Bugünden 1930'a 5,475,058 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 26 EYLUL 1999 PAZAR 12 PAZAR KONUGU Sorbonne Universitesi Oğretim Uyesi Dr. Yorgo Prevelakis, Batı 'nın Yunan ve Türklere bakışını yorumladı 'Her alandabirliktehareket..' Türkiye'nin AB üyeliği önemli' -Sizden Fransa'dayayımlanaıt "Commentaire" adhyayın orgammn, Türkiye'yle ilgilibir makale yazmanızı istediği, ancak bu makaleyi yayımlamadığını biliyoruz. Makalenin konusu neydi ve neden yayımlanmadı? - Benden Türkiye ve Avrupa'yla ilgili bir makale istediler. Ben de o gazetenin yöneticilerine, yazılanmı tam bir özgürlûk içinde yazdığımı, yazdıklanma müdahale edilmesine kesinlikle tahammül edemeyecegimi söyiedim. Bunun ûzerine batıa. "Tabii ki istediğûuri yazac&ksınız. Vazdıklannıza müdahaJe edflmesi söz konusu olamaz" dediler. Herhalde yazdıklanmı okuyunca çok şaşırdılar. Muhtemelen benim bir Yunan vatandaşı olmam nedeniyle Türkiye'nin AB"ye üyeliğine karşı çıkmamı bekliyorlardı. Oysa ben her zaman Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğine yardıtncı olmamakla büyük bir yanlış yaptığına inanınm. Avrupa'ya daha yakın bir Türkiye her zaman Yunanistan'm yarannadır. Öbür Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye gerçek bir iki yüzlülükie davrandıklannı ve Yunanistan'ın tavnnin da kendi siyasetlerine pek de uygun olduğunu düşündüklerini bıliyorum. Türkiye'ye, "Sizi Avrupa'da istemiyoruz'' diye açıkça söyleyip iiişkileri kötüleştirmek yerine hep Yunanistan'ı kullandılar. sanki Yunanistan AB içinde çok etkili ve söz sahibiymiş gibi... O yazıda dönen bütün dolaplan ve oynanan oyunlan anlattım.. sonunda da şu cümleleri yazdım: "Avnıpa'nın Türkiye'ye olan tavn, Türldye'den çok Avrupa üzerinde etkili olacakür. Çünkü Avrupa Türkiye'yi öyeliğe ahrsa o zamaD geçmişten geîen her türlii ırkçı kalıntıdan anndığı anlaşılır." Herhalde benim böyle bir yazı yazacağımı hiç beklemiyorlardı. Yazı yayımlanmadı. Hatta bana bunun nedenini bile söylemediler. Bu da. onlann bizden beklediklerinin aksini yapmamız gerektiğini bize gösteriyor, inancındayım. Sıklıkla Yunan dış politikasını eleştiren yazılar yazdım ve bu yazılanmda şimdiki dış politikanın tam tersını uygulamamız gerektiği görüşünü savundum. Hep de Türkiye'nin AB üyeliğinin .Yunanistan'ın çıkanna olacağını söyledim. Bunu . hiçbir insaru amaçlarla söylemıyorum. Tûrkiye'nm Avrupa'ya girmesi sadece Yunanistan'ın ulusal çıkarlanna hizmet eder de ondan. Öncelikle. Türkiye'nin üyeligi ıstikrara katkıda bulunur. ikinci olarak, Yunanistan, AB bünyesinde Türkiye'yle ekonomik bağlantılar kuracaktır. Türkiye AB üyesi olup ekonomik bakımdan çok gûçlenince bundan öncelikJe yarar sağlayacak ülke Yunanistan olacaktır, çünkü Türkiye'ye en yakındadır. Örneğin, Yunan işadamlan Türk mantığını Isveçlilerden çok daha iyi anlar. Bu. bizim sıyasi ve kültürel olduğu kadar ekonomik çıkanmızadır. Üstelik bir başka •nokta daha var. Yunanistan şu anda Avrupa'nın dış halkasında. Türkiye üye olduğunda dış halkaya girecek. Yunanistan merkeze yaklaşacaktır. Yunanistan artık en Doğu Avrupalı olmaktan da çıkacaktır. En Doğu Avrupalılar Türkler olacaktır. Yani, kûltür açısından baktığımızda Türkler Yunanhlan savunacaklardır. Bir başka nokta da Avrupa içinde pek çok konuda Türkiye ve Yunanistan "m birlikte hareket edecekleri ve lobi yapacaklandır. Böylece Yunanistan Avrupa içinde bir müttefike sahip olacaktır. Patrikhane kültür mirasıdır' - Demin siz dünyada bir Ortodoks ittifaktnuı mümkün olmadığım söylediniz. Bu düşüncenizi açac mısınız? - Batı Avrupa'da geçmişte din çevresinde büyük siyasi ittifaklar yaratma geleneği vardı. Bunlann en büyüğü demin de söyîediğim gibi Haçlı seferlerine yol açan ittifaktı. Ama Doğu kiliselerinde bu ittifaklar mümkün değil. Çünkü Doğu toplumlannda, siyasi koalisyonlar oluşturmaya engel teşkil eden pek çok farklılıklar var. Müslüman dünyada da siyasi ittifaklan engelleyen pek çok farklılıklar oluştuğunu biliyoruz. Ortodoks dünyasında da Yunan geleneği, Rus geleneği, daha pek çok gelenekler var. - tstanbul'daki Rum Patriği, kendi çevresinde bir Ortodoks üa'fakı kurmaya çalışmakla eleştiriliyor. Sizce bu gerçekçi bir eleştiri mi? - Ortodoksluk, kültürel bir gelenektir. Siyasi yanı yoktur. Bu sizin söylediklerinizin gerçekle ilgisi olmadığıhı düşünüyorum. Hatta Rum PatriğTnin Istanbul'daki varlığının çok önemli olduğunu söyleyeceğim. Bunun önemi de sadece Yunan kültürü için değil, Türkiye içindir. Bir kere, Patrikhane Türkiye ve Yunanistan arasında bir bağı temsil ediyor. Türkiye için önemi şu: Patrikhane, Türk topraklarmda kurulu uluslararası bir kuruluştur. Patrik, Türk vatandaşıdır. Böylece de Türkiye'nin uluslararası ve Avrupa alanında rolünü güçlendirmektedir. Böylece de ülkede bir kültür farklılığını da temsil- etmektedir. Türkiye. nasıl Bizans kültürünü, arkeolojik kültür mirasını korumaya çabalıyorsa Patrikhane ve Patriği de korumalıdır. Patrikhane ve Patrik Bizans ve Osmanlı kültürünün miraslandır. LEYLA TAVŞANOĞLU Türkiye ile Yunanistan arasında çokciddi dostluk rüzgârlan esmeye devam ediyor. İki ülkedeyaşanan deprem felaketlerinin ardından birdenbire ortaya çıkan bu gelişme şaşkınhk, aynı zamanda da memnunluk uyandırıyor. Akıllardaki soru da hep, Türkiye ve Yunanistan 'ın bu dostluk havasını kalıcı biçimde koruma olgunluğunu gösterip göstermeyecekleri. Fransa da Sorbonne Universitesi öğretim üyelerinden Yunan uyruklu Dr. Yorgo Prevelakis 'le bu yeni oluşan dostluk ortamını konuştuk. Dr. Prevelakis 'e göre Türk ve Yunan halkları Akdeniz kültürünün etkisiyle daha çok duygusal davrandıkları için birbirlerine duydukları nefret en küçük bir olayda sevgiye •. i dönüşebiliyor ya da tam tersi olabiliyor. O nedenle iki tarafın da çok dikkatli olrnaları, birbirlerine tutumlarında olgunlukla davranmalan önem kazanıyor. îkili ilişkilerde en önemli noktalardan birisi de resmi politikanın aksine, iki halk arasında dayanışma gereğinin bilincinin yerleşmiş olması. Yine de gelecekte ilişkilerin nasıl bir yol izleyeceğini bize zaman gösterecek. PORTRE / Dr. YORGO PREVELAKİS 1949, Atina doğumlu. Yüksek öğrenimini Atina Teknik Universitesi Mimarhk Fakültesi 'nde tamamladı. Yunanistan'dadiktatörlük döneminde pek çok öğrenci hareketlerine karıştı. 1973 'te ülkesini terk ederek Fransa 'ya gitti. Coğrafya ve şehir planlaması eğitimi gördü. 1974 'te Yunanistan'dacuntanın vıkılmasından sonra ülkesine döndü. Atina nın nâzım planını yaptı. Bir süre Atina Teknik Universitesi 'nde coğrafya dersleri verdi. 1984 'te Fransa da Sorbonne Universitesi tarafindan ders vermeye çağnldı. 15 vıldır Sorbonne Universitesi'nde şehir planlaması dersleri veriyor. Jeopolitik konusunda geniş çaplı çahşmalar yapıyor. Bu konuda kitaplar, makaleler yazdı, pek çok konferans verdi. Biryıldır da Yunanistan 'dapolitikaya atıldı. Eski bakanlardan Stefanos Manos'un önderliğini yaptığı Yeni Liberal Parti 'nin kurucu üyeleri arasında bulunuvor. - Bir şehirplanctsı olarak son depremde Atina 'da bu kadar çok sayıda binanın, özelükle deyeniyapüarınyıkûması konusunda ne düşünüyorsunuz? -Bence Atina depreme oldukça iyi dayandı. Bunu şunun için söy- lüyorum: Çünkü Atina süratle inşa edilmiş bir şehir. Bu süratli inşaata kar- şuı o kadar çok yapı yıkılmadı. İkinci Dünya Savaşı' ndan sonra Yu- nanistan'da inşaat yapımıyla ilgili ciddi kurallar getirilmiş. bunlar yasalaştınlmıştı. Bu kurallara, aşağı yukan uyuldu diyebiliriz. Sa- vaştan sonra yapılan bütün binalar betonarmeydi. Betonarmesi de iyi olunca depreme iyi dayandılar. Ama burada bir nokta var ki çok dikkat edilmelidir. Binalann te- meli kayalık zemine atılmalıdır. Yumuşak zemine yapılan binalar, malzemeleri ne kadar iyi olursa olsun, şiddetli bir depreme daya- namazlar. Atina'da yıkılan binalann hemen hemen tamamı yumu- şak zemine ya da dolgu zemine yapılmış olanlardı. Ama tabii mal- zeme de çok önemli. Örneğin Ermenistan depreminde o kadar çok binanın yıkılmasının nedeninin betonarmeye hemen hemen hiç de- mır konulmamış olması olduğu anlaşılmıştı. lstanbul ve çevresın- de yıkılan pek çok binanın da başına o nedenle aynı şeyin geldiği görüldü. Ne yazık ki bu binalar hep yoksul ya da orta sınıf kişile- rin evleriydi. Çünkü bu insanlar depreme dayanıklı pahalı bina ala- cak güçte olmadıklan için ucuz evleri tercih etmişlerdi. Burada ta- bii müteahhitlerin de büyük suçu var. - Peki, siz önce Marmara bölgesi, ardından da Atina 'daki dep- remlerden sonra Türk ve Yunan halkı arasında bu aniyakınlaş- ma ve dayanışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? -Türkler,ye Yunanlılann d,uygulan çok değişken. Buna hatta bir_ aile meselesi bile diyebiliriz. Biliyorsunuz, aile içmde kardeşîerbir gün birbirTerini çok severlerken ertesi gün birbirlerinden nefret edebilirler. Aile bağlannda duygular çok güçlüdür. Oysa yabancı- lara karşı duygular çok yüzeysel. ta- rafsız olabilir. Türkler ve Yunanlılann ilişkilerin- de iki taraf birbirini ya çok sever ya da nefret eder. Ikisınin ortası yoktur. Küçük bir olay bu duygulann tama- mıyla tersine dönmesine yol açabilir. Bence. bugün oluşan ortamdan bü- yük mutluluk duymalıyız. ama çok da dikkatli olmahyız. Çünkü çok küçük bir olay bu duygulan hemen tersine döndürüverir. Bana kalırsa bu ani duygu değişikliklerine fazla da bel bağlamamalıyız. Akılcı davranmalı ve oluşan bu ortamdan yararlanarak ilişkilerimizi daha sağlam bir temel üzerine oturtup bunun üzerine de sağ- lam bir bina inşa etmeliyiz. - Peki, bu nasıl başarılabüir? -tkı taraf arasında sürekli ilişkileri götüren çeşitli alanlarda çalışacak gruplar kurarak... Örneğin ekonomi alanında işbırliğı yaparak... İki tarafın aydınlan. üniversite öğretim üyeleri ortak çahşmalar yapabilir, bu şekilde birbirlerini daha iyi tanıyıp anlayabi- lirler. Ama şunu hiç akıldan çıkarma- mak gerek: tki tarafın da duygulany- la hareket ettikleri ve küçük bir olayın bu duygulan aniden değış- tırebileceği bilinci içinde olmahyız. Dış güçler anlaşmazlık yarattı - Sizin bir de, bölgemizde, ortak refahın paylaşılacağı bir bö'l- gesel ittifak (commonwealth) kurulması yolunda bir düşünceniz vardı. Bu düşünceniz nasıl hayata geçirilebüir? - Ben bir cografyacı olduğum için coğrafyanın gerçeklerine ba- kanm. Bu da beni bu bölgenin birliğini düşünmeye yöneltiyor. Ta- rih boyunca Balkanlar. bulunduğumuz bu bölge birleşikti, tek bir yerdi. Bugün bölünmüş birdeniz olan Ege tarih boyunca bütün. bir- lik içinde bir denizdi. Burasının bir bütün olması doğaldır. Doğa- dan kaynaklanır. Bu bütünlük zaten denizin çevresinde yaşayan in- sanlann ortak bir kültüre sahip olmalanndan da görülüyor. Bu in- sanlann birbirlerine karşıt olmalan, birbirleriyle didişmeleri daha çok yeni. 19. yüzyılda ortaya çıktı. Bu da Batılı fikirlerden. milli- yetçilik fıkrinden kaynaklandı. Bu didişme ve itişme çok yeni bir olgu olduğu için de çok derin- lere inmiyor. Yüzeyde bir milliyetçilik tabakası var. Bunu kaldır- dığmız anda ortak kültür karakteristikleriyle karşılaşıyoruz. Bakın. siyasi kültürümüz birbirine çok benziyor. Iyisiyle, kötüsüyle çok benzeşiyor. Kültürlerimize Batı modellerini uygulamaya kalkıştı- ğımız zaman hiç uymuyor. Siyasi, kültürel, ekonomik, ekolojik. bütün alanlarda bu bölge- nin birlik içinde olması lazım. Ekolojik, dedim. Çünkü Ege'nin bu taraftaki sulan kirlenince kirlilik öbür tarafa doğru akıyor. o yanı da kirletiyor. Dolayısıyla temizliği el ele verip yapmamız gerek. Bunlar tabii benim gibi bir coğrafyacının görüşleri. Bir de siya- si unsurlar var. Siyasi unsurlar aynlığa yol açtı. Çünkü dış güçler buraya girmeyi başardılar ve anlaşmazlık yarattılar. Ben burada Osmanlı tmparatorluğu'nu savunmak istemiyorum. Osmanlı tarihte kaldı. Tarihin her döneminin iyisiyle. kötüsüyle kendi mantığı vardır. Ama Osmanlı Imparatorluğu çok güçlü. çok uygar bir devletri. 17. yüzyıla kadar Batı, Osmanlfdan çok kork- muştur, bir yandan da hayranlık duymuştur. Ama 17. yüzyılla birlikte Batı, gûçlenince Gramschi anlamında hegemonyacı emellere kapılmıştır. Burada bir komplo olduğunu söylemek istemiyorum. Sadece hegemonyacı emellere katıldığına dikkat çekmek istiyorum. Bu da Osmanlı Imparatorluğu'na ordu- lardan daha büyük bir zarar vermiştir. Bu emeller bölünmeye yol açmıştır. Böylece Osmanlf yabağlı olanlar artık aynı aileden ve ay- nı kültürden olmadıklannı düşünmeye başladıklannda da impara- torluk dağılmıştır. Bu da bölgedeki acı olaylann başlangıcı olmuştur. Kardeş kar- deşı öldürmüştür. Çünkü aynı bölgedeki insanlann bir kısmı bir kı- sım Batılı güçlerin dikkatlerini çekmiştir. Sonunda öyle bir noktaya geldik ki bölünmemiz yüzünden mer- kezin dışına itildik. Bu aynlıklanmızın üstesinden gelip yenıden birlik haline gelmeyi başanrsak yeniden merkeze döneceğimiz çok açık. Ama bunu söylemek kolay da yapmak çok zor. Kültürler birbirini tamamlar - Bunun başardmasına olanak verilir mi sizce? -Tabii ki pek çok engel çıkacaktır. Öncelikle şunu söylemek is- tiyorum: Ekonomik, siyasi, askeri engelleri aşmak o kadar zor değil. Ama insanlann akıllanndaki fikirlerin, düşüncelerin üstesinden gelmek işin en zor yanı. Bu düşünceleri, perspektifleri değiştirebi- lir, söylemimizi farklılaştırabilirsek bölgenin birliğini yenıden ya- ratmak çok daha kolay olacaktır. Bizim kuşagın buna çok çalışma- sı lazım. Çünkü bir temel atabilirsek sonunda torunlanmız bundan yararlanacaktır. Bu iş çok uzun sürecektir. Bizler, hiç kuşkusuz. ça- balanmızın meyvelerini göremeyeceğiz. - Amerikalıdüşünür Samuel Huntington 'm "Uygarlıklann Ça- tışması" kuramı bütün dünyada tartışılıyor. Hatta zaman zaman bunun hayata geçirilmeye çalışıldığına da tanık oluyoruz. Sizce, Türkiye ve Yunanistan bu kuramdan etkilendirildiler mi? - Bu. Huntington'ın bir kuramı. Ama en tehlikeli yanı basında çok tartışıldığı için insanlann belleklerine yerleşmiş olması. Tabii ki Huntington'ın bu teorisi tamamıyla yanlıştır. ICültürün siyaset için önemini biliyoruz. Ama kültürün hemen siyasi.farklı- likîara yol açmayacâğını da'bihyorûz/ ' '"'•'-_ Hl '- Osmanlı Imparatorluğu'nu ele alalrm. Osmanlı Ifnparatorluğu, bünyesinde Hıristiyanlar. Müslümanlar, Yahudiler yaşayan. çeşitli Türk ve Türkiye aleyhtarlığı ile ilgili klişe söylemlerin yüzyıllar öncesine dayandığını da biliyoruz. Osmanlı Imparatorluğu'nda, Batı kültüründen çok farklı bir kültür bulunduğu sanısı vardı. Bu- nun da sonuçlannı Türkiye çekiyor. Yunanistan ise Batı kültürü ile Osmanlı arasında kalmış olarak kabul ediliyor. Çoğu kez Yunanlı- lar Doğulu olarak görülmüş hatta Türklerle bir tutulmuşlardır. 17. yüzyılda yazılan bazı Batılılann anılannı okuduğumuz zaman gö- rüyoruz ki Osmanlı Imparatorluğu'na giden bir Batı Avrupalı. Hı- nstiyanlarla Müslümanlar arasında hiçbir aynm yapmadan hepsi- ni Osmanlı ve kötü olarak algılıyor. Öte yandan istedikleri zaman Yunanhlan Avrupalı olarak görü- yorlar. Tabii ki, 19. yüzyılda Yunanlılar Osmanlı împaratorluğu'na Batı emellerinin girmesine önayak olmuşlardı. O nedenle zaman zaman Doğu'ya karşı Batı'nın müttefikleri, zaman zaman da tam anlamıyla Doğulu olarak algılandık. Bunun siyasi sonuçlan oluyor. Bazen bizi Avrupa'dan atmak is- tiyorlar ki bu kötü tabii. Bazen de bizı tam anlamıyla Batılılaştır- mak istiyorlar. Benim için bu ikinci şık Avrupa'dan atılmaktan da beter. Olmadığım bir kimliğe büriinmeye çalışmaktansa dışanda kabnayı tercih ederim. Kültür tehdit altında - Peki Batı, Yunanhlan ehlUeştirmeyi başarabilecek mi? - Sanmıyorum. Pek çok kişi son zamanlarda kültürümüzün de- ğişmekte olduğunu görerek kaygı duyuyor. Bende zaman zaman satın alındığımız duygusu uyanıyor. Bir Mercedes, lüks bir villa sa- tın alabilmek için ruhumuzu sattık gibi geliyor. Ama karamsar değilim. Çünkü kültürel kökler çok derinlere ini- ypr ve d^şardan pek fark edilmiyor. Kimliğiniz saldınya ağrayınca kendinizı'gizlemek istiyorsunuz. Ama koşullar değîşince bu gizle- diğiniz kimliğiniz yeniden yüzeye çıkıyor. Bence Yunanistan'ın geçirdiği deneyim Türkiye için önemli bir örnek oluşturacaktır, çünkü Türki- ye er ya da geç Avrupa'yla daha sı- kı bağlar içine girecektir. Yunanis- tan'da olanlar böylece Türkiye'de de olacaktır. Evet. Yunanistan Av- rupa'yla bütünleşmekle modernleş- miştir. Ama kültürü tehdit altında- dır. Türkiye için de aynı şey olacak- tır. Yunanistan'da Avrupa'nın iyi ve kötü yanlan yavaş yavaş tartışılma- ya başlandı. Bence bu tartışmaya Türkler de katılmalı. Çünkü bu or- tak bir sorunumuz ve bunu birlikte tarttşmalıyız. Gizlilik kalmadı dillerin konuşulduğu, çok kültür çeşitliliği olan bir devletti. Osman- lı'nın gerilemeye başlamasından önce, daha devlet güçlüyken her- kes Osmanlf ydı ve Osmanlı tmparatorluğu'na sadıktı. Kültürel farklılık da zayıflık değil, Osmanlı'nın gücüydü. Çünkü bu kültür- ler bırbırlerinı tamamlıyordu. Bir kültürden gelenler bir şeyi yapar- ken öbürleri başka bir şey yapıyorlardı. Osmanlı'nın Yahudileri kendi topraklanna çağırmasının nedeni Yahudilerin Osmanlı'ya önemli katkılarda bulunacağı bilinciydi. Bu durum Batı kültürlerinde daha değişik olabilir. Çünkü Batı. siyasi örgütlerini dinin çevresinde inşa etmiştir. Haçlılan unutma- yalım. Batı'nın kilise tarafindan birlik elde etmesi bunun başka din- ler için de geçerli olabileceği fikrini ortaya çıkarmıştır. O nedenle de bir Pan-Ortodoks ittifaki ya da Pan-lslam ittifakından söz edi- liyor. Doğu kültürünü iyi bilen insanlar bu tür ittifaklann mümkün olama\ acağını da bilirler. Avrupa'nın çifte standardı - Nedenini anlattr mısınız? - Bütün Müslüman dünyanın birlik oluşturamayacağı açıktır. çünkü Müslüman dünyasında çok fazla bölünme vardır. Bütün Or- todoks dünyasının bir siyasi blok oluşturamayacağı da açıktır, çün- kü ınanılmaz rekabetler, hasmane duygular olduğunu biliyoruz. Bu da bölünmeye yol açıyor. Katolik Kilisesi'nin bir merkez oluş- turup bütün Batı Avrupa'yı birleştirmeyi başarması başka dinlerin de aynı şeyi yapabilecekleri sanısını nasıl uyandırabilir? Neyse ki bu olamıyor. Bu sanı gerçek olsaydı, dini temellerde bütün dünya birbirine girerdi. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Huntington'ın teorisi aşın derecede dogmatiktir ve tanhin gerçeklerine de aykındır. Hunting- ton'ın bu teorisine dünyanın tek süper gücünün de prim vermesı bazı soru işaretlenni de berabennde getiriyor. Amerikan görüşüne göre içine Türkıye'yi de alacak olan Doğu ve Batı Avrupa'nın birliği kendi çıkarlanna aykındır. Bence Hun- tington'ın bu teorisinin en önemli etkisı Avrupa"da anlaşmazlık oluşmasına yol açmasıdır. Yani Katolikliğin çizdiği çizginin öbür yanında kalanlar, Doğu kiliselen ya da Ortodokslar farklıdır, bir anlamda biraz barbardırlar, ınsan haklanna saygı gösteremezler ve demokratik kurumlar oluşturamazlar; dolayısıyla da onlardan uzak durmak gerekir. anlayışıdır. Bu anlayışın Türkiye üzenndeki etkisi çok olumsuz, çünkü Tür- kiye'nin Avrupa'yla bütünleşmesini daha da zorlaştınyor. Bu sa- dece politikacılardan da kaynaklanmıyor. Kamuoyu Türkiye ve Türkleri başka bir dünyaya ait olarak algılamaya başlıyor. Yıne de - Sizce AB üyesi olmak ulus dev- lete zarar veriyor mu? - Bu sadece AB değil, esas olarak globalleşme sorunu. Globalleşme ulus devleti bir anlamda tehdit edi- yor. 19. ve 20. yüzyılın ortalanna kadar ulus devlet ve topraklan tam anlamıyla kontrol altında rutulabi- liyordu. Yani sadece askeri saldın- larbakımmdan değil, bilgi akışı ba- kımından da kontrol tam olarak sağlanıyordu. Buna bir örnek yakın geçmişten verebiliriz. Yunanis- tan'da askeri cunta döneminde ülkeye dış dünyadan hiçbir bilgi akışı sağlanamıyordu. Bugün ise durum tam anlamıyla değişti. Televizyonlar, radyolar, lnternet var. Bunlan nasıl kontrol edebilirsiniz? Öte yandan uyduy- la bilgi almak artık çok kolaylaştı. Artık bir ülkede neler olup bit- tiğini uydudan öğrenmek mümkün. Bunlan gizleyemezsiniz. Öte yandan ulus devletin bütünlüğü, farklı ideolojilerin ülkeye sızdınlmasıy la saldınya uğruyor. Bir ülkede azmlık toplumlar var- sa bu azınlıklar bu bilgilenmeden doğan karmaşanın ilk kurbanla- n oluyorlar. Yani. demek istediğim globalleşmeyle birlikte ulus devletin artık kendi topraklannı kontrol edemediği gerçeğidir. Bir başka nokta da, örneğin insani yardım bahanesi altında sü- rekli dışandan yapılan müdahaleler de meşru hale gelebiliyor. Bir devlet, ya da millet olarak değil de, kültür, kimlik olarak kendini- zi bu dış müdahalelere karşı savunmak istiyorsanız bile güçlü bir devlet ve güçlü sınırlarla bunu başaramazsınız. Bakın, global bir tehdide global karşılık verilmelidir. Yani, kabuğunuzdan çıkacak- sınız, fıkirlerinizi, kendinizi, kimliğinizi, kültürünüzü savunacak- sınız: kendinizi anlatacaksınız. Bu da, Washington'da, Paris'te, Londra'da, uluslararası medyada varlığmızı duyurmanızm gerek- liliği demektir. Globalleşme olgusuna çok ciddi biçimde uyum sağ- lamak gerekmektedir. Ben yine de karamsar değilim. Çünkü ulus de\ let. bir Batı kav- ramıdır ve bizler bunu daha sonra benimsedik. daha doğrusu da tak- lit ettik. Ama bizim kültürlerimiz globalleşme koşullanna daha ya- kın. Ama örneğin Fransız kültürü globalleşmeye o kadar yakın de- l - Neden bizim ülkelerimizin kültürlerinin globalleşmeye daha yakın olduğunu düşünüyorsunuz? - Çünkü geleneksel Akdeniz dünyamız global bir dünya. Akde- niz, başka bir boyutta, kendine özgü, kendi başına bir dünyaydı. Her- kes, her şey birbiriyle bağlantı halindeydi. Bir limandan başka bir limana gidildiğinde bilgi akışı mükemmelen sağlanırdı. Bugûn ln- ternet'ten her gün bağlantı kurduğumuz gibi deniz yollanndan her gün, herkesle bağlantı kurulurdu. Yüzyıllardan gelen bu Akdenizli anlayışımız, kültürümüz nede- niyle bizler globalleşmeye daha kolay uyum sağlıyoruz. Ama bi- zim bunu iyi anlamamız, hatta yavaş yavaş da çağdışı kalmaya baş- layan o Batılı fikirlerden kurtulmamız lazım. Zaman zaman Batı'yı taklit etmeye çalışırken artık geçmişte kal- mış şeyleri de taklit ettiğimizin farkına vanyoruz. Bu taklıtçilik iyi olacak yerde, sıklıkla saçmalığa dönüşüyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog