Bugünden 1930'a 5,447,563 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 28 EYLUL 1999 SALI 14 KULTUR kurtur(a cumhuriyet.com.tr PORTAL DİKMEN GÜRÜN Devlet Tîyatroları üzerine50. kuruluş yılını kutlama hazıriıklan ıçinde olan Devlet Tiyatrolan geçen gûn- lerde bir kez dahakanştı. Genel Müdür Le- mi Bilgin'in yokluğu sırasında Ankara'da yaşanan olaylan şaşkmlıkla ızledık basın- dan. Bilgin'in dönüsünden sonrakı geliş- meler de dışardan bakan bir göz için aynı derecede şaşırtıcı ve düşündürücüydü. Kurulduğu günden bu yana sûrekli ola- rak yönetsel sürtüşmelerin yaşandığı birku- rum Devlet Tiyatrolan. Kronikleşmiş bu huzursuzluğun nedenlerini yeni sezonun ha- zırlıklan ıçinde olan Istanbul DevletTiyat- rosu Müdiirü NesrinKazankava ile konuş- tuk. - Bu yıl DevletTiyatrolan'nın kuruluşu- nun 50. yılı. İstanbul Devlet Tîyatrosu da 20. \ ılını kutlavacak. Ama bütün bunlann orta \erindevinebir vönetim bunalımı pat- lak verdi. Sıkça vasanan çalkantılann bu kurumu sanatsal üretim anlamında etki- tememesi olanaksız. Siz ne düşünüyorsu- nuz bu konuda? Çözüm bir türlü yaşama geçemeyen yeni bir yasa mı? KAZANKAYA -"Devlet Tiyatrolan bir sahne ve bir kentten 12 kente yayılmış ko- caman bir organizasyon. Dünyada bir baş- ka. örneğı yok. 20 yıldır bu duruma uyan bir altyapı oluşturulması içın mücadele ediyor. lnsaniık tarihine baktığımızda ya- salan yapılan ışler. atılan adımlarbelirler. Dolayısıyla. şu günlerde sıcak bir şekilde yaşanmakta olan ve adını henüz ne koya- cağımı bilefhediğim birkanşıklığın dabir yeniden yapılanma sancısı olduğuna ina- nıyorum.lnanmaktanötebihyorumbunu. - Yeniden vapüanma sancısı hemen her dönemde Dev letTivatrolan'ıun gündemi- niatuşturmuş. Herkeân mutabıkkaldığı bir ana başlık olarak belirknmiş, ama bu an- lamda da bir ükanıkkk söz kionusu. KAZANKAYA - Bugün yaşadıklanmı- zabaktığımızda -görünen sonucun kanşık- lık ya da olumsuzluk olarak algılanması- nı göz önünde tutarak söylüyorum bunu- yaşanan her şeyin yeniden yapılanma yo- lundabir artı olarak kalacağına inanıyorum. Bu süreçte çok net görüyoruz ki 'yeniden yapılanma' derken yasal bir dayanağımız olmalı. Türkiye gibi genç bir cumhuriyet- te yasal dayanağı olmayan her hareket, çok kolay yok sayılabiliyorkâğıtüzerinde. Mo- tivasyonun umut olduğu ülkemizde yasal dayanağın olması geregini görmezden ge- lemiyorum. Koordinasyon toplantılannda hep konusmuştuk 2000'li yıllara yeni bir yasayla adım atacağımızı. Şimdi yine ay- nı şeyi tekrarlamaktan baska bir şey düşü- nemiyorum. çünkü belirgin taraf tutma- lar, isim vermeler yıllardır hep aynı şeyler yaşanıyormuş gibı görünen bir kısır dön- göyü kabul etmekten öteye gitmiyor. Nesrin Kazankava bu günlerde Devlet Tiyatrolan"nda yaşanan oiaylan yeniden yapılanma sancısı olarak nitekndiriyor. - Yasa değişikliği gerçekleşmediği süre- ce bu olumsuzluklar yaşanacak. KAZANKAYA - Bıraz global bakmak zorundayızsoruna. Yasalardeğiştiğı zaman atılan öncül adımlann kalıcılığı sağlanır. ama şunu da unutmamak gerekir. var olan kareler içinde de bazı adımlar atılabilir. İstanbul DevletTiyatrosu'nun sa- nat yönetimıni üstlendiğimiz za- man söylediğim cümle buydu. Yönetim Kurulu kurmak için. ka- tıhmı çoğaltmak için ve sanatçı- larda motivasyonu, oyun sevinci- ni geriye çağırmak için bizi ya- saklayan bir madde yok. Bunla- n gerçekleştirmek için yasaya ge- rek yok. Eğer biz buna ınanıyor- sak ve yıllardır yasayı bu doğrul- tuda değiştirmek için mücadele ediyorsak bugünün koşullartnda bu söylediklerimı uygulamamak için hiçbir neden yok. Sanıyo- rum merkeziyetçilik moral olarak belini büküyor 12 kentin. Böyle adımlaratmanın cesaretini bulamıyorlar di- ye düşünüyorum. Kaçınılmaz olarak Dev- let Tiyatrosu'nun bu kılıfı 12 kentli deva- sa tiyatro yapısma çok dar gelıyor. -Yineaynı noktayagefiyoruz, yenibirya- sa ve yeniden yapdanma. KAZANKAYA - Evet. 10 yıldır komis- yonlar çalışıyor ve değişik kesimlerde dur- duğunu düşünen sanatçılann ve çahşanla- rm ortak bölende buluştuğu bir metin de oluşturuldu. Yeniden elden geçmesi gere- kebilir. Yeni bir komısyonun kurulması bugüne kadar yapılan çalışmalann çöpe atıl- ması anlamına gelmez. Sıfır noktasında değiliz, ama çok kısa sürede adım atılma- sı gerekir. - Bu adımı kim atacak? KAZANKAYA- Yasa geregi bunumer- kezın yapması gerekir. 3 C/» kuruluş yılını kutlama hazırlıklan içinde olan Devlet Tiyatrolan geçtiğimiz günlerde bir kez daha kanştı. Genel Müdür Lemi Bilgin'in yokluğu sırasında Ankara'da yaşanan oiaylan şaşkmlıkla izledik basından. Bilgin'in dönüşünden sonraki gelişmeıer de dışardan bakan bir göz için aynı derecede şaşırtıcı ve düşündürücüydü. - Bu hassas noktada 'yeniden yapılan- ma "yı bir y<ına bırakarak İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun 20. yıl çahşmalanna yöne- livoruz. " KAZANKAYA-DevletTiyatrolaniçın 50 yıl kutlamalan hepimizi içeriyor. ama lstanbul'un 20. yıl kutlamalan çerçeve- sinde epey proje oluşturduk. Belgeliği ol- mayan ve belleğı zayıf bir ülkede, bu gö- reve geldiğimizden beri bir belgelik oluş- turmaya çalışıyoruz. Bunun ilk adımlan- nı geçen yıl arük ve tüm sezonu içeren bir kitapçık vayımladık. Cumhunyetın 75. yıl kutlamalan kapsamında 'TürkTiyatrosu' başlığı altında 3 günlük bir panel düzen- ledik ve bunun sonucunu da kitap olarak vayımladık. Şımdı daha büyük bir ışe gir- dik ve 1969 yılından başlayarak İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun 30 yıllık geçmışinı ıçeren bir kıtap oluşturduk. Bili- yorsunuz. İstanbul DevletTiyatro- su'nun resmi olarak 20 yıllık bir geçmişi var. ama 1969-79 yılında da düzenlenen turnelerle buluşmuş, seyırcısıyle. Dev let Tiyatrolan ar- şivı maalesef hepimize hüzün ve- ren bir durumda. Zaman zaman Ankara'da bir canlanma yaşamış olsa da gerçekten acınası bir du- rum sergiliyor. Dolayısıyla, başlat- tıgımız bu çahşmalarla 20 vılda ilk kez belgelik kuruyoruz İstanbul Dev let Tiyatrosunda ve bundan son- ra artık hiçbir oyun suya yazılmış, yazı olarak kalmayacak. - Kısaca.repertuvar olusturma- da iziedi0niz temel ilkelercdefinebilir mi- vtt? K\ZANKAYA - Tiyatro sanat yönet- menliği tabii ki altyapısı olmadan, demok- ratik bir yaklaşımı olmadan saedce kendı fikirlerinin başanlı ya da başansız söz- cükleriyle değerlendirileceği süreçler ya- şar. Bunun ötesine kimse geçemez. Ge- çen yıl göreve başladığında ilk önce aşıl- ması gereken sorun buydu bence. Demok- rası anlayışı tiyatroda nedir ve ne ölçüye kadardır kuşkusuz tartışma götürür, ama bu demek değildir ki tek kişinin kendine göre engin ama öznel belki de çok kısır dün- yasının yansıması. Dolayısıyla sanat yö- netmenin kimliği-öncelikle repertuvardır.. Bunu Yönetim Kurulu'nun kimliği olarak da değistirebiliriz. Bizim dünyamıza ya- kın duran, neden tiyatro yaptığrmızı sa- natsal anlatım açısından izdüşümleri ya da birebir cevabı bulunan oyunlarla bir dünya kurmaya çalıştık. Geçen yıl bazı oyunlan eski yönerimden devralmıştık. bu' sene repertuvanmızın sonımlusu olarak seçtığimiz oyunlann arkasmda duruyoruz. Repertuvann yorum ve yorumcular bağ- larrunda ele alınması, bunun dışında düşü- nülmemesı gerektiğıne inanıyorum - Sözyorumculardan açümışken, yaban- a th atroiarla kurulan ilişldlere. buralardan çağrüı olarak gelen ve hiçbir özelliği olma- yan yönetmenler konusuna da değinebilir miyiz? KAZANKAYA - Yurtdışıyla ılışkiler önemli bir konu. Devlet Tıyatrolan'nm yurtdışma açılması ve iletişimkurması yıl- lardır çok zor yürüyor. Kjsa zamanda bü- yük adımlar atabilmek bıraz hayal oluyor. ama sağlıklı adımlar atmaya da başladık. Ftolonya ile temashalindeyiz. Gürcıstan'dan Rustas'eli Tiyatrosu Robert Strua'nın yo- rumladığı 'Macbeth' ile konuğumuz ola- cak. Devletin olanaklanyla böyle bir şeyi gerçekleştirmek çok zor. Sıze katılıyorum, yabancı yönetmen sorununu çok ağır bir sorun. Geçen yıl gelen yönetmenler. sonuç- lanndan yola çıkarak söylemiyorum, ba- şından yola çıkarak söylüyorum daha ön- ceden anlaşmalan yabancı kültür demek- lenyle yapılmış yönetmenlerdi. Ve biz, devletin devamlılığı vardır, bu mırası on- larla devTaldık. Tabiı ıki yurtdışından ge- lecek yönetmenlenn çağdaş donelerle ge- tirilmesi gerekir ve bu da artık zor bir şey değil. Festivallere gıdeceksiniz, izleyeceksi- niz. videolannı isteyeceksiniz. Hedefımiz dünyacatanınmış yönetmenlerin getirilme- si. ama böyle yönetmenlerle günübirlik an- laşma yapmanın olanagı yoktur. bunu siz deçok iyi biliyorsunuz. en erken biryıl son- rası için anlaşma yapılır. Biz adımlan atı- yoruz, ama tiyatrolann rasyonel programala- n karşısında durahyoruz. Altyapımızdaki eksiklik bizi tedirgin ediyor. Bu noktada yine konuşmamızm başına dönüyorum. Yeniden yapılanmanın ne kadar gereldi ol- duğu bir kez daha kendiliginden ortaya çı- kıyor. Üzerınde çalıştığımız yasa taslağın- da belirlediğimız sanat yönetmenlerimizin sûreklıliğı bürokratik ya da siyasi çalkan- tılarla iş yapamamak engelini ortadankal- dıracaktır. - Teşekkürter Nesrin Kazankava. 6. ULUSLARARAS1 İSTANBUL BİENALİ ÜZERİNE - 3 istanbulBienaH, uluslararası grup sergisiolmatnah Genç sanatçılar bireysel kimliklerini sorguluyorlar NECMİSÖNMEZ FRAMKFURT - Yerebatan Sarnıcı'nda bu kez sadece altı sanatçmın. video ve dia projeksiyonu teknikleriyle gerçekleştirdikleri ışlerin sergılenmesi. mekânın getirdiği "zorunluluklardan" faydalanılması eğilimini ortaya çıkanyor. Yan karanlık yan loş bir atmosfere sahip olan sarnıcm, ışıkla diyaloğa giren ışler için etkileyici bir sahne olmasına ragmen. işleri bir çırpıda dekoratif bir ışık panosu haline dönüştürebilecek bir özelliği de var. Oursler'ın gözleri konu eden video projeksiyonlan karanlığm ortasında etkileyici bir gızemliliğe kavuşurken Murtezao^u'nun müdahale edilmiş dia projeksiyonu, tuglalann üzerinde okunulması zor bir göriintüye doğru ilerliyor. Kentridge'ın gölge oyunlanna özgü efektleri de kullanarak gerçekleştirdigi videosu, sosyal gerçekleri fazla büyütmeden, süsleyip daha da dramatik bir hale sokmadan yorumladığı için, bence Yerebatan'a yerleştirilmiş bir televizyon ekranını Dolven'ın işi mekânın etkisi attmda yitip gidiyor. duyumsatıyordu. Bienalin en genç katıhmcısı olan Güneş Savaş'ın video çahşması. Colombo'nun aradığı. üzerine basarak tekrar ettıği alçak sesli duyarlıhğı yansıtan, güzel bir iş. Filmin kahramanı olan genç kadının gördüğü rüyalar. ışık ve gölge oranlan yetkin bir gözle ayarlanmış olan fılm sahnelerini neredeyse resimsel bir kurgu mantığıyla izleyiciye aktanlıyor. Marisaldi ve Dolven'ın işleri ne yazık ki mekânın etkisi altında yitip gittikleri için, varlıklan ile yokluklan pek fark edilmiyor. Yerebatan Sarnıcı'nda karşılaşılan sanatsal manzaranın da son derece açık olarak ortaya çıkardığı gibi, 6. Bienalin "kavramsal çerçevesi" gerek tek tek sergi mekânlannda gerekse serginin tamarrunda belli bir çizgiye oturtulamayacak denli dağınık bir özelliğe sahip. Ister resim, ister yerleştirme. isterse fotoğraf olsun, Colombo'nun davet ettiği sanatçılann genelde "gergin, güçlü ve sert* işleri ortaya çıkarmaya elverişli potansiyelleri olmadığı dikkati çekiyor. Azınlığı oluşturan örnekler dışında (Rist, Oursler, Höller, VVbol vb.) "uluslararası sanatçılann" yerine ya kıyıda köşede kalrruş ya da genç isimlerin seçilmiş olması, "orta haDi", çoğu kez "vasat" işlerin Bienalin ana rengini vermesine neden olmuştur. Colombo kendi deyimiyle "sanatın duygusal nabzuu" tutmaya çaba harcamış, ancak bunu gerçekleştirirken bir bienalden bekJenen "sık örgüyü" değil, uluslararası grup sergilerinde gözlemlenen. kendisinden emin "ben böyle yaptun" tavnnı sergilemiştir. Danışma Kurulu'nun önerileri çerçevesinde seçilen sanat yönetmenınin kişisel tavırlanna, beğenilerine elbette saygı göstermek gerekir. Ancak ne modemizmin ne de kendi sanat tarihini yeterince sorgulamış olan bu topraklar üzerinde gerçekleştirilen ilk ve tek sürekli uluslararası çağdaş sanat etkinliği konumundaki İstanbul Bienali'nin. artık moda olduğu için dünyanın dört bir yanında yapılan bienallerden çok daha farklı bir ayncalığı ve sorumluluğu vardır. Bienali hazırlamakla görevlendirilen sergi yapımcısının bu özel konuma yanıt verecek sergi tasanmlannı hazırlamasının bir gereklilık olduğunu düşünüyorum. Bienalin uluslararası bir grup sergısi düzeyine düşmemesi gerekiyor. Çünkü istanbul Kültür ve Sanat Vakfi'nın büyük bir inanç ve fedakârhklarla gerçekleştirdigi bienaller. özellikle genç sanatçılann ve izleyicilerin gereksinim duyduklan "temeUendirilmiş" güncel bilgiyi sanat ortamımıza sunmakla görevlidir. YAZIODASI SELtM İLERİ EdebiyatımızıKavramak 'Çağdaş' edebiyatımızı kavramak, desem, evet, daha doğru olacak. Yıllar önce, Behçet Necatigil'e soruluyor. "Bugünkü yazarlan da yansıtması bakımından edebiyat tarihi çalışmalannı yeterli buiuyormusu- nuz?" Necatigil'in yanıtı şöyle: "Yazarlar üzerine, yeni kitaplar çıktıkça, dergi- lerde, gazetelerde dağınık değerlendirmeler gö- rülüyor. Toplu, geniş, hakim kitaplar yok. Doyuru- cu monografıler yok. El kitapları var sadece. Ha- zıriayıcılann uzun zaman yatınmı isteyen araştır- malara vakitleri de yok. Birçok yeni yayına yetiş- mek fetaşjndan belli bir konu üzerinde rahat ve sa- btriı çalışmak kolay değil. Tarih, her şey bittikten sonra başlarmış, ondan mı nedir, bugünün yazar- lannı yetkiyle içine alacak bir edebiyat tarihi yazıl- mıyor nedense. Cesaret ve feragat işi bu. Bir de şu var: Edebiyat tarihi son sözlerini söy- lemişlere uzaktan bakıştır. birhatıra deftendir ade- ta. Sel sulanndaki adam, kıyıdakı adam gıbı, aya- ğı sağlam toprakta olan adam gibi çıplak gözle gö- remez durumu ve kendisıni. Tarih olmasın ister- se; bir şeyler yetiştirmek isteyen çiftçi, kendi taş- lı tarlasını çapalamaya bakar." Edebiyat sevgisi, kıtap okuma tutkusu elbette yetişme dönemlerimizde filizlenir. Bazan, pek en- der, bol kitaplı bir ev, şiire, romana düşkün anne- baba. Tarih kitaplarına vurgun bir yaşlı büyük. Bir itki... Ama çokluk, okul sıralan. Lise son sınıftaki Türk Dili ve Edebiyatı kitabtmı- zın yazarı, Nihad Sami Banariı'ydı. O zamanlar keskin solcu geçindiğımizden, Banaıiı'yı 'gerici', kitabını okunmaya değmez bulduk. Milfi Eğitim Bakanlığı'nın bu ders yılında okutu- lacak kitabını baştan sonataradıktan sonra, Nihad Sami Banarif ya ne kadar haksızlık ettığimi bir kez daha anladım. Edebiyat artık hazın bir 'şey' ol- muş... Günümüz insanları edebıyatsız yaşamaya mahkûm edilmiş. Andığım kitap, içler acısı! Bir edebiyat tarihi... Ama. edebiyatımızı 'sevdi- recek' bir edebiyat tarihi. Şeyh Galib'in 'yenilik' arayışıyla başlayıp, hiç olmazsa, elli doğumlulara kadar uzanacak. Yitip gitmiş nice güzelliği günde- me getirmenin yollannı arayacak. Kolay çaba de- Sonra, yazılsa bile, kime ulaşacak kitap?! Gü- nümüzün çok az sayıdaki 'nas' okuru, edebiyatı- mızı, hele çağdaş edebiyatımızı zaten okumuş, benimsemiş. Moda yazarlann ardını kovalayan, tırnak içi okuriarı, yürüdükleri yoldan geri döndür- mek handiyse imkânsız. Yetişmekte olan genç in- sana, çağdaş edebiyatımızı sevdirebilmek içınse, bütün kapılar öğretim alanında kapatılmış. Fethi Naci, Gerçek Yayınevi, kültür hayatımıza katkı denebilecek "100 Soruda" dizisinde. öğret- menim Rauf Mutluay'ın XIX. Yüzyıl Türk Edebi- yatı çalışmasına da yer vermişti. Rahmetli öğret- menim, "Selim lleri'ye herzamanki güzel umut- larla sevgi..." diye imzalamış eserini, yıllardan 1970. Içim titreyerek okudum. Bu kitap her zaman eli- min altındadır. Rauf Mutluay'ın -yargılanna söıdü- ğü sözcüğüne katılalım katılmayalım- derin eme- ğine, geniş görüngesine, bilgi birikimine büyük saygı duyuyorum. Sonra. 2000 yılının eşiğinde. MEB 'markalı' bir ders kitabı. Halide Edib-Adıvar a şöyle bir uğra- yarak noktalanıyor. Ama ne sığ yaklaşımla! Bırakın çağdaş edebiyatımızı; Halide Edib-Adı- var'lar bile çoktan enkaz altında bırakılmışlar. Ustamız Behçet Necatıgil çok şükür bugünleri görmedi. Ne dergilerde, ne gazetelerde dişe do- kunur tek bir 'kitap tanıtma yazısı'. Öyle ya, eski- den kitap tanıtma yazıları yazılırdı: bunları yazan- lar kitaplan okurlar, bunların yazılabilmesi için za- mana ihtıyaç duyulurdu. Şimdinin yayın organları 'arka kapak yazılan'y\a idare ediyor, geçinip gidi- yor. Âkif'i yobaz, Tevfik Fikret'i zındık, Nâzım Hik- met'i vatan hainı, 'Necip Faz.il ı gerici kimlikleri- ne oturtan karşıt -ve saplantılı- zihniyetlerden bi- le, gelecek için bir şeyler ummak mümkündür. Karşıt uçlar senteze yol alır. Ne var ki, koskoca bir edebiyatı, çağdaş edebiyatımızı unutturan, yok etmeye yeltenen zıhniyet sadece korku salıyor. Takvimde lz Bırakan: "Eyvah o rüzgâr geçti I Gül geçti ve nevbahar geçti", Şeyh Galib. Gençlerden 'Tutku ve Yeni Dalea' Kültür Servisi - Marmara Oniversitesı Güzel Sanatlar Fakültesi, küratörlüğünü Paolo Colombo'nun üstlendiği 6. Uluslararası istanbul Bienali'nin *Tutku ve Dalga' olarak belırlenen temasıyla ilintili olarak bir sergi gerçekleştiriyor. 'Tutku ve Yeni Dalga' başlığı altında gerçekleştirilen sergi, 'yeni' sözcüğünden anlaşılacağı üzere genç sanatçılann yapıtlannı buluşturuyor sanatseverlerle. Sergi, 1 Ekim-1 Kasım günleri arasmda Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin Acıbadem Karnpüsu'nda yer alan yedi sanat galensinde görülebilecek. 60 sanatçınm farklı tekniklerde yarattığı yapıtlann yer aldığı serginin ıçeriğını. istanbul Bienali'nin küratörü Paolo Colombo oluşturdu. "TutkuveYeni Dalga'da yer alan yapıtlarda bireysel kimlikler ifade alanı buluyor, yaratıcı ataklar gündeme gelıyor. Genç kuşak, anlatım sınırlarını teknik boyutlarıyla birlikte sorguluyor. Sorgulamanın ulaştığı boyutlar ise bir 'yüzieşme' ortamı yaratıyor. MÜGSF son sınıf öğrencilerinin projelerinın bir bölümü de yer alıyor sergide. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, geçen yaz Eczacıbaşı Vitra ile birlikte, sanat ortamını doğudaki illerimize de taşıyabilmek için SANAT-TTR projesini gerçekleştirmişti. Bu proje çerçevesinde Türk resim sanatına katkı sağlayan önemli isimlerin yapıtlannı doğudaki sanatseverlerle buluşturmuştu. Bu kez, etkinliklerini deprem bölgelerinde yaygınlaştırarak bu bölgede yaşayan insanlan normal hayata döndürmek ve onlara yaşama sevinci verebılmek için 'Sanat Çadn-' projesi ile deprem bölgesine gidiyor. Kültür Bakanlığı ve Yeğin Holding'in destek verdiği proje, gönüllü katılımcılarla gerçekleşecek. tzmit'te oluşturulacak olan merkez çadırda 'oyun' eksenli yaratıcı resim ve tasanm çalışmalan gerçeklestirilecek, video filmleri gösterilecek. Diğer deprem bölgelerine de günlük turlar düzenlenerek bu etkinliğin yaygınlaşması sağlanacak. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi: Küçük Çamlıca Acıbadem Caddesi Kadıköy Tel.(0216)326 26 67 Karikatürcûler Destekleriyle D«rn«ği Katılım Koşulları Yanşma Konusu- "Makina v* İman" dır Yartşma amatör, profesyonel tum çızertere açiklır Teknik serbesttir Yaprtlann kağıt boyutu A3 veya A4 oiçülerınde otmalıdır Yaprtlar daha once herhangı bir yart^mada ödûl aimamrş ve yayintanmamış olmalıdır. Yanşmaya en fazia uç yapıtla katılınabtHr. Yanşmacılar yaprtla btriikte bir fotoğraf ve kısa ozgeçrmş göndenlmehdır Yaprtlann arka yûzûnde çszerm ad(, soyadı, telefon ve adresı beltrtilmetıdır Sergİlenmeye değer görûlen karikatürler bıf albumde veya tâkvımde toplanarak tum katılımotara gonderüecektır 9 Kankaturienn son tesltm tanhı 19 Kasım 1999 Cuma gunu saat 18 00'e kadardır Yapıtlar bu tarthe kadar Mâkina MüHendİsl«ri Odast İzmir Şub«i (Karikatur Yvışması) Atatürk Cad. No: 422 K:5-6 35220 Alsancak - İZMİR adresıne elden vçya posta yo'uyis ulaştınlabılır 10 Postadakı gecikmeler dikkate alınmayacaktır 11. Yarışmada odui alan, sergılenmeye d«ğer görûlen, katalog veya takvımde yer verılen yaprtlar ıade editmeyecektır MMO izmır Şubesi yanşmaya katılan 8 yaprtlann hepsın- veya bır bolumünû tavım, kartpostal basımlarmda kullanabtteceictır 12 Seçio Kurul 22 Kasım 1999 Pazartesı gunu degertendirme yapacaktır. Sonuçlar 13 Aralık 1999 Paıaftesr gunu sergı açılışı ve odül töreninde kamuoyurva açıklanacaktır 13 Yanşmaya katılanlaf koşulları kabul etmiş sayıhHar H OduHer BMtdMı tkindKk Oçüncûlük Mansiyon tamtyon Mansiyon 250.000.000. TL 150.000.000. TL 100.000.000. TL 75.000.000. TL. 75.000.000. TL. 75.000.000. TL KARİKATUR YARIŞMASI SEÇİCİ KURULU Tan ORAL IKankaturıst) C«m KOÇ I Kankatürculef Demeğı İzmır Temsılcisı) Cumhur ERTEKİN [Kankatürist) Mümin DURMAZ ıKankatünst) Tufan ARKAYIN (M.mar Karıkatunst) Y\»uf AKINCI (Kankatürıst) Oğııı İNCEOÖLU «MMO İzmif Şube Y K. Uy«») Bilgi Mükina Mûhendislcri Oda : 0.232.463 41 98 / 120 144 - 110 ir Şub«si Atatürk Cad. No: 422 K:S-6 Alsancak İZMİR
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog