Bugünden 1930'a 5,457,619 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 28 OCAK 2000 CUMA 14 kultur@cumhuriyet.com.tr Kent Oyunculan Margaret Edson'un Pulitzer ödüllü 'Nükte' adlı oyununu sahneliyor Uroyun metrii olarak Nükte 'nin en başanlıyönü kanseri, ölümü, hastane perişanlığını, fiziksel ve ruhsal acıyı anlatsa da, asla duygusal tuzaklara düşmüyor olmasu Yönetmen Yüdız Kenter'in yorumu bu nedenle oyunun ruhuyla örtüşen başanlı biryorum. Ben merhametin sayanhm uıuıtsctydm MÜJDAT M. SÖNMEZ Tann, yaşam ve ölüm kavram- lanru irdeleyerek tükettiğiniz ya- şamın (şursel değil, bır başkası- nın değÜ, sizın yaşamınızuı!) bir gün dördüncü derecede bir yu- murtalık kanseri ile son viraja girdiğıru öğrendiğinizde, birden bir perde aralaruvenp o güne ka- dar bütün bu kavramlar hakkın- da aslında hıçbır şey öğreneme- miş olduğunuz kafanıza dank edince, artık sığınabileceğiniz tek bir lıman kalmıştır: Nükte... Dr. Vrvian Bearing üe işte sı- ğındığı o son lımanda tanışıyor ve öyküsünü kendi ağzından «lin- liyoruz. Ama hastalığı ve ölmek üzere oluşu, ne bir acıma duygu- su uyandınyor, ne de vıcık vıc- vık bir duygusallıkla "hayat her şeye rağmen çokgüzeJ" deme yü- zeysellığine ve duygu sömürüsü- ne dönüşüyor. Hastanenin ışık- lan kadar donuk, kanser oldu- ğunu öğrendiği an kadar duygu- dan uzak ve acı veren bır dene- yim bu. Dr. Vıvıan Beanng iste- diğı kadar felsefe profesörü ol- duğunu haykmp dursun, bir te- kerleklı sandalyede o laboratuvar- dan bu laboratuvara taşınan âciz bir bedenden başka bir şey değil- dir artık! Durmadan anlattığı o parlak akademik kariyerinin çe- kilen fiknlere, yapüan tahlıllere hiçbir faydası yoktur; kimsenin onu dinlemeye niyeti ve zamanı da yoktur zaten. Ama eski bir öğrencısı kendisine "nisai mu- ayene" yaparken hissettiği utan- ca, hastanenin sonsuz labirentle- rinde tekerleklı sandalyeyle ora- dan oraya sürüklenıp dururken hissettiği edılgenlığe ve gıttıkçe artanfizikselacılanna rağmen Vi- vıan, klınık yaklaşım gereği bü- tûn sağlık personelinin ezberlen- miş sahte bir ilgıyle dudaklann- dan dökülen "Kendmizinasl his- sediyorsunuz?" sorusuna hep "lyi" diyerek yanıt verir, o koşul- larda bile dalgasını geçerek. (Muhteşem Yüdız Kenter her tt iyi"yi ayn bır mımık ve tonla- rnayla oynarken, neden Türk ti- yatrosunun divası olduğunu ka- nıtlarcasına bir oyunculuk dersı veriyor.) John Donne'in soneleri Maria Caflas'tan sonra bir kez daha bır öğretmen Yüdız Kenter. Yine seyırcisıne, öğrencisine ders venyor sahneden. Bu kez yasa- ma ve ölüme dair anlarüklan. 17. yüzyıl Ingilteresi'nde metafizik şiirleriyle ûn yapmış ozan John Donne'in kutsal sonelerinin içer- diği zekâ ve ince alayı ve bu so- neler aracılığryla Tann' ile kul eyTanru• Maria Callas'tan sonra bir kez daha bir ögretmen Yıldız Kenter. Yine seyircisine, öğrencisine ders veriyor sahneden. Bu kez yaşama ve ölüme dair anlattıklan. Türk tiyatrosunun divası, bir oyunculuk dersi veriyor. arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Ve bunu yaparken tıpkı daha sonra doktorlann ona yaptığı gibı ken- dısı üe bılımının nesnesi arasına duygusuzluktan bır duvar çeke- rek çalışıyor; deyım yerindeyse sonelenn ıcığını cıcığını çıkan- yor. Öğrencilerine kök söktûren, duygudan yana pek nasibüıı al- mamış bu mesafeli, bu korkunç ögretmen, ış sözcüklere geldi- ğınde bambaşka bır insana dönü- şüyor ve çocukJuğundan beri âşık olduğu sözcüklere ve onlann ar- dındakı denn anlamlara dalıp biz öğrencilerinin yolunu ayduilatı- yor. Neden zehirB madenler NedenzEhirlelmajtabizöJüm- süztere ölüm yağdıran o ağaç Şefavedi tekder, kBkanç yriantar Lanedenmiyor da, ben Ey Tann, neden neden ben? Nedir benim günahlanmı da- ha lanetli kılan? Akhm nu, mantıgım mı, anu- cunmı Benfiğinden doğan? Merhametin şanıTann'ya da- ha çok yaraşırdı. Neden gazabıy la üriditüyor in- sanı? Ama ben kimim, sana nasıl karşı gelebflirim? An, Tann, Tannm_ Senin muhteşem kamn ve be- nim gözyaşlanm Bir Letos seü olup aksa cenne- tinden Boğsa,voketsegünalüannanı- sını L'nırtsanevTann. unutsan, ha- urıamasan_ Ama haürtarsm değfl mi, unut- mazsın alacağuu Ben merhametin sayardım unutsaydın ey Tanru. Ölüme neden yazgılı olduğu- nu sorgulayan kul imgesiyle şi- irine hınzırca bir giriş yapan John Donne'in "Ama benkmim?_" üe başlayan dizeyle şiınni bır akıl oyunu olmaktan çücanp ucuz bir melodrama, mandıncdıktan uzak bir iman taşkınlığuıa dönüştür- düğünü, ancak bunu yapmakta- ki amacuıın nükteyı en sona sak- lamak olduğunu açıklıyor bizle- re: Merhametlı görüntüsünün ar- dında alacağını hiç unutmayan, bizi ölüme mahkûm etuği yetmi- yormuş gibi diğer yaranklanndan farklı olarak insanoğluna bir de ölüm bilinci veren gaddar, tüc- carTann! (Meraklüan büirler, bu hesap- çı. tüccar Tann imgesuıı Peter Shaffer, Amadeus oyununda unu- tulmaz bir başanyla kullarur.) Edson'un ilk oyunu 1961 doğumlu, Amerikalı genç yazar Margaret Edson'un ılk oyu- nu Nükte. Bugünlerde anaokulu öğretmenlığı yapan Edson, oyu- nu 1991 'de bir araştırma hasta- nesinin kanser koğuşunda küçük bir idari memur olarak çalıştığı Yeşünfl, 'ErolPekcan'ıAnmaGecesi'nedekatılacak. Ayşegül Yeşilnil Sextet, Gramofon'da Küttür Servisi - 'AyşegfiJ Yeşflntt Sestet' Tünel-Gra- mofon'da, 28 ve 29 Ocak geceleri 22.30'da cazseverler- le buluşuyor. Sextet, gitarda Neşet Rnacan, trompette LJoyd Chfehohn, kontrbasta Neafa Yeşilnil. piyanoda Se- HmBenba. davulda DemzDimdarve vokalde AyşegülYe- şflmTden oluşuyor. Yeşilnil, 31 Ocak Pazartesi, AKM Büyük Salon'da Kül- tür Bakanlığı ve Akademi Istanbul davetlisi olarak, uzun süre büiikte caz söylediğı *Erol Pekcan'ı Anma Gece- s'nın de konuğu olacak. 1987 'den beri ülkenin önde ge- lencaz müzisyenleriyle konserler veren, caz kulüplerin- de söyleyen sanatçı, ressam kimliğiyle de tanınıyor. Do- kuz Eyhıl Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Teks- tü Tasanmı Ana Sanat Dalı mezunu, karma ve kışisel pek çok sergi açan Ayşeğül Yeşilnil, en son 1998'de, IMKB Sanat Galerisi'nde sergüedıği, şahmaran gibi Or- tadoğu mitolojisini ele alan temakra yer verdiği resim- leri ile gündeme gelmişti. "Birbninden ayıramadığnn Hdz çocaklanm" diyerek caz ve resim tutkusunu ifade eden sanatçı, yaşama nedenini de "sağukla nefes alabil- diğim hergün, mâzScve resim adına. insan olmak adına yapmam gerekenleri eümden geküğince gerçekleştir- mek" sözleriyle özetliyor. Yeşimil, en büyük desteğı eşinden, caz müzisyeni Nezih Yeşilnil'den aldığını be- iirriyor. "Akordeon, gitar, mandolin çalan büyükierim- k^lzmir'dekiy^semmkokulanmnsardığıbahçeMevimR- de her zaman şarla söyfcdim. Şanshydnn td yetkin, çok kr>Tnetti ve a\m ramanda ivi bir hoca olan Nezih Yeşfl- nil'leyaşam yoflarunız kesişti. Cazmyorumlandığı ve ya- şandığıortamaginnemvedeğenisanatçdariaçak^ınase- rövenim böyielflde başfaun." Ayşegül Yeşilnü, yeni bir albümün müjdesini de veri- yor. 1995'te yaymüadığı'Rüzgâra Şarkdar Söyfc' albü- nıûnde Bülent Ortacgü, Erkan Oğur, LeventÇoker. Jak- JanetEam gibi müzisyenlerle çalısan ve Türkiye'deki pop müziğe yalm ve farkh bir soluk getiren sanatçı, aynı tarz- da hazırlanan yeni bir albümün çalışmalannı sürdürüyor. BİLGİ^DE StNEMA^DA GENC TÜRK SİNEMASIAĞIRLIKTA 'Güneşe Yolculuk'un galası şubatta yapılacak Kültür Servisi - 'Kent Merke- zindeYeni\e Sürekli Bir SanatSi- neması' sloganıyla Kasım '98'den bu yana etkınliklennı sürdüren Istanbul Bilgi Üniversitesi, yeni programında 'Sinema Tarinin- den', "Dünya Sinemalanndan' başlüdarımn yamna 'Genç Tnrk SinemasT ve'TopluGösteriler'i de ekledi. 'Genç Türk Sinemaa' çerçe- vesinde, BUgi'de Sinema'da; 30 Ocak Pazar saat 14.00'te, Yeşfan Ustaoğlu'nun dördüncü kısa fil- mi 'Otel', îstanbul Film Festiva- li'nde en iyi Türk filmi ödülünü kazanan, ilk uzun metraju fUmi, 'Iz'nı gösteriminin yanı sıra 28 Şu- bat Pazartesi saat20.30'da, yönet- mene geçen yü yurtta ve yurtdı- şında pek çok ödül kazandıran filmi 'GûneşeYokuhık'un gecüc- meli galası gerçekleştınliyor. 3 Şubat Perşembe saat 19.00'da ve 6 Şubat Pazar saat 14.00'te Zeki Demirkubuz'un ilk uzun metrajh filmi 'C Blok', 20 Şubat Pazar saat 14.00'te ve 21 Şubat Pazartesi saat 19.00'da ise yönet- menin ödüllü filmi 'Masumiyet' gösterilecek. 10 Şubat Perşembe saat 19.00'da ve 27 Şubat Pazar saat 14.00'te NuriBflgeCeylan'ın 48. Cannes Film Festıvalı 'nde de gösterilen filmi 'Koza' ile ilk uzun metrajh çalışması 'Kasa- ba\ 12 Şubat Cumartesi saat 19.00'da ve 13 Şubat Pazar saat 'Güneşe Yolculuk' sinemalarda gösterim olanağı bulamamıştL 14.00'te yönetmenin olumlu eleş- tiriler alan fıhni 'Mayıs Sıkmb- a' izlenebihr. 'Tophı Gösterikr'de. ünlü Is- panyol yönetmen Pedro Ahno- dovar'uı 31 Ocak saat 19.00'da ve 1 Şubat Salı saat 20.30'da 'Pepi, Lud,Bom-', 7 Şubat Pazartesi sa- at 19.00'da 'FkmerofMySecret' ve 14 Şubat Pazartesi saat 19.00'da 'What Have I Done to Deserve This?' adlı fihrüeri yer ahyor. 'Sinema Tarihmden' başlığı al- tmda gösterilen, 15 Şubat Salı saat 20.30'da Roger Vadim'in yö- Barry Levinson'ın yönetngi'Başkanm Adambn' gösterüecek nlmlerden. nettiği, BrigitteBardot'nun baş- rolünde oynadığı 'VeTannKadı- m Yaratü', 29 Şubat Salı saat 20.30'da Jean-LucGodard'uıyö- nettığı, başrollenni Jean-PaulBel- mondo ve Jean Seberg'in pay- laştıklan 'Serseri Aşıklar' ve 22 Şubat Salı saat 20.30'da Franço- is TrufTaut'nun yönettiği '400 Darbe' fıünleri sinemaseverlere eski tatlan taruma ya da yinele- me fırsatı yaratıyor. 'Dûnya Sinemalanndan' kuşa- ğında ıse bugün saat 19.00'da, yann ve pazar günü saat 17.00'de Luc Besson'un yönettiği, Bruce VVıflis ile Milla Jovovkh ın bas- rollermı paylaştüdan '5. Gûç', 2 Şubat Çarşamba saat 19.00'da RaoulRuizın yönettiği, Marcel- ktMastroiannive Ana Gaiiena'nın roJ aldıklan 'Üç Yaşam ve Tek Bir Ölüm', 4 Şubat Cuma saat 19.00 'da, 5 ve 6 Şubat günleri sa- at 17.00'de, JoelCohen'in yönet- tiği, kadın polis rolüyle Frances McDormand'a Oscar ödülü ka- zandıran 'Fargo', 11 Şubat Cuma saat 19.00, 12 ve 13 Şubat gün- leri saat 17.00'de, Stefan Schwartz'ın yönettiği 'Oltada BahkÇantadaKeknk', 18 Şubat Cuma saat 19.00,19 ve 20 Şubat günleri saat 17.00'de Barry Le- vinson'ın yönettiği, Dnstin Hoff- man ve Robert De Niro'nun yer aldıklan 'Başkanm Adamlan' iz- lenebiür. günlerde kaleme ahmş. 1995'te South Coast Repertuar Tiyatro- su'nda ilk kez sahnelendiğinde Los Angeles Tiyatro Eleştirmen- leriÖdülü'nüalanoyun, 1998'de Manhattan'a ve oradan OfF-Bro- adway'e geçmış. Umon Square Tiyatrosu'ndakı sahneleruşi Üe al- tı ayn ödül birden alnuş ve bu ara- dayazannada 1999 Pulitzer Ödü- lü kazandırmış. Oyunun yazddı- ğı tarihten ancakyıllarsonra ödü- le değer bulunması tabii ki bir rastlantı değil. Kapüann sürek- li yüze kapandığı bu dönemde Edson umudunu hiç kaybetme- den oyununu bağlantı kurabüdi- ği her adrese postalıyormuş. An- cak ıçeriği nedeniyle pek çok tı- yatrodan geri dönen, yapımcıla- nn "iş yapmaz" gerekçesiyle sü- rekli reddettiği oyunun kaderi, oyuncusunu bulunca değişmiş. Bu önemli bir aynntı, çünkü biz- de de bu oyunu Kenter Tiyatro- su dışında herhangi bir özel tiyat- ronun oynamayı göze alabüece- ğini sanmıyorum. Yıldız Ken- ter'in karizrnası ile hangi oyunu oynarsa oynasın, ona izlemeye gidecek olan Kenter Tiyatrosu müdavimleri bu oyunu da doldu- racak elbette. Ama iki noktamn altını çizmekte fayda var. "Nük- te" sözcüğü oyunun orijinal adı olan "wtt" sözcügünün çağnşım alanını tam olarak kapsamıyor. Bu nedenle oyunun adına baka- rak şen şakrak bir hafif komedi olacağnu düşünen ızleyicilerin beklentüeri havada kalacak. Ama tabii ki alacaklan tiyatral tat ko- medi tadının çok ötesinde bır do- yum sağlayacak. Bir diğer nokta ise Kenter Ti- yatrosu'nun geleceği ile ilgili. Kadrosu daha kalabalık olsa da Nükte de Maria Caflas gibi as- lında tek kişilik bir oyun olarak değerlendirilebilir. Metüıde Vi- vian Beanng dışındaki oyun ki- şılennın psikolojık derinliği olan aynntüı karakterler olarak çizil- diği söylenemez. Bundan dola- yı sahnede sadece Yüdız Kenter'i izliyorsunuz, bir takım oyuncu- luğundan söz etmek mümkün değil. Bir özel tiyatroda loko- motif oyunculann otmasından daha doğal bir şey olamaz; an- cak Kenter Tiyatrosu'nun gele- ceği adına, bu gelenekten yetişen genç oyunculann daha ağırükta olduğu oyunlann da seçihnesi ve seyircinin ahştınknası gerek- tiğini düşünüyorum. Yine bir Kenter kahfesi Bir oyun metm olarak Nük- te'nin en başanlı yönü kanseri, ölümü, hastane perişanlığını, fi- ziksel ve ruhsal acıyı anlanyor ol- sa da asla duygusal tuzaklara düşmüyor olması. Yönetmen Yü- dız Kenter'in yorumu bu neden- le oyunun ruhuyla örtüşen başa- nlı biryorum. Nükte'yi duygu sö- mürüsü olmaktan koruyan et- kenler ise oyunun çok katmanlı yapısı, epüc unsurlan ve en acı- h anlan bile dayanıhr kılan ölçü- lü nüktedanlığı. Akıcı çevirisi, oyunun temposunu arttıran bu- luşlarla dolu pratik dekoru, özen- li kostüm ve makyajı ve başan- lı oyunculuğu ile yine bir Ken- ter kalitesiyle baş başayız kısa- cası. Dünya tıyatrosunun gündemi- ni yakmdan takıp ederek basan- h oyunlan Türk tiyatrosuna ka- zandn"düdan ve gişe kaygısı üe kah'te çizgisini yülardır en iyi bi- çimde dengeledikleri için Ken- ter Tiyatrosu'na taşekkür borç- lu olduğumuza inamyorum. Ay- nca bir teşekkür de ızmirliler adına. tstanbullular bilmez, biz taşrada yaşayanlar Îstanbul 'daki bütün gelismeleri hep basmdan takip eder, ikinci el bilgüerimi- zin kişisel izlenimlere ve görüş- lere dönüşmesi için öyatro grup- lannın turneye gelmelerini bek- leriz. Geldiklerinde de zaten oyun basında yeterince yer aldığı için bizlenn payuıa susup oturmak kalır. Bize bu önceliği tanıdıkla- n için Kenter Tiyatrosu'na ayn- ca teşekkürler. YAZIODASI SEIİMİLERt Karlı Bir Kış Günüydü Karlı bir kış günüydü. Ama biz, dedemle ikimiz yola çıktığımızda kar henüz başlamamıştı. Kar va- purla karşıya geçerken başladı. Vapurdan inince Istanbul'u bir anda bembeyaz buldum. 1950'lerin Istanbul'una kar yağıyordu. Ortalıkta tek taşıt yoktu. Köprü'yü yürüyerek geç- tik. Eminönü'ne yaklaşırken hep Yeni Cami'e ba- kıyordum. Dedem Yeni Cami Külliyesi'nin mace- rasını anlatıyordu. Bir roman, belki de bir masal. Inşası yıllarca süren cami, limana gelenleri büyü- lesin istenmiş... Bugün de, onca siluet değişimine rağmen, Is- tanbul'un en güzel anıtlanndan biri. Eminönü, Istanbul'un en eski tarihinden başla- yarak liman olma özelliğini koaımuş. Şimdi vapur iskeleleriyle, ekmek arası balık satıcılanyla, kaset- çileriyle çevrilmişliğine bakmayın. Birzamanlar kı- yı şeridinde ta Mısır'a gidecek gemiler demiriiyor- muş. Biz o gün Mısır Çarşısı'na alışverişe gidiyorduk. MısırÇarşısı! Çocukluğumda bu isim bana pektu- haf gelirdi; çarşıya girer girmez çuval çuval mısır- la karşılaşacağımızı sanırdım. Meğerse, çarşı, bu- rada iiaç satılan küçük dükkânlann yerine yapıl- mış, Turhan Valide Sultan'ın zamanında ve çarşı- da Mısır'dan gelen ilaçlar satılıyormuş. Biraz daha yol alırsak piyangocusu, saatçileriy- te donanmış ara yol başlar. Oralan hep öyle hatır- lanm. Neyse ki pek değişmedi. Saatçilerin ceme- kânlan önünde durur, bir yığın saatin tıkır tıkır iş- leyişine hayranlıkla bakardım. Benim için Eminönü biraz da Hacı Bekir'dir. Aki- desiyle, badem şekeriyle, tadı baygın badem ez- mesiyle. Onun da vitrinine bakmadan geçmek ol- maz. Içine pek girip çıkmadığımız eskili yenili büyük iş hanlan Eminönü'nü on dokuzuncu yüzyıl son- lanndan başlayarak bir iş ve ticaret merkezine dö- nüştürmüş. Kentin yaşamasının gırdisi çıktısı bu- ralarda soluk alıyor. Eminönü'yle Sirkeci'nin sının o kadar kesin çi- zilemeyeceğine göre, Büyük Postane'den mutla- ka söz açmak gerekir. Milli Mimari döneminin çok değerli bir miman olan Vedat Tek'in eseri posta- ne. Yirminci yüzyılın başlannda Posta ve İelgraf Nezareti Binası'ymış. Sirkeci'ye doğru döndüğümüzde meşhur köf- teciye ille uğramak geçer içimden. Yeniyetmelik yıl- lanmda her gün Ankara Caddesi'ne gelır, kitapçı- lan dolaşırdım. öğle yemeğı ille köfte-piyaz; tadı- na doyamazdım. Sirkeci Gan'nın önünden dolmuşlar kalkardı. Bi- nip eve dönerdim. Ama Sirkeci Gan'nı her defa- sında şöyle bir yaşadıktan sonra. Tasanm Alman mimar Jasmund'a ait. 1890'dan beri Istanbul'a hizmet venyor. Dış cephesinin gra- nitleri, mermerleri arada bir temizlendikçe gar ay- dınlanır. Ben saat kulelerine de bayılınm. Fakatsa- atlerin dakikliğine güvenmeye gelmez. İşte buralan trafik keşmekeşidir. Gerçi oldum bittim kalabalık taşrtlıydı Eminönü-Sirkeci arası. Bugün trafik lambalanyla, üst geçitleriyle, otobüs- leri, taksileri, kamyonlan, bütün o kjyametieriyle büs- bütün yoğun. Yoğun telaş. Yoğun tıkanıklık. İş düzeninin aman- sız koşullannda insanlarsürüklenip duruyorlar. Ge- lenter ve gidenler. Nereye? Niçin? Değişmez bir hız ve akış içinde herkes. Onlara biraz fazla baktınız mı, başınız döner. Simıtçiler, işportacılararasından geçerek yine vapur iskelesine gelelim. Üsküdar da olabilir, Kadıköyü de. Vapurtar bu gürültü patırtı- dan bizi kurtarabilir. Deniz daima enginleri çağınş- tınr. Dediğim gibi, karfı birkış günüydü. Eminönü'yle daha önce tanış mıydık bilmiyorum. O karlı kış gü- nüyse hiç aklımdan çıkmaz. Belki o yüzden Eminönü benim için hemen hep Yeni Cami çağnşımlıdır. Dedemin anlattıklanna ba- kılırsa, deniz kıyısı sultan camılerinin en görkem- lisi olan Yeni Cami'i Venedik'ten gelme Safiye Sul- tan yaptırmaya başlamış. Sonra inşaat çok uzun süre yanm kalmış. Bittiğindeyse Safiye Sultan ha- yatta değilmiş. Gönderildiği eski sarayda deniz sesleri, deniz uğultulan duyarak ölmüş. Amerftan GüzeH'ne Rlm Beştrmenleri Birliği'nden ödül • BEVERLY HILLS (AFP) - Alan Küre En İyi Fıhn Odülü'nü Ica7anan 'American Beauty' (Amerikan Güzeli) Broadcast Füm Eleştinnenlen Bu-lıği'nm 1999'un En tyi Filmi olarak 5. Elesnrmenlenn Seçtüderi Odülü'ne de laydc görüldü. Sam Mendes'in yönetmenliğinı yaptığı Annette Benıng ve Ke\ın Spacey'nin başrollen paylaştığı 'Amerikan Güzeli'nin yanı sıra Russell Crowe 'The Insider' filmı ile En lyı Erkek Oyuncu, 'Boys Don't Cry' fıhnindeki performansıyla da Hüary Swank En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandılar. Füm Eleştirmenleri Birliğı'nin En İyi Yönetmen ödülünü Sam Mendes, En iyi Senaryo ödülünü de Alan Ball 'Amerikan Güzeh' fıhniyle alırlarken, Frank Darabont da 'The Green Müe' fıhniyle En İyi Senaryo Uyarlaması ödülüne layüc görüldü. Ste\en Spıelberg ise Son 10 Yüm Film Yapımcısı seçüdi. K Ü L T Ü R İ Ç t Z t K K  M Î L M A S A R A C I
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog