Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

26EYLÜL1999PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 TSFnin standardı Depremden sonra özellikle inşaat sektöriindeki mal ve hizmetierin Türk Standartlan Enstitüsü'nden belgeli olması daha büyük önem kazandı. Ancak, yıllardır TSE belgesi ile "yetkili servis" hizmeti gören bir işletmeci bakın ne diyor. "1995yıhnda sadece beş dakika süren bir inceleme sonunda TSE belgesi aldım. Dört yıl boyunca hiç bir denetim geçirmedim. Atölyemin yerini değiştirdiğim halde belgem iptal edilmedi. TSE, her yıl sonunda mektup gönderip para istiyor hepsi bu. Geçen yıllarda cironun belli bir yüzdesini I alıyortardı, bu yıl 75 milyon lirayia sabitiediler. TSE, aldığı paraya bakıyor başka bir şeye bakmıyor." Türk Standartlan Enstitüsü'ne bu kadar haksızlık yapmayalım... Çok önemli işler de yapıyorlar. Örneğin, "Kubbelerin miğfere, minarelerin süngüye" benzetildiği şiirleri toplayıp altına da Ziya Gökalp'in adını yazarak kitap basıyorlar! Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97Bektronik posta: someposta.cumhuriyetcom.tr - Merve Kavakci, evlenip Türk vatandaşı olacakmış.. "Ameıikah oelin!" eçen Mart Antalya'da toplanan Müdafaa- i Hukuk Kurultayı'na sunduğu bildiriyi ge- nişleterek kitap haline getirmiş Metin Ay- doğan. izmir ADD'nin eski başkanı ve Ulu- sal Sanayici ve Işadamları Derneği üyesi mimar Ay- doğan, "Bitmeyen Oyun ve Türkiye'yi Bekleyen Teh- likeler" adını venmiş kitabına. Ancak kitap piyasada satılmıyor. lletişim için faks numarası: 0.232. 464 41 37. Aydoğan, 1919'dan 1999'a uzanan süreç içinde Türkiye üzerine oynanan oyunlan anlatıyor bütün çıp- laklığıyla. Ayrılıkçılıktan şeriatçılığa, yeni dünya dü- zeninden küreselleşmeye kadar bütün oyunlar... Hele son yıllardaki özelleştirme oyunu: "Azgelişmiş ülkelere devletin küçültülmesini, IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla olmazsa olmaz bi- çimde dayatan ABD 1991 yılında 200 milyar dola- rın üzerinde devletleştirme gerçekleştirdi, ABD, 1993-1998 yıllart arasındaki beş yılda hiç özelleş- Oyun tirme yapmadı. Bir kamu kuruluşu olan Resolution Trust Comparation ABD'nin en geniş mal varlığı olan kuruluşudur." "Almanya'da devlet, sanayi alanında önemli his- selere sahiptir. Lufthansa'nın yüzde 52'si, Wolksva- gen'in yüzde 20'si, demiryollarının ve telekomun önemli bölümü devletindir. Almanya'da yabancı bir şirketin herhangi bir Alman şirketini zor durumda bı- rakarak satın alması yasaktır. Alman Merkez Ban- kası mali piyasalara tam olarak egemendir." "Fransa'da bünyelerinde 1.5 milyon işçi çalıştıran 2 bin 498 devlet şirketi vardır. Air France, Aeroport, demiryollan, Renault, Banque de France, France Te- lecom devlet şirketleridir." "Japonya'da devlet kuruluşları değil bir çok özel şirketin bile hisseleri serbestçe alınıp satılamaz. Herhangi bir satış söz konusu olduğunda şirketin yüz- de 60 ile yüzde 70'i öteki Japon şirketlerine satılır ya da Japon Merkez Bankası tarafından alınır. Ya- bancı şirketlerin harhangi bir üretim dalında etkin- lik kurmasına yol açacak bir şirket satışı mümkün değildir." "Gelişmiş ülkelerde kamu haklarını temsil eden KlT'ler özelleştirilmediği gibi korunup geliştirilirler. Özellikle mikroelektronik, biyoteknoloji, sivil hava- cılık, telekomünikasyon, robotlar ve imalat aletleri gibi ileri teknoloji alanlanyla stratejik üretim dalları devletin koruma ve desteği altındadır." "Türkiye'ye ve az gelişmiş ülkelere kredi açmak için tarım sübvansiyonlarının kaldınlmasını şart ko- şanlar, kendi tarımlarına muazzam fonlarayırıyorlar. Azgelişmiş ülkelerdetanm yokolurken, gelişmiş ül- keler, sadece tarım ürünü ihraç edebilen bu ülkele- re tarımsal ürün satıyoriar." SESSfZ SEDASIZ (!) NURİKURTCEBE Topkapı Sarayı'ndaki soygun soruları Topkapı Sarayı Müzesi'nin minya- tür bölümünden çalınan elyazması ta- rihi Kuran'la ilgili idari ve adli soruş- turma devam ediyor. Soruşturmala- ra yardımcı olur mu bilinmez ama ba- zı sorular yanıt bekliyor: 1- Minyatür bölümündeki eserler müzedeki hangi görevlinin zimmetin- deydi? 2- Minyatür bölümünün kapısı her akşam zimmet sahibi ve en az bir gü- venlik görevlisi tarafından içerisi kont- rol edilip mühürleniyor ve sabah ay- nı şekilde mühür açılıyor muydu? 3- Geçen yıl sarayın hırsız alarm sistemleri için verilen ödenek kapsa- mında Minyatür bölümünün hırsız alarm sistemi neden kurulmadı? 4- Sarayın elektrik sistemindeki an- zalar ne zamandan beri devam edi- yordu? 5- Hırsızlık gecesi meydana gelen elektrik kesintisinden sonra herv bölüm gezilerek "vukuatsızlık ı raporu" düzenlendi mi? 6- Hırsızlık öncesi yoğun şekil- de saray içinde bulunan sponsor şir- ketlerin elemanları ve müteahhitlerin işçileri güvenlik görevlilerinin gözeti- minde mi çahşıyordu? 7- Soygunun anlaşıldığı sabah, mü- zeye ziyaretçi giriş ve çıkışı neden durdurulmadı? 8- İdari ve adli soruşturma kapsa- mında müzenin üst düzey yöneticile- rinin de ifadesi alındı mı? 9- Sarayın bölümlerini korumakla görevli olanlarda, silah ve telsiz gibi teçhizat var mı? 10- Topkapı Sarayı Müzesi'nin Is- tanbul Cam bölümündeki dört adet yağlı boya tarihi tablo yerlerinden bir tutanakla mı alındı; bu tablolar şimdi nerede bulunuyor? ÇED KÖŞESt OKTAY EKİNCİ 'Depremzede' Siyasetçiler... (1) Yunanistan, depremin daha be- şinci günü "bütün belediye baş- kanlan" hakkında soruşturma aç- mış... Buna dikkat çeken Bekir Coş- kun, 14 Eylül 1999 günü Hûrri- yet'teki köşe yazısinda, "Suçlula- hn ortaya çıkmasını isteyen dev- let böyle yapar..." diyor ve ardın- dan soruyor: "Veli Göçer tek so- nımlo mudur? Niçin sorgulanan bir tek kamu görevlisi yok?.. Sa- kat binalarda imzası olan bele- diye başkanları, yardımcıları, imar müdürleri. kontrolörler, mimarlar, mühendisler?.." Bekir Coşkun'un listesinde. "be- lediye yöneticileri dışında" he- men herkes aslında savcılann da sorgu listesinde yer alıyor. Birço- ğu da mahkemelere sevk edildiler bile... Ne var ki aym listenin "başın- da" yer alması gerekenler hakkın- da ise soruşturma açilması falan bir yana, onlarkendilen dışındaki "*di- ğer suçlulan" sorgulamaya çok- ••• Geçen cumartesi günü (19. 09.1999) Bursa Büyükşehir Bele- diyesi'nin evsahipliği ile Bursa'da düzenlenen "Yerel Yönetimler Reformu Yasa Taslaklan" toplan- tısında, Adapazan Belediye Baş- kanı Aztz Dnran konuşmaJs'ına şöy- lebaşladı: "Kaybımız çok büyük, ama bu imar sistemi içinde yine de ucuz kurtulduk. Cenab-ı Hak bizi bağışladı..." Aziz Duran suçu "sisteme" bağ- ladığı için salondaki dinleyenler de O'nu bağışladılar. Adapaza- n'nda yüzde 78'inin depreme tes- lim olduğu ve 5 katlı apartmanla- ra ait imar planı kararlannın nasıl ve kimler tarafından alındığını bu "depremzede başkana" sorma "duygusuzluğunu" ise elbette ki kimse gösteremedi... Aynı toplantıda "yeni imar dü- zeni" hakkında belirttiğimiz yasa önenleri arasında; "seçimlere 6 ay kal» belediyeler imar tadila- tı yapamasın" şeklindeki teklifi- Imar rantıyla elde edilen paralar bankalara yattı. Ne var ki o bankalar da "rant demokrasisinin" kurbanı oldular. tan başlamış durumdalar. "Siyaset- çi" kimlikleriyle toplantılara bile katılıp, ellerinde mikrofon anlatıp duruyorlar: "Bize yetki verdiler ama nitelikli uzman personel ver- mediler. Biz de binalara izin ver- dik, ama denetimini mimanna, mühendisine bıraktık. Aksi hal- de hiç bina yapdamazdı..." Peki, ama uzman personelimiz olmadan "fay ûzerinde" apartman sitelerini nasıl planladınız? Bunun yanlış olduğunu belirteri teknik personelinizi imar dairenizden te- mizlik işlerine aktanp, yerine size "ses çıkartmayanlan" neden ata- dınız? Meslekodasımn, müteahhit- ten para alan miman ve mühendi- si denetleyebilmesi için sizinle "or- tak mesleki denetim yapma" is- teğine yıllardır neden yanaşmadı- nız?.. İnşaat projelerini aynı mes- lek odalanndan neden gizlediniz, "nıhsata bağlamadan" önce on- lann da teknik inceleme yapabil- mesine neden izin vermediniz?.. Buna benzer sayısız sorunun ya- nıtlan ise "depremzede nutuk- lar" arasında kaybolup gidiyor. "Felaketi hazırlayan" imar ka- rarlannın "siyasi sorumlulan" kendi parti liderlerinin de "hima- yesi" altında devlet büyüklerini zi- yaret edip panellere katıhrken, bu bilim dışı kararlan "uygulanu" ya da "işsiz kalma" arasında sıkı- şanlar ise şimdi mahkemelerde "suçlu" olarak hesap veriyorlar... mize ise en büyük tepkiyi, bir baş- ka depremzede başkan gösterdi. "Bu görüşü demokrasiye inanç- sızlık sayıyonım" dıyen Gölcük Belediye Başkanı İsmail Banş kürsüye çıkarak söze şöyle girdi: "Depremin ruhumda yarattığı tahribat sürüyor. Bu nedenle söz- lerimyanlış anlaşüabilir. Ama, se- çilmiş insanlann elindeki imar yetkisini durdurmak, halka gü- venmemek demektir..." Bu duygulu konuşma da aynı "bağışlayıcı" ortam içinde anla- yışlakarşılandı. "Halkın seçtikle- ri" söylemi altında verilen bilim dı- şı imar izjnlerinm sadece kentı de- ğil, asıl önemlisi "halkı nasıl tah- rip ettiği" depremle birlikte yaşa- nırken, depremzede başkanın "ru- hundaki tahribata" rağmen aynı bilim dışı imaryetkilerini hâlâ elin- de tutma isteği de 7.4 büyüklüğün- deki bir "şokun" bile ülkedeki "rant demokrasisi" bilıncini ko- lay "sarsamayacağını" gösteri- yordu... * • • Peki, Türkiye'deki imar felaket- lennin 'Siyasi sorumlulan" ne- den sorgulanamıyor?.. Örneğin fay üzerinde inşaat yapan hesap veri- yor da aynı inşaata imar izni sağ- layanlarneden hâlâ nutuk çekiyor- lar?.. Bu sorulann yanıtı için de gele- cek haftaki "ÇED Köşesi"ni bek- lemek gerekiyor... HAYVANLAR tsMAlL GÜLGEÇ KİM KİME DUM DUMA BEHIÇAK behicak@turk.net ÇtZGİLİK KÂMİL MASARACl HARBİ SEMtH POROY TARİHTE BUGÜN MVMTAZARIKAN 26 Eylül 1934TE ISTANBUL SANAYİİ 1S34-'TIE eueüN, rtot- rusiü eoo ÖAJEMIJ M£K*£2. OL- 33 FABRj&ISt, » ? , BU tajGULUÇLAHlN ELEICT&idi İSE, i 4 Ğ PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU Mevzuaf Orta yaşlı yabancı, telefon başvurusu için gittigi Silivri Telekom Müdürlüğü'nde kendisinden istenen bilgilere pek anlam verememişti. Uzun bir banko- nun arkasında, "çok çalışırgörünen" birbayan me- murun kendisine uzattığı başvuru formunu önce uzun uzun incelemiş, sonra Türkiye'de zamanla alış- tığı "bürokratikpaylanma "yı da göze alarak aynı ba- yana yenik bir sesle "Burada sorulanlann yanıtlan- n/b(/m/yofum..."demişti. Hoüandalılar, Fransızlar, Is- veçliler gibi o da kişisel verilerinin kaydedildiği kim- lik kütüğünün numarasını, cildini, sayfasını bilmiyor- du. "Demek öyte.'.." Bayan memurun ağzı büzük, bir kaşı kalkık küçümseyici tepkisini, "Evet, gerçekten bilmiyorum..." sözleriyle karşılamıştı. "Ama burada ana adınız, baba adınız da yok!.." Adamcağız, arka- sında duran bana dönmüş, yalvaran bir sesle "Lüt- fen bana yardım edin!" diyordu, "Babamı hiç tanı- madım ben, adını da bilmiyorum..." Gustav Brauer, bir "savaş çocuğu" idi. II. Dün- ya Savaşı sonrasının yoksulluk yıllarında, annesinin bir gece, Main Irmağı kıyısında Amerikalı bir onba- şıyla işlediği "bir gecelik günah" karşıhğı dünyaya gelmişti. Dişini tırnağına takarak, didişerek, çalışa- rak yaşamın üstesinden gelmişti. Uluslararası ünü olan bir otomotiv kuruluşunun üst düzey yönetici- siydi. llk kez 1979 yılında geldiği Türkiye'ye âşık ol- muş, her yıl gelip kanş kanş kanş dolaşmış, emek- lilik yıllannı Türkiye'de geçirmeye karar vermişti. Şimdi burada, bu uzun bankonun önünde, Siliv- ri'de aldığı evine bir telefon bağlatmak için "uğraş" veriyordu. "Hanımefendi, bu bay babasının adını bilmiyor!" Gözlerini gözlerime diken Teiekom me- muresinin, "Yanibu birpiç mi?" dercesine beni sor- gulamaya aldığını görüyordum. Kadıncağıza, birte1 lefon almak için ana-baba adının, nüfus kütük nu^ marasının belirleyici olmadığını, bunun aslında çok basit bir işlem olması gerektiğinı anlatmaya çalışı- yorsam da başaramıyordum. "Pasaportunu versin!" Bay Brauer'in pasaportu yoktu. Avrupa Birliği yurti taşlan çok uzun yıllardır kendilerinden "wze" talep etmeyen ülkelere giderlerken yanlanna pasaport al- mıyorlar, kimlikleriyle seyahat ediyorlardı. Avrupa Birliği ülkelerinde vize sayfalan dışında, pasaport- lar ve kimlik kartları özdeşti. Ağzı büzük, kaşlan kal- kık Telekom memuresi bunlan bilmiyordu. Kimse söylememişti... "Demek, pasaportu da yok!.. 0 Evet, yoktu! 21, yüzyıla üç ay kala, yaşadığımız "telekomünikasyon çağı"nöa Bay Brauer'in Türkiye'deki evine bir tele- fon bağlatamayacağını anlamıştık. Telekom, anası- nı-babasını, kimlik kütüğünün cılt numarasını "resr men tevsik" etmeyenlere telefon bağlamıyordu. Oy 1 sa iki adım ötede, bakkalımsı dükkânlarda yirmi da- kikada hattıyla birlikte cep telefonu sahibi olabiliyor- dunuz. 16-18yaşındayaşamdanumudunukesmiş çocuklar Internet sahibi olabiliyor, dünya ile bağ ku- rabiliyor, ekranda gördükleriyle "şeytantapar" olupi birbirlerini kesiyoriardı. Televizyon, ellerinden kanlı kedi bağırsaklan dökülen ve her an "şeytan"a yeni kurbanlar vermeye hazır Türk çocuklannın görünT tülerini yayımlıyordu. "Mevzuat" bunlan engellemi-» yor, ama Almanya'nın en büyük üç otomobil fabri: kasından birinin teknolojik araştınma müdürü olari bir yabancının -ne yazık ki, yanında pasaport tası-; madığı ve babasının adını bilmediği için- telefon sa- hibi olmasına olanak tanımıyordu. ' "Mevzuat", cezaevlerindeki çete savaşlanna en- 1 gel değildi. Çeteciler cezaevi koğuşlarında, kori* dorlarda, müdür odalarında bellerinde silahlarta do- laşıyorlar, birbirlerine kurşun yağdınyortardı. Yeni çıkan bir kitabı okumak için siyasi mahkûmlann, düşünce suçlularının analanndan emdikleri burun- larındangetirilirken, eroinciler, katiller, hırsızlar elle- rinde cep telefonlanyla koğuşlarda fiyaka satıyor- lar, garibanlaraesrarpazarlıyorlardı. "Mevzuat", tüm bunlara el veriyor, ama Bay Brauer'in bir telefon sa- hibi olmasına el vermiyordu. Bankonun arka tarafındaki memurenin elinde sal- ladığı dört yapraklık "mevzuat"ın aşağıladığı yaban- cı dostumuzu bir köftecide teselli etmeye çalışırken, Ankara'dakı Telekom Genel Müdürlüğü'nün gör- kemli binasının aydınlık koridorlannda "Bu dünya- lan ben yarattım!" azametiyle dolaşanları düşünü- yordum. Kalkık omuzları üzerine dikine duran, "ye- di delikli tokmaklannm tepe boşluğunda, sallandık- ça "cılk, culk" diye ses çıkaran beyinleri ancak bu kadanna yetiyordu. Yaşanan günü on yıi, yirmi yıl, elli yıl geriden izliyortardı. Kim bilir hangi u ilişkiler"\e, ne tür "to»pı7ter"le o koltuklara oturtulmuşlardı? Aynı gün İsmail Cem, New York'ta kitabevlerıni dolaşıp "Türkiye'nin Geri Kalmışlık Tarihi'mn yeni ba- sımı için kaynak taraması yapıyor; Bülent Ecevrt, kapandığı konutunda, BeyazSaray'daClinton'dan dinleyeceği 16 dakika 23 saniyelik saksofon solo- sunu nasıl yanıtlayacağını düşünüyordu. Türkiye'yi -her şeye rağmen- hâlâ çok sevdiğini söyleyen Gus- tav Brauer ise bol soğanlı piyazını yiyor, olan biten- lerden hiçbir şey anlamıyordu. "Mevzuat" da zaten bu değil miydi? Faks: 0216 418 8410 B U L M A C A SEDAT YAŞAYAN SOLDANSAĞA: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Birbirine sür- tünen cisimlerin karşılıklı etkile- 2 şimini inceleyen bilim dalı. 2/En küçük sosyolo- jikbirim... Akla vegerçeğeaykı- 5 n. 3/ Asma kü- tüğü... Maksim Gorki'nin bir romanı. 4/ Tan- n saygısı ve ah- ° retkorkusundan g ötürü günah işle- mekten titizlikle kaçın- ma... Yabancı. 5/ Gece- leyin, sevgi duyulan bi- ri için bir müzik aracıy- la verilen küçük konser. 3 6/ Çıplak vücut resmi... Gözükapalıinanılandü- şünce; dogma. 7/ Ince dantel..Gemideyelken- lerin açılması. 8/ Balerin- lerin geleneksel kostü- Q mü... Yüksek ses, nara. • 9/ Eskiden çocuklar oku- la başlarken yapılan tören. •"' YUKARIDAN AŞAĞIYA: 4 1/ Çin felsefesınde doğru yolu ya da cennetin yolunu be-î lirten temel ka\Tam... Bir müzik sesini belirtmeye yara-; yan işaret. II Eskiden Roma kentine verilen ad... iğneyo- geçirilen bir sap iplik. 3/ Ekleme. uiama... Gelecek. it Maharet... "Memduh —": Sinemayönetmenimiz. 5/ Bo-' ğa güreşi yapılan alan. 6/ Bir nota... Sermaye. 7/ Bölm&S li göçebe çadın... Adapazarı Ovası'na verilen bir başka' ad. 8/ Hafıf mavimsi olan postu kürk yakası ve manfcy yapımında kullanılan bir hayvan... Demiryolu. 9/ Ulaş- tırma... Ağzımızdaki dişlerin bir bölümüne verilen ad. *
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog