Bugünden 1930'a 5,439,500 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 12 EYLÜL 1999 PAZAR 8 HABERLERIN DEVAMI Istanbul Y 26 b ı op A 23 Edirne Y 23 Samsun Y 25 Kocaeli PB 26 Trabzon Y 25 Çanakkale Y 28 Gıresun izmir A 3Î~ Ankara Y 25 A 25 Manisa A 32 Eskişehir A 25 Aydın A 34 Konya A 27 Denizli A' 30 Sıvas A 25 Zonguldak A 23 Antalya PB 31 Kars Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkârı Van PB PB A A A A A A 33 31 35 34 31 33 30 27 PB 25 Marmara'nın batısı ıleOrtaveDoğuKa- radeniz kıyılan par- Oslo çalı çok bulutlu, sa- Helsınkı ğanak ve gökgürül- tulü sağanak yağış- lı, Akdenız parçalı bulutlu, diğer yerier az bulutlu geçecek. Hava sıcaklığında önemli bir değişıklık Bonn olmayacak. Münih DIS MERKEZLER PB 19 Berlin A 28 PB 23 Budapeşte PB 27 A 32Stockholm A 25 Madrid Londra A 26 Viyana A 24 Amsterdam A 26 Belgrad Y 24 Brüksel A 27 Sofya Y 21 Paris A 32 Roma PB 25 A 27 Atina Y 27 PB 26 Zürih PB 26 Şam Moskova Aşkabat Astana Taşkent Bakû Bişkek Tîflis Kahire PB A PB A Y A Y PB 20 36 12 33 27 32 26 33 PB 35 Taşkent Tahran 0Açlk Parçalı bulutlu : SlSll Bulutlu ^ Çok bulutlu Yağmurtu VAAAAJ Kart Sulukar , Gök gürûltüiü G U N C E L c i NEYT ARCAYÜREK • Baştarafı 1. Sayfada sı yazar çizer, siyasetçı, ilim adamı ite el ele, kol kola Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un etrafında birteşmesidir. Pek çoğu Sami Selçuk'u yabancı kaynaklara dayandırdığı görüşlerinden dolayı neredeyse "de- mokrasi peygambeh" ılan edecekler. Bir yazıda "Yargıtay Başkanı Selçuk'un oturdu- ğu koltuğun ağırlığından yararlanarak malum ko- nuşmayı" yaptığına değınmiştim. Vay efendim; sen misin böyle yazan. Bu vesile ile günlerdir köktendinci gazetelerde süregelen karalamalara bir yenisı eklendi. Bre din örtüsü alttnda siyaset yapan sahte de- mokratlar; insaf! Sami Selçuk, Adli Yıl konuşmasındaki öğeleri, yıllardır dergilerde. açık oturumlarda yinelemedi mi? Kendi söylüyor, yazdı çizdi. O zamanki konumu "karınca kaderince" bir hu- kuk adamı. Yekta Güngör Özden'den yardım ri- ca etmiş, ama Anayasa Mahkemesı'ne üyelik baş- vuaısu kabul edilmemiş. Bugünlerde pek sıcak bakmadığı Yekta Güngör Özden'den Yargıtay üyeliği ıçin "tavassut rica ey- lemiş". 9 yıl Yargıtay'da bir dairenin başında. Kim çağı- nrsa, konusu ve meşrebi ne olursa olsun. Ister la- ik, istertarikatçı, ister Atatürkçü. Koşa koşa o top- lantılara katılmış. Söylemiş, yazmış. Ne çare; bu süreçte hukuk âlemi dışında adını duyan hemen hemen yok. Bel- ki üç-beş kişi. Sami Selçuk'un ya değeri anlaşılmamış ya da bu türden fikirleri sağda solda satan benzeri pek çok kişı var diye fazla dikkate alınmamış. Özetleyehm. Ne olmuş? Yıllarca yazmış çizmiş. Ne manşetlerde ne de özel TV'lerde... Yok, yok, yok! Ne zaman var: Üç-beş ay önce kulisinde seçi- lecek kişilerle ilgilı çeşitli eğilimlerin dolaştığı Yar- gıtay'daki seçimden sonra başkanhk koltuğuna oturunca... Evet, Yargıtay Başkanlığı koltuğuna oturunca, yıllardır söyleye geldiğı, meşrebıne bakmadan ma- kaleler yayımladığı dergilerde, gazetelerde neler buyurmûşsa 6 Eylül'de piyasaya salıverdi. Bu saptamalara bakarak; Sami Selçuk'un "Yar- gıtay Başkanlığı koltuğunun ağıriığını kullanarak" hem belki de hasretini çektiği üne kavuştuğu, hem de koleksiyonlarda tozlanan görüşlerini gün ışığı- na çıkarma fırsatını yakaladığı yadsınabilinir mi? Her şeyi sömürecekler Şu sıralar şeriat avaz avaz bağırıyor: "Daha çok demokrasi"... Oysa. rejımi demokrasınin şanına layık öze ve biçime dönüştürmeyi istemeyen tek bir kişi var mı? "Demokratikleşme sürecinde" olumlu adımlar atmak için yıllardır savaşım veriliyor. 1991'de Demirel'ın başkanlığında kurulan ko- alisyon hükümetının bellı başlı sloganı "demokra- tikleşmeyi gerçekleştırmekti". Sorsanız Demirel'le inönü'ye, demokratikleş- me yolunda attıkları adımları saya saya bitirmez- ler. Ne ki, bir milimetrelik yol almadılar. Eski tas es- ki hamam. Tek övündükleri, CMUK Yasası. Ötesi fasa fiso. Türkiye'nin ülke koşullanna ve Batılı standartla- ra uygun biçimde demokratik rejimi yenilemesi el- bette ortak istek. Fakat tek bir koşulla; çok demokrat görünece- ğiz diye dinsel güdüleri fora edip serbest bırakma- mak, laik Cumhuriyeti hacamat etmemek, haca- mat baJtasına dönüşen Sami Selçuk önerileriyle * yola çıkmamak koşuluyla. Selçuk sayesınde demokrat rejimi yenileştirme istekleri, birden yörünge değiştirdi. Tartışmalar, "makul" öneriler yozlaşma aşamasında. TÜSİAD geçen yıldan beri -kendine özgü- ince- lemelerle demokratik rejimde yaptlması zorunlu "yenilikleh" sıralıyor. Bu yıl da; örneğın düşüncenin suç olmaktan çı- karılması, dokunulmazlıkların sınırlandırılması, Toplantı ve Gösterı Yasası'nın yeniden ele alınma- sı gibi çoğunluğun zaten katıldığı öneriler açıkla- dı. Buyurunuz; şimdi köktendinci Yeni Şafak'ın manşetinı okuyunuz: "Seiçuk'tan sonra 2. 'artçı şok' TÜSlAD'dan geldi: Hemen demokrasi". Bu kafalarla demokrâsiyi nasıl onaracağız? Durmuş balığı götürdü! U Baştarafı 1. Sayfada Şubesi'nce ödenmesinin is- tendiği. bu mümkün olma- yınca da hastane çalışanlan- nın aralannda para toplaya- rak balıklann parasını öde- diği ortaya çıktı. Sağlık Ba- kanı Osman Durmuş'un Marmara Bölgesi 'nde yaşa- nan deprem sonrası, bölge- ye yardım için gelen yaban- cı ülke ekiplerine karşı olan ta\n ve özellikle Yunanlılar için "Yarahlarunıza, Yunan kanı istemem" şeklindekı yaklaşımları gündemdekı yerini korurken, Bakan'm Çeşme'de kendisine verilen armağanlar arasındaki Yu- nan rakısı Uzi"yi memnuni- yetle kabul ettiği ortaya çık- tı. Çeşme'de bahkçılık ya- pan Gürcan Döner. Dur- muş'un geçen temmuz ayın- da ilçelerine geldiğini ve bu sırada Çeşme Alper Çizge- nakat Devlet Hastanesi Baş- hekimi Coşkun Cremek ile Başhekim Yardımcısı Muh- Ks Yeşilay'ın kendisinden. bakana sunulmak üzere 3 kuru balık ile 3 Yunan rakı- sı hazırlamasımn istendiği- ni belirterek, "İstenen şek- liyle hazırladım, paramı ala- bilmek için 2 ay hastaneye gidip geidim. Sürekli beni oyaladılar. Sonunda olayı ka- muoyuna açıkJamamın ar- dından paramı ödedüer" dedi. Çeşme Alper Çizge- nakat Hastanesi Başhekimi Coşkun Üremek, böyle bir olaym olup olmadığından bilgisi olmadığını söyleye- rek "Konuyla Dgtti en ufak bir bilgim yok. Ben de yeni öğrendim. Olayla ilgiB adı geçenfcre soracağız" dedi. Başhekim Yardımcısı Muhlis Yeşilay, tüm misa- firlerini olduğu gibi Dur- muş'u daen iyi şekilde ağır- lamak istediklerini, ancak armağan ettikleri balıklann fiyatının bu kadar yüksek olabileceğini tahmin etme- diklerini belirterek "Parayı ödemekte gecikmiş olabili- riz. Ancak sonuçta borcu- muzu ödedik" dedi. 4 Türldye hakh'• Baştarafı 1. Sayfada nu Köln'de yapamadık. Alman- ya'nın bir önerisi vardı ama ön gö- rûşmeler yapılmamıştı bu konuda. Gündemde yoktu böyle bir konu ve biz bunu olgunlaşmamış olarak de- ğerlendirdik. Hiç kımse Türkiye'ye önkoşulsuz adaylık için yeşil ışık yakamazdı bu toplantıda. Ve biz böylesine önemli olan bir konunun genişlemenin gündemde olacağı Helsinki'de ele alınması gerektiği- ni hissettik. Gazetelerde Isveç'le il- gili olarak "zor" dendi ama biz "ya- pıcıyız". Biz Türkiye'nin Helsin- ki'de aday olarak tescil edilmesini istiyoruz. Ecevit'in Schröder'e yaz- dığı Kopenhag ölçütlerini gerçek- leştirmeye yönelik niyetini, Fin dö- nem başkanlığı sırasında yol harita- sını tartışmayı kabul ettiği mektubu büyük memnuniyetle not ettik. Biz de Türkiye'nin başbakanı tarafın- dan çizilen doğrultuda tartışmayı ilerletmeye çalışıyoruz. - Siz Türkrve'nin adaybğını tescil etmeye hazır oldugunuzu söylüyor- sunuz. Bunun için koşullar var mı? Bazı koşullann olması çok do- ğaldır. Şu anda flu bir dönemdeyiz. Helsinki Zirvesi'ne kadar Türki- ye'den olası beklentilerimiz ve Tür- kiye'nin bize neler söyleyeceğini zaman gösterecek. Ecevit'in baş- kanlığmdaki yeni hükümet tarafın- dan Türkiye'de son derece dinamik ve umut veren bir reform aktivite- leri başladı. Eminim ki Türkiye, Helsinki Zirvesi'ne kadar bu de- mokrasi yolunda daha da ilerleye- cektir. Biz bunu görmeye başladığı- mızda Helsinki'de "Türkiyebuyol- da flertemeye başladı ve şimdi Tür- kiyeileyol haritasını tartışabUirizve gelecekteki tam üyetiğini görüşebi- liriz" demek daha kolay olacaktır. - Ama Türkiye koşullu bir aday- lığın Lüksemburg'daki tutumdan farkh olmadığını düşünüyor. Sanınm bu konuda yanlış anla- malar oluyor. Şunu anlamak gere- kir. Biryanda Avrupah bakanlar, en azından Isveç'inki Türkiye'den de- mokrasi ve insan haklan konusun- da geliş.me göstereceğine ilişkın açık garantiler istiyor, diğer yanda Türk hükümeti adaylık statüsü al- madan bu konuda açık söz vermek istemiyor. - Ecevit'in mektubununyeterli ol- madığmı mı düşünüyorsunuz? Bizim ülkemizdeki kamuoyunun da kendine göre bir görüşü var. Na- sıl Türk kamuoyu dünyada neler olup bittiğini yakından takip edi- yorsa lsveç kamuoyu da Türkiye'de yaşananlan yakından izliyor. Bazen Türkiye'de bazı alanlarda gerçekten çok önemli gelişmeler oluyor, ama ardından öyle şeyler oluyor ki bu tablo tamamen tersine dönüyor. -Negibi? Ömeğin af yasası. Benim gibi bir yabancı diplomatın iç işlerini de- ğerlendirmesi doğru olmaz, ama demek istediğim bazenrahatsızedi- ci olaylar oluyor ve buna karşı ola- rak da hükümetin insan haklan ve demokrasiyi geliştirme eğiliminde olduğuna yönelik garanti istiyoruz. -Türkiye, HelsinJd'ye kadar han- gi konulara öncelik vermeli? Bu bütün AB ülkelerinin kendi aralannda tartıştığı birdurumdur ve dönem başkanlığı bunu Türkiye ile ele alacaktır. Şimdiye kadar söyle- diklerimiz Türkiye'nin insan hakla- n konusunda bir gelişme yapması gereğiydi. Tabii ki Türkiye'nin ga- ranti vermesi gereken konular hak- kında örnekler veriyoruz. tsveç ga- zetesi. lsveç Dışişlen Bakanı'nın Güneydoğu'da seçilmiş Kürt lider- leri ile diyalog kurulmasını istedi- ğini yazdı. Bize göre bu diyalog başladı, çünkü Türkiye Cumhuriye- ti Cumhurbaşkanı HADEP yöneti- cilerini Çankaya Köşkü'ne davet et- tı. Şimdi bızım isteklerimizi ya "GereekJeşmesi çok uzak" diye ya da "Buna henü/ başladık ve AB'ye bu yönde ilerlediğimiz garantisini verebiBriz'' diye yorumlarsınız. As- lında bu konularda önünüzde açık bir tape-recorder varken konuşmak çok zor. - Peki Türkiye'deki insan haklan dunımunu eskiye göre nasıl görfi- yorsunnz? Hükümetin kararlılığı açısından işler daha iyi. Bu hükümet tüm dün- yanın kaygı duyduğu bazı alanlar- da geliştirme yapma konusunda da- ha kararlı. Bir örnek verelim: Işken- ce. Bu hükümet işkencenin uygu- lanmasını sona erdirmek için çıkar- dığı yasayla işkencecilere verilen cezayı arttırdı. Tabii ki bunun uygu- lanması önemli. Türkiye'de her za- man bu sorun olmuştur. Yasayla ge- tirilen kurallar ülkenin her yanında aynen uygulanmayabiliyor. Dünya- ya bu yasalann uygulanacağtna yö- CHP'de 'örgüf tartışması ANKARA (Cumhuriyet Bârosu) - CHP Merkez Yönetim Kurulu'nun hafta içinde yaptığı toplantıda, yeniden yapılanma çerçevesinde "boş olan D başkanhİdarmın atamalannın gerçekkştirilmesi" karan partı meclisinin (PM) Baykakı kanadmda rahatsızhk yarattı. CHP PM üyesi Mehmet Sevigen, üye kayıt yenilemesi ve kongre süreci öncesinde örgütlerin görevden alınması girişimJerinin iyi niyetle açıklanamayacağını savunarak bu uygulamaya izin verilmemesi gerektiğini kaydetti. Sevigen dün aniden düzenlediği basın toplantısmda CHP'nin yeni yönetiminin Türkiye'nin temel sorunlan karşısında daha aktif, belirleyici olması ve topiumsal muhalefete önderlik etmesi gerektiğini belirtti. Sol olduğu savıyla iktidar olan DSP'nin sosyal devlet ilkesini hiçe saydığını belirten Sevigen, "DSPde diğer partiler gibi bozuk düzenin bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda ülkeyi esenliğe çıkaracak Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarük sevn-esine getirecek olan si\asi hareket sadece CHP'dir" dedi. Sevigen bu amaçla uzun süredir hazırhklanna devam edilen üyelerin kayıt yenilemelerinin devreye sokulduğuna işaret ederken böyle bir noktada parti içi mücadeleyi tahrik edecek, tasfiyelere yol açacak eylem ve davranışlardan kaçmılması gerektiğini vurguladı. Son günlerde ülke çapında örgütlerin görevden alınacağı bu amaçla yörelere heyetler gönderileceğinin yüksek sesle dile getirilmeye başlandığını anlatan Sevigen şunlan söyledi: "Üye kayıt yenilemesi ve kongreler öncesi örgiitierin görevden alınması girişimlerini iyi niyetie açıklamak mümkün değildir. Böyle bir müdahalenin örgüüerdeki heyecanı coşkuyu ve çalışma azmini kıracagı açıktir. Bunun partimizde büyük çadaklara ve tarüşmalara yoi açacağı bilinmektedir ki bu örgütier kongreierde genel başkanı ve yeni yönetimi seçen ve kongre öncesi genel merkezde birer hafta nöbet tutarak şÜndDd yöneticflerin görevlerini yapan başanh arkadaslanmızdır." Sevigen, her koşul ve zorluk altmda partinin başansı için çalışan örgütleri görevden almaya kalkmanın -muhalefet görevini yapmaktan kaçmak. siyasal iktidarın bozuk düzenin ezdiği halk yığınlannın yanında yer atanak onlann mücadelcsini \ermekten kaçmak" demek olduğunu sa^ undu. Sevigen. u Bu CHP'yi gündem dışına c.tkarmak demektir. Böyle bir uygulamaya izin verilmemelidir*' şeklinde konuştu. nelik garantiler verilebilir. -Türk-Yunan ilişkiieri, AB ile iliş- kilerin geüşmesi açısından olumlu bir ortam sağUmryor mu? Bu or- tam varken Türkiye'ye perspektif vermek daha kolay olmaz mı? Bu konuda haklısınız. Ortada mükemmel bir ortam var. Türkiye ve Yunanistan'ın ilişkilerinin geliş- tiği bir dönemde Türkiye'nin aday- lığının tescil edilmesi önemli bir at- mosfer yaratır. Benim kişisel bek- lentim ve umudum, Türkiye'nin Helsinki'de aday olarak tescil edil- mesidir. Türkiye'nin de bunun için garanti vermesi gerekir. - Bu garanti sözlü mü olabflir,yok- sa yasa mı çıkarmak gerekir? Ben peygamber değilim. Flu bir durum var ortada. Siyasi dünyada ne tür bir açıklama. belge ya da tu- tumun nasıl bir sonuç ortaya çıka- racağını kestirmek kolay değildir. Bu tamamen koşullara bağlıdır. Türkiye, adaylığının tescil edilme- sinden önce garanti vermek istemi- yor ama AB de bu adaylığın tescil edilmesi için zirve öncesinde birta- kım garantiler istiyor. Garanti, Türk halkınm kendisinin yaranna olacak şekilde bazı yasalann Helsinki ön- cesinde çıkanlması yoluyla yapıla- bilir ya da bir şekilde sözlü bir ga- ranti verilirse de ben peygamber de- ğilim. - Kıbns konusuna gelirsek. Yu- nan Büyükelçisi Kıbns'm AB konu- su olduğunu, Türkiye ise bunun AB'nin işi olmadığını söylüyor. Han- gjsi doğru? Her ikisi de doğru. Bu tamamert nereden baktığınıza bağlı. Türk- Yunan ilişkiieri zaten çok önemli. Çünkü biz Türkiye'yi bir gün AB'ye tam üye olarak almak istiyo- ruz. VeAB içindebir iç sorun olma- sını istemiyoruz. Tabii ki Türk-Yu- nan ilişkiieri bizim için önemli, po- zitif olarak, yapıcı olarak. - Peki Kıbns'ın AB'ye tam üyeti- ğimeseksi? Bu tam 1 milyon dolarhk bir so- ru! Aslında bu sorun adadaki iki toplum ile birlikte adil bir şekilde ele ahnmalıdır. Adada bir tür çö- züm olacak ya da gelişme sağlana- caksa bu, adadaki iki toplum ve Türkiye ve Yunanistan, AB, ABD ve Amerikan Kongresi'ndeki bazı güçler, yani Kıbns'ın geleceğinde çıkarlan olan dış aktörlerin de dev- reye girdiği bir ortamda yapılacak. Adanın silahsızlandınlmasıyla ge- lebilecek bir çözüm, Kıbns'm po- tansiyel çatışma tehlikesi olmaktan çıkıp normal ve banş içinde yaşa- mın sürdüğü bir ada olmasını sağ- layabilir. 1974"te Kıbns'taydım ve Ledra Palas'ın terasından Makari- os'a karşı yapılan darbeyi de gör- düm. Türk birlikleri müdahale etti- ğinde de oradaydım. Eğer Türk bir- likleri adaya zamanmda gelmesey- di neler olabileceğini de biliyor- dum. Ihaleler MHP ve ANAP'aI Baştarafı 1. Sayfada TBMM Deprern Araştır- ma Komisyonu Üyesi ve DSP Yalova Milletvekili Ha- san Suna, yapılan ihaleden kendisinin daha sonra haber- dar edildiğini, ihalenin yan- lı olduğu gerekçesiyle iha- leve itiraz ettiğıni belirterek "fhalenin vapıldığı gün An- kara'daydım. Derhal kriz merkeani ve Ü Milh' Eğhim Müdüıiüğü'nü telefonla arayarak bu ihalenin şaibefi olduğu ve geçersiz sayılması gerektiğini ilettim" dedi. Su- na daha sonra Milli Eğitim Müdürlüğü'nde tüm başvu- nılann değerlendirilerek, kura çekilerek yapılan ihale- lerde, aynı kişilerin torbadan çıktığını söyledi. Milli Eği- tim Müdürlüğü'nün gözeti- minde yapılan ihalede öne çıkan müteahhitlerin siyasi partilerin yöneticileri oldu- ğunu belirten Hasan Suna, toplum vicdanının rahatla- tılması için bu ihalenin yeni- lendiğini, ağırhasarlı binala- nn yapım ve onanm tadilat- lannın, büyük şirketler oldu- ğu gerekçesiyle ANAP ve MHP'lilere verildiğini doğ- ruladı. Cumhuriyet muhabi- rinin sorulannı yanıtlayan Hasan Suna, kimsenin ekine- ğı ile oynamak istemediğini, ancak böylesi bir felakette, bazı siyasi kişiliklenn rant el- de etmesini hazmedemediği- ni belirterek "tlketapta davet usulü yapılan ve ön keşif be- defi 300 müyarolan ihale bd- li başh S kişiye verilmiş. itiraz üzerine 41 okulun onaranı toplam 20 müteahhide veril- dL ancak bu müteahhiüer arasında40 milyarlık onanm alan da. 5 milyarlık onanm alanda var" dedi. 300 milyar lira olarak ön keşifbedeli tes- pit edilen okullann, Bayın- dırlık ve Iskân Bakanhğı'nca yeniden hasar tespit çalışma- lan yapıldığı, daha önce ha- fif, orta hasarlı gözüken okullann bazılanna girileme- yecek kadar hasarlı raporu verildiği, böylelikle keşifbe- - delinin birkaç kat artacağı belirtildi. Yalova Milli Eği- tim Müdür Yardımcısı Cahit Aranören, Afet tşleri Genel Müdürlüğü'nün yapoğı ha- sar tespit çalışmalan sonu- cundabazı okullara girileme- yecek raporlan verildiğini doğruladı. İhale öncesi, ken- dilerine ve partilerine ihale verilmediği takdirde, Bayın- dırlık ve lskân Bakanhğı kadrosunun değiştirileceği yolunda, bazı bürokratlann baskı altına alındığı öne sü- rüldü. Adının açıklanmasuıı istemeyen üst düzey bir gö- revli. "Ulufedağınlır gibi iha- le dağıtüdı. Siyasi gücü oJan- lar büyük hasarlı binalarm yapımını üstlcndi. Diğer par- tilerden tepki çekmemekiçin Adaıı\laıı sflahh telıdit • Baştarafı 1. Sayfada ierinesuahçekenkişjlerdenşikâyetcioi- duklarmı söylüyorîar. Polis yetkiffleri, Güven ve arkadaşmdan şikâyet dilek- çeterinde yer alan Celal Adan ve Meh- met Ağar'ın isimlerini çıkarmalanm istiyor. Baskıy la ifadeleri degiştiriliyor." Adnan Hocacılann grubundan bir kişi ise arkadaşlannı otele Celal Adan'ın çağırdığını belirterek şöyle konuştu: "Adan, kendisi hakkmda çe- şittiyertere bir faks çekikliğini ve bunun biziinJe flgsi olduğunu da söylüyordu. Biz de alakamı? olmadığını söyledik kendisine. Sonuçta otetebizinıle konuş- mak içinçagırdLArkadaşlanmız, özür düemesini bekierken bizzat kendisi si- lah çekmiş. Arkadaşlarumzın ruhsaüı tabancalaruu, telefonlarmı hatta çak- maklannı bOe almışlar. Şikâyete giden arkadaşbnmız sabaha kadar emniyet- te tutuünuş. İşin ilginç yanı saat 1930'da da aynıoteteMehmet Agarın gelmesL Otelin güvenlik kameralann- dan dabu olay tespit edilebilir.CHaydan sonra da Adan'ın Ağar'ın arabasıyla otekkn ay nklığı söyieniyor." Otele ailesiyle gelen bir müşteri ise lobide gerçekleşen olaya tamk oldu- ğunu belirterek "Adan'ın da içinde bu- funduğu gnıp geDçtere silah doğndttu. Gençieri koüanndan turup sürükledi- ler. O sırada Mehmet Ağar da otetde bulunuyordu. Ancak olay sırasında ben sadeceCelalAdan'ı grubun içinde gör- düm. Grup daha sonra dağıhrken gençler otelde kaldılar. Otel görevttleri ise korktuklanndan olsa gerek olaya gec müdahale etti" dedi. Adnan Hocacılann bir araya geldi- ği Bilim Araştınna Vakfi'ndan yapılan yazılı açıklamada, bir zamanlar DYP lideri Çiller'e yakınlığıyla bilinen Ce- lal Adan'ın, şimdi omı devinneye ça- lışanlarla işbirliği yaptigı ileri sürül- dü. bazı küçük ihaleler DSP'G ve DYP'li müteahhitiere \«rildL Afet İşleri Genel Müdürlü- ğü'nün >apüğı tespit de gös- termiştir ki, ilk etapta 300 milyar gözüken keşif bedeü yalön bir zamanda 2 trilyona ulasacakür" dedi. Yalova'nın Çınarcık, Çift- likköy, Altınova ilçelerinde de MHP ve ANAP'h olarak bilinen müteahhitiere bu iha- lelerin verildiği öne sürülür- ken ihale alan bazı müteah- hitlerin de Yalova Cumhuri- yet Başsavcılığı'nın 164mü- teahhit hakkmda açtığı so- ruşturma kapsamında oldu- ğu, toplam 20 inşaat firması- nın davet edildiği ihalede, Akdeniz Inşaat'ın projeleri- ne imza atan Yalova Vali- si'nin oğlu mimar BurakÖz- göl'ün de bulunduğubelirtil- di. TMMOB Yalova Temsil- cüigi'nden yapılan açıkla- mada, okullann ihalesine başta MHP ve ANAP'h ol- mak üzere DSP'li ve DYP'li bazı müteahhitiere, salt Ya- lovalı olduklan gerekçesiyle ihale verildiği, ihalede adı geçen bazı müteahhitlerin yaphklan binalann enkaz ha- line geldiği, bu binalann on- larca kişiye mezar olduğu, Akdemiı înşaat'ın yapılan- na imza atan Yalova Valisi Nihat Ozgöl'ün oğlu, Burak Özgöl'ün de bu firmanın giz- li ortağı olabileceği iddia edildi. G U N D E M MUSTAFA BALBAY • Baştarafı 1. Sayfada "Kolay" demiş beriki, "bunun neresizorki. Dev- letin kâr eden kunıluşlannı satacağız; işler azala- cak.. keyfimizebakacağız." Gel zaman git zaman, devlet küçültülmüş mun- tazaman. "Devleti küçültüp cebe girecek kadar yapalım da" demiş öteki, "bu eğitim işi çok önemli. Bizim tarikat bu işte kıdemli. Şöyle eğitimi biraz renkli kı- lalım, sadece camide değil okulda da namaz kı- lalım. Hem böylece çocuklan zarahılardan koru- ruz. Siz merak etmeyin, ters bir şey olmaz biz nö- bette dururuz." "Tabii yaa" demiş devlet baba, "bunu neden zamanmda akıl edemedik. Şu eğitim sırtımızdan kalksa rahat ederiz, demedik. Herkes seçsin ken- dine kelepir beyin, ağacı yaşken değil filizken eğin." Tarikatlar hemen koyulmuşlar işe. Takmışlar can- lannı dişe. Ardından çıkmışlardevletin katına, bak- mamışlar karşılanndakinin srfatına. Demişler diye- ceklerini: "Biz ki eğitim işini yürütmekteyiz, devletimizin hazinesinden biraz pay istemekteyiz." "Ne demek" demiş devlet baba, "hazineyi siz- den daha çok hak edeni mi bulacağız, sizin katkı- nız olmasa saranp solacağız." Gel zaman git zaman, eğitim karmakanşık olmuş muntazaman! Devlet küçülüp, hazine tarikatlara kul olurken, bürokrasi de elden gitmiş millet uyurken. Önce alttan başlamış çürüme, sonra başlamış tepeye doğru yürüme. İki kaygıdaymış devletin te- pesindekiler, biri koltuk ötekı de kiler. Ne yaparsa yapsın alttakiler. Bu ortamda bürokrasi de sahipsiz kalmış, tepe- dekileri kafa kola alan, bürokraside kök salmış. Böylece devletin içinde, ama devletin dışında ol- madık gruplar belirmiş, onlar için devletten önce kendi çıkarlan gelirmiş. Gel zaman git zaman, bürokrasi de elden gitmiş muntazaman! Halka karşısın ha! Devletin kendi eliyle büyüttükleri daha sonra devlete ne mi yapmış? İşte masalın ikinci bölümü... ' Devletin koltuğu altında büyüyenler günlerden bir gün kendilerini çok güçlü hissetmeye başlamış- lar. Şu sorunun yanıtını aramaya koyulmuşlar: - Biz devletin koltuğu altında büyüyüp palazlan- dık, bu güzel de... Şimdi neden artık koltuğa otur- muyoruz? Yeter artjk koltuk altında durduğumuz, turnayı gözünden gizlice vurduğumuz... "Tamam" demiş biri, "tezzamanda yola koyul- malıyız, memleketin her yerinden duyulmalıyız. Devlet bize medya da versin tez elden; yorumda zortanmayız, nutuk atmaya meraklıyız ezelden." Gel zaman git zaman medya da kanşmış mun- tazaman! Bütün bunların ardından eğitimcisi, bürokratı, medyacısı, tarikatı bir koro oluşturmuş. Devlete karşı kim varsa buluşturmuş. Ardından başlamış- lar hep bir ağızdan söylenmeye: - Devlet tez elden degişmeli, iktidan bizimle pay- laşmalı. Bunu kabul etmeyeni paylanz, önceyuh- lar sonra kalaylarız... Devlet babaşaşırmış bu işe. Düşünmüş, "Neya- panm bu gidişe?" Demeye kalmadan üzerine yü- rümüşler, gözlerini iktidar bürümüşler: - Vayy sen bize karşısın ha... Biz halkız... Halkı- na karşı oian devlet olur mu? Bu devlet hangi ya- rasını kapatsa deva bulur mu? Devlet baba şaşırmış: - Sizi ben büyütüp besledim, bu ne demek? Bu- nu mu üretti harcadığım bunca emek? Masal bu, sonu gelmez. Gerçekolmadığı için yü- rek delmez! Gökten üç ayva düştü... Biri devlete, biri millete, biri siyasete! AÇIKLAMA Sayın Erdoğan Sor- gnç'tan Hüsnü Göksel'in "9 Eylül 1922 Merropolit Ağhyordu" başlıklı maka- lesi ile ilgili aşağıdaki açıklamayı aldık. Kendisi- ne teşekkür ediyoruz. "Sayın Hüsnü Göksel'in makalesinde yazıldığı gibi, ŞehitKurmay Albay Süley- man Fethi Bey'in (1312-P. 10) naaşı denize atılmış ve bulunamamış değildir. 48. Tümen Komutanı olarak. Doğu Cephesi'nde Atatürk ve İnönü ile yakın silah arkadaşhğı yapan bu milli kahraman, Askerlik Dairesi Başkanı değil, bü- tün askerlik daireteri ve şu- belerinin bağlı olduğu Ko- lordu Askeralma Heyeti Başkanı*dır. Zito Venizelos diye ba- ğırmayıp, milli şeref, asker- lik namus ve haysiyetini ko- nıma uğruna defalarca süngülenmiş, ağır yarah olarak kaMınldığı hastane- de 23 Mayıs 1919 tarihinde şehiden vefat etmiştir. Aynı gün, Namazgâh, Emir Sultan Mezarhğı'na defnedilen Süleyman Fethi Bey'in kemikleri 66 yıl sonra, 8 Ocak 1988'de tö- renle Narbdere Şehitiiği'ne nakledilmiştir. Mezar taşında şehadeti bir menkıbe olarak beUrti- len bu büyük asker için milli mücadele öncesi bü- tün Anadolu ayağa kalkb- gı halde, bugün İS Mayıs törenlerinde adının bile andmayışı, vefasızhktan öte, düşündürücüdür. Onun şahsında bütün 15 Mayıs 1919 şehitkrini rah- met ve saygı ile ananz." Venedik'te zafer I Baştarafı 1. Sayfada En ivi erkekoyuncu ödülü- nü îngiliz aktör Jim Bro- adbent (solda) kazandı. Broadbent, yönetmenliği- ni Mike Leigh'in yaptığı ve ünlü opera sanatçısı VVT1U- am GÛbert'in yaşamının anlatıldığı "Topsy Turvy" adh filmdeki rolüyie ödüle layık görüldü. Jüribüyüködülürü "Le vent nous emportera" (Rüzgâr bizi Götürecek) adh fdmiyle Abbas Kiarostami ahrken Marcello Mast- roianni ödülüne Nina Porü, jüri özel ödülüne de "17 yaş"' filmiyle Zhang Yuan değer görüldü.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog