Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 17EYLÜL1999CUMA 14 kultur@cumhuriyet.com.tr 30'a yakın ülkeden 56 sanatçının katıldığı 6. Uluslararası îstanbul Bienali bugün başlıyor Bu kez çokıduslu katkı sanattan ESRA ALtÇAVTJŞOĞLU Marmara Bölgesi'nde yaşanan dep- rem felaketinin ardından gerçekleştiri- lecek ilk büyük etkinlık olan 6. Ulusla- rarası İstanbul Bienali bugün açıhyor. 30 Ekim tarihine dek sürecek olan, ts- tanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafindan düzenlenen bienalin teması 'Tutku ve Dalga', küratörü ise Paolo Colombo. 1989 yıhndan bu yana Cenevre'deki Centre d'Art Contemporain'ın yöne- tıciliğini üstlenen Colombo'nun 6. Uhıs- lararası İstanbul Bienali için seçtiği isımleri çoğunlukla genç sanatçılar oluş- turuyor. Etkınliğe katılacak olan 56 sa- natçının işleri, ana mekân Dolmabah- çe Kültür Merkezi olmak üzere Aya Irini Müzesı ve Yerebatan Sarnıcı'nda sergilenecek. Dolmabahçe Kültür Mer- kezı'nde temmuz ayından beri sürege- len çalışmalar sonucunda mekânın iç hacmi yeniden biçimlendirildi. Yapıt- lann sergilenmesi için NDüfer Konuk tarafindan tasarlanan mımari projeyle Dolmabahçe Kültür Merkezi'ne 4 bin metrekareye yakın bölme duvar yapı- larak 'mekân içinde mekânlar' yaratıl- dı. Colombo, 'Tutku ve Dalga'başlığı ile lstanbul'un çokuluslu karakterini vur- gulamayı amaçlıyor. 'Tutku ve Dalga', tstanbul'u hem bölen hem de birleşti- ren denizı. dolayısıyla fiziksel bir var- lığı da ıfade edıyor. Serginin başlığı et- kinliğin kavramsal yapısına ışaret eder- ken, her türlü sanatsal yaratının temel taşlan olan bireysel tarihlere, duygusal yoğunluğun niteliklen ve derecelenne duyulan denn bir ilgiyi de gösteriyor. Vapuriardaki işler iptal edildi Deprem, bienalin tarihıni değıştir- medı. ancak etkinlık sırasında düzen- lenmesi planlanan kutlamalann tama- mı iptal edildi. Bıenal sırasındaki etkin- liklerin, depremın açtığı yaralann iyı- leşme sürecine katkıda bulunması ön- celikli olarak düşünülüyor. Bubağlam- da bienal sanatçılanna yapılan çağnya ilk yanıt veren 20 sanatçı. yapıtlannı ba- ğışlayarak depremzedeler yaranna ulus- lararası bir müzayede düzenlenmesine destek verdi. Dünyanm önde gelen 80'e yakın ko- leksıyoneri yann saat 18.00'de Aya Iri- ni'de gerçekleştirilecek olan muzayede- de Tony Oursler. Pipilotti Rist. William Kentridge. Aydan Murtezaoğlu, Ömer Uloç, Juan Munas, GUlian VVearing, Gavin Turk. Christopher Hbol'un ya- pıtlannı koleksiyonlanna katacaklar. Müzayede RaffiPortakal tarafindan Is- vıçreli kuruluş SimonedePury Luxem- bourg Artla birlıkte yönetilecek. Mü- zayededen 140 bin dolara yakın gelir elde edilmesi bekleniyor. Toplanan pa- ra, deprem felaketinden zarar görenler için hazırlanacak çeşitli rehabilitasyon programlannda kullanılacak. Aynca istanbul Kültür ve Sanat Vakfı, biena- lin bütün bilet gelirlerini de bu fona aktaracak. Ton> Oursler- 'Seni Duyanuyonım', 1995 (sokla), Fatimah Tuggar- 'ÇabşanKadın', 1997 (ortada), Candice Breitz - 'Gökkuşagı Dizüeril4',1996(sağda). • Bienaldeki etkinliklerin depremin açtığı yaralann iyileşmesine katkıda bulunması amacıyla, yapılan çağnya ilk yanıt veren 20 sanatçının bağışladığı yapıtlarla depremzedeler yaranna uluslararası bir müzayede düzenlendi. Müzayede yann saat 18.00'de Aya Irini'de gerçekîeştirilecek. Sanatçılar MııtiuÇertez(Avustralya).lrsnDo EspiritoSanto (Brezilya), JanetCar- diff ve George Bures MiDer (Kana- da), Uang Shaoji (Çın), Pedro Alva- rez (Küba), EMnaBrotherus(Finlan- dıya). Nadia Berkani (Fransa-Ceza- yır), Vidya Gastakkm ve Jean-Mk- hel VVîcker (Fransa). Malkk Sidibe (Fransa- Malı), Lukas Duvrenhögger (Almanya), Carsten HöUer (Alman- ya), Rosemaric Trockd (AlmanyaX Christina Ditnitriadis (Yunanistan), Csaba Nemes (Macanstan), Maai»- ha Parekh (Hındistan), Avteh Kheb- nezadeh(tran). VenuditSasportasfts- rail), Margherita ManzeiB (ttalya). EvaMarisakfidtalya). Franoesco\%z- zoi (ttalya). DorrisHaron Kasco (Fil- dışi Sahılı). Yuki Kimura (Japonya). Aydan Murtezaoğlu - 'Untitied', 1999. GUlian VVearing - 'Sacha ve Annesi', 19%. 'Tutku ve Dalga' başlığında gerçek- îeştirilecek olan bienalin deniz ve Bo- ğaz ile ilgili içeriğıne uygun olarak Şe- hir Hatlan vapurlanna yerleştirilmesi planlanan işler de deprem nedeniyle iptal edildi. Aynca William Kentrid- ge'in açılış için hazırladığı çalışma da sergi mekânınm içine taşmdı. Tanıdık isimlerin yeni işleri 6. Uluslararası İstanbul Bienali önce- ki yıllardan tanıdıgımız bazı isımlere yeniden ev sahıpliğı yapıyor. 'Yaşam.gü- zeDik. çeviriler/ aktanmlar ve diger güç- lükler üstüne' başlığında düzenlenen 5. Uluslararası istanbul Bıenalı'ne katılan Alman sanatçı Carsten HöUer. Aya Iri- ni 'ye yerleştırdiği 'Uçuş AygnV adlı ça- lışmasıyla dikkat çekmıştı. Sanatçının bu yıl Dolmabahçe Kültür Merkezi'nde sergilenecek işleri, belleğin zayıflığını cesaretlendiren, kişisel ve toplumsal or- taklıklann oluşturduğu sarmal akışı ıfa- de eden projelerden oluşuyor. Bienalin genç ve aykın sanatçılann- dan birisi de Güney Afnkalı Candice Bre- Hz. National Geographic, Penthouse, National Inquirer gibi değişik kaynak- lardan beslenen Breitz, fotoğraf ve di- ğergörsel malzemeleri farklı bir kavram- sal çerçeveye oturtuyor Breitz'm sıra- dışı olarak tanımlanan çalışmalan, izle- yenlerin geleneksel düşüncelerini sor- gulamaya yönelik. Kara VValker ve Pi- pilotti Rist ise bienalin ilgi çekici diğer isimlerinden. Geçen yıl Turner Ödülü kazanan ve Dolmabahçe Kültür Merkezi'ne konuk olan Gıllian VVearing çalışmalannda, Londralı gençlerin düşüncelerini, düş- lerini, arzulannı, aile içi ilişkilerini ki- şisel tarihlerle birleştirerek ele alıyor. 4. Uluslararası tstanbul Bienali'ne, Aya Irini'ye yerleştirdiği 'Seni Duyamıyo- rum' adlı çalışmayla katılan Tony Ours- ler ise bu kez hem Aya trini'de hem de Yerebatan Sarnıcı'nda sergileyecek iş- lerini. Dijital teknolojiyi bir birleştirici ola- rak gören, ancak salt teknolojiye daya- nan çalışmalara saygı duymayan bir sa- natçı Ousler: "Teknolojilerin kültürel de- ğeri, her zaman, arzuiann çarpıtılııuş yansımalandır. Her şeyden önce belki de bu nedenle ilgi duyuyorum \e hâlâ kul- lanmaya devam edrvorum. BeUd debu bir madencinin altın bulması gibi bir şey -ha- yır, bu çok romantik- daha çok uyuştu- rucu kuDanan birinin mal bulması gibL Her neyse,videoyla nasıl bir iş yapbğırnız, bu kültür içindecanh kalabümemian tek umudu. Burada sorun. \ideo çabşmala- nnı seyretnıenin, çoğu başka sanat dal- iannı scyrctmekten çok daha fazla za- man alması. Dünyaya daha saldırgan, da- ha çokkataiizör işlevigören unsurlar oia- va (Kazakistan), OBwrMusovik(Ma- kedonya), Francis Alys (Meksika). Mkhael Raedecker (Hollanda), A. K. Dolven (Non eç). AngetoFerreira (Portekiz), Candice Breitz (Güney Afrika), WiHiam Kentridge (Güney Afrika), Juan MUIKH(Ispanya), Mr- lam Backström (lsveç), Nicolas Fer- nandezftsviçre). PipflottiRistdsviç- re). UgoRondinone (îs\içre), Hahık Akakçe(Türkıye), SamiBa>dar (Tür- kiye). Aydan Murtezaoğhı(Türkiye), Füsun Onur (Türkiye). Ebnı Öâse- çen (Türkiye). Neriman Ptrftt (Tür- kiye). Ömer Uhıç (Türkiye), Sefa Sağbun (Türkiye), GüneşS»«ş (Tür- kiye), MuratŞahinler(Türkiye), Em- ma Kay (tngiltere), Chris Ofıü (In- giltere), Gavin Ttok (Ingiltere), Gl- ttan ^fearing (îngiltere), Ton>r Ours- ler(Amenka). Fatimah Tuggar(Ame- rika-Nijerya). GregoryMarkopoutos (Amerika-Yunanistan), KaraVValker (Amerika), ChristopnerVVool (Ame- rika). LisaYİBkavage(Amerika). Ar- turo Herrera (Venezuela). rak giren kuklalan kuUanıyonun." Ugo Rondinone'nin neon ışıklanyla gerçekleştirdiğı iş Taksim Meydanf nın metro girişınde yer alırken, bir diğer çalışması ise Aya Irini'nin apsisinde izleyicilere sunulacak. 6. Uluslararası İs- tanbul Bienali afışi deRondinone'yeait. Kazakistanlı Yelena ve Victor Vorob- yev'in 'KbsikSanaon HaOdaVedalaşma- sı' adlı performanslan bugün saat 20.00'de Beşiktaş'ta Üsküdar Iskelesi'nin arka- sındaki boş alanda gerçekîeştirilecek. Çiftın 'IşığıGörmek Istiyorsan Ça>dan- lığuı İçine Bak" adlı çalışması ise Aya trini'de sergilenecek. Christopher VVool billboard'lanyla şehrin çeşitli yerlerinde olacak. Yurtdışından çok sayıda eleştirmen, küratör, müze ve galeri yöneticisinin ya- nı sıra Guggenheim gibi çeşitli müzele- rin üyeleri 6. Uluslararası İstanbul Bi- enali'nin konuğu olacak. O, doğurgan Anadolu toprağındanfışkıran bir kişilikti; o, yarım kalmış bir türküydü 15ydsonra Yûmaz Güney y ianarkeiu..AYŞE EMEL MESÇİ Ölümünden bu yana on beş yıl geçmiş. Yıimaz Güney'ın. Bu büyük yönetmen, oyuncu, şair, yazar. eylem adamı çeşitli etkin- liklerle arulıyor. Ben de bu yazım- da bir tutam anıyı tazelemek is- tiyorum. Yıimaz Güney'i ilk kez İstan- bul "da Taşhk Gazinosu'nda gör- düm. On-onbiryaşlanndaydım. Nebahat Çehre ile evlı olduğu yıllardı. Gazinoya çevresiyle bir- likte gelmiştı. Ünlüydü. Ona ne- den 'Çirkin KraT diyorlardı?.. Gazınoda ona yönelik şarkılar söylendi. ilgi odağıydı. Aynlır- ken havaya üç el ateş ettı. Kor- kudan yerlere yattık. Özellikle anneannem çok korkmuştu. Ya- şadığımız olayın anlamını ilerde anlayacaktım. 12 Mart'ta tutukevine girdim. Üç buçuk yıl hapıste yatrım. Bu süreçte Yıimaz Güney'le aşağı yukan aynı davadan ama ayn yargılandık. 1974affıylatahliye edildik. Çıktıktan sonra Yıimaz Abrninçağnsıyla Güney Fılm'e gittim. Geleceğe yönelik tasa- nmlannı bıze anlattı. Birbütün- lük içinde beş film yapmak istı- yordu. Aradan çok geçmeden te- lefon ettı. benı Adana'ya çağır- dı: •4 HemenuçağaaÜagel!"Çok coşkuluydu. Pamuk ışçilerinin hayatını ele alan bir filme başla- dık. Mevsımlik emekçılenn ya- şamlannı çok iyi biliyordu. Za- man zaman onlara para ve mer- mi dağıtırdı. lşçiler akşam ye- meklenni yedikten sonra çadır- lannın önünde halay çeker, ha- vaya ateşederlerdi. Bir gün Yıimaz Abi çocukluk arkadaşı MehmetEken'le yanş- maya girdi. Bir şişeye ateş edi- yorlardı. tlkatışta vuramadı. Ha- pıste ellerim durmuş diyordu. lümden söz ettiğini duymadım. Hep doğumdan söz açıyordu. Toprağm bereketinden, kadının doğurmasından. Ölümünün on beşinci yıldönümünde Yıimaz Güney'i ölümün değil, doğumun kapsamında anmak gerekir. Ancak temel gerilimi çekim zor- luklanndan kaynaklanıyordu. Amaçlanna ulaşmakta zorlanı- yordu. Yine bir akşam bu ortam- da fılmin görüntü yönetmeni Ke- nan Ormanlar, Kamuran Uslu- er ve ben Yıimaz Abi'nin beyaz BMW'sine bindik. Arabayı çok hızlı sürüyordu. Yolda ağaçlan tek çizgi gibi görmeyebaşlamıştım. O gece talihsiz bir olay yaşandı. Kader Yıimaz Güney'ı yine ha- pishaneye sürükledi. 12 Eylül süreci bizi sürgün ya- şamına zorladı. Isveç'teydim. Yıimaz Güney'in hapisten ve Türkiye'den kaçtığı haberi ge- lince çok sevındim. 'Yol' fılmı o dönemde Avrupa'da gösterim- deydi. Sinema kapılannda kuy- ruklar oluşuyordu. Sonra 'Du- var'Mn çekimi için beni Paris'e çağırdı. Birrestorandabuluştuk. Nasıl bir Fılm yapmak istediği- ni heyecanla anlattı. Yaptığı işe çok inanan bir kimliğe sahipti. Çok etkili bir çalışma yöntemi vardı. FatnşGüneykendisine asis- tanlık yapıyordu. Fatoş tüm ya- şamında Yıimaz Abi'ye destek oldu. Bu Fılmin çekiminde de dayanaktı. Cannes Film Festivali'ndeki ilk gösterimde Duvar çok alkış- landı. O akşam Yıimaz Güney onuruna bir yemek düzenlendi. Duvar'ın yapımcısı Marin Kar- mitz'in Cannes tepelerindeki şa- to gibi vıllasında dünya sinema- sının önemli isimlen buluşmuş- lardı. Geniş bahçede meşaleler yanıyordu. Orada Yıimaz Güney'in yal- nızlığını gördüm. Büyük havu- zun kenanndaydı. Tek başınay- dı. Gölgesi suya vurmuştu. Fa- toş'a dedim ki "Biz niye gıtmi- yoruz yanına?" Fatoş Güney ">k"dedı,tt Şimdi0dflme2,oyal- mz kafanak ister". Villanın tara- çasında mum ışıklannda herkes bir şeyleryiyip ıçiyor, konuşuyoT- du. Yıimaz Abi belki de yurt öz- lemiyle kanşık düşünceler için- deydi. Duvar'ın çekimi sırasmda bir konuşmamızı anımsıyorum. Bir gece Fatoş, Yıimaz Abi, Tunce) Kurtiz, ben yemeğe çıkmıştık. Bana "Sen, benim Hücrem kita- bmu okudun mu" diye sormuş- tu. Sonra ekledi: "Ya Seümiye mektuplarmı?" Okumamıştım. "Ben sana o Idtaplan vereyün de oku!" dedi. Daha sonra bu ki- taplan okudum, anladım ki Yıi- maz Güney'le aynı hücreyi kısa bir zaman aralığıyla paylaşmı- şız. Bundan çok etkilendim. Oyunlaştırmayı düşündüm "Hûe- rem"i ve "Seümiye Mektupla- n"m. Bunu kendisine söyledi- ğimde gerçekleşirse sevineceği- ni söyledi. Sonra bu tasanmı "Anılar 71" adlı oyunda gerçek- leştirdim. Bu oyun birçok ülke- de oynandı, birçok festivale ka- tıldı, ama, Yıimaz Abi göreme- di. Çünkü hastalığı, hızla onu bizlerden ayırdı. Hastalandıktan sonra onu ilk kez lsveç'te gördüm. Duvar'ın tanıtırru için gelmişti. Karşıla- mak için havaalanma gittik. Çı- kan yolculara bakıyoruz. Karşı- da bereli, beyaz saçlı, uzun siyah paltolu birini fark ettik. Bu adam Yıimaz Abi miydi? Ertesi günü gazetecilerle toplantı vardı. Ba- na dedi ki; "Hayatta biçbir şey- den korkmayacaksm. Korkuyu tanıyacaksuı." Ben "Yıimaz Abi ama insan korkar" deyince "Ha- yır" diye yanıtladı. "Doguştan korkmaz, sonradan korkutulur. Onun için hiçbir şeyden kork- mayacağun, diyeceksin. Başına gelen en büyük felaket olsa bile korkuyu içindeyeneceksin.'' Ölü- me karşı meydan okuma mıydı bu? Yine bir gün u İnsan hem ak- tif poütikaya hem sanata zaman ayn-amaz"demişti. "KeşkeTür- kiye'de büyük poütikacılar obay- dı dabizsiyasetesoyunmamışoV saydık. Bu ikisini birden yapöğı- mızda ikisi de yanm kahyor." Hastalık sürecinde Pans'te sık sık görüştük. Rahat görünüyor- du. "Enönemlisi"diyordu. "İn- sanın vicdamyia hesaplaşması. Yatnğm zaman başmı vasbga koy- duğunda vicdanın rahat mı? VK- danın sana çok güzel şeyler yap- on diyor mu. Istebu, insanın ken- disiyle baş başa kaldığı andır ve bu anda insan kendisine karşı dürüst ise zaten rahat yaşar." Ölümden söz ettiğini duyma- dım. Hep doğumdan söz açıyor- du. Toprağm bereketinden, kadı- nm doğurmasından. Şöyle yo- rumladım bu yaklaşımını: Ölüm aslında bir doğumdur. Ölümünün on beşinci yıldö- nümünde Yıimaz Güney'i ölü- mün değil, doğumun kapsamın- da anmak gerekir. O dâhı yönet- men, yazar, şair, oyuncu, doğur- gan Anadolu toprağından fişkı- ran bir kişilikti; o yanm kalmış bir türkü, yannlara dönük bir destandır. YAZIODASI SEIİMİLERİ "Eylûr "...hep aşk, hep garâm, hep şiir ve musiki..." Eylöl belki böyle özetlenebilir. Artık yüz yaşın- daki bu roman, bana olamayacak bir hayat an- latıp durdu. Garâm: Hangi sözcükle karşılayabiliriz bugün? Abdülhak Hâmid'in unutulmuş eserinin de adı. Karasevda? Gönül yangını? Ama 'aşk"tan öte bir şey. Necib'le Suad'ın sevdalan da öyledir. Suad, Necib'i anlatırken, Boğaziçi'nde yaşanacak ma- ceradan o kadar habersizdir: "Aman, Necib Bey tuhaftır, 'Bence evlenmek ölmektir!' der, durur." Necib, Türk romanında evlilikten uzak duran ilk erkek kişidir. Sonunda Suad'la birlikte yanar. Eylûl'de her şey dümdüz başlar. Henüz nisan- dır, yağmurdan sonraki nisan akşamı. Süreyya, Boğaziçi hayalleri kurmaktadır. Geri planda aile ortamı belirir. Bununla birlikte aşk-kankocalık- arkadaşlık üçgeni, bir aşk üçgeni içindeki bu tu- haf üçgen, roman boyunca, Suad-Süreyya-Ne- cib dışındakj bütün kişileri daima silikleştirir. Sonra Yenimahalle, Boğaziçi'nin rüzgâriı, hır- çın dalgalı köşesi, hem de yüz yıl öncesinin ne- redeyse ıssız ortamında. Mehmet Rauf, "yaz hayatı" der. Ve roman birdenbire kınk bir yaz ha- yatı olur. Yenimahalle'deki küçük yaz evinde, Sürey- ya'nın "fıldişi yuva" diye tanımladığı yalıda, bü- tün günler Necib beklenir. Süreyya ve Suad dış gorünümde mutludurlar. Ama yinede Necib'in var- lığına ıhtiyaç duyulur. Bu tutkulu arkadaşlık ilişkisi, bir roman boyun- ca, peyzajlar önünde geçer. Yine peyzajlar önün- de, Suad'la Necib'in aşkı, Süreyya'nın içe kapa- nışı olup çıkar. Eylûl'ün peyzajlannı çok severim. Rüzgâr, denizi bazan sadece ürpertir. Çakıllar arasındaki oyuklardan fışırtılar işitilir. Deniz panl- dar. Ama çok geçmez, deniz durgun bir havuz gibi görünür. O zaman hep öğle vaktidir. Denize, uzaklara, "kirpiklerin arasından süzülen bir ba- kışla" bakılır. Bazan rüzgâr, balkondakı tenteyi çır- pındırır. Bazan deniz ve rüzgâr, hiddetti ve kör- pedir. Beykoz'un Hünkâr Iskelesi'ne doğru, de- niz çırpıntı sesleriyle dolup taşar... Uzaktan, kırda, yalnızca san çiçekler görünür. Fulyatariasını andıran bu çiçekler arasında, yak- laşıldıkça, kırmızı, mor, beyaz çiçekler fark edi- lecektir... Sonra musiki: Suad'ı ve Necib'i birbirlerine kalb ağnsıyla kavuşturan opera şarkılan. Notalar. Pi- yano. Bütün bir on dokuzuncu yüzyıl! Ne var ki, roman kişileri yeni yüzyıhn daha özgür, hiç olmaz- sa 'görece' özgür hayatını yaşamak isterier. Aşk- ı Memnu, Bihter'i büsbütün bağışiayamazken, Ey- 101, Suad ve Necib hummasına "beyaz aşk' der. Nihayet 'eylûl' gelir. Eylül ayı, hep sonbahar eği* limlidir, yazdan bir şey kalmaz geriye, yaz haya- tı söner gider. Necib'in Suad'dan bir yadigâr olarak etdivon çalması, ötekı eldıveni Suad'ın Necib'e verişi; bir deniz suyu sahnesinde, Suad'la Necib'in b'ırbir- lerinin çıplaklannı yapayalnız düşleyişleri Eylûl'ü çıldırı noktasında cinsellikle donatır. Süreyya'ya gelince, hiç söylenmese de, karısıyla arkadaşı- nın aşklanna tuhaf bir gönül bağı yok mudur? Bu romanda birçok sonbahar yapragı savru- lup durur. Suad hayata yeniden başlamak ister. Oysa: "Işte benim eylûlüm!" Ne şiir, ne musiki "bir müddet sade gözlerte konuşulan" hayatı değiş- tirebilir ve "serin birrüzgârla denizin büzülmüş" olduğu görülür. Eylûl'de bir de ekim vardtr. "Bu ay sabahlan sisler, sisleryırtan canavarinil- tileriyle vapuriar, bahan andınr gibi iken birden bütün mevsimlerin renkleriyle can çekişip niha- yet siyah bir kış akşamıyla bunalan günler ile kendisi için ölünceye kadar hatırasında nakşe- dilmiş kalacak bir sonbahar ayı oldu." Kendisi? Romancı, Necib'i işaret etmektedir. Fakat Suad da olabilir. Hatta, Süreyya da Her üçü birbirine kalb ağnlı. Eylûl'den bir adım ötede Sü- reyya'nın 'roman'\ beklemektedir. Romancı yangını tercih eder. Takvimde tz Bırakan: "Güneşin, bulutlann arasında görûnüp kay- bolduğu, denizin mavisinin solup kiriendiğiılıkbir sonbahargünüydü." Peride Celal, Melahat Ha- nımın Düzenli Yaşamı, Can Yayınlan, 1999. K Ü L T Ü R t Ç t Z İ K K Â M t L M A S A R A C I
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog