Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 5 EYLÜL 1999 PAZAR 10 P A Z A R YAZILARI dishab@cumhurlyet.com.tr yaparken ben...Ben, hepimizi mateme boğan olağanüstü felaket görüntüleri ve oigulannın etkisinde. w tatiiden" Paris'e döndiiğüm gün, "SenB in ıParis'in çevresinde hayat bulduğu "La Seine" nehri) bayram etmeye hazırlandığını gördüm. Nasıl etmesın? Daha 10 yıl öncesıne kadar yüzyıllar boyu yaşattığı kıyı şenlıkleri. balıklan. vb. özellıklerini kaybettiğine dövünen Paris, bilınçlı ve sıkı bir uğraşının sonucu *Sen"i zeytin yeşili rengine neredeyse kavuşturmakla kalmıyor. sulannda bahk bile tutmaya başlıyor. 10 milyonu aşkın bir nüfusun etrafına çöreklendiği bu küçücük nehir, Paris belediyesinin düzenledıği şenliklerle 2-5 Eylül tanhleri arasında "sulannın temizfiğûıi" kutluyor. Cote-d"Or bölgesınde doğup 114 kilometresi liman biçıminde kullanılan 776 km. uzunluğundaki "La Seine", Rouen kentinin Le Havre'a kadar uzanan deltasında Atlas Okyanusu'na ulaşıyor. Artı, aralannda Paris'in de olduğu 5 ile dağılmış 125 kilometrelık kanallan var. Akarsu trafiğinde Paris-La Seine Limanı Avrupa'nın 2. büyük limanı. 1970'te kurulmuş limanda 1996 sonu itibanyla 18 milyon ton yük boşaltıhp yüklenmiş. Yalmzca büyük Paris'te (Ile-de-France) 500 kilometrelık bir su yoluna sahip. Joris Ivens 1957 yılında çektiği "La Seine a rencontre Paris - Paris Sen'e Rastladı" adlı belgesel filmle iki kimliğın buluşmasını özgünce ölümsüzleştirmiş. Binlerce kara- hava-su ve demiryolu ulaştırma agı, on binlerce endüstriyel işletme. yüz binlerce kanalizasyon. milyonlarca insanın varlığının çakıştığı Paris ve ovası, bu küçücük nehri, doğanın pek de cömertçe ikram etmedıği küçücük olanaklan, bir şenlik yatağına dönüştürüyor. Hayret değil mi? Değil değil? Paris'i gören ve tanıyanlar bilir, en azından çoğunluğu teslim eder ki "insan eli" alelade bir beldeyi, günah ve sevap odaklanyla, dünya cennetine dönüştürmüştür. Doğanın sıradışılığın en güzel nimetlerini bahşettiği lstanbul ise "insan elinin" (affinıza ve hoşgörünüze sığınarak ve en hafif deyimle) içine etmek için bütün çabalanna ragmen direndıği bir belde. Elbette. 17 Ağustos'ta PARİS UĞUR HÜKÜM olduğu gibi. o da bir gün "çüş" demezse. Büyük kent Paris'in gövdesine şehvetli bir yılan işvesiyle yayılmış "La Seine"in küçük kent merkezi Paris'teki tek çifte adası. İle St- Louıs'deki çifte köprüler de dahil olmak üzere 37 köprü, kentin ikı yakasını birleştiriyor. Geçen perşembe kamuya tanıtılan ve 2001 yılı sonunda tamamlanacak 38. bir İcöprü de mımarileriyle olay yaratan Maliye Bakanlığı Bercy bmasının taraça parçasıyla. Büyük Ulusal Kütüphane'nin (François Mitterrand Kütüphanesi) bahçesini birleştirecek. Avusturyalı mimar Dietmar Feichtinger'in 270 metre uzunluğundaki projesi. Paris Milletvekılı esk] adalet bakanlanndan Jacques Toubon'a göre Paris'e "estetik olarak en güzel, teknik olarak en mükemmer köprüsünü kazandıracak. Bu yıl 2. yaşına basan "La Seine ŞenliklerTne gelince... Perşembe günü. nehrin kıyılanna dağılmış havaı fişekler, sergi ve konserlerle başlayan faaliyetler, cumadan itibaren suya indi. Yüzme, kürek, yelken, su kayağı. sörf, jet ski gibi spor yanşmalan ve gösterilerin dışında sandal, gondol, Çın ejderha tekneleri de eşıne az rastlanır güzellikte bir yaz sonu geçiren Paris'e, Paris sakinlenne ve diğer ayncalıklı konuklanna görülmemiş keyıfte günler yaşatıyor. Kıyılara kurulan spor köylerinde su sporlan tanıtılıp sevdirilmeye çalışılırken, resim, grafik, el sanatlan atölyelen kurulup model \e fotoğraf sergılerine gerçek bir ayncalık tanınıyor. Cumartesi günü yalnızca balık avlama izni olan balıkçılar arasında balık rutma yanşmalan bileyapıidı. 1970'lerde Seine Nehri'nin en temiz köşelerinde ancak 10 balık türiine rastlanırken bugün nehrin Paris taraflannda bıle 23 balık cinsi tespit edilmış. Ne "flahi tecefli". ne mucize: doğaya, kural ve normlara (konuyla ilgili mevzuatlar) saygı, bakırrf ve önlem, önlem, önlem... 1970'te sudaki oksijen oraru yüzde O'ken, bugün yer yer nehrin üstünde nilüfer yetişen tarlalar oluşmuş. 2015 yılına kadar temizlik ve bakım çalışmalarının günü gününe planladığı böylesi bir ortamda uzmanlar özellikle 4 konuya ağırlık veriyorlar. 1) Arıtma altyapısının mutlaka geliştirilmesi. 2) Endüstriyel kuruluşlann yakın takibe alınıp her türlü yaptınmla normlara uyumunun sağlanması, 3) Akarsulann düzenli olarak oksijenle besienmesi, 4) Tüketicilerin terbiye ve eğitimi. Ve elbetteki düzenli bakım. Şu anda Seine Nehri'nin üstünde devamh dolaşan 13 "hareketli baraj" günde 2 ton çöp topluyormuş.. Yoksa ınsanlar ve onlan temsil eden kuruluşlar hesap sorar belediyesinden, politikacısından. devletten... "Sen" bayram yaparken "Ben" ağlamayı bırakıp beldeme, belediyeme sahip çıkmalıyım. Evimden, kozamdan çıkıp sokağa hayata inmeliyim artık. Toplum benim... Hamparsum'un Üsküdarlı oğlu Saçlan kar beyazlığında, şık giyimli piyanist şarkıcı, tuşlarda gezinen parmaklanyla çok eski bir Ray Charies şarkısından bir nostalji senfonisi yankıhyordu. Tıpkı Ray Charies gibi acıyla yüklü, adeta ağlayan bir sesi vardı Quebec'li şarkıcırun. "ICantStop Loving You" sözcükleriyle, çok uzak bir zaman kesitinde, ilk gençlik yıllannın, en küçümen buluttan bile nem kapan o umarsız yüreğine sesleniyordu. Frankfurt'ta, kentin tam orta bölümündeki ara sokaklardan birinde, "West End" adlı yeraltı banru anımsadım. Her gece yarısı pilotlann. hosteslerin, sapsan saçlı Alman kızlannın bir kıvanç firtınası estirdiği o barda, ışıltılarla yanıp sönen müzik kutusundan da hep aynı şarkı duyuluyordu. Daha sonralan, New York'ta, 1968'lerin başkaldın günlerinde, her TORONTO Apartmanın temizlikçi güzeliyim bu haftaBugün pazar. Bu hafta apartmanın "Temizlikçi Güzeli* benim. Bızim eyalette âdet böyle; kapınıza bir temizlikçi kadın resmi asılmışsa, o hafta aparrmanın temizlik sırası sizde demektir. Önlüğümü taktım, bir güzel de bol köpüklü su hazırladım. Apartmanın giriş merdivenlerini güzelce paspaslıyorum. Kırk yıldır bu işi yapıyormuşum gibi her yer pınl pınl. Burada âdet böyle. Çoğu apartmanın kapıcısı. temizlikçisi yok. Sabahlan tazecik ekmeğini. sütünü, gazeteni bakkaldan alıp kapına getiren yok. Kapıcıyla ayaküstü iki sohbet yok. Alt katta kim var. üst katta kim: kim kıme gelmış kime gitmiş dedikodusu yok. Kısacası apartmanda iletişim yok. Kapıcı deyip geçmeyin, gözü kulağı apartmanın; ağzı dili suskun yaşamlann. kapılann, pencerelerin, duvarlann. İletişim müdürü apartmanlann. tlk hafta biraz acemilik çektim. Birazcık da utandım. Üst kattaki güzel komşumuz Anke beni temizlik yaparken görsün istemedim. Anke, elimde paspasla gördü. Yadırgamadı. Gülümsedi. Demek ki alışılıyor. Herkes kendi evini, kendi kapısının önünü temizliyor. "lyi günler. STUTTCART Kolay gelsin" diyor Anke. Kolay gelmesine. kolay, diyorum. Ama, ben bu işi sevmedim. Bu ülkeye "kapıcdık" mesleğini tanıştırmak gerek. Milyonlarca yeni iş! Çoluğu çocuğuyla milyonlarca kişiye ekmek kapısı! Hem, diyorum, insanın hizmet edeni olunca kendisini bey, paşa hisseder. Ben Türkiye'de evimi bile kendim temizlemezdim, burada apartman merdivenlenni sildiriyorsunuz banalBu adamlarda çöpçû de yok. Çok az yerlerde, metrolarda, çok genel yerlerde "göstenneük" olsun diye var. Herkes kendi kapısının önünü süpürürse, çöpçüye gerek kalmıyor. "Sizde kapıcı, çöpçü çok olduğuna göre, ülkeniz çok zengin olmalı" diyor Anke. Bizim gönlümüz zengin. diyorum. Bizim gönlümüz bey paşa! Bizim yüreğimız paşa! Yanm saat sürmedi, bıtirdim apartman temizliğini. Pazar günleri bir banliyö trenine atlayıp, gittiği yere kadar gidip kaybolmak hoşuma gidiyor. Son istasyonda, küçük bir köyün meydanındayım. Bir evden genç bir kız çıktı. sokakta oynayan çocuğunu çağınyor. Bizim dilimızi konuşuyor. En kenar köşelere kadar uzanmışız. Ne yapanz bu ücra köşelerde, diyorum. Sokağı dönüyorum, bir dönerci büfesi... Yanımdan geçen bir arabadan Türkçe müzik geliyor, sonuna kadar açılmış ses. 22 Temmuz günü Avrupa baskısı gazetelerimizden bir haber kesmişim: 22 yaşındaki Türk genci, saatte 120 kilometre hızla giderken, kırmızı ışıkta durmayarak bir Alman kadmı havaya uçurdu. ölen kadının kol saari, yandaki apartmanın üçüncü kat balkonunda ' *"~-' bulundu. Stğamıyor yüreğim daracık sokaklannıza; koşmak, koşmak istiyorum, Akdeniz kanı içimde sıcacık. Türkülerimi bağınyorum. türkülerimi anlayamıyorsunuz. Ben burada kalıyorum, diyorum Anke'ye. Güneşin. bulutlan bir güncük aralayıp gülümseyemediği topraklannıza Akdeniz sıcaklığım var benim. Kucak dolusu güneşleri bırakıp geldim. i Vnnnn A/inni* 'YananAdam'fesövaline katılan per- lUflUfl /AUUlll f o r m a n s sanatç.ian Holh Lovecat ve Carson YVetterby'nin gösterisi ilgiyle izlendi. ABD'nin Nevada eyaletindeki Ka- ya Çölü'nde dü/enlenen festhal üç gün sürdü. 20 bin kişinin kaöldığı festrval, bü- tün kalıplan kırarak kendini özgürce ifade etmeyi ve kendine güveni simgelrvor. (Fotoğraf: REUTERS) cumartesi uğramadan edemedığim "Bluenote" kulübünde de duyardım o görkemli şarkıyı. I Can't Stop Loving You adlı o şarkı, evrenin her tür sömürüden annacagı düşündeki birikimsiz toyluluğumuzun baştacı olmuştu. Buralann ünlü tanımıyla, "goMen oldies-altından esküer" diye anılan türdeki o şarkıyı, bu kez Montreal'de bir yaz gecesinde, bir bohem meyhanesinde, Üsküdarlı Vartan'la dinliyordum. Hep olanla yetinmenin yıllanmış karamsarhğında, artık kesinlikle yitip yok olmuş o tstanbul'dan bir yeni ve gerçek dost daha kazanmıştım. Yadellerde, sizi yepyeni boyutlara zorlayan, beklentılerinize yepyeni ölçütler öngören koşullar içinde, içinizdeki bir kuytuda hep lstanbul özlemi kıpırdadığı için. Vartan'ın dostluğunu hemen kucakladım. Benden oldukça genç bir adamdı Vartan. Dışlayıcılığın, hoşgörüsüzlüğün ve hoyratlığın, diş gıcırdattığı bir dönemde, çekip gitmişti lstanbul'dan. Ama yüreğinin belkı de tümü orada kalmıştı. Saçlan kar beyazlığındaki orta yaşlı piyanistin ara verdıği anlarda, dostluğumuza yepyeni kapılar açtık. Ozan Sabri Artmerin lısedekı öğrenciliğini yapmış olan Üsküdarlı Vartan'la şiir bahçelerinde gezintiye çıktık sonra. Devıngen ve ödün vermez bir Atariirk tutkunuydu Vartan. Şimdi İstanbul'un şeriat gettolanndan biri olan o sevimli Usküdar'dan söz ettik birlikte. Selamsız Yokuşu'nun sümbüllerle sarmalanmış bir küçümen köşesindeki "Tayyared Tayyar" sokağını anlattı bana. Emekçilerin. ENGtN AŞKCV balıkçıların, o zamanlar doğru adam bilinen, yağız yüzlü kabadayıların uğrağı olan "Agop'un Meyhanesi"nde, babası "Gecekuşu Hamparsum", usta elleriyle ut çalar ve hep Istanbul türküleri söylerdi. Önce Ingilizce, sonra da Türkçe, Brecht'ten. Aragon'dan, Lorca'dan ve Neruda'dan şiirler okudu. Gecenin sabaha yaklaşrığı saatlerde, Lorca'nm bir ezgi yumağı olan çok uzun bir ağıtını fısıldamaya başladı. Bir boğa güreşçisının: Ignacio Sancnez'in trajedisini anlatan bir ağıttı o: • "Saat beşti öğleden sonraydı Kesinlikle saat beşti öğleden sonra Beyaz kefeni bir çocuk getinfi Saat beşti öğleden sonra." St. Catherine Caddesi'nde dolaştık sabahlara kadar. Beyoglu'na benzetip durduğum o cıvıl cıvıl cadde suskunluk içindeydi. Vartan, her kesiti serüven dolu yaşamını anlatmaya başladı. Türkiye'de, epey uzun bir boksörlük deneyimi vardı. Kanada'ya ayak basınca, yaşamuu — ^ — - ^ kazanmak için yığınJa işe girip çıkmıştı. Kamyon şoforlüğünü denemişti önce. O işin ardından halıcılık, kaynakçılık ve güvenlik görevlisi gibi işlerden sonra, Montreal Universitesi'nde araştırma asistanlığını yükümlendi Vartan. Saskatchevvan eyaletinde, Kanada'nın dünyaca ünlü kırmızı giysili Kraliyet Atlı Polisleri'ne katıldı sonra. Kanada'da kısaca RCMP diye anılan polis örgütünün yoğun sorumluluğu zor gebneye başlar başlamaz, Vartan öğretmen kolejine katıldı. Kanada'da hepsi üniversite öğrenimi yapmak zorunda olan öğretmenJer, toplumun çok önem verdiği görev kesimini belirliyordu. Öğretmenlik deneyimiyle, serüven yaşamını noktalayan '• Vartan, edebiyat hocalığını seçti. 11 yıldır öğretmenlik yapıyor ^ Vartan. Quebec edebiyat dergilerinde öyküler^ayımlayan ve oymacılık yapan Üsküdarlı Vartan, 1992 'den bu yana amatör boks hakemliğiyle ünlendi ' , ; ; 'ni Montreal'de. Son 6 yıldır, î Montreal'de Ömer F. özen'in 3 dilde yayımladığı Türk gazetesi "Bizinı Anadohı"daki sütununda, Fransız-Kanadalı şairleri tanıtıyor bizlere. Otelinin kapısında bana veda ederken, sıcacık sesiyle Nâzım'ın bir söylence olan şiirinden dizeler fısıldıyordu Vartan: Kapansuı el kapılan, bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğuna Bu davet bizim. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, Ve bir orman gibi kardeşçesine, Bu hasret bizim. Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı saîıiden varmışOnlarca denemeden sonra kardeşimin, eski telefon defterimden doğru telefon numarasını bulup bana e-mail göndermesiyle. sonunda Christine Ashby'ye ulaşıyorum. Eski telefon defterindeki numaralan, lstanbul'dayken çok beğenerek aldığım yeni defterime özene bezene geçirirken meğer Christine'in numarasını yanlış yazmışım. Ashby'ler iki yıl önce Londra'da acı tatlı dört ayı birlikte gecirdiğim sevimli îngiliz ailesi. Tek istediğimse. kan-koca polis memuru olan Christine ve Steve ile onlann iki cici kızından oluşan aileyi tekrar ziyaret etmekti. Dediğim gibi doğru telefon numarasından sonra Christine'le cumartesi öğle sonrası onlan ziyarete gideceğım konusunda sözleşiyoruz. Sesimi duyduğunda Christine çok şaşınyor. Londra"da olduğumu, onlan ziyaret etmek istediğimi duyduğundaysa çok seviniyor. , Onlan iki yıl sonra yeniden göreceğim için ben de en az onun kadar heyecanlanıyonım. Elimde kızlar için aldığım hediyelerle Joel Street'ten aşağı, iki yıl önce yaşadığım evin olduğu sokağa doğru yürüyorum. Kızlann ne kadar büyümüş olabileceklerini kafamda canJandıımaya çalışıyorum. tki yıl önce Lorna 10, Victoria ise 3 yaşındalardı. Victoria kocaman bir kız olmustur. Lorna yaşına göre çok uzun boyluydu. eminim şimdi daha da uzamıştır. tşte Woodford Crescent tabelası, evin bulunduğu sokak. 200 metre kadar aşağı yürüdükten sonra soldan ikinci ev, AshbyTerin sevimli evi. Giriş kapısının yanında hâlâ Christine'in gözbebeği küpe çiçeği asılı. yerde duran saksılardaki çiçekler yeni, ben burdayken yoktuiar eminim. Derin bir nefes alıp kapıyı çalıyorum. İçerden Victoria'nm ve ona sakin olmasını söyleyen annesinin sesi geliyor. Eminim kapıyı ilk o açmak istiyor, çünkü eve ne zaman onun sevdiği birisi gelecek olsa kapıyı açmak için hep ilk o koşardı. Evet yanılmamışım, kapıda beni ilk karşılayan o ve annesi. İki yıl sonra altın sansı saçlan ve pınl pınl deniz mavisi gözleriyle sevgili VTcky karşımda işte, çok değişmemesine ragmen oldukça büyümüş. Christine'le öpüşüyoruz. Steve her zamanki gibi oturma odasının kapısında sıranın ona gelmesini bekliyor. Ona doğru yürüyorum. iki yıl önce beni havaalanında karşıladığı zamanki içtenlikle "Steve'e bir merhaba öpücüğü ver bakahm" diyor. Babasmın arkasından Lorna LONDRA HÜLYA YELTEPE görünüyor. boyu tahminimden de fazlauzamış. 12yaşındaolmasına ragmen nerdeyse beni geçmiş. Ev aynı sevimli ev, göze çarpacak pek fazla bir değişiklik yok. Hava çok sıcak olduğu için Christine arka bahçede oturmayı öneriyor. Oturma odasımn önünden geçerken aklıma hepimizin her cuma akşamı Michâel Paün'in "Full Cirele" adlı gezı programını seyretmek için odaya nasıl koşuştugumuz geliyor. Koridorun sonundaki büyük mutfağa geliyoruz. Büyük ve özenle dekore edilmiş olması önemli olan mutfak, Îngiliz ailelerin genellikle günlennin büyük bir bölümünün geçtiği yer. Christine'in hiç odasına gitmeyen ve mutfak tezgâhının bir köşesinde duran çantası, mutfak masasmın üstündeki Victoria'nm ayakkabılan ve yeni okul üniforması, yıkanmak için çamaşır makinesinin önünde bekleyen çamaşırlar, Lorna'nın kitap ve defterleri sanki ben evden aynldığımdan beri ordalar. Ve arka bahçe, Victoria ile sıcak havalardan sabunlu sudan baloncuklar yapıp uçurduğumuz, Lorna ile voleybol oynadığımız ve bazen etrafta tüylerini dökerek dolaştığı için Christine'in köpeği zavallı Sam'i dışan atıp kapıyı kapattığım arka bahçe hâlâ. Sam, evet etrafta bir şeylerin eksik olduğunu biliyordum. Victoria'nm peşinden duydugu her kapı çalınışına koşan Sam gelmedi beni karşılamaya. Christine'den onu geçen sene kaybettiklerini öğreniyorum. O zamandan beri eve yeni bir köpek almamışlar ama Christine bu sene yeni bir köpek almayı düşündüklerini söylüyor. Bunun, onun için ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyorum; çünkü Sam'in on yıldır Christine'le birlikte olduğunu ve onu ne kadar çok sevdiğini biliyorum. İki yıl içerisinde neler yaptığımdan konuşuyoruz ve bana yeniden burada olmanın nasıl bir duygu olduğunu soruyorlar. Bilmiyorum, anlatılması gerçekten zor bir duygu; sanki çok sevdiğin ve yıllardır görmediğin birini, hiç ummadığın bir anda karşında buluvermek gibi. Her şey o kadar tanıdık geliyor ki kendimi yabancı bir evde değil de sürekli gelip gittiğim bir arkadaşımın evinde gibi hissediyorum. Çok hoş bir duygu, hele de birbirimizi tekrar görmenin sevincini yaşamak beni inanılmaz mutlu ediyor. Ve bu ziyaret bana, bir fincan kahvenin -nescafe olsa bile- yabancılar için de ne büyük hatnnın olduğunu öğreriyor. Türkiye'ye dönmeden önce onlan tekrar ziyaret edeceğime dair söz verip. ben aynldıktan sonra her zaman yaptıklan öğle sonrası rutinlerini düşünerek Woodword Crescent'ten yukan doğru yürüyorum. Biraz sonra hepsi mutfakta toplanacaklar, Christine yiyecek bir şeyler hazırlarken, Steve tabak, kaşık ve çatallan masaya yerleştirecek. Victoria ilk oturduğu sandalyede huzursuzca mızırdanarak aslında Lorna'nın oturduğu sandalyeye oturtmak istediğini söyleyecek... AROMSA BESİN AROMA VE KATKI MADDELERİ SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. Cebze Organize Sanayi Bölgesi'ndeki fabrıkasında AR-GE , Kalıte Sağlama ve Bitmış Ürün Uvgulama Laboratuarlarında çalışacak; - Ingilizce bilen - En az 3yıI laboratuvar deneyimi olan - Kimyacı,Eczacı veya 2 yıllık Yüksek Okul Kimya Bölümü mezunu elemanlar aramaktadır. Isteklılenn kendi el yazılan ile yazılmış fotoğraflı ozgecnıslennı en geç 15 09.1999 tarıhıne kadar aşağıdakı adrese göndermelerı rica olunur AROMSA LTD.ŞTİ. Cebze Organize San. Bölgesi P.K.18 41400 Cebze-KOCAEÜ DENİZİ SEVENLERE İLGİNÇ ÖYKÜLER. TEKNİK KONULAR. E Y L U L 1 9 9 9 YdkenDunyası î ASRIN FELAKETINDE DENİZCİNİNDENİZCİ İLEDAYANIŞMASI SA Yl:185 SARMA YELKENDE TRİM ZORLUKLARI tÜ TSa k Türyye Sinema ve Audiovisuei Kültür Vakfi SİNEMA SEMİNERLERİ MOTORDAN KAYNAKLANAN TİTREŞİMLER Demırdler Sıtesı 8 Cadde. No. 71 Zeylinbumu-ISTANBUL Tel (0212) 664 16 94 - 510 28 71 • Faks. (0212) 558 67 85 ZEYTİNBURNU 2. ASLİYE HUKUK HÂKİMLİĞİ'NDEN Esas No: 1998/112 Karar No: 1999/262 Davacı Ayla Yavaş tarafından, davalı Şekür Yavaş aleyhine açılan boşanma da- vasının yapılan yargılaması sonunda: Mahkememızce verilen 16.4.1999 gün. 1998/112 Esas. 1999'262 Karar sayılı kararla Çanakkale, Lapsekı, Alpagut köyü. cilt 005/01, sayfa 81, kütük 53'te nüfusa kayıtlı Şevket ve Server'den 1.2.1957 do- ğumlu Şekür Yavaş ile Arif ve Nazireüen 15.9.1968 doğumlu Ayla Yavaş'ın bo- şanmalanna, müşterek çocuk Büşra'nın velayetinin anneye verilmesıne karar veril- miştır. Karann, adresı meçhul olan davalı Şekür Yavaş'a teblığ tarihinden itibaren yasal süresi içinde temyız yoluna başvurmadığı takdirde hükmün kesınleşeceği ka- rar tebliğmi ihtiva eden tebligat yerine geçerlı olmak üzere ilanen tebliğ olunur. Basm:41463 HEyIül99-27Kasım99 Cumartesi Gflnleri 1330 - 17.30 Arası * Dünya Sinema Tarihi * Senaryo Yazınıı * Film Yönetiminin İlkeleri * Oyunculuk *SİDema Kameralan *Objektifler ve komposizyon * Sanat Yönctimi * Knrgu * Film Yapım Süreci * Aydınlatma İlkeleri * Video Kameralan "Seslendinne * Sinemanın Grameri * Film Kuramlan ve Çözümlemesi Ulres: Gazeteti Erol Dernek Sok. No: 1 I Beyoğlıı .' İ.NT Tel: 0.212. 251 6" "O & 244 52 51 Fax: 292 03 3" Bakırköy Zuhuratbaba merkezde ihtiyaçtan çok acele satılık bahçe katı, 3 oda, 1 salon 98 m2 daire. 0.542 672 02 40 0.212 571 15 96 SATILIK DAİRE Beylikdüzü Bizimkent'te 1 oda + 1 salon apartman dairesi sahibinden satılık. 0532 232 54 54 ve (0212) 244 54 39'a müracaat. DEPREM BÖLGESİNDEKİ ÖÇRENCİLERE EĞİTİM PAKETİ Kadın Araştırmalan Demeği deprem bölgelerindeki öğrenciler için eğitim paketi hazıriıyor. Paketin içjnde burs, önlük, kırtasiye, okul çantası, kitap ücretleri ve üniversite öğrencileri için eğitim harcı yeralıyor. Önlükler derneğin açtığı konfeksiyon makineleri kul- lanma beceri kursunda dikiliyor. Deprem bölgesi çocuklanna birer eğitim paketi ile ulaşarak yardım etmek veya her türlü katkıda bulun- mak isteyenler: 02125119826-0212514 0323/02125134156 nolu telefonlara 09.00-16.00 saatleri arasında müracaat edebilirler. 0 212 236 06 88 - 0 212 28 02 94 nolu telefonlara ise günün her saatinde müracaat edebilirler. Kadın Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog