpek/Guyâ: Sanb. n eşdeğerlik taşımaz. Ama ekonomik plan- da, Hıristiyan uyruklar ön plandadırlar: Kentlerde ticaret, Hıristiyanlann elinde- dir. Hıristiyan köyleri daha refahlıdır. Kı- saca, askerlik yapmayan Hıristiyan zen- gin, savaş meydanlannda ömür tüketen Müslüman fakirdir. Serbest pazar ekono- misi. bu eşitsizliği arttıncı yönde çahşır. Rum ve Ermeni nüfus hızla çoğalır ve zengin- leşir. Adalardan göçlerle Ege'de Rum nü- fus çok artar. 1839 Tanzimat Fermanı, Hıristiyan - Müs- lüman eşitliği yolunda bir ilk adım olur. Rum ve Ermeni patrikleri, Yahudi Hahamı ve büyükelçiler önünde, eşitlik ilkesi ve re- formlar açıklanır. EşitUk fslam uyruklula- nn hoşuna gitmez. Ekonomik bakımdan ezik de olsa, Müslüman, psikolojik bakım- dan kendini u Gâvur"dan üstün sayar. "Gâ- vur'a artık gâvur denDemeyecek" duruma gelmekten hoşlanmaz. Hıristiyanlar ise re- ğu Hıristiyanlannı Protestan yapmak üze- re kollan sıvarlar. Hatta Müslümanlan bi- le Protestan küma uğraşı verirler. Fransa da bir kısım Ermenileri ve Süryanileri Kato- lik yapar. Devletlerin mezhep rekabeti kı- zışır. 15 Mart 1858'deFransa'nınTüriyeEl- çisi.Paris'eşöyleyazar "BirsüredirErme- ni topluluğu içinde dikkat çekici olaylar olu- yor. Ingiltere Sefıri Lord Stratford de Redc- üffe'in geniş para vardımlanyla desteUe- nen Protestan misyonerler. Anadolu'da Er- menfleri Gregoryen Kflisesi'nden ayırarak kendi kilisderine bağtrvvriar. Protestan olan her Ermeni, misyonerlerden bir miktar pa- ra ahyor'*. Istanbul'da "TaçsESultan" diye anılan bu Ingiltere Sefıri, 1839 "özgürtûk" ferma- nından sonra, "vkdan özgûrtüğü" gibi soy- lu bir ilkeye dayanarak, din ve mezhep de- ğiştirmenin serbest bırakıhnasını ister. Os- manh Devleti'nde Hıristiyanın mezhep de- Şair Eşreften beyitler Nasıl ztf olmasın âlemde garbiyunla şarkiyyun, Güneşten hepsinin gûya ki nûru mâh olmuştur. Ziraat, mârifet, san 'at, saadetşimdi onlarda, Cehâlety meskenet, zillet, rezâlet bizde kalmıştır. garbiyun: batıhlar şarkiyyun: doğulular nuru: ışığı meskenet: miskinlik zillet: horgörülme marifet: bilim formlar Avrupa baskısry labaşladığmdan, ak- samalar olunca Avrupa devletlennın kapı- sını çalma alışkanlığını edinirler. Zaten Av- rupa devletleri, Osmanlı ülkesinde etkinlik- lerini artırmak için, kendilerine bağh Hıris- tiyan topluluklann koruyuculuğunu üstle- nirler. Fransa, antlaşmalarla Osmanlı ülke- sindeki Katoliklerin koruyuculuğunu sağ- ladığı iddiasındadır. Çarlıİc Rusyası da, Or- todoks Hıristiyanlann himayesini Kaynar- ca ve Edime antlaşmalanyla elde ettiğini ka- bul ettirme çabasındadır. 1840'lardan son- ra Anglosaksonlar da Protestanlann hami- Uğine soyunurlar. Kudüs'te Protestan kili- sesi açarlaı. Ne var ki Osmanlı ülkesinde yeter sayıda Protestan yoktur. İngılLz - Ame- rikan rnisyonerleri, Ermenileri ve öteki Do- ğiştirmesine, ömeğin Gregoryen Ermeni- nin Katolik ya da Protestan olmasına bir en- gel yoktur. Fakat bu mezhep değiştirmele- ri öyle kanşıkhklar ve dış müdahaleler ya- raürki, Babıâli 1834'te mezhep degiştirme- yi yasaklar. Müslümanlann ya da Müslü- manhği kabul etmiş dönmelerin Hıristiyan ohnası ise şeriatın idamla cezalandırdığı bir küfurdür. Ingiltere Sefıri, 1844 yılında Hıristiyanlann mezhep değiştirme yasağı- m kaldırtmayı başanr. Ama bununla yetin- mez. Vicdan özgürlüğü adına, şeriat hük- münü kaldırmak ve Müslümanlan Protes- tanlaştırma hakktnı sağlamak ister. Lord Hazretleri, 1856 yılı başında Hariciye Na- zın Fuat Paşaya insan haklanmn temel il- kelerinden sayılan vicdan özgürlüğünün, emperyalist literatürde nasıl anlasılması ge- rektiğini en sade biçimde açıklar: "Siz dininizi, Halife'\i filan bir yana bt- rakın. saçma bunlar. Bir ülke başka ülke- lere muhtaçsa ve biz ODIUI adına kan dök- mekten çekinmiyorsak, bu bize Hıristiyan Dûnyası ve Avnıpa adına bazı şeyler iste- me hakkını verir. Fuat Paşa acı bir jestle \anitiar: Türkiye'nin ölmesini istiyorsanız, evet" (Engelhardt, Tanzimat, s. 221). Ne var ki, tngüiz lordunun vicdan özgür- lüğü diktasını az çok gerçekleştirecek bir formül, Türkiye'yi öldürmeden bulunur: - Şeriat yasağı resmen değil, ama fiilen kaldınlacak ve Hıristiyan olan Müslüman- lara bir şey yapılmayacaktır (3). Böylece, boynuzlu kocanın "beni vukuu değil, şuyuu ilgflendirir" biçimindekı tep- kisine uygun bir devlet adamlığı anlayışı yerleşir ve giderek kökleşir. Batıcı aydın tipinin çarpıcı örneklerin- den ilki olan Fuat Paşa. "Takvimi siz ya- pın, ama biz yapmış görüneüm" biçimin- dekı bu üçkâgıtçılığı, devlet adamhğının baş koşulu sayar. Avrupah elçilere şöyle der: "Siz nsüdayın yalnız... Fakat sahneyi ve oy- nayacak rolleri bize bırakuuz." (4) 'Papuççu muştasıyla çafldaşlaşma' Kendi gücüyle reform yapmak ve ken- di halkına dayanmak yerine Avrupalı sefır- lerin koltuk değneği ile Avrupahlaşmaya kalkışan ilk Batıcı aydınlanmız, kısa süre- de, sefırlerin emir kulu durumuna düşer- ler. Sefaretlere kapılamrlar. Nüktedan Fu- at Paşa, Batılılaşma yolunda sefaretlere ka- pılanmamn gerekçesini filozofça açıklar: "- Bir devlette iki ku\-\et olur. Biri yuka- ndan, biri aşağıdan gelir. Bi/im memleket- te yukandan gelen kuvvet (padişah), cüm- lemizi eziyor. Aşağıdan ise (halk), bir kuv- vet hasıl etmeye imkân yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanma> a muhtacız. O kuvvetler de sefa- retJerdir." Işte bir bölümüne Osmanlı Devleti'nin gerçekten muhtaç olduğu reformlar. pa- buççu muştasının yandan desteğiyle yapı- lır. Namık Kemal gibi büyük bir yurtsever dahi, "pabuççu muştasıyia çağdaşlaşma" yöntemini savunur: "Tanzimat'ı o zaman kamuoyu himaye- sine vennek, ceüat eline teslim kabüinden olmaz mıydı?" Oysa emperyalist devletın pabuççu muş- tasıyia çağdaş uygarlıga ulaşılamayacağı- nı, yalnızca sömürgeleşileceğini görmek çok kolaydı. Ingiltere yönetimindeki Hindis- tan ve Osmanlı'dan Fransa'ya geçen Ceza- yir gözler önündeydi. Buralarda insan hak- lan değil, sömürge statüsü uygulanıyordu. Topraklan zorla ellerinden alınan Ceza- yirliler açlığa mahkûm ediliyor, vatandaş- lık statüsü yalnız Avrupah göçmenlere ta- nınıyordu. Yeni Osmanlılar bunu biliyor- lardı, ama ne yukanya ve ne de aşağıya, ya- ni halka güvenemediklerinden "pabuççu muştası'' anyorlardı. Tıpkı bugün bataca- ğım bile bile birkaç kuruş parasını, çare- sizlikten yüzde 12 aylık faiz vaat eden te- feci bankere yatıran saadet zinciri peşinde- ki dar gelirli memurlar ve emekliler gibi... Dlpnotlar (1) Çukurova'da pamuk üretimi Paşa döneminde gelişir, sonra duraklar. Çukurova pamuk işçileri, son günlere değin, iş bitimin- de Paşa 'ya üç kez rahmet okurlardı... (2) O günlerde Avrupa büyük devletlerinin aralannda kurduklan birliğe ' Avrupa Kon- seyi'' denir. Bu Konsey e ahnmakla, Osman- lı tmparatorluğu, Avrupa büyükdevletlerinden sayılacaktır (3) Bu fiili aniaşmaya uygun biçimde, 1860larda biri imam olan beş Müslüman, Protestan olur, Istanbul hanlannda vaazlar verir ve Müslümanlığa kıyasıya çatar Halk, bu dönmeleri öldürmeye kalhşır. Babıâli, kış- kırtıcı dönmeleri hapsederek olayı yatıstır- maya çalısır. Hükümet bir ara Anglikan mis- yonerlerinin dershaneye çevirdikleri han odalannı, tncıl ve benzeri din kitapları satan dükkânlan kapatırsa da, bu son önlem 'mes- ken masuniyetini ihlal' sayılacağından dur- durulur. Zaten Incil in sokaklarda ve vapur- larda Müslümanlara sanlması serbesttir. (4) Sultan Abdülhamitde, 1896yılında Hıris- tiyan reformlan içintngiltereBasbakanı Lord Salisbury tarafindanfena halde sıhştınlınca, Alman tmparatoru 'ndan şu ricada bulunur: ' 'Büyükelçiler bana resmen reform önerisin- de bulunmasınlar. tstenen düzeltmeyi, resmi olmayan kanallardan bana iletsinler, ben ken- di kararımlaymış gibi o reformlan gerçekleş- tireyim '' Alman Elçisi kanalıyla Berlin 'e iletilen bu resmi belgenin altınatmparator, Ab- dülhamit için ' 'Ne üçkâğıtçı!..'' diye not düş- müş. Sürecek Gazeteler Arasında... Istanbul'da, gazete saytalan arasında günlük ge- zintilerimizin bize gösterdiği şu: Pek canlı bir tartış- ma ve aranış içinde Türkiye. Yalnız ulusal değil dün- ya çapında sorunlan da tarttşıyor; ve yeni yüzyılda tutacağı yolu ve yeri anyor. Bir büyük uyanış başlamıştır... Şu pek basit örnekten yola çıkabilir miyiz? " • 15 Kasım günlü Milliyet'te, "Kitap Otoyu Solladı" başlıklı birhaberde, şu müjde veriliyorokuriara: "Bu yıl 19'uncusu düzenlenen ve geçtiğimiz pazar gü- nü son bulan TÜYAP Istanbul Kitap Fuan, her yıl olduğu gibi yine ziyaretçi akınına uğradı. İlk ikigün- de 69.700 kitapsevehn gezdiği fuan dokuz gün sü- resince toplam 350.000 kişiziyaret etti. Ulaşılan bu sayı da gösterdi ki, kitaba gösterilen ilgi teknoloji harikası otomobillere gösterilen ilgiden daha fazlay- dı. Çünkü Kitap Fuan ile hemen aynı tarihlerde dü- zenlenen ve 11 gün süren Autoshow'u ise 320 bin kişi ziyaret etti. Yani, otomobillerin tanıtımında kul- lanılan birbirinden güzel mankenler bile otomobil- lere gösterilen ilgiyi kitabın önüne geçiremedi." Bir büyük uyanış örneği değil de ne bu? Ama aynı tarihli Cumhuriyet'te şu haber içinizi burkuyor: Ankara Biriik Tiyatrosu'nca 1400 kez ser- gilenen Pir Sultan Abdal adlı oyun, Van ve Adıya- man valiliklerince yasaklanmış; yine Adıyaman'da, aynı tiyatronun oynamak istediği Adını Çocuklar Koysun adlı çocuk oyunu da -hiçbir gerekçe gös- terilmeden- yasaklamaya uğramış. Peki bu ne? Uyanış bir bütündür; hele hele sanatın yolu kesi- lerek gerçekleştiremezsiniz onu. • Artf Damar'la Berat Günçıkan'ın yaptığı ve 12 Kasım günlü Cumhuriyet Dergi'de yayımlanan söy- leşi gazetelerde yankılar yaptı. Tanınmış şair, önem- li konulara değiniyordu; okuriann o söyleşiyi bizzat okuyarak bunlan bılmesınde yarar vardır. Bizim bu- rada genç okurlara yapacağımız hatıriatma ise, şu: 184 TKP'linin tutuklanıp işkenceden geçirilmesine varan olay 1951'deydi; 1950'de tek parti iktidannı yıkıp onun yerine geçen Demokrat Parti'nin de ilk "icraan arasındaydı. DP, bunu yapmış ve TCK'yi da- ha da ağıriaştırarak aydınlann üstüne yürümüştü; ve bütün bunlara da, uşaklık ettiği Amerika'dan alaca- ğı para uğruna girişmiştı. Türkiye'nin elindeki ola- naklan da çarçur ederek, ülkeyi, emperyalizme kar- şı -gırtlağına değin- borç batağının içine atmıştı. Ozalcılık, o yıllarda başlayan soygun düzeninin hal- kalanndan biridir. Aynı anlayışın ürünüdür; ve şim- di yaptıklanyla burun direklerimizi yıkan yeni soygun kuşağı onlann "su/ö"ündendir. ideolojik bayraktar- lan da, Türkiye'de düzeyi daha da düşmüş "liberal şariatanlık"t\r. Sözü şuraya getireceğiz: Avrupa Birliği'ne girme- nin, "özgüriük" adına ne getireceğinden çok, eko- nomi adına neleri alıp götüreceğine de dikkatleri çekmeli. Nadir de olsa, bunu yapan namuslu kalem- lere de rastlıyoruz. Ülkemize demokrasi gelecekse, Avrupa'ya yamanarak onun güdümünde olmayacak bu; o yolu, Türkiye'nin ılerıci, demokrat ve aydınlık güçten bizzat açacaklardır. Onlann programlanna şhn- di gırmiş de değil bu; çok eskıden ben vardı... • Sosyal yırtılış ve parçalanmanın etkisi her yanda görülüyor; ve yeni dünya düzeni bunu taşıyıp yayı- yor. Dışlayıcı milliyetçirıklerte köktendinciliklerin ya- nıtının barbar ve totaliter olduğunda kuşku yok. O yüzden de, onlaria alabildiğine sertlik ve kesinlikle mücadele etmeli. Ancak, bu savaş, özgüriük, eşit- lik ve dayanışma adına örgütlenip yürütülürse ka- zanma şansı vardır; bir başka deyişle, bugün artık sadece faiz hadlerine tapan ve toplumlan da için- den çürütüp yıkmaya yönelmiş, bu nitelikleriyle de bir başka barbar çehre taşıyan yeni dünya düzeni- ne karşı, bu savaş, "amansız bir radikal eleştiri"n\n aydınlığında zafere ulaşabilir. Ahmet Oktay'ın -Inkılâp Kitabevi'nin yayımladı- öı- Postmodernist Tahayyüle Itirazlar't ile Siyasal Islama ltirazlar'\n\, işte bu radikal eleştirinin bir par- çası olarak algılayıp okumalı. Yazar, yeni bir yüzyılda da sürüp gideceğe ben- zeyen insanlığın tahakküm ve baskısına karşı siya- sal ve ideolojik mücadelenin önemini belirtirken; edebiyatın ve sanatın devrimci ideallerinin, siyase- tin devrimci ideallerinden aynlamayacağının da al- tını çiziyor. Öte yandan, siyasal islamın ideolojik içe- riğini sergiliyor; ona karşı aydınlann tavnnın ne ol- ması gerektiğini ortaya koyuyor; bu akımın engel- lenmesinde, baskıcı değil akılcı yollann neler oldu- ğunu açıklıyor. Ahmet Oktay'ın, sanıyoruz başka "itirazlar"\ da ola- caktır. Ama bu kadan bile, yolumuzu alabildiğine ay- dınlatıyor ki büyük hizmettir... Siyasilerle görüşecekler Petrol-Iş'ten uyarı yürüyüşü ANKARA (Cumhuri- yet Bürosu) - Petrol Ofi- si Anonım Ortakhğı'ndan (POAŞ) özelleştirme son- rası işten atılan Petrol-tş Sendikası üyesi 1200 iş- çi bugün DSP, MHP ve ANAP il başkanlıklanna yürüyerek parti yetkilile- ri ile görüşecekler. Pet- rol-lş'ten yapılan açıkla- mada. hükümetin işten atılan sendikah işçilere verdiği *j"atay geçiş" sö- zünü yerine getirmeme- si durumunda yeni yön- tem ve biçimleri ile bir dizi eylemin gündeme ge- tirileceği vurgulandı. Partilere dos\a Petrol-Iş Sendikası önünde bugün saat 10.00'da toplanacak olan sendika yöneticileri ve POAŞ'tan atılan işçiler, sırası ile DSP, MHP ve ANAP Ankara ıl başkan- lıklanna doğru yürüye- rek çalışanlann istemleri- ni içeren dosyalan parti yetkililerine iletecekler. Dosyada, POAŞ'ta ya- şanan gelişmelerin bir özeti sunularak il örgüt- lerinden genel merkez- lerine bash yapmalan is- teniyor. POAŞ'ta halen yanya yalan hissesi bu- lunan devletin bu konu- mundan ötürü işten atıl- malarda sorumluluğunun bulunduğu tezinin işlen- diği dosyada şu görüşle- re yer veriliyor: "Siyasi parti yetkilüe- rinden istediğimiz, 4046 sayıhyasadayeralankap- sam dışına, memura, söz- leşmeli personele ve özel güvenük göre\lisine da- yanan >ata> geçiş haklo- nın sendikah işçilere ve POAŞ'ta işten atdan fiye- lerimize de tanınması ve- ya diğer biçimleri ile ye- nidenistihdamlannın ger- çekleştiritanekri yönün- de çaba göstennenizdir. Ülke sorunlannın çözü- münü temel poHtika ola- rak kabul eden siz siyasi partilere de etkin görev- lerdüştüğü inancmdayızr
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog