Bugünden 1930'a 5,498,322 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 16OCAK2000PAZAR 14 i-i LJ-K kuttur@cumhuriyet.com.tr Ünlü yönetmen, elli yıllık sinema yaşamını anlatan otobiyografik bir kitap yayımladı Antonioni 'anlamaya başkyor'KüMr Servia - Ünlü Italyan yönet- men Micbelangek) Antonioni'nin 50 yıl- lık sinema yaşamını anlatan otobiyogra- fikbir kitap yayımlandı. Cominck) a Ca- pire (Anlamaya Başlıyonım) adlı kitap, 1912 yıü dogumlu yönetmenin yaşamı bo- yuoca biriktirdigİ otobiyografik yazıla- nndan oluşuyor. Bır çeşıt 'gûnlük' özel- liği taşıyan kitapta Antonioni, çocuklu- gundan ılk başanlanna, tutkulan ve aşk- lanndan fılmlerine kadar yaşamı ıle ılgı- li her türlü aynntıya yer veriyor. Usta yö- netmen, bu kitabıyla, üpkı fümleri ile yapöğı gibi, bır taraftan kendiru eğitme- ye çalışırken, diğer taraftan da bize ya- şama sanannı öğretmeye devam ediyor. Antonioni'nin 'Comincio a capire' ad- lı kıtabuıdan alınmış bazı bölümleri su- nuyoruz: Anlaşılamama düşflncesi beni korku- tuyor. Eğer yaptığım ışlerde anlaşüması güç olan bir şey varsa, bu benim hatam- dır. Öyle bir durumda filme gereğinden fazla kişisel duygulanmı katmışım demek- tir. ÇOCUKLÜK - Gazetede bir makale okuyorum: "KınnızıBaşMdıKız,Uyuyaıı Gözri, Mavi SakaL Çizmefi Kedi, Pinok- yo, çocukhığumuzda biıükte büyüdüğü- müzmasal kahramanlaru.'' O anda içim- de dolması mümkûn olmayan bır boşluk hissediyorum. Biliyorum ki hayatım bo- yunca yaptığım ve yapmadığım her şey işte bu boşluktan doğuyor. Küçükken hiç masal kahramanım olmadı. Annem ne zaman kitap okumak istese ya hemen uy- kuya dalıyor ya da sonunu beklemeden onu susturuyordum. Annem benim hak- kımda "bu çocuk ya çok duygula ya da çokapCaT diye düşûnûyordu herhalde. Tek istedığim, yapabildiğim ölçüde kendi kendimi yetıştırebiknekti. Bir bahçıvan yabani bir bitkiyi budar, yapraklannı ayık- larve narinbır gül gibı yeüşürir. Ama bah- çıvan ölünce bıtkı bakımsız kahr ve es- ki haline, yanı yabanılığıne döner. Ben de kendimi yabani birbitkiye, aımemı isebah- çıvana benzetiyorum. DUYGULAR-Eskiden çok çabuk hü- zûnlendiğimi hatırhyorum. Annem bir masal anlatmaya başladığmda o kadar duygulanırdım ki hemen kesmek zorun- da kalırdı. Çocukluğum asla sonunu bi- lemediğim masallarla doludur. Şimdi bi- le zayıf bir insana kötü davramldığını gördügüm'bir filmde çok heyecanlanıyo- rum. Ama bunu belli etmemeye çalışıyo- rum. Büyüdükçe yıûrdıklerimın bın de duygulanmı gösterme cesareti galiba... JEANNEMOREAU-Les Halles'de ya- pılan bir parude JeanneMoreau ıle tanış- tım. Onun fotoğrafinı gördüğümde di- ğerleri arasından hemen ayınnış ve onu yakmdan tanımak istemıştim. O zaman- lar sadece tiyatro oyunculuğu yapıyordu ve sinemayla hıç ilgisı yoktu. Üstelik 'I Vinti' (Yenenler) filmi için yeteri kadar nlaşılamama düşüncesi beni orkutuyor. Eğer yaptığım işlerde anlaşılması güç olan bir şey varsa bu benim hatamdır. Öyle bir durumda, fılme gereğinden fazla kişisel duygulanmı katmışım demektir. Eskiden çok çabuk hüzünlenirdim. Çocukluğum asla sonunu bilemediğim masallarla doludur.' genç değildi. Onun kadar baştan aşağı duygu yûklü ve aynı zamanda baştan çı- kancı bir yüze sahip bir kadına daha ön- ce rastlamamıştım. O da bunu çok ıyı bi- liyor ve kendisinin yerine yüzünûn konuş- masını tercih ediyordu. (Paris, 1951. 'I Vinti'nin hazırlıklan sırasında) BRIGITTE RARDOT - Brighte'i ilk tanıdığımda 16 yaşında, sadece bir sine- ma filmı denemesi yapmış genç bir kız- dı. Ben de onu 'I Vınti'deki rol için seç- tım. Bazı sorunlar olmasına karşın fo- toğraflannı çekmek için çağırdım. Beyaz bir kazağın ûzerine giydiği siyah yeleğiy- le Italyan annesıne nispet, tam bir Fran- sız gibi görünüyordu. Bütûn hareketlerin- de beyaz, saf bır gûnahkârlık vardı. O kadar doğaldı ki kendımden ve kafamda- ki Italyan düşüncelerden utandım. Dün evınde verdığı bır yemekte, Vadim adın- dakı nışanlısı ıle tanıştım. Bır kenarda otumyor ve hiçbir söz etmeden öylece du- ruyordu. Bhgitte ne kadar sıcak ve içten- se, sevgılısi o kadar soğuk ve rahatsız ediciydi. Orada neden bulunduğunu an- layamarrıış gibi bir hali vardı. (Paris, 1951. 'I Vmti'nın hazırlıklan sırasında) DÜNY4 - Dûnyayı değiştirme duygu- su ınsanın kendinı ıyı hissetmesini sağ- lar. Ama birisi, dûnyada her iyi ve kötû şeye sahipse, o zaman ne yapabüir? MACERA - 'L'Avrartnra' (Macera) fılmının çekimi için her sabah, karanlık- ta, yanm saatlik bır sandal yolculuğu ıle Lisca'ya gidiyoruz. Bu sabah hava çok güzeldi, rüzgâr yoktu, gökyüzü berraktı. Bir anda kopan fırtına bızı karanlıkta ya- kaladı. Kıyıda gözüken evlerin pencere- lerinden ışık ve insan süuetlen süzülüyor- du. Hepsinin bana baktıklannı ve bu ha- vada neden o sandalla bu kadar zor bir yolculuğa çtktığımı merak etüklerinı çok iyi bılıyordum. Ikı aydan beri yapımcılardan hiçbir ha- ber alamadım. Ne telefonlanma ne de mektuplanma cevap veriyorlar. Sadece on- lann vaıiıklannı hissetmek ve benim ar- kamda olduklarmı bihnek bile bana ye- tecek. Ama hepsi kendi kalelenne çekil- dx ve beni filmimin yalnızlığı içine terk etuler. (Sonbahar, 1959. Panarea'da 'L'Av- ventura' filmınin çekimleri sırasında) TUTULMA - O soğuk karanlıkta, o bütün sessizliklerden farklı sessizligin ortasında, o kayıtsız hareketsizlikte 'gü- neştutulmaa'nı ızlemek ve fılme çekmek için Venedik'teyim. Bence tutulma sıra- smda insanın duygulan da donup kala- cak. Kafam o kadar çok fîkir ve düşûn- ce ile dolu ki... Bın, diğenne doğru beni adeta sûrûkiûyor. iyi bir film zaten bir- birinden farkh ve kannaşık fîkirlerden or- taya çıkar. Ama duygulanmızın, hisset- tiklerimizin, hayallenmizm, gözlernleri- mizinve bizi çevreleyen dünyanın tepki- lerinin yarattığı kaostan sıynlıp kendi düşüncelerini anlamak hiç de kolay de- ğil. Bir film için iyi ve doğru olan düşün- celer ınsanınyaşaması için o kadar dauy- gun olmayabüır. Eğer öyle olsaydı bır yönetmenin yaşam biçimi ve birbiri ile onun bir fılmi yaratma süreci örtüşür- dû...(1961.L'EdhBe-ltonhM'nınçekım- leri sırasında) ÖLÜM-Dûnyayabüyûkbirtörenlege- liyoruz. Zenginve fakir, hastalıklı ve sağ- hklı, güzel ve çirkın, hiç kimse için bu ntûel farklı değil. Ama dûnyayı terk eder- ken sanki saklanır gibi, bir andayok olup gidiyoruz. Ölüm asla renkli ve törensel değil, tam tersine soğuk ve acımasız. POLİTİKA - Aslmda, her zaman po- litika ile ilgilenmek istemişimdir. Siya- set, çok hoşuma gıtmesine karşın hiçbir zaman anlayamadığım alanlardan biri. Politik gözlükleri takınca sankı daha ön- ce gördüğüm şeylen arük göremeyecek- miştm gibı geliyor. SESSİZUK - Yeni bitirdiğim filmden sonra nasıl bir şeyler yapmak istediğimı kendi kendime sorup duruyorum. En zo- ru da bu dönemde hiçbir şeyle ilgilene- memek, kitap okuyamamak ve her şey- den uzaklaşmak. Karanlığa ve sessizliğe ulaşmalıyım. Çünkü karanlıkta insanın beynindekı 'gerçek' aydınlanır ve sessiz- likte içinden gelen ses ortaya çıkar. TUTARLJLIK - Her mevsım aynı şe- yı dûşûnûp aynı şeyi yaşamak imkânsız- dır. GELECEK-Gelecek, sanki yapay bir gökyüzü gibi. Üende şehırler camdan ve- ya plasükten oluşmuş transparan kubbe- lerie çevhli olacak. Insanlann uyuma ve yaşama saatlerine göre dûzenlenen sı- caklık ve hava koşullan yaratılacak. Ar- Uk soğuk, kar, yağmur ohııayacalc Evler- de ne çan ne de duvar olacak Bugüne ka- dar süren, ınsanlann sürekli kendilerini ve evlerini yenilemelen gerektıği 'mağa- ra devri' sona erecek. Belkı arük evler bi- leohnayacak, Insanlaracıkhavadahamak.- lar ûzerinde uyuyacaldar. Şehirlere uza- nan yollar ûzerinde divanlar, koltuklarla kaplı olacak. Duvarlann yok olması ile mülkiyet kavramı, sosyal ilişkiler ve bütün alış- kanlıklar degışecek. Özel hayat diye bir şey ortadan kalkacak. Hepimiz çınlçıp- lak gezecek ve birbinmizin gözleri önün- de sevişeceğiz. • Johann Sebastian Bach'ın orijinal el yazmalannın yüzde sekseni Berlin'de saklanıyor. Ünlü bestecinin kullandığı mürekkep yüzünden bozulma sürecine giren yapıtlann yok olmasını önlemek için sponsor aranıyor. Zehirli mürekkep Bach 'ın elyazmalarınıyok ediyor KûltûrServisi-Almanya, herne kadar ünlü bestecı Johann Sebas- tianBacfa'ı 250. ölüm yıldönümün- de anmaya hazırlansa da besteci- nin eryazmalan paramparça olmak üzere. ChristmasOratorio, StMattbm Passkmve MassinBmnor gjbi baş- yapıtlann bazı bölümlen; ffiglerde yer alan boşluklar, toccata' ve'can- tata'lar da arasmda bölünmelerle karmakanşık bır karalama haline gelmış durumda. Bach'm yapıtla- nm kurtannak isteyen yetkililer, buyavaş amazararverici bozuhna- yı önlemek için gerekli parayı ve- recek herhangi bir sponsoru hâîâbu- labilmış değil. Bach'm orijinal elyazmalannm yüzde sekseni Berlin'de, devlet kü- tüphanesınde saklanıyor. Müzik bölümü başkanı Hehnut HeD, kö- tû biçimde zarar gönnüş sayfalan korumaya çalışmanın yüksek bir meblağa mal olduğunu belirtti. Dr. Hell, "Kullanılan matzemeniıı ni- tdfiği bizim için sorun teşkfl ediyor. Yapıtian restore eönekten çok, sû- red durdurmaya çataşryoruz. Bir resimde yap&klaruuzın sonucunu görebflirsinE.Bir ely-azmasuıdaise sadece her şeyin olduğu gibi kal- masmı sağlav-abflirsiniz 7 ' dedi. Bach'm elyazmalan bestecinin arapsakızı, demir ve şarapya da su- dan imal edılen bir tür mürekkep kullanmasmdan dolayı parçalara aynlıyor. Mürekkeptekı asit kâğı- dın dağılmasına yol açarken, demir oksıtlenme etkisini armrarak kâğı- dı kahverengiye çeviriyor. Bazı bö- lümlerde ise mürekkep kâğıt tara- findan emiliyor ve notalar iri kah- verengi lekeler haline dönüşüyor. Bu tür kimyasal reaksıyon, sadece 18. yüzyılda kuzey ve merkez Al- manya'da yaşayan bestecilerin ya- pıtlanndagörülüyor. Italya'dan ge- len yüksek kalite bir mürekkep ve kâğıtkullandıklan içinMozartve- ya Haydn'ın yapıtlannda böyle bir deformasyona rastlanmamış. Devlet kütüphanesinde bulunan 300'den fazla Bach elyazmasının dörtte biri, bozukna sürecine gir- miş durumda. Kütüphane koruma ve restorasyon bölümü başkanı Harmut Böhrenz, 1000 Ue 1500 arasmda sayfanın yenilenebilece- ğini tahmin ettiklerini açıkladı. Berlin Duvan'nın yıküması, Bach'ın yapıtlannı kurtarma süre- cinı başlatan en önemh etkenlerden biri oldu. Doğu ve Batı Alman- ya'nın birleşmesi sayesinde, bilim adamlan bozulmuş sayfalan ayuıp asitli mürekkebi nötralize etmek için yüksek alkalin içeren bir mad- deye batırdması tekniği üzerine fi- kir alışverişinde bulunma şansına erişti. Bazılan Doğu Almanya'da bulunan elyazmalan, bırleşmeden sonra devlet kütüphanesinde bir araya getirildi. Kütüphane müdü- rü Hell, kısa zamanda kapsamb bir çalışmaya başlanmazsa Bach'm beste yapma tekniği ile ilgili bütün bilgilerin sonsuza dek yok olaca- ğını belirtti. Elyazmalannda gö- rülmeyen düzeltmelen ortaya çıka- ran yeni bılgisayar tarama tekniği, müzikologlara bestecilerin yaratma süreçlerini keşfetmelenne olanak tanıyor. Bach'm elyazmalannda bu tekniğin ne kadar uygulanabileceği ise merak konusu. Örgüt, Almanya'da Nazilere karşı 1933 yılında kurulmuştu Sürgün PEN yolun sonunda • Hitler iktidara geçtiğinde Alman PEN'i Naziler tarafindan ele geçirilmiş ve toplantıya temsilci olarak Naziler gönderilmişti. Bu kongrenin ardından Alman Sürgün PEN'i kuruldu. Ilk yıllarda bütün çabası zorda kalan, baskı gören yazarlann kurtanlmasıydı. TURGAYFtŞEKÇİ Karin Reinfrank, günümüzde hem Al- man PEN'inin, hem de Uluslararası PEN Merkezi'nin Kadm Yazarlar, Cezaevinde- ki Yazarlar ve Banş komitelerinin etkin üyelennden. Londra'da oturduğu yıllar içinde de sürgündeki Alman yazarlannın örgütü olan Alman Sürgün PEN'inde yö- netıcüik yapü. Kendisiyle bu ilginç örgü- tün öyküsü üzerine konuştuk. - Alman Sürgün PEN'İ, bir üikenin s»- nırian dışında kurulmuş bir yazarlar ör- gütü. Orgütün ortaya çüaşını ve bugüne dek geçirdigi evreieri bize anlaör nusmız? KARIN REİNFRANK- Hhler 1933te iktidara geçtiğinde aym yıl Uluslararası PEN'in kongresi de Raguza'da (bugünkü Hırvatistan'mAdriyatik kıyısındaki Dub- rovnik kenti) toplandı. Ahnan PEN'i Na- ziler tarafindan ele geçirilmiş ve toplantı- ya temsilci olarak Naziler gönderilmişti. Toplantının başta gelen gündem maddesi ise Almanya'da yazarlara uygulanan bas- küardı. Naziler ise bu konunun gündeme alınmasına karşı çıktılar. Uluslararası PEN'in o günkû başkanı Ernst ToDer, bu konunun tartışmaya açılmasmı istedığin- de Naziler toplantıyı terk ettiler. Bugün belki de yüzde 5 Bu kongrenin ardmdan Alman Sürgün PEN'i kuruldu. Ilk başkanı Heinrich Mann'dı. Paris'te oturuyordu. Sürgün PEN'inin merkezi ise hep Londra oldu. Sekreter olan Rudotf Oldeo ise Londra'da kalıyordu. Orgütün üye sayısı 70 kadardı. Aralannda Thomas Mann, Bertoh Brecht, Anna Seghers, Johannes R. Becher, Wi- eland HerzfeMe gibi isımler de vardı. tlk yıllarda Sürgün PEN'inin bütün ça- bası zorda kalan yazarlann kurtanlmasıy- dı. Sözgelimi 1938'de Naziler Çekoslo- vakya'ya girdiklerinde Prag'da yüz kadar Yazar ve çevirmen Karin Reinfrank. yazar bulunuyordu ve ellerinde pasaport- lan yoktu. Bunlara PEN kimliği Ue seya- hat olanağı tanındı. RudolfOlden, 1941'deKanada'yagider- ken içinde olduğu geminin Nazilerce tor- pillenmesi üzerine öldü. Onun ölümü, üye listelerinin de kaybolmasıyla örgüt bir da- ğınıklığa girdi. Yeniden örgütlenmeye gi- dıldı. Savaş bitince Ahnanya'da yeni bir PEN kuruldu. Ardmdan bir Sürgün PEN'ine gerek var mı, sorusu gündeme geldi. Bu tartışma sonunda Sürgün PEN'i, adını de- ğıştirerek "Yurtdışında Ahnanca Yazan Yazarlar PEN'i" oldu. 1950'lerde kendi istekleriyle yurtdışına çıkan yazarlar da kanldı bu PEN'e. Dünya çapında bütün Al- manca yazanlar için bir düşünsel yurt ol- du bu PEN. Dergisi aracüığıyla iletişim sağ- lanıyordu. 1979'da ben de bu PEN'de çalışmaya başladım. Buradaki çahşmalanm 1990'a dek sürdü. O yıllarda üyelerinin yüzde 20^i göçmen, yüzde 80'i sürgündü. 1986'da Alman Sürgün PEN'İ üyelerinin fotoğraf- lı yaşamöykülerinin bulunduğu bir kitap yayımladım. 80'li yıllann ortalannda sür- günlerin sayısı yüzde 30'a düştü. Bugün belki de yüzde 5. Bu nedenle bu PEN öm- rünü doldurmuş durumda. Bugün yalnız- ca Almanya politikasından memnun ol- mayanlann örgütü dunımunda. 1990'da Köln'e yerleştim ve Alman PEN'inde çalışmaya başladım. Bu sırada Almanya'da da iki ayn PEN vardı. Lond- ra'dakiler, Batı Alman PEN'inin Naziler- den, Doğu Alman PEN'inin ise Stazi'den (Devlet Gizli Polisı) annmadığım söylü- yorlardı. Bu iki PEN 1998'de birleştiler. Sürgün PEN'inin amacı baskı gören ya- zarları kurtarmaktı. Bu aslında bütün PEN'lerin görevidir. - Biraz da sizden söz edetim. Bize biraz kendinizi anlatır mısınjz? KAREV REİNFRANK- Ben insanlann değil, yapılan işlerin önemine inanan bi- riyim. Dünyamn her yerinde aym amaçlar için çahşan insanlann bir araya gelmesi, bırbınnı bulup güçbirliği yapabümesi için çalışıyonım. Köln'de doğdum. Heidelberg Üniversi- tesi'ni çevirmen olarak bitirdim. ABD'de Cincinatö Üniversitesi'nde master ve dok- tora yaptım. Burada Goethe Enstitüsü kurarak iki kültürün uyumu için çabşmalar yaptım. 1977 'de Londra'ya geldim. Yazar ve çevir- menolarak çahşüm. 1990'dadoğduğumye- re döndüm. Çocukluğumun dil ezgisine, lehçe özelliklerine ve mizahına gereksinim duyuyordum. Burada serbest yazar olarak çalışıyorum. Dünyamn her yerinde kendi- mi evimde hissettiğim için şimdi de Ulus- lararası PEN'in dünyaya açılan çeşitli ko- mitelerinde çalışıyorum. Dûnyanm her yöresim kapsar 1993 'te PEN'in Kadm Yazarlar Komi- tesi için Frankfurt Kitap Fuan 'nda Kuzey- Güney Yaym Işliği Topluluğu'nu gerçek- leştirdim. Bu çalışmaya Avrupa ve ABD'den 10, üçüncü dünya ve Doğu ülkelerinden 20 kadm yazar katıldı. Bu otuz kadm yazar- dan biri Latife Tekindı. Etkınüği hazırla- yanlar arasmda ise yayımcı Mfige Sökmen vardı. PEN etkinrikleri dünyanm her yöresini kapsar. Daha yenilerde, 1995'te Nijerya Ya- zarlar Birliği Başkanı, şair Ken Saro-Wi- wa, Nijer deltasında Ogoni kabilesinin ya- şadığı topraklarda petrol çıkarmak isteyen hükümete karşı çıktığı için asıldı. Bütün çabalanrruza karşın öldürühııesinı engel- leyemedik. Onun anısına, bir başına Nijer- yalı şair UcheNduka ile Nijerya'dan 37 şa- irin şiirlerinden oluşan bir kitap yayım- ladık. Y A P I Y O R L A R ? Robert De Niro Castro olacak • Roman Polans- kl, konusu II. Dünya Savaşı'nda Polonya'da geçen ve gerçek bir öy- küyü anlatan 'The Pi- anist' adlı romanın hak- lannı satm aldı. Araük ayında çekimlerine Po- lonya'da başlamayı tasarladığı film, Polonyalı yönetmem, kendi çocukluğunu anımsattığı için etkilemiş. • Robert De Nlro, Richard Donner'ın son fümi 'Yanqui'de Fidel Castro'yu canlandıracak. Filmde, kendini New York stadyumunda Yankee maçını izlerken bulan Castro'nun başma gelen komik olaylar anlatıhyor. • Paul McCartney New York'takı Memorial Sloon- Kettering Kanser Tedavi Merkezi ve Arizona'daki Tucson Kanser Merkezi'ne birer milyon dolar bağışladı Sanatçınuı eşıLinda, 1988yılmda göğüs kanserine yakalanmış ve bu iki merkezde tedavi görmüştü. • Mlchel Piccoll mart ayında ıkıncı uzun metrajb fîlmi 'La plage noir'm (Siyah Kurnsal) çekimlerine başlayacağını açıkladı. Françoıs Maspero'nun hir mmanmHan . uyarlanan filmde Dommıque Blanc'm başrolü oynaması planlanıvor • Peter Creenaway 'Avrupa'nm Kültür Şehri Bologna' adlı etkinlikler çerçevesinde bir ışık, renk ve ses gösterisi yapmaya hazırlamyor. Bologna'da yıl içine yayılan 2000 kutlamalan çerçevesinde, 'Up and Along' adlı gösten haziran ayında Piazza Maggiore ve Podesta Sarayı'nda yapılacak. • Jeff Buckley'nin 2000 yılınm ilk aylanhda bır biyografisinin yayımlanması bekleniyor. Annesinden alman özel bir ızinle basüacak olan kitapta babası Tim Buckley'nin hayatından söz edılen bölümler de yer alacak. • Jeanne Moreau 'ER' adlı dizinin beş bölümünde rol aldıktan sonra aynlmaya karar verdi. Dizinin çekimleri sırasında bayılan Fransız aktris, sağlık problemleri yüzünden bu karan aldığım açıkladı. • Tom Cruise senarist William Nicholson'm yeni film projesi 'Fertig'de rol almak için Columbia Pictures ile görüşüyor. Film, n. Dünya Savaşı'nda Filipinler'e giderek bir kahraman olarak dönen Amerikab asker Wendell Ferteg'in yaşamöyküsünü anlaöyor. • MatrİK, 'Mumya' ve 'Yıldız Savaşlan' bu yılmOscar ödüllerinden 'en iyi görsel efekt' dalında aday olan 7 film arasmda yer alıyor. 'Sleepy Hollow', 'StuartLittle', 'Vahşi Vahşi Baö' ve 'Dünya Yetmez' ise diğer aday filmler olarak açıklandı. 15 Şubafta 24 kategoride adaylann açıklanacağı 72. Oscar ödüllerinin töreni 26 Mart'ta yapılacak. • Charlotte ChlirCh adlı on üç yaşmdaki opera yıldızı, menajeri Jonathan Shalit'i işten çıkardı. Shalit, 1997'de Church'ü keşfetmiş ve onu Ingiltere'nin en çok kazanan sanatçısı yapmıştı. • Mlcheal JackSOn büyûk bütçeli bir gerilim filminde, Amerikalı yazar Edgar Allen Poe'yu canlandıracak. Jackson, 2000 yılınm sonunda "The Nightmare Of Edgar Allen Poe' adlı filmin çekimlerine Kanada'da başlayacak. • Stanley Kubrlck bir filmin kahramanı olabilir mi? Yıllanm sinemaya adamış yönetmen Stanley Donen, Frederic .-,, «j Raphael'iu .'£)fiınr_Wf| a\ ec Kubrick' (Kubrick'le İki Sene) adlı kitabım sinemaya aktarmayı ve Kubrick'i oynamayı düşünüyor. • Keanu Reeves. 'Matrix'in ıkıncı filminde rol almadan önce, Pat O'Connor'un projesi olan 'Sweet November' adlı filmde oynayacak. Reeves'in bir başka fikn projesi ise gerçek bir öyküden esınlenilen 'Fishing for Moonlight'. • Ethan Hawke ve Catherine McCormack, Çehov'un 'Martı' adlı oyununun sinema j versiyonunda oynayacaklar. • Kenneth Branagh, Gieigud Ödülleri kapsarmnda Shakespeare geleneğine verdiği emekten dolayı onurlandınlacak. Henüz 23 yaşmdayken Royal Shakespeare Company's'de V Henry'yi oynayan Branagh (39), bu ödülü kazanan en genç oyunciL • Billy Wllder, Oscar ödüllenni veren Academy of Motion Picture Arts & Sciences'in düzenlediği 'Billy Wilder'a Saygı Gecesi'ne katıldı. 93 yaşmdaki ünlü yönetmen ve senaristi sinema dünyasından dostlan da yalnız bırakmadı. Gecede VVilder'm filmlen ve kendisiyle yapılan söyleşilerden bır seçki sunuldu. Yönetmenin 1945 tarihli 'Lost Weekend' (Yaratılan Adam)ve 1950 tarihli Sunset Bulvan adlı fümleri Oscar ödülü almıştı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog