Bugünden 1930'a 5,499,166 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURtYET 17EYLUL1999CUMA HABERLER Çağlap'ın dolandırıcılık davası • İstanbul Haber Servisi - Eskı bakan ve işadamı Cavit Çağlar, oğlu Mustafa Çağlar ıle ortağı Şükrü Şankaya'nın da aralannda bulunduğu 37 kışınin "'Banka • dolandıncılıgı" suçundan 6 yıl 9ay ıle 11 yıl3"eray arasmda hapis istemiyle yargılanmalanna başlandı. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesfndeki duruşmada. mahkeme heyetı tnterbank'ın dolandınlmasıyla ılgili olarak İstanbul Cumhuriyet Savcılıği'nca açılan iki dava dosyasının birleştirilmesine 1 karar verdi. Masraflarmı kendisi karşılayacak • A.NKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Başbakan Bülent Ecevit, kendisi ve eşi Rahşan Ece\it'in 26 EylüTde yapacağı ABD gezisinin uçak masraflannı cebinden ödeyecek. Makam arabası olarak yerli arabaları tercıh etmesiyle tanınan Başbakan Ecevit, ABD gezisi için uçak parasını da kendisi ödeyecek. Harcırah almaına karan da alan Ece\ ıt. eşi Rahşan Ecevit'in de yol parasını ödemek için talimat \erdı. Ecevıt daha önce de ABD'ye tarifeli uçakla gitmek istemiş, ancak Dışişlerı Bakanı Ismail Cem'ın tanfelı uçakla gitmesi durumunda aktarma yapılmasının zorunlu olacagı ve bunun da masrafı arttıracaği yolundaki uyansı üzerine bundan vazgeçmişti. DTP'de olağanüstu kongre • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Demokrat Türkıye Partisı (DTP) kasım ya da en geç aralık ayında olağanüstu kongreye gidiyor. Hüsamettın Cındoruk'un istifasının ardından genel başkanlık görevini vekâleten yürûten Ismet Sezgin aday olacağını bildirdı. Olağanüstu kongrede partisinin alacağı kararlan anlatan Sezgin. DTP'nin yeniden yapılanması gerektığinı. içerik ve imge değışiklığinin zorunlu olduğunu ıfade ederek partinin merkezdeki yerinin güçlenmesi gerektığini kaydetti. Buca Cezaevi'nde gepginlik IİZMİR (Cumhuriyet Bürosu) - Buca Kapalı Ceza ve Turukevf nde. uygulamalan protesto amacıyla sıyasi davalardan 68 tutuklu ve hükümlü 37 gündür sayım vermiyor. Eylemin bitirilmesi için devreye giren tzmir Barosu'nun girişimlerinden de sonuç çıkmadı. Eylemci hükümlülenn sevk ıstemlennin Adalet BakanlığYnca reddedilmesinin cezaevinde havanın iyice gerginleşmesine neden ?olduğu bildirildi. Tutuklu ve Ehükümlü aileleri. *yakınlannın son derece olumsuz koşullar altında yaşamlannı sürdürmeye çalıştığına dikkat çekti. Yardımlaşma vurgusu • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Diyanet tşleri Başkanlığı, bugünkü cuma hutbesinde yardımlaşma konusunun işlenmesini istedi. Diyanet tşleri Başkanlığı tarafindan müfrülüklere gönderilen hutbede şöyle denildi: "17 Ağustos gecesı Marmara Bölgesi büyük bir zelzele felaketine maruz kalmış, binlerce insanımız can vermiş, yaralanmış. on binlerce insanımız evini, eşyasını kaybetmiştir. Hayatta kalanlar da yağmurda çadırlarda yaşamaya çalışmaktadır. Sami Selçuk'un 1994'te çıkan Laiklikadlı kitabında hedefdevrimyasalan Amaçlan Atatürksüz biranayasaMUSTAFA REŞtT KARAHASAN Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı •2- Sami Selçuk, 1994"te çıkan Laiklik adlı ki- tabında ne diyor: "Eğer yapılacak yeni ana- yasada 1961-1982 anavasaları gibi "Atatürk ilke ve devrimlennf benimseyen bir söz ko- nu edilirse, böyle bir devlet demokratik ve hu- kukun üstünlüğünü savunan bir devlet ola- maz. Çünkü resmigörüşten yana olmuş, kar- şıt görüşleri ve yandaşlannı dışlamışür* Yeni bir anayasada "Atatürkçülüğe yer ve- rilmemeli. Atatürkçülük resmi görüş oünak- tan çıkanlmalı" diyen Selçuk, çelışkiye düş- tüğünü unutup bir yazısını şöyle bitirmiştir: "Ancak birey olarak demokrasi içinde de- mokratik bir liak olarak seçtiğim ve savun- duğum görüş Atatürkçülüktür, laikliktir.Tek kurtuluşu onda görüyonım." (Oklay AkbaL 9.9.1999 tarihli Cumhuriyet gazetesi, Sh. 2). Sami Selçuk, açış konuşmasında, "Unut- mayaum, bir toplum şanlı bir tarihle, kurtu- luş savaşıyla, devrimlerle. bunlarda en bü- yük payı bulunan eşsiz bir önderle, sarsınü- sız geçilen bir demokrasi denemesiyle her gün ö\ünüp duramaz" demiştir. Tam tersıne, dünyanın emperyalizme kar- şı ilk ve başanlı kurtuluş savaşını veren ve bu başanyı devrimlerle perçinleyen bir ulus, bunu sürekli anımsamak. canlı tutmak ve ço- cuklanna anlatmak zorundadır. Onurlu, ba- şı dik ve bağımsız bir ulus olmanın olmaz- sa olmaz koşuludurbu. Selçuk bu onurlu mi- rası eleştirirken. neredeyse yanm yüzyıldır cumhuriyetin temel ilkelerine ve devrimle- re yapılan ağır saldınlara, ihanetlere, karşı- devrimci hareketlere nedense hiç değinme- miştir. (ÜmitZileü, 9.9.1999 tarihli Cumhu- riyet gazetesi. Sh. 17). Selçuk'un yadsıyıcı tutumu karşısında Türk öğretisinden alıntılarla gerçek Atatürk- çülüğû gözler önüne sermek benim için vaz- geçilemeyecek bir ödevdir. Atatürkçülük, Anadolu ulusal eyleminin ideolojisidir. Anadolu eylemi, hem Türk Ulusal Kurtuluş Savaşf nı, hem de Türk top- lumunun hızlı ve köklü değişmesini öngö- ren Atatürk devrim atıhmlannı kapsar. Ata- türkçülük bir ideoloji olarak cumhuriyet yıl- lannda geliştirilmiştir. Atatürkçülük ulusal savaştan, Atatürk devrimi atılımlanndan. bunlarla ilgili eylem ve olaylardan doğmuş- tur. Kimi kez bir düşünce eylemi yaratmış. kimi kez de siyasal ve tarihsel olaylarbir dü- şünceyi doğurmuştur. Böyfece Atatürkçü- lük düşün. eylem, ulusal amaç ve özlemle- rimtzin bileşiminden oluşmuştur. Bu yönü ile Atatürkçülük, ülkü ve gerçeği içeren bir ideolpjidir. Atatürkçülük bir gelişme süre- cinde oluşmuştur. 1919-1938 yıllan arasın- da bu ideoloji büyük ölçüde Atatürk'ün özel çabalan sonucu inceleme, oluşma ve uygu- lama olanaklanna kavuşmuştur. 1935 yılın- da CHP izlencesinde Atatürkçülük "Kema- lizm" olarak tanımlanmış, cumhuriyetçilik, ulusçuluk, halkçılık, devletçilik ve devrim- cilik Atatürkçülüğün temelini oluştumnuştur (Prof. Dr. Suna Kili, Atatürk Devrimi Bir Cağdaşlaşma Modeli, Sh. 195/196). 'Egemenllfc ulusundur' Atatürkçülük siyasal yönetim biçimi ola- rak cumhuriyeti benimsemiştir. Siyasal oto- rite bu yönetim biçiminde oluşturulacak, ya- sallığın, ulusun kayıtsız koşulsuz egemenli- ğinde olacaktır. Cumhuriyet, siyasal yönetim biçiminin uluslaşması. halklaşmasıdır. Öy- leyse benimsenmesi gereken cumhuriyettir. Bu yönetim biçiminin daha çağdaş bir yapı- ya kavuşmasi, usu, bilimi ilke edinen laik dü- zenin kurulmasıyla olanaklıdır. Atatürkçü- lük devlet yaşamında. yönetimde, bu yöne- tim ilişiğinde Türk ulusunun istencesinin egemen kılınmasıdır. Günü ve geleceği için karar verme yazgısını belirleme ve saptama hakkı ulusundur. Ulusun, devletin, toplumun yönetimi, sımflann, ailelerin, toplumsal gruplann eline, tekeline bırakılamaz. Ulusun tüm birey leri yönetime etkin olarak katılma- lıdırlar. Toplum içine kapanık, olaylann, ka- rar oluşturma, karar verme sürecinin dışın- da kapalı toplum olarak bırakılmaz, bırakıl- mamalıdır. Toplum, açık ve katılan toplum olmalıdır. Atatürkçülükte cumhuriyet anla- yışı, sıralanan bu yönleriyle ulusçu, demok- ratik, özgürlükçü, çoğulculuğa açık bir ilke- dir. Atatürk devrim modelinde "otorite" cumhuriyetçi. laik ve ulusçudur. Laiklik, ulusçu ve eşitliğe yönelik özellikleriyle cum- huriyetçilik. Atatürk devrim modelinde "otorite"nin oluşturduğu temel nitelikleri içerir ve yansıtır. Cumhuriyet, Türk devrimi- nin en güçlü ve en yol açıcı ilk büyük adı- mıdır. Bugünün Türkiyesfnde çoğulcu de- mokratik düzenin uygulanması, bu uygula- ma içinde zaman zaman ortaya çıkan açmaz- lara. direnmelere karşın gelişmenin, çağdaş- laşmanm durdurulmaması toplumun dina- mizmi yeni Türk devletinin "cumhııriyeı" temeli üzerine oturtulmasmdan kaynaklan- maktadır(Kili, a.g.e., sh. 202/203). Pemokrasl ideall Cumhuriyetin, son aşamada "demokrasi" idealini yansıttığında hiçbir kuşku yoktur. "Devrimci bir atılım gerçekleştirmek ve top- lumu bu atılıma göre biçimlendirmek görevi ile karşı karşıya olan Atatürk'ün tek partili döneminde gerçek bir demokrasiyi uygula- maya aktarması, düşünülemezdL" Afet İnan'ın anlattığına göre M. K. Atatürk de "demokratik idare sistemi için ideal addedi- len prensiplerin inküapianmız içinde yer al- masına taraftar olduğunu ifade etmiştir". Yi- ne Atatürk, "Cumhuriyet rejimi denıek de- mokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk. o on yaşını doMururken demokrasinin bütün icaplannı sırası geldik- çe tatbikata koymahdır" demişti. (Afet tnan, 1968, sh. 260)"(Prof. Dr. EmreKongar. Ata- türk ve Devrim Kuramlan, sh. 399/400). Cumhuriyet bir devlet biçimidir; başlıca i- ki anlamı vardır. Dar anlamıyla cumhuriyet yönetimi daha da halka yaklaştıracak. halkın doğrultusundan sapmalan önleyecektir. Bu düşüncelerle Atatürk iki kez ikinci parti ku- rulması için girişimde bulundu. Gelgelelim, devrimlerin ve cumhuriyetin ana ilkelerine karşı bir tutumun bu partiler- de hemen yuvalanması üzerine bu partiler kapatılmak zorunda kalınmıştır. Şu da var ki daha sonralan Atatürk'ün inancı doğrultu- sunda, onuırkadrosu demokrasiye geçişi ba- şanyla yerine getirmiştir (Prof. Dr. Anıl Çe- çen, Atatürk ve Cumhuriyet, sh. 102 vd.) Atatürk devrimi bitmemiştir. Cumhuriye- tin kaynağında ulusal bir devrim yattığı için. ulus yararma devrimlerin sürdürülmesi, Ata- türk'ün amaçlan doğrultusunda ilerlemesi cumhuriyete düşen başlıca görevdir. Cumhu- riyet, hiçbir zaman donmuş kahplarla bitmiş uygulamalann tutucu rejimi olamaz. Halkın gerçek yönetimine yöneldiği için demokrat- lığı da kapsamı içine alır. Çağdaş anlamıyla demokrasinin getirilmesi, özü ve ana ilkele- nyle kurumlaştınlması, ileri ülkelerin de- mokrasileri ile daha da gelişmiş halk yöne- timi için yanşa kalkışılması, Türk cumhuri- yetçiliğinin önde gelen ilkelerindendir. (Bkz., Çeçen, a.g.e., sh. 361, 363) Atatürk, cumhuriyeti birdenbire ilan ede- rek devleti ve Kurtuluş Savaşf nı tehlikeye düşürmeyi asla doğru bulmamış, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra da çoğulcu demokrasiyi ideal olarak benimsemesine karşın, çok par- tili siyasal yaşam uğruna, devletin tehlikeye düşmesine, en azından gerici güçlerin "öz- güriükler ve seçim mekanizması arkasma s- ğmarak" (partiler yoluyla örgütlenme) kar- şı devrimi gerçekleştirmelerine izin verme- yecek kadar gerçekçi olmuştur. Türk siyasal yaşamını içtenlikle benimsediği "çokparti- li çoğulcu Batüı demokrasi amacı dogrultu- kendisine özgü ayıncı nitelikleriyle geüşmiş- tir. Çünkü her ulus doTİminL sosyal çevre- nin basküanna ve gereksinmesine bağh ola- rak, hal ve duruma ve bu ihtilaJ ve devTİmin gerçekleşme zamanına göre yapar. Her za- man ve yerde aynı olayın yineJenmesinetanık değilıniyiz?'' (Atatürk'ün Söylev ve Demeç- leri, I, Sh. 81). Atatürk, daha 1930'da kesin olarak çoğul- cu çağdaş demokrasinin Türkiye'de gerçek- leşmesini gönülden istemekteydi (Aksoy, a.g.e., Sh. 85). b) İnançlar Cumhuriyeti'ni, özürsüz ve ödünsüz laikliği geri istediğini belirten Sel- çuk, gerçek amacının ne olduğunu, kitapçı- ğın 39/45. sahifelerinde yaptığı açıklama- larla ortaya koymuştur. Kısacası ona göre Diyanet tşleri Başkanlığı kaldınlmalı. din işleri cemaatlere-tarikatlara bırakılmaİı, bunlar din okullan açmalı, din dersleri ver- melidirler. Laik-laikçi yapay aynmı yapmak- tan çekinmeyen Selçuk'un gerçek amacı, iş- te budur. Lalkllk Iliceslnde defllgim Türk öğretisinde başlıca kaynaklann laik- liğe. Selçuk'un amacının gerçekleşmesini sağlayacak bir işlev yüklememesi, nesnel ve bilimsel olmalannın bir sonucudur. Oysa, Selçuk, bu nitelikten yoksundur. Türk toplumunun özel durumu ve ulusal bağımsızlık hareketinden sonra geçirdığı re- formlar, Batı'da doğup gelişmiş olan laiklik ilkesinin değişik bir biçimde ele ahnmasını ve uygulanmasım gerektirmiştir. Şöyle ki, isLam dini -Hıristiyanlığın tersine- din ile devlet işlerini ayırma şöyle dursun, her iki- sini kaynaştınruştır. tslamlıkta din, insanla- nn iç dünyalan gibi devlet içindeki davramş- • Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un yadsıyıcı tutumu karşısında Türk öğretisinden alıntılarla gerçek Atatürkçülüğü gözler önüne sermek benim için vazgeçilemeyecek bir ödevdir. Atatürkçülük, Anadolu ulusal eyleminin ideolojisidir. Anadolu eylemi, hem Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı, hem de Türk toplumunun hızlı ve köklü değişmesini öngören Atatürk devrim atıhmlannı kapsar. en üst düzeydeki yöneticilerinin, özellikle devlet başkanımn seçimle birlikte bir süre için iş başına getirilmesidir. Geniş anlamıy- la cumhuriyette ise seçim olgusu üzerinde durulur ve devletin üst yöneticilerini sapta- mak için yapılan seçimin ulusal istenci yan- sıtması gereği belirtilir. Geniş anlamda cum- huriyet bir bakıma demokrasi ile eşdeğerde olmaktadır. Atatürk, ulusun egemenliği ama- cını en iyi ve en sağlam yönleri ile temsil e- den ve uygulayan devlet biçiminin cumhu- riyet olduğu kanısındadır. Atatürk, cumhu- riyeti her zaman demokrasi kavramı ile bir- likte ele almıştır. Ona göre cumhuriyet, de- mokrasi ile yönetilen devlet biçimidir. Cum- huriyetin tanımım bile demokrasi ile yapa- cak derecede iki kavramı yan yana ele alır- ken biçimsel olarak kurulan cumhuriyet dü- zeninin yanı sıra demokratik bir rejime de zamanla aşama aşama geçilmesini istedi. Başan ile kurulan cumhuriyet, demokratik bir rejim ile pekiştirilmeli ve yasalarla belir- lenen halk egemenliği uygulamada da orta- ya konulmahydı. Atatürk'ün demokrasi is- teminin ikinci bir nedeni, yönetimlerin ve iktidarlann parlamentoda kesin bir biçimde denetimlerinin sağlanması idi. Eğer bu ya- pılmazsa o zaman iktidarlar ve yöneticiler denetimsizliğin rahathğında kişisel davra- nışlara girebilirler ve böylece de devlet yö- netiminde halk egemenliğinden uzaklaşma, kişisel politikalann ön plana çıkması gibi yanlış gelişmeler ortaya çıkabilirdi. Tek partili demokrasi de bunu sağlamak- tan uzaktı. Parti arkadaşlığı bakanlarla mil- letvekillerini birbirine yaklaştınr ve parla- mentolann denetim işlevi zamanla yitirile- bilir. Meclis, en yüce organ olarak üzerine düşeni yapmak ve halkı adına onun verdiği yetkililerle hükümetleri denetlemeli, yön gösteımelidir. Demokrasi rejimi ancak çok parti ile olanaklıdır. Partiler arası yanşma, sunda yönlendirmiş, ama kâğıt üzerinde ka- lan akiatmaca ve geçki olmaya > azgılı bir de- mokrasiyi*' değil, "sürekli yaşayabilme ola- nağınasahip^ ve"geriyedönükbirçarkha- ine geune olasılığı önJenmjş" bir demokra- siyi gerçekleştirmenın çabalannı vermiştir. Ancak ve ancak böyle bir demokratik düze- nin özlemini çektiği ve yalnız bunun Türk ulusuna yararlı olacağına inandığı için, de- neyler yapa yapa (sonuçlannı gözleye göz- leye) demokratik uygulamayı yaygmlaştır- mış, teorik birtakım özentilere dayalı adım- lar yüzünden tüm devrimi, ulusun gerçek öz- gürlük ve gönencini, üstelik devletin yaşa- mını tehlikeye düşürmeyi yadsımıştır. Gel- gelelim, çoğulcu demokrasiye doğru yeni adımlar atmayi (ideale ulaşma amacını) da unutmamıştı. (Prof. Dr. Muammer Aksoy, I- II. Türk Hukuk Kurultayı, Türk Hukuk Dev- leti. Sh. 15vd). Cumhuriyet devrimi Türkiye'nin siyasal devrimi, demokrasi ve ondan aynlmazlık içinde cumhuriyet devri- midir (Bkz. Türk Devriminde Siyasal Hukuk Alanda Olanlar, Prof. Dr. Bahri Savcı, Türk Hukuk Devrimi, Sh. 425). Atatürk 1929'da yazdığı gibi, cumhuriyet- çilik ilkesi, demokrasinin ta kendisidir (Prof. Dr. Sina Aşkın, Türkiye'nin Önünde Üç Mo- del Var, 13.8.1996 tarihli Cumhuriyet gaze- tesi, Sh. 12). Atatürk, hem bizim için ideal rejimin de- mokrasi olduğunu, hem de Türkiye'nin özel- liklerini hesaba katan Türk demokrasisini kurma karannda olduğunu, apaçık ve şöyle- ce belirtmiştir: "Fransız thtilâlL, bütün dün- yada özgürlük göriişünü yavmıştır ve bu gö- rüşün temeli ve kaynağıdır. Fakat o günden beri insaniık ilerlemiştir. Türk demokrasisi, Fransız İhtUâlTnin açügı yoiu izlemiş, fakat lan da Tannsal kurallara bağlamak amacı güder. Böyle birortamda laiklik ilkesini ka- bul etmek, dinin toplum işlerinden, toplum- sal görevierinden sıynlıp "vkdanlara iletil- mea"ni gerektiriyofdu. Öyle ki, laik devlet, yalnız mezhepler ara- smda ayınm gözetmeyen, kamusal bir dini olmayan, dinsel kurallarla iş görmeyen bir devlet çlmakla yetinmeli, aynı zamanda di- nin vicdanlara iletilmesi için gerekli önlem- leri de alabilen bir devlet olmalıdır. Gerçek- te de laiklik ilkesinden ve devlet işleriyle din işlerini birbirinden ayırmak zorunluluğun- dan hareket edilerek, dinsel hizmetler. ba- ğımsız bir kuruluşun eline bırakılırsa, Müs- lüman hiçbir toplumda, böyle bir örgütün. kısa zamanda, devletle çattşan bir güç hali- ne gelme tehlikesi vardır. Bunu önlemek için din hizmetlerinin devlet hizmetleri arasına alınması gerekiyordu. "Diyanet tşleri Baş- kanhğı''nın genel hizmetler içinde yer alma- smın anlamı budur. (Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi, Anayasa Hukukuna Giriş, Sh. 132). Cumhuriyet döneminin dinin eğitim. hu- kuk ve devletle ilişkileri açısından getirdiği en önemli yasa ve kural, Diyanet İşleri Baş- kanlığı Yasası ve Kurulu'dur. 1924 yılında çı- kanlan bu yasaya göre bu kurul Hırisriyan- lıktaki durumdan aynmlı olarak bir din top- luluğunun en üst ruhani başkanlığı kurulu değildir. Başkanlık görevlisinin makamı. kendisine hiçbir ruhani nitelik ve yetki ver- mez. Bu kurul ve başındaki makam bir dog- ma, bir mezhep, bir ilahiyat öğretisini be- nimseyerek onlara uyma zorunluluğu koya- maz. Islam dinini yorumlama yetkisi de yok- tur. Yukanda sözü edilen yasanın özü. Diya- net işlerini siyasal ve hukuksal alanlardan ayırması, dinleri yasalann sağladığı inanç (vicdan) özgürlüğü alanında korumaya bı- rakmasıdır. Bunun devlet yönünden getir- dikleri devletin ilahiyat ve felsefe sorunlan- nın dışmda kalması, herhangi bir dinin, mez- hebi ya da öğretinin ötekilere karşı yamnı tutmaktan kaçınması, gelgelelim buna kar- şılık inanç ve ibadetlerin özgürlüğünü sağ- layan kurallan koymasıdır. Bu anlayışla ko- nan hukuksal kurallann başlıca amacı, dinin, kazanç ve siyaset çıkarları için sömürülme- sini önlemektir (Nivazi Berkes, Türkiye'de Cağdaşlaşma, Sh. 5*26/527). Osmanlı'dalcl uygulamalar Osmanlı împaratorluğu'ndaki düzeltim uygulamalanna dinsel güçlerin karşı koy- ması, III. Selim'in öldürülmesi, 1909 geri- cilik eylemi, Ulusal Savaşım döneminde pa- dişah-halifenin. başta Şeyhülislam olmak üzere dinsel kamusal örgütün, Kurtuluş Sa- vaşf na ve onun önderlerine karşı çıkması gi- bi olaylar ve bunlann birikimi, ulusal dev- rimcileri, daha ilk bakışta, dinsel güçleri çağ- daşlaşmanın en önemli engeli olarak görme- ye itmişlerdir. Bu nedenle, laiklik. yalnız devlet ve din aynlığı olarak değil, dini dev- letin denetlemesi biçiminde görülmüş ve uy- gulanmıştır. (Kili, a.g.e., Sh. 230). Cağdaşlaşma sorunu çerçevesi içinde la- iklik sorunu. Hıristiyanlıkta olduğu gibi yal- nızca bir devlet ve kilise otoritelerini ayırma ya da bu alanlar arasında bir uzlaşma soru- nu olmaktan daha geniş bir sorundur. lslam- lıkta tek ya da birçok kilise otoritesi olma- yışına karşılık, onda dinsel nitelik verilen birçok kurallann dünyasal düzenin siyasa, hukuk. eğitim. halk geleneklen içine kanş- mış bir durumda olması gibi aynmlı iki du- rum vardır. Hıristiyanlıkta hangilerinin ru- hani otoriteyle, hangilerinin dünyasal otori- telerle ilişkili olduklan belirlidir. Islamlıkta ise böyle değildir. Birçok Müslüman kimi eylemlerin hangi alanın eylemleri olduğunu bilmez. Gerçekte geleneksel olan her şeye kutsallık niteliğini verme eğilimi cağdaşlaş- ma süreciyle birlikte güçleşmiştir. Soyut bir laiklik görüşü besleyenlerde gö- rülen bir yanlış anlayış, bir de geleneksel öl- ÇÜlere din niteliği vererek ve onlann dünya işleriyle ilişkilerini gizleyerek toplumun si- yasal. hukuksal ve eğitsel kurallannın dışın- dan onlardan özgür. otonom (kendine buy- ruk) bir özel varlıklan olduğu görüşü ancak Islamlığa özgü olan bu belirtilen yanı kav- rayamamaktadır. Bu yüzden cumhuriyetin "laiklik" ilkesine karşı olan eleştiri ya da ey- lemler, bu iki görüşten birine dayanır. Bura- da bu iki görüşü açarak onun karşısında asıl sorununieokratik devlet ile demokratik dev- let arası seçme yapma sorunu olduğu ortayâ konulacaktır. Sözü edilen görüşün birincisine göre, ana- yasaya giren laiklik ilkesinin kendisi laikli- ğe aykındır. tkinci görüşe göre de öyledir, fa- kat başka gerekçelerle. Bunlann her ikisine göre laiklik devlet ile dinin aynlması ise o halde din nasıl devlete kanşmayacaksa, dev- letin de dine kanşmaması gerekir. İkinci gö- rüşe göre siyasal, hukuksal, eğitsel sınırla- malar din özgürlüğünü sağlamaya değil, di- ni kaldırmayı güder. Hem lslamlığın yaşaması. hem laiklik il- kesi dinin bunlardan özgür, otonom olması- nı gerektirir. Bundan ötürü, bu görüşte olan- lar (ki bunlann tslam dininin tarihsel çerçe- vesi içinde ıstedikJen şey ruhani bir otono- mi olmaktan çıkar, daima teokratik bir dev- let kurma eğilimi gösterir) ta başta cumhu- riyet rejiminin din-devlet tutumunu kızıllık, komünistlik ya da dinsizlik gibi şeylerle bir tutmuşlardır. Bu iki görüşün iki dayanağı birbirini ta- mamlar niteliktedir. Birinci eleştirinin da- yandığı varsayım şudur: "Gerçek laiklik, devletin din işlerine kanşmaması demektir." İkinci görüşün dayanağı ise şudur: "Laiklik tslamhğı yıkma tutumudur." Birinciyi savu- nan hukukçularla ikinciyı savunan şeriatçı- lara göre, laik devletin, dini kendi özerkliği- ne bırakan bir devlet olması gerekir. Böyle- ce eski liberal Batıcı göriişle Islami devlet görüşü aynı sonuçta birleşiyor. Her ikisine göre de cumhuriyetin laiklik tutumundaki dünya gücünü kısıtlayan kurallar laikliğe ay- kındır. Bu iki görüşün altında bir yanılmay- la bir yanıltma yatar. SÜRECEK Avukatlan, PKK Avrupa sorumlusu müvekkillerinin Almanya'ya iadesini istediler SoysaTın yaı^dannıasına başlandı Cevat Soysal dün mahkemede fenalık geçirdi (Fotoğraf: AA) ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Güvenlik birimlerinin operasyonu ile Moldova'dayakalanarakTürkiye'ye ge- tirilen ve PKK'nin Avrupa sorumlusu olduğu belirtilen Cevat Soysal'ın "i- dam" istemiyle yargılanmasına dün başlandı. Ankara 1 No'luDGM'dedüngörülen davanın ilk duruşmasına, tutuklu sanık- lar Cemil Mehmet Hoca kod adlı Soy- sal, Ali Kandemir ile aralannda Abdul- lah Öcalan'ın avukatlan Ahmet Avşar ve Ender Büyükculha'nm da bulundu- ğu 15 avukat katılırken tutuksuz sanık Osman Ozçelik gelmedi. Soysal, 35 sayfalık savunmasına baş- lamasından kısa bir süre sonra Mahke- me Başkanı Orhan Karadeniz'e rahat- sızlandığını. bu nedenle savunmasını avukatlannın yapması talebinde bulun- du. Karadeniz, bu istemi reddederek du- ruşmaya bir süre ara verdi. Soysal, sa- ton dışına çıkanlırken tansiyon düşme- si sonucu baygınlık geçirdi. Soysal, uluslararası hukuk çiğnene- rek kendisinin "korsanhk" eylemiyle Türkiye'ye "kaçınldığını" savundu. Sa- nık, "Ahnmam, Türldye ile Avnıpa'nnı karşı karşıya getirilmesini amaçlamak- • Moldova'da bir operasyonla yakalanarak Türkiye'ye getirilen PKK'nin Avrupa sorumlusu olduğu belirtilen Cevat Soysal, dün yargıç önüne çıktı. Hazırlanan iddianamede, Cevat Soysal için Türk Ceza Kanunu'nun "vatan hainliği, devletin ülkesine ve egemenliğine karşı suçlar" hükmünü içeren 125. maddesüıe göre ölüm cezası verilmesi isteniyor. tadır. Böylece Türkiye'nin Avrupa'ya ya- kınlaşmasını ağır bir şekOde provvke e- den zemin yaraülmak istenmiştir'" dedi. Soysal, "Beni uçakla Moldova'dan Tür- kiye'yegetirenlerden birisinL basında re- simkrini gördüğüm Yeşil kod adlı Mah- mut Yıldınm'a benzettim" iddiasında bulundu. Kaçmlışının MtT'in içinde kendilerini "Kuvayı Mflüye" olarak ad- landıran grupça planlandığını ilen süren Soysal,"Yüreğimdeki derin sevgmin aş- kıyla nerede ve hangi koşul alanda olur- sa olsun halkıma hizmeti ve iilkemi ge- liştirmeyi esas aldun. MİT'te kendini Kuvayı NliUiyc olarak adlandıran grup, basını ve devletin ileri geienlerini aldat- mış. beni PKK'nin Avrupa örgütünün ikinci adamı olarak lanse etmiştir" de- di. Soysal, PKK'nin Avrupa sorumlusu ve ikinci adamı olmadığını, ERNK üye- si olduğunu belirtti. "TürldyeCumhuriyeti Devleti'ıün21. yüzyıhn başuıda demokratik anlamda büyük bir atüım yapmasının, Abdullah Öcalan'ın yaptığı banş çağnlanna kar- şılık vermesi\leolacağını" savunan Soy- sal, "Demokratik çözümün tarihsel fir- saO doğmuşken, bunu bilimin ve aklın dı- şmda değerlendirmek. pratik gerekltri- ni cesurca yerine getirmek, tekçıkaryol- dur" diye konuştu. Mav i Çarşı katliamı- nın talimatını vermediğini söyleyen Soysal, iddianamede yer alan telefon ko- nuşmalannı da kabul etmediğini kay- detti. Sanık Ali Kandemir de 10 yıllık hekim olduğunu ve mesleğe başladığı günden beri sendikal faaliyetlerde bu- lunduğunu söyleyerek suçlamalan ka- bul etmedi. Avukat Levent Kanat, iddianamede Soysal'ın idam istemiyle yargılanması- nın istendiğini, ancak bu konuda yeter- li hukuki kanıtın bulunmadığını savun- du. Soysal'ın avukatlan. Almanya'ya ia- desi ya da tahlıye edilmesini; tahliye ta- lebinin reddi durumunda müvekkilleri- nin TCK' nin "örgüt ü> eüğini" düzenle- yen 168. maddesince yargılanması iste- minde bulundular. Kandemir'in avukatı Zihnet Ozçelik de müvekkilinin tahliyesıni istedi. Cumhuriyet Savcısı Dilaver Kahveci, sanıklann tutuklulukhallerinin devamı- na karar verilmesini talep etti. Mahke- me Başkanı Karadeniz, Soysal ve Kan- demir'in tutukluluk hallerinin devamı- na, savunması alınmayan Ozçelik'in ye- niden çağnlmasına, iddianamede Soysal ile ilgili beyanlan bulunan kişiler hak- kında adlı soruşturma yapıhp yapılma- dığının, yapılmışsa bu kişilerin ifadele- rinin istenmesine karar vererek duruş- mayı erteledi. İddianamede, Cevat Soysal'ın TCK'nin "\atan hainliğL de>letin ülke- sine ve egemenliğine karşı suçlar" hük- münü içeren 125. maddesine göre "i- dam", Ali Kandemir ve Osman Özçe- lik'in ise TCK'nin "yasadışıörgüteyar- dun" fıilini içeren 169. maddelerine gö- re 4 yıl 6'şar aydan 7 yıl 6"şar aya kadar ağır hapis cezasına çarptınlmalan is- teniyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog