Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 18 OCAK 2000 SALI 14 i l \JM\ kultur@cumhuriyet.com.tr SAHNEDEN AYŞEGÜL YÜKSEL Kahramatun eylemsîzlik eylemiAnkara Devlet Tiyatrosu'nda Şakir Gürzumar'ın sahnelediği üç oyun birden yer alıyor. Geçen yıl sah- neye çıkan "Goya" ve "Ziyaretçi'' sürerken, 1999- 2000 tiyatro dönemi için hazırlanan Dûrrenmatt'ın "Büyük Romulus"u da ilgi çekenoyutılar arasında yer alıyor. Bu oyunlara bir de lzmit Şehir Tiyatrosu'nun Ankara'ya getirdiği "Töre"yi de eklersek, Gürzu- mar'ın son yıllardaki en çalışkan tiyatro uygulayıcı- lan arasında yer aldığuu rahatlıkla söyleyebiliriz. Şakir Gûrzumar çok ödüJlü tiyatro yönetmenleri- mizden. Görsel-işitsel plastik öğeleri ön düzeyde kul- lanmayıseven,özenli ve "şık" oyunlannrejisörû. Sah- ne tasanmı ve sahne ışığı kullanımı bağlamında ka- fa>oranbirsanatçı. Aynca sahnedeki devinime oranla diyalog düzeni daha yoğun olan, oyunculuğa ağırhk taruyan, "düşün- dürücü ouna" eğılımi ağır basan "hesapJaşma" oyun- lannı projelendırip sahnelemeyiyeglıyor. Örneklerara- sında "Uyarca", "Danton'un Oföjnû", "lyi", ''Ziya- retçi'", "Büyük Romulus" var. Ortalama seyircinin çe- kici bulmadığı tûrden oyunlar bunlar. Riskli oyunlar... 'Gürzumar'ın bir özelliği de günümüzûn kaygıla- nna ışık tutacak bir anlatımla sahnelemeye özen gös- terdiği oyunlan çalışırken, dünya tiyatrosunda uzun süredir gündemde olan, Türk tiyatro sahnelerinde de ömekleri artan "yeniden okuma" (eski metinleri ya- zannkinden farklı bakış açılanndan yorumlama) se- çeneğı yerine, yazann özgün bakış açjsını, metni "yo- ğun okunuTdan geçirerek koruma eylemini seçmiş olması. En azından şimdilik... Tüm bu nedenlerle bir Gûrzumar rejisi izlerken, yönetmenin metni nasıl bir yoğun okumadan geçirdiğıni, oyuncularla nasıl çaüş- tığını, sahne ve ışık tasanmj bağlamında nasıl buluş- lar gerçekleştirdiğini, görsel-işitsel öğeleri ne düzey- de değerlendirdiğini gözlüyorsunuz. Gelelim "BüyükRomulus"a. isviçreliyazarFried- rich Dürrenmatt'ın yanm yüzyıl önce yazdığı ve bir- kaç kez yeniden gözden geçirerek değiştirdiği bu me- tin, yüzyıl sonunda da "düşündürücü" olma özelli- ğıni koruyor. Dürrenmatt, "Büyük Romıüus"u dün- yayı (en azından Avrupa'yı) Alman egemenligi alü- na sokma çılguılığı dorultusunda, milyonlarca insa- nın yaşartunı, haysiyetini, ruh sağhğını, hepsinden de önemlisi, insana olan inancıru yitirmesine neden olan HMer vahşetinin hemen ardından yazmışn. Ancak "is- tilacr anlayışın biçim değiştirerek de olsa sûrûp git- tiğı, söz ve eylem hakkının yalnızca güçlü olanın elinde olduğu yüzyılımızın kara güldürüsünü sahne- de oiuştururken, yalruz yaşanmış olanlan değil, ya- şanacak olanlan da sorguluyordu. Dürrenmatt, "ah- lak" olgusunu dewe dışı bırakan, başını alıp gitmiş ekonomik/politik sistemlenn güdümündekı bir dün- yada insanın "insan" kalabılme adına atabileceği "ahlaki" bir adım olup olmadığı sorusuyla yüzleştı- riyorbizi. "Denede- ^ _ _ _ « _ nemeyea" bir dün- yada "sorumhılıık" duymanın gereklili- ğine inandırıyor. Sonra da umarsızlı- ğı aşamayacağımızı tokat gibı çarpıyor yüzümüze. Etkisiz ve yetkısiz karşıkah- ramanlar olabiliriz ancak. Eylemimiz- " — ^ — — le de eylemsizliğimizle de bir şeyleri anlamlı kılma gücünden yoksun olan... Trajik ve gülünç bir konum- da donmuşuz. Kara alay malzemesi... Romulus bir ör- nek... "Büyük Romuhıs" oyunu Batı Roma Impara- torluğu'nun son 24 saatinde geçiyor. Gerçek tarihsel kimliğiyle hiçbir Uişkisi olmayan son lmparator Ro- Dürrenmatt, 'Büyük Romulus'da"istflaa w anlayışın biçim değiştirerek de olsa sürüp gittiği, söz ve eylem hakkının yalnızca güçlü olanın elinde olduğu yüzyılımızın kara güldürüsünü sahnede oluştururken, yalnız yaşanmış olanlan değil, yaşanacak olanlan da sorguluyordu. mulus, istılacı Roma'nın yüzlerce yıldır işlediği in- sanlık günahlannı üstlenmıştır. Tıpkı insankğın tüm günahlannı üstlenerek kendini feda edentsagibi. Bü- yük Roma boşalmış hazinesi ve dağılrruş askeri güç- leriyle Germen ordulanna teslim olmak ûzeredir. "Ahlaki bir seçün" yapmış olan Romulus düşman _ ^ _ _ _ _ güçlennce ele geciri- up idam edileceği anı döflgözfcbeklemek- tedir. Romulus'un, ın- sanlığı Roma'nın elinden kurtarma ta- sansı, bir önceki im- paratorun kızıylaev- lenıp zaman içınde imparator olmasıyla — — ^ — başlamıştır O gün bugündür Roma için hiçbir şey yapmama stratejisı- ni sürdürerek ülkesini çökûş aşamasına getirmiştir. Oyun bu paradoks üstüne kuruludur. lmparatorluk gö- revini üstlenen kişinin imparatorluğu adına eylem koyması gerekirken, Romulus, imparatorluğa eylem- sizlik yoluyla son vermek için imparator olmuştur; Fotoğrafçı Thierry Bouet,'Yüzyılın Son Gösterisi'nde gerçeği görüntülüyor 'Onların imajlanııı çalchm' • "Koleksiyonlar başladığında hep doğru anı kolladım; çOökü^çgcaiîarda gördüg&riiz insanlar bana yıllarca çektîrdiîer. Sıra bendeydi... Burunlannın dibine kadar yaklaşıp onlan deli ediyor, sonra birden geri çekilip gerçek yüzlerini resmediyordum. Buna deli oluyorlar, nedeni ise imajlannı çalıyor olmamdı." BARIŞ BEHRAMOĞLU Günümüzde pek çok genci ve özel- lıkle kadınlan büyüleyen moda dün- yası, Thierry Booetnın objektifınden farklı bir yorumla karşımıza çıkıyor. Aksu îplrk Dokuma ve Boya Apre Fab- nkası sponsorluğunda açılan 'Centnry's Last Show' (Yüzyılın Son Gösterisi) adb bu ılginç sergi, bizlere, moda dün- yasının özenilecek bir şey olmadığını göstenyor. 1997 yüında ülkemizde aç- tığı 'Hoteb PartkuHers' adlı sergisiy- le tanıdığtmız Bouet, 20 Ocak tarihine kadar Beşiktaş Resim Heykel Müze- si'nde ızlenebilecek sergisinde, 'ger- çeğigöruntüNhor': defılelere kanlan se- yırcı, tasanmcı ve mankenlerin rüküş- lüğü, ikiyüzlülüğü ve çirkin savaşını gözler önüne seriyor. - Fotoğrafa üginiz aasd başladı? THİERRY BOUET-Araşnrmacı ve bilim adarru olan babam, evimize ka- ranlık oda kurdu. llk böyle başladı. Sonra bana kullanabileceğim bir fo- toğraf makinesi verdi. Böylece, dışan- ya çıkmamın yasak olduğu hafta son- lan, karanlık odaya girer vehafla içi çek- tiğim fotoğraflan tab ederdim. Çektik- lerimin anında görüntü oluşturmasıbe- ni büvülüyordu. Sonra askere gittim ve orada sırf ıdman yapmamak için aske- ri donanım malzemelerinin fotoğrafi- nı çekme göfevini kabul ettim. - Sizin için dünvanın en iyi beş fotoğ- rafçKmdanbiridâıi\Dr,sizkendfaiane- rede görüyorsunuz? BOUET-Bu gururverici. Dk, Ahnan- yâ'da yazıldı bu. Bana göre dûnyanın en iyi fotoğrafçısı diye bir sıralama ya- pılamaz. Bir fotoğrafçının iyi olup ol- madığı. çektiği fotoğrarın kalitesine bağlıdır ve bu ancak fotoğrafçı yaşlan- dığında yapılabilir. -Sergflerinizin komısunasılohışujDr; fotoğran, malzemeyi ne\e göre betirfi- \orsunuz? BOUET - Fotoğrafçı sanki denizin içerisindedir. Binlerce balık vardır, bi- rini tutması gerekir ama o balığın ne- rede olduğunu bilmez. Her şey birden- bire oluşur. Bende de öyle oluyor işte. Bir şey ilgimi çekiyor, oturup düşünü- yorum ve istediğimi gerçekleştiriyo- rum. Birazdaşansmeselesi. Her zaman istenilen sonuç elde edilemiyor. Bu ser- gi ise bir teklif üzerine oluştu. Ken- zo'nun son defılesiydi. İstediğimi ya- pıp yapamayacağımı sordum, kabul et- tiler. Konunun tasanm, hatta moda bi- le olmayabileceğini ilettim, onu da ka- bul ettiler ve çalışmaya başladım. -Fotoğraflanncdagörülenkişierepaz mu verdirhorsıuıuz,yoksagördûğünö- zü anında mı çekiyorsunuz? Çünkü portrelerdeki kişüerin duruşlan. baktş- lan kurgulannıış gibL BOUET-Koleksiyonlar başladığın- da hep doğru anı kolladım, çünkü fo- toğraflarda gördüğünüz insanlar bana yıllarca çektirdiler. Sıra bendeydi ve oyun benim ellerimdeydi. Burunlanrun dibine kadaryaklaşıp onlan deli ediyor, birden geri çekilip gerçek yüzlerini res- mediyordum. Buna deli oluyorlar, hiç hoşlanmıyorlardı; nedeni ise imajlan- nı çalıyor olmamdı. Her gün bir kome- di canlandınyor bu insanlar. - Bu serginin başka amaa var mı? BOUET - Yüzyılın son defılesiydi ve çok önemliydi; çünkü oraya egzant- rik bir sürü insan gelecekti. Çektiğim fotoğraflar aslında yüzyılın sonunda gerileyen ve çökmeyeyüz tutmuşbu top- luluğu göstermenin bir bıçımiydi. Do- layısıylabu insanlan, gerilemeyi betim- lemek için sosyal araşürma konusu ola- rak kullandım. - Defüe, pod>ıım, manken. tasanm ve moda ketimeieri aida gefince gözler önüne şatafat, pariaklık, çeşitli renk cümbüşleri geihor. Fakat siz shah-be- yazı yeğüyorsunuz- BÖUET - Yirmiye yakın defileye katıldım ve gerçekten de oralarda her şey rengârenk. Fakat eğer ben bu çalış- mamda renkü fılm kuJlansaydun. ama- cımı sapünrdım. Markanın aln çizilmiş olurdu. Bakanlar, bu Dior, bu Armani derlerdi ve ben ıstediğım, kendi içeri- sinde bir bütün sayılabilecek bu çalış- mayı asla başaramazdım. Yorumum ön planda olmalıydı, defıleler değil. - Fotoğrafin be^sd nitefiği hakkm- da ne düşünü)orsunuz? BOUET-Fotografın başlangıç nok- tası... Fotoğraf çekilmeye başlandı ve resim alanındaki izlenimci akım ya- vaşça sona erdi. Belgesel yönüyle fo- toğraf gerçeğin ta kendisi; bakan insa- na bir şeyler anlatıyor. Tarihte yaşan- mış bir olayı kendi gözlerinle görebi- liyorsun. Örneğin Türkiye'de her yer- de asılı olan Atarürk'ün çeşitli fotoğ- raflan ya da Che'nin vurulmadan ön- ceki gün çekilen ve tişörtlere bile ba- sdan fotoğrafi. Bunlann hepsi birerbel- ge. Bir fotografın belgesel bir niteliği olabilmesi de yine fotoğrafçının doğ- ru zamanda doğru yerde olmasına bağ- lıdır. Che'ninfotoğrafını çeken kişi, onun yakalanmadan önceki son günü olduğunu bilemezdi, öyle olmasaydı fotoğrafi böyle ünlenmezdi. - Arahkta deprem böJgesi Bola'va gittiniz. izknimJeriniz neierdi? BOUET-Çok korkunçtu. Dünyanm sonu gibiydi adeta. Hiçbir şey kalma- mış. Oradaki halkın umutlan, evleri, sevdikleri, kısacası her şey yok olmuş. Beni asıl etkileyen, bu insanlann yiye- cek bir şeyleri olmamasına karşın ge- len yabancıya her şeyin en iyisini sun- ma telaşında olmalan; her gün yaşadık- lan çadırlarda ağırlıyorlar gelenleri. Yıkılan evlerinin yanına çadır kuru- yorlar; bulunduklan yere, birbirlerine çok bağhlar. Bouet, Ivana Tnımp (sokia) gibi ünlülerin 'gerçek haOerine'yer veriyor. ( KAAN SAĞANAK) Yazı ve çizgilerle Ferruh Doğan KültürServisi-Dörtaylık mizah kültürü der- gisi Gül Diken. ondokuzuncu sayısını ydlannı karikatüre adayan Ferruh Doğan a ayırdı. Der- gi, 4 Mayts 1932 yılında doğan sanatçının çe- şitli karikatür ve yazılannın yanı sıra Fethi Na- ci'nin 'Ferruh Doğan İçin', Cemal Sûreja'nın 'Bütün karikatürcülerin ağabevi', Tank Dur- sun'nun ^sevdiğmijıDandırarakseversevme- diğini ise günlere sık sık \adrarak". Hilmi Ya- vuz'un •Acıh ve zor koşullann hesaplaşmasmı yaparken Ferruh Doğan'uı kötümseıüğin kara mizahına yisLınnıasL onun umutsuzoknığu an- lanuna gehnez' sözleriyle başladıklan yazılan eşlık ediyor. EUıyiaşanismin, Ferruh Doğanhakktndayaz- dıklan yorumlann yanı sıra sanatçı için yazı- lan çeşitli şiirlere de sayfa ayıran dergi, bu özel sayısmın dört ayük hazırlık süresince, Ferruh Doğan'nın 54 yıllık sanat ve yaşam serüveni- nin belgelerini incelemiş ve sanatçının kendi- siyle çalışmış. İsaÇefik' in Ferruh Doğan fotoğ- raflannın da yer aldığı "Gül DJken"; 'Karika- fiirter', 'Portreter', Siyasal Iktidar Karikatüre Karşı', 'Ferruh Doğan Yaayor-Konuşuyor', 'Ferruh Doğan'uı Hayaündan Kestier', 'Ferruh Doğan'nın Mektupian/Femıh Doğan'a Mek- tupiar' gibı başlıklann yer aldığı onbölümden oluşuyor. Turgut Çeviker'in hazırladığı son bölümde, Ferruh Doğan'ın albümleri, kişisel sergileri, kaUldığı konferans ve açıkoturumlan, ödülle- ri, resımledığı kitaplar, canlandırma fılmleri, te- levizyonprogramlan, soruşturma yarutlan, sa- natçmın karikatürist olarak yaptığı ve gerçek- leştirdiği her şeyin tam bir listeşi bulunu- yorDergide aynca, Necati Cumah, Ömer fty- j-am, TankDursun.Mihafl Zoşenkogibi yazar- İann bazı kitaplanmn kapaklanna da ımzasını atan Ferruh Doğan'uı hayaü ve yapıtlan hak- kında çok sayıda bilgi yer alıyor. Ferruh Doğan, Cemal Süreya tarafindan 'edebrvata en yakm çizgici'otaraktanımlamyor. resmi ideoloji imparatorluğun sürmesini amaçlarken, Romulus'un insancı ideolojisi Roma'nın çöküşünü amaçlamaktadır. Oyunun ortalanna dek seyirciye açıklanmayan bu paradoks, oyun içinde yer alan du- rumu, olaylan ve ilişkileri doğal olarak baştan sona "grotesk" (abartılı) bir düzleme taşıyacaktır. Dürren- matt bir "grotesk" ustasıdır. Oyunun başında sevir- ci, Romulus'u, tavuk yetiştiricisi özelliğiyle tanır. İm- paratorluğun içinde bulunduğu durumla ılgılenmeyen Romulus'un tek eylemi, hangı tavuğun kaç yumurta yumurtladığını izlemek ve yumurtalan yemektir. Gûrzumar, oyunun ilk bölümünde. Roma Impara- torluğu'nun göstergeleri sayılan, sütunlar, heykeller, kabartma armalar, tarihsel giysilerle gerçek bir tavuk kümesini iç içe görselleştırerek grotesk bir görüntü oluşturuyor. Bukümesteki tavuklar Roma'nın ve Ger- men ülkesinın önderlerinin adianru taşımaktadır. Ro- ma'nın büyük generalleri yumurtlama açısından ye- tersızken. Germen komutanı Odoaker'in çok yumur- ta verdiği sık sık dile getirilmekte, böylece oyunun gelişimine ilişkin ıpuçlan sergilenmektedir. Ancak, değişik bir sahne görüntüsü oluşturan do- ğal kümes hayvanlan, bir saati aşan ilk bölüm boyun- ca sahnedeki başlıca devinimi oluşturduğu ve hem oyunculann hem de seyircilerin dikkatıru gereğin- den çok çeken bir odağa dönüştürüldüğu için "gro- tesk"e katkıda bulunma özelhğini yıtırmektedır. Da- hası, oyunculann, sahnenin ön düzeyinde yer alan kümes sakinleriyle -sahneleme gereği- çokça ilgilen- meleri sonucunda, baştan sona "söz"e dayanan oyu- nun "söyteşim tartmB" (temposu) yer yer düşmekte, BernardSbnv oyunlannın hızlı söyleşim tekniğini çağ- nsüran esprih ve tersimleyici (ironik) "sözdokundur- nûlar'' bir oranda ağırlaştınlıp hantallaştınlmakta- dır. Doğal ta\Tiklann sahnedeki varlığı, onlarla sah- ne yorumu doğrultusunda en çok ilgilenen baş oyun- cu Eroi Kardeseci'nin baştan sona (tavuklar görün- tüden uzaklaşüktan sonra bile) "gerçekçi'' bir oyun- culuk biçemine yaslanmasına neden olmaktadır. Yalnızca başkişiyle iletişen,tipdüzeyinde çizilmiş öteki oyun kişilerinin oluşturduğu "grotesk", replik sayısı ve uzunluğu açısından oyuna damgasını vuran Romulus'un gerçekçi biçemde yorumlanışı karşısın- da belirsizleşmektedir. Oyun Romulus'un tutkulu tavuk-yumurtaseverli- ğiyle şaşırtıcı bir başlangıç sunarken, imparatorun diğer kışılerle olan ilişkilerinde yansıyan paradoks ve tersinlemelerle (ironilerle) şaşırtmayı sürdürür. Böy- lece ilk bölüm, son sözü hep Romulus'un söylediği, esp- rili söyleşimlere dayalı bir tarüşma oyunu niteliği taşır. Işıklandırmarun nedense tek- düze bir "loş"luğu öngördü- ğü yapımın ilk bölumünün içerdiği. Dürrenmatt'a (ve Almanca yazan pek çok ya- zara) özgü "uzanbnşgeveze- Kk" nedeniyle yorulan seyir- cı, Romulus gizli amacını açıkladığuıda yeterince şa- şırmaz. (Yapımın ilk bölü- münde metinden yeterince ayıklanma yapılmamış ol- mastnın sakıncası böylece ortaya çıkmaktadır.) Oyunu beklenmedik bir tersinlemey- le noktalayan son sürpriz ge- lişme ise sahne düzenınin ve görsel-işitsel öğelerin hare- ket kazanmasıyla sahne tan- siyonunu bir oranda yüksel- tir. (Pek çok yineleme içe- ren bu bölüm yine de gerek- sizce uzayıp gitmektedir.) Oyun boyunca beklenen Gennen komutanı Odo- aker'in gelişiyle yaşanan dö- nüşümün getirdiğı umarsız- hk, "komik" olanın Trajik" olanla kesişnğı noktayı beür- ler. Oyunun bu noktasına dek bir tersinleme ustası olarak öne çıkan Romulus, en bek- lemediği türden bir tersinle- me içinde donup kalır. Idam edihııeyecektir. Bilinçli ey- lemsizliğı onu birkahraman yerine "imparatoremeklisi" yapmıştır yalnızca. İnsancı ideoloji çökmüştür. Sahne olayının bu son nok- tasında "umarsızhk'* göster- gesi olarak "Hhier" simge- sinin kullanılmış olması, oyu- nun günümüze ulaşan ileti- sine smırlayıcı bir etki yapı- yor. Kuşkusuz, Dürrenmatt da Hitler'i imliyordu sahne yazısında. Ama oyun aynı zamandabugünün oyunudur. "tstilacı güç"ler ve ahlak- ötesi sistemler karşısında kar- Şi kahramanca benimsenen insancı ilkeler ve bu ilkeleri trajikomik kılan umarsız ka- lakahşlar bugün de söz ko- nusuysa, oyunun sonu Hitler imgesinde dondurulmama- hydı. Kaldı ki Şakir Gürzu- mar'ın Nazi göstergelerini sık sık ve üstüste kullanagel- diği sahne anlatımlan söz konusu. "lyi"den "Ziyaret- çpyz... Konulan gerektirdi- ği için her iki oyunda da us- taca değerlendirümiş olanbu göstergelerin "Büyük Ro- muhıs"ta (kullamm biçimi farklı olsa bile) yinelenmesi yönetmenin çalışmasına kat- kı yapmıyor. Tam tersine "kl- şe" olarak algılanma tehli- kesi taşıyor. "Büj-ük Romulus", ya- pımda sorun olarak gördü- ğüm olgulann bir bölümü- nün, metnin yeterince bu- danmamış olmasından ve gerçekçi güldürü oyunculu- ğu biçeminin sahnede ağır- lık kazanmasından kaynak- landığı, yine de yoğun çaba- lann ürünü olan, görevli tüm sanatçılann düzeyli bir yoru- mu amaçladıklan bir çalişma- yı içeriyor. Daha "şık" bir çalışma gerçekleşebilırdi. YAZIODASI SELtM İLERİ Parlayan/Sönen Umutlar Çarşısı - Basbayağı kırk yıl olmuş, Istanbul Manifaturacılar Çarşısı, İMÇ şehrin hayatına katılalı. Aslında 1955 ten sonra proje hareketlenmiş. Ben yapım günlerini açık seçik gözümün önüne ge- tirebiliyorum. Sanatçılann eserleriyle bezeli bir çarşı bizim için çokyeni bir kentsel girişimdi. Fakat bugün Füreya'nın seramik, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun mo- zaik panolanna, Kuzgun Acar'ın tncelikli çarşı amb- lemine aynı heyecan duyuluyor mu? Hızır Bey'in ve Kâtip Çelebi'nin mezariıklar avlu- sunda konjnmuş hazinelen çarşıya gelip gidenlerin gö- züne çarpar mı? Hızır Bey Çelebi, fetihten sonra Istanbul'un ilk ka- dısıymış. Kâtip Çelebi, çağının engin görüşlü bilim, kül- tür adamı. Bazı kaynaklar mezannın, adının verildiği ilkokulun bitişiğinde, bir sebilin yanı başında olduğu- nu söylüyor. Böylece geçmişin değerieri bizim için daima birer meçhul. 1960'lar biterken ilk bölümleri faaliyete girebilmiş çar- şı, altıncı blokta 'plakçılarçarşısı' olup çıkar. Fakat bu- gün o eski plaklar nerde?! Şimdi kasetler, diskler... Bu- rada aynı zamanda ses kayıt stüdyolan... Gelin hep biriikte dolaşalım. Plakçılar çarşısına ne zaman uğrasam, pariayan ve sönen umutlar, hayaller ülkesine gitmiş gibi olurum. Önce camekânlardaki şarkıcı posterieri. Evet, kimler? Ve yıllardan yıllara, onlar kimlerdi? Bir zamanlar kim- lerin fotoğraflan asılmıştı şuralara ve şimdi yerierini kim- lere bıraktılar? Burada birdenbire otuz yılın bütün müzikleri sanki çalmaya, söylenmeye, uğuldamaya koyulur. Filan ta- rihte, o 'ses sanatçısı', belki de henüz 'ses sanatkâ- n' deniyordu, hatırianm, ilkgençliğime kadar süımüş bir deyiş vardı, 'ses ve perde sanatkân'. Devrin ünlü sesleri beyazperdede de boy göstenrler, bol şarkılı film- lerde oynariardı. Aslında pek bir şey degişmemiş görünüm açısın- dan. Bugünün şarkıcılan, türkücüleri, arabeskçileri yi- ne gülümseyen yüzleri, göze hoş gözükmek isteyen ifadeleriyle altıncı blokta sizi karşılıyoriar. llk anda, onca dükkânıyla, plakçılar çarşısını, her ara- dığınız eseri bulabileceğiniz bir 'müzik kütüphane- s/'ne benzetebilirsiniz. Plak şirketlerinin satışa sunduğu eserier, iyisi kötü- sü, ticarisı, sanatlık değer taşıyanı, her biri, ne olursa olsun birer umut taşımamış mıdır? Dinlenmek, beğe- nilmek, yanna kalmak umudu... İşte yine sanatçı resimleri. Her biri hiç olmazsa bir şarkıyla yaşamak, unutulmamak isteyen insanlann fotoğraflan. Sessiz bir solistler geçiti... Ama yükseliş maceralannda kimbilir ne aalar, ne kay- gılar, tasalar gizlidir. Sesinin güzei olduğuna inanan her delikanlı, her genç kız, hatta çocuk yaştakiler buradan umut dile- niyor. Bir kaseti çıksa... Kasetı çıkar çıkmaz meşhur olacaktıro genç. Yalnız şöhret mi.. bir anda hayatı kur- tulacak, bir anda servet sahibi olacak, ev, otomobil, aşk... Yoksunluğunu duyduğu maddi-manevi her şey burada, altıncı bloktaki plakçılar çarşısında beş on şar- kılık kasetle çözümlenecek! ., Ne var ki maceraya atılanlann onda dokuzu daha yarah, dahafenk, gelecek umutlart büsbütün sönmöş? çekip giderler çarşıdan. Bu yüzden plakçılar çarşısı, umut kadar kalp ağrısının da çarşısıdır. Sonra bakın, daha düne kadar sevdiğiniz, hayranı olduğunuz sanatçılar. Zaman ne çabuk geçmiş! Unu- tulmuş şarkılanyla burada yine var olmaya çalışıyor- lar. Binde bir bir alıcı geliyor, yirmi beş otuz sene ön- cesinin albümlerini soruyor. O susmuş seslerin kırgın sevinçlerini ben duyar gibi olurum. Ben zaten hep eskilerde yaşadığımdan, plakçılar çar- şısı geçmişten bir sesle, şarkıyla, müzikle karşılaşma durağımdır. Çarşıdan aynlıncaya kadar geçmiş güzel günlerin anısı sürer. Aradığınız albümler kolunuzun altındaysa, mutlu zamanlann sesi soluğu daha bir zaman, her dinleyiş- te sizinle olacaktır. Dinleyin, işte başladı hep o şarkı! Rauf Denktaş'm saydam gösterisi • ADANA (AA) - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'uı 'Yavru Vatandan Gelen Işık' adü saydam gösterisi 75. Yıl Sanat Galerisi'nde açıldı. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak tarafindan başlatılan gösteri KKTC'nin tarüıi ve doğal güzelliklerini yansıöyor. Altın Koza Kültür ve Sanat Festivali kapsamjnda Adana Fotoğraf Amatörferi Derneğı'nin işbirlığiyle düzenlenen etkinlikte 'Yavru Vatandan Gelen Işık' ile biriikte KKTC'li fotoğraf sanatçılan Gazi Yüksel ve Veli Kaymaklıirrun da 35 fotoğrafi yer alıyor. Rauf Denktaş'ın saydam gösterisi 5 Şubat'a dek izlenebilir. 300 sanatçı SSK'den emekli aylığı alıyor • ANKARA (AA) - SSK 300 ses, film ve tiyatro sanatçıstna ayda 88 milyon tutannda emekli aylığı ödüyor. SSK'ye 4056 sayüı yasa uyannca başvuran 14 bin 400 sanatçının arasından seçilen 3 bin sanatçı yasanın aradığı uygun şartlan taşıdığı için kabul edildi. Bu sanatçılardan yaklaşık 300'üne emekli aylığı bağlanırken diğer bölümü prim ödemeye devam ediyor. SSK'den emekli aylığı alan sanatçılar arasmda Türkan Şoray. Tank Akan, Müjde Ar, Müslüm Gürses, Perihan Savaş, Yüksel Uzel, Selda Bağcan, Salim Dündar, Alev Oraloğlu, Seyyal Taner, Nilüfer Koçyiğit ve Rıza Silahlıpoda bulunuyor. Leman Sam, Gönül Yazar, Atilla Arcan, Emel Sayın, Erdoğan Tokatü, Cem Karaca ve Fatih Kısaparmak ise basvurulan kabul edilen, ama halen sigorta pirimlerini ödeyen sanatçılardan bazılan. PBV ödülleri sahiplerini buldu • Kültür Servisi - PEN Yazarlar Derneği'nin Onat Kutlar anısına düzenledıği 'Edebiyat Söyleşisi ya da Röportajı' konulu yanşmada Feridun Andaç'ın Necati Cumah ile yaptığı" Yazmaya Adanmış Bir Omrün Tanıklığında' başhklı röportajı birincilik ödülünü kazandı. Aynca Nahit Kayabaşı da 'Ahmet Uysal ile Bir Yaz Günü' adlı söyleşi kitabı ile özel ödüle layık görüldü. Ödüller 20 Ocak Perşembe günü 18.30'da PEN Yazarlar Deraeği ile Nâzım Hıkmet Vakfi'nm düzenleyeceği Onat Kutlar'ı Anma Toplanüsı'nda , sahiplerine verilecek İznik Vakfı Çinilepi Paris'te • Kültür Servisi - Dünyaca ünlü İznik Çini sanatının yeniden canlanmasında büyük rol oynayan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfi, kendi üretimi çinıleri ile Paris'te düzenlenen 2000yıhnın ilk UNESCO sergisinde yer alıyor Yeni nesil fznik çinilerinin mimarideki kullanunlanndan örneklerin yer alacağı sergide klasik desenli çini panolardan Menüük ve Selçuk dönemine ait dualara kûfi yazılardan minyatür ve Piri Reis haritalanna kadar uzanan geniş bir İznik çinileri yelpazesi sunulacak.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog