Bugünden 1930'a 5,439,041 adet makale



Katalog


«
»

9 AĞUSTOS 1999 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA ekonomi(« cumhuriyet.com.tr 13 Hazırlıklar bitti, ama Habur petrolünün kontrollu dağıtımına 'bir türlü' başlanamadı Kayıtlı \ akıta köstek• Sistemin uygulamaya konulamamasıyla belirli sayıdaki kişilerin cebine kayıtsız olarak bir ayda 7-7.5 trilyon lira girdiği hesaplanıyor. Dağıtım ve satışının Tüpraş'ın akaryakıt dağıtımı yöntemiyle gerçekleştirilmesini öngören protokol ile bu işi yıllardan beri yürüten ve büyük rantlar sağlayan kişi ve kuruluşlann devre dışı bırakılması amaçlamyor. ANKARA(AA) - Habur petrolünü ka- yıtlı olarak dağıtacak tesislerin ve per- sonelin temmuz ayı başmdan beri hazır olmasına karşın uygulama bir türlü baş- layamıyor. Bu gecikmenin devlete ma- liyeti. sadece KDV geliri olarak ayda 4.8 trilyon lira. Sistemin uygulamaya konulamaması ile belirli sayıdaki kişi- lerin bir ayda cebine giren ve kayıtlara girmeyen paranın ise 7-7.5 trilyon lira olduğu tespit edildi. Habur kapısından kaçak ve sınırtica- reti yoluyla yurda giren Irak mazotunun, depolama ve kontrollu dağıtımla birlik- te 202 bin liradan tüketiciye ulaşması bek- leniyor. Habur Akaryakıt Depolama Tesisi'nin Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın Irak'tan getirilen ve Habur'da dolumu yapılan mazot Güneydoğu halkuıın önemb' bir geçim kaynağL (TPAO) bağh kuruluşu Turkish Petrole- um Internatıonal Company LTD (TPIC) tarafından işletilmesi karanndan sonra başlatılan çalışmalartamamlandı. TPIC. hisselerinın yüzde 98.9'u Şırnak Vak- fi'na ait olan Şırgintaş ile işbirliği pro- tokolü imzaladı. Tesisin çalıştınlması için gerekli teknik iyileştirme ve tadi- latlarda sonuçlandınldı. Habur'daki mo- tonnin dağıtım ve satışının Tüpraş'ın akaryakıt dağıtımı yöntemiyle gerçek- leştirilmesini öngören protokol ile bu işi yıllardan beri yürüten ve büyük rant- lar sağlayan kişi ve kuruluşlann devre dışı bırakılması da amaçlandı. MGK'nin tavsiyesi Milli Güvenlık Kurulu'nun (MGK) yöre insanmın sosyal ve ekonomik du- rumunu iyileştirme tavsiye karanna uy- gun olarak insan gücü temin edilecek hiz- metler, Silopı Kaymakamı'nın başkanı olduğu Silopi Köylerine Hizmet Götür- me Birliği kanalıyla sağlandı. Böylece kamyon tahliye, tanker dolum, temizlik hizmetleri, yemek, personel taşıma, ofıs ve güvenlik gibi hizmetlerin yöreden temin edilen elemanlarla yürütülmesi yoluna gidildi. TPIC, MGK'nin tavsiyeleri ve Baş- bakanlığın talimatlan çerçevesinde ha- zırlanan Habur tesislerinin çalıştınlıp akaryakıtın satılmasına dair protokolü Türkiye'deki bütün akaryakıt dağıtım şirketlerine gönderdi. Petrol Ofisi ve Tabaş, protokol yazısına herhangi bir yanıt vermezken BP, Shell, Turcas, ELF ve Total bir yazıyla bu işe ilgi göster- mediklerini bildirdi. Opet, Petline, Bö- lünmez, Aytemiz ve Tuta ise mutad de- po ile Habur'dan gelen motorinin dağı- tımına protokol şartlan doğrultusunda talip olduklannı belirtti. Yapılan görüş- melerde, Opet'e ayda 128.5 milyon, Pet- line'ye 32.1 milyon, Bölünmez'e 12.8 milyon, Aytemiz'e 3.8 milyon, Tuta'ya da 2.5 milyon litre tahsisat yapılması öngörüldü. Bu kunıluşlar, tahsis oran- lanna bağh olarak 650.9 milyar liralık ön ödemelerini TPIC'in banka hesapla- nna yatırdı. Tuta haricindeki kunıluşlar, tesis içi ve dışındaki ofislerine yerleşerek alt- yapılannı hazırladı ve tesis giriş kartla- nnı dahi aldı. Aynı şekJlde kendilerine ait bilgisayar sistemini kuran dağıtım şirketleri, bankalarla da gerekli anlaşma- lannı tamamladı. Sanş fiyatlan Öte yandan günde 5 milyon 917 bin 335 litre akaryakıt çıkışı planlanan Ha- bur'da gelen motorine litre başına 110 bin lira ön ödeme yapılması düşünülü- yor. Kamyonlarla gelen motorinin satış fiyaö 157 bin 635 lira olarak hesapla- nırken KDV'li satış fıyaü 160 bin üra- ya geliyor. TPIC'in satış fiyatı 165 bin 494 lira, KDV'li satış fiyatı 190 bin 318 lira olarak öngörülürken dağıtım şirket- lerinın satış fiyatı da KDV'siz 175 bin 670 lira, KDV'siyle 202 bin 20 lira ola- rak belirleniyor. Söz konusu akaryakı- tın devlete litre başına 26 bin 350 lira KDV geliri sağlayacağı vurgulanıyor. İhracat engelleri Brezilya, Arjantin'i şikâyet ediyor RjO DE JANEtRO (AA) - Brezilya, tekstil ihracatını engelleyen Arjantin'i Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) şikâyet edecek. Brezilya Dışişleri Bakanı Luis Feiipe Lamp- reia yaptığı açıklamada, Arjantin'in, tekstil ürünlerine uyguladığı kısıtlayıcı önlemlerden kurtulmaya çalışacaklannı belirtti. Sürtüşme büyüyor Latin Amerika'nın bu iki büyük ekonomisi, ekonomik sıkıntılardan kurtulmak için içte ve dışta bazı önlemler alıyor. Arjantin, Brezil- ya'dan gelen ucuz işlenmiş gıda, ev malzeme- leri. çelik ve tekstil ürünlerine bazı sınırlama- largetirmişti. Brezilya, Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (MERCOSUR) ile ilgili an- laşmaya karşın Arjantin'in getirdiği sınırlama- lara sert tepki göstermiş ve bu ülke ile ticare- ti askıyaalabileceğini açıklamıştı. Arjantin ise aldığı önlemlenn MERCOSUR kapsamı dışın- da olmadığını savunmuşru. Aralanndaki so- runlan aşmak amacıyla geçen hafta bir araya gelen iki ülke yetkılileri, tekstil konusundaki sorunu çözmeyi başaramamışlardı. Brezilya ve Arjantin arasmdaki ticaret hac- mi yıllık 15 milyar dolar düzeyinde bulunur- ken Arjantin, bu dış ticarette, Brezilya'ya 1.3 milyar dolarlık fazla veriyor. Kriz bitti, sıra büyümedeEkonomiServisi-1997ve 1998 yıllannda dün- ya ekonomisini özellikle de gelişmekte olan ül- ke ekonomilerini allak bullak eden küresel kri- zin artık sona ermek üzere olduğu bildirildi. In- giltere'de yayımlanan The Economist dergisinin Araştırma Birimi (EIU) tarafından hazırlanan rapor, krizden en çok etkilenen Güneydoğu As- ya ülkelerinde tahmin edilenin çok ötesinde ger- çekleşen iyileşme hızının da etkisiyle dünya eko- nomisinin yeniden büyüme sürecine girdiğini ortaya koyuyor. ElU'nun başkanı PaulBewtara- findan yapılan açıklamada, 1999 yılında ortalama büyüme hızı- nın 2.9'a, 2000'de 3.3'e ve 2002'de de 3.8'e ulaşacagı kay- dedildi. ElU'nun dünyanın çeşitli böl- gelerine ilişkin ekonomik değer- lendirmeleri ise şöyle: Güneydoğu Asya: sorp- nz bir gelişme gösterdi. Kriz- den en çok etkilenen bölge ol- masına karşın derhal uygula- maya aldığı düzenleyici para politikalan ekonomisini düze çıkarmaya başla- dı. 1999 sonuna kadar en kötü etkilenen ülkeler bile bellı bir büyüme hızını yakalayacaklar. ASya-PaSİfİk bölgesi: 1999 yıh için tah- min edilen büyüme oranı yüzde 2.3.2002 yılına kadar yüzde 3.7'i rutturması bekleniyor. Dünya- nın ikinci büyük ekonomisi konumundaki Ja- ponya'da 1998 yılında başgösteren ekonomik durgunluk sona erdi. ABD ekonomisi: Hâlâ «en güçlü". Ülke- • EIU tarafından hazırianan rapor, Güneydoğu Asya ülkelerindeki sürpriz iyileşmenin de etkisiyle küresel krizin artık sona erdiğini ve dünya ekonomilerinin artık yeniden büyüme sürecine girdiğini belirtiyor. de iç talep, üretimi de patlama noktasma getir- di. Uzun vadede, faiz oranlannın yükseleceği tahmin ediliyor. Avrupa Birliği: Euro uygulamasma geçen 11 ülkede büyüme hızı geçen sene büyük bir dü- şüş yaşadı. Özellikle Almanya ve Italya'nın eko- nomik performanslan gözle görülür şekilde kö- tüleşti. Ancak ortak para birimi Euro'nun diğer para birimleri karşısında hâlâ zayıf olması, As- ya ekonomilerindeki düzelmeler ve işsizlik ora- nmın düşürülmesınde kaydedilen olumlu geliş- meler sonucu 1999'un ikinci yansı ve 2000'de AB ülkelerin- de büyüme hızının artması bek- leniyor. DoğU Avnipa: 1999 yı- lında kaydedilen yüzde 2 lik büyümeye karşın hâlâ küresel bir "kara leke" olarak tanımla- nabilir. Bölgenin 4 büyük eko- nomisi Rusya, Ukrayna, Kaza- kistan ve Romanya henüz iyi- leşme belirtileri göstennekten uzak. Latin Amerika: Bölgenin en büyük eko- nomilerinden Brezilya'nın Ocak 1999'da yaşa- dığı devalüasyon krizi diğer ülkelere sıçramadan kıl payı atlatılabildi. Bölgede büyümenin 2000 yılında yüzde 3.4 artacağı, 2002 yılında da 4. l'e ulaşacagı varsayılıyor. Afrika: Küresel iyileşmeden Afrika da pa- yını alacak. ElU'nun tahminlerine göre bu yıl yüz- de 0.7 olanbüyüme hızı 2000 yılında birden yüz- de 3 'eulaşacak. Clinton kendini yoksulluğa adıyor Ekonomt Servisi - ABD Başkanı Bill CBnton. görev dönemınin geri kalan kısmında, kendi ül- kesinde yoksulluğu ortadan kaldırma sözü verdi. Başkan Cîinton, doğduğu eyalet olan Arkansas'ta. yoksulluk üzerine yapüği konuşmada. yoksullu- ğu ortadan kaldırmak için her şeyi yapacağını ve ABD'nin tüm bölgeleri için daha çok ekonomik firsat yaratacağını kaydetti. ABD'deki ekonomik iyileşmeden tam olarak payını alamayan bölgelenn kalkındınlması konu- sunda, Kongre'deki her iki partinin, ortak düşün- cede olduğunu belirten Clinton, bu konuda ger- çek bir gayret sarf etmeleri gerektiğini ifade etti. • • # 0 D U N Y A E K O N O M I S I N E B A K I Ş /ERGİNYILDIZOĞLlUCWZ)ft4 ergin@ergin.demon.co.uk "Soğuk Savaş "ın brtmesiyle uluslara- rası jeopolitik ilişkilerde yaşanan mu- tasyon bir seri yeni tartışmaya yol aç- mıştı. Bu tartışmalar Asya krizinin ve NATO'nun Kosova müdahalesinin etki- leri altında giderek yoğunlaşmaya baş- ladı. The Economist ctefgisinın "2050Ve giden yol: Yeni jeopolitik ilişkilerin bir gözden geçirilmesi" başlıklı eki (31/07/99) bu tartışmalann son örnek- lerinden bın. The Economist'in eki, bir taraftan son yıllarda kapitalist devletin doğasında yaşandığı varsayılan özellik- leri, diğer taraftan dagelecek50yıl için- de ABD ve Batı egemenliğinın devam et- mesinin koşullannı tartışıyor. Günümüzde devlet 1 Jeopolitik, devletler arası (egemen- lik, bağımlılık ve savaş) ilişkiler alanına ait bir konu. Bu bağlamda eğer Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra Fukuya- ma'nın ileri sürdüğü gibi devletler biri- ne benzeme (liberal demokratik olma- ya) başladıysa ya da iddia edildiği gibi küreselleşme, teknolojik devrim, dev- letin bir siyasi birim olarak önemini or- tadan kaldırıyorsa, tabii ki önümüzdeki dönemde jeopolitiğin kurallan değişe- cektir. Örneğin savaş olasılığı giderek or- tadan kalkacak, devletlerin altında ya- şayan halklarbirbiriyle kaynaşacak, ulus- lararası ilişkilerin düzenlenmesinde bir- takım yeni özneler devreye girecektir. Küreselleşmeci ve serbest piyasacı bir yayın olan The Economist, devletlerin, birbirine benzeme ve siyasi birim olarak ortadan kalkma eğilimlerine ilışkın tes- pitlerin gerçekçi olmadığını, büyük insan gruplannın hâlâ kendilerıni biz ve on- lar diye ayırmaya devam ederek kimlik- lerini korumaya devam ettiğini, iki de- mokratik kapitalist ülkenin savaşmaya- cağı tezinın, en azından Kosova'da göz- lemlendiği gibi yanlış olduğunu, devle- tin şıddet araçlan tekelıni elinde bulun- durduğunu, kitlesel katliam düzenleme yetkısi olan tek kurum olduğunu ve ol- maya da devam edeceğinı vurguladı. Bu bağlamda, ulus devlet önümüzdeki dönemde uluslararası jeopolitiğin en önemli, hatta tek birimi olma- ya devam edecek. Küreselleşme ve dev- let ilişkileri üzerine benzer birtespit, Wil- liam Pfaff'ın geçen hafta ABD-Avrupa sılah şirketleri arasmdaki olası birleş- meleri tartışan bir yazısında da vardı: "Ulusal egemenlik ve ulusal güven- lik söz konusu olduğunda, ne Ame- rika'da ne de Avrupa'da bir serbest piyasadan söz etmek mümkün değil." (International Herald Trıbune 06/08/99) The Economist'in bu konuda esas olarak kendisinden önce- ki. daha çok da ABD savunma çevrelerinde üretilen çalışma- lara dayandığı anlaşılıyor. Bu çevrelerde, Soğuk Savaş son- rası dönemin jeopolitik ilişkile- rine yaklaşımın genel çerçeve- sini de sanınm büyük ölçüde Zbignievv Brzesinski tarafın- dan Foreign Affaires'in Eylül- Ekim 1997 sayısında (Avrasya için jeostrateji) makalesinde Büyük Satranç Tahtası kitabın- da ilerı sürülen perspektif belir- liyor. Nitekim daha önce NATO bağlamında tartıştığımız, Sa- vunma stratejisi üzerine dört yıllık gözden geçirme-1997 ile 1998 Ekim ve Kasım aylann- da yayımlanan Yeni Yüzyılın Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Doğu Asya ve Pasifik Güven- lik Stratejisi başlıklı raporlann Brezınski'nın çalışmasında di- le getirilen görüşlere dayandı- ğını görmek mümkün. The Ecc- nomist'te Brzesinzki'nın çizdiği çerçe- veyi ve Samuel Huntington'un Fore- ign Affaires'in aynı sayısında önümüz- deki dönemde ABD hegemonyasının dinamiklerini tartışan yorumunu esas alıyor. Diğer taraftan, madalyonunöbûryü- zünde, 22 Mayıs 1999'da Jiefang Ri- bao gazetesinde yayımlanan bir maka- "Yeni Jeopolitik" lenin ortaya koyduğu gibi Çin Halk Cumhuriyeti de, ABD'de egemen olan jeopolitik perspektiften etkileniyor, ken- di yaklaşımını, buna tepkı olarak geliş- tiriyor. Japon savunma bakanlığında ge- çen bir yıl içinde hızlanan. Japonya'nın askeri kapasitesinin artmasına ilişkin tartışmalann da bu yeni jeopolitik or- tam "paradigmasından "etkilendiğı an- laşılıyor. (Far Easter Economic Revi- ew 12/06/99) Bu yeni jeopolitik ortam çözümleme- lerinin temelinde, Brzesinski tarafından ileri sürülen daha önce değindiğımiz gi- bi Rusya'da Primakov ve Zuganov'u da üzerine kitap yazacak kadar meşgul eden Avrasya Para- digması var: Avras- yaVi siyasi, askeri ve ekonomik olarak kontrol eden dün- yanın geri kaianına egemen olur. Çün- kü Avrasya, dünyanın en dinamik üç ekonomik merkezinden (ABD, Avru- pa ve Güneydoğu Asya), ikisini, he- nüz hacmi tam olarak belli olmayan büyük enerji kaynaklannı, yeni açıl- maya başlayan potansiyel pazarian da kapsıyor. Halen ekonomik, siyasi, askeri ve tek- nolojik olarak rakipsiz olan ABD açısından ise en önemli jeopo- litik sorun, önümüzdeki 50 yıl içinde, herhangi bir devletin ve- ya devletler grubunun, ABD'nin üstünlüğünü tehdit eder hale gelmesıni önlemek. Bu amacı Avrasya paradigmasıyla bir- leştirince, ABD ve Batı açısın- dan "yenijeopolitiğin" konusu olarak, Çin, önem kazanmaya başlıyor. Gerek Brzesinski gerekse de değindiğim raporiar, ABD hege- monyasının sürmeye devam etmesi için stratejik bir ilişkiler üçgeninin denetlenmesi gerek- tiği görüşündeler ABD-Avnı- pa-Çin. llginç bir şekilde. Rus- ya veJaponya bu üçgenin için- de doğaıdan yer almıyor. ABD dış politika çevrelerinde yapı- lan jeopolitik hesaplara göre, Çin'in bölgesel birgüç olmaya ve Orta Asya petrol ve gaz kay- naklanna, boru hattı yollanna stratejik ilgisini daha fazla ifa- de etmeye başlamasına para- lel olarak Rusya'nın Batı'ya yaklaşma- sı bekleniyor. Burada ek bir hesapdaza- man içinde. Rusya'nın daha esnek, dış ve iç ekonomik ilişkilerinde daha özgür, daha gevşek bir konfederasyona dö- nüşmesiyle ilgili. Böylece Rusya'nın Ba- tı'ya daha kolay asimile edileceği, im- paratoriuk eğilimlerinden vazgeçeceği umuluyor. Japonya'ya gelince, Japon- ya'nın bölgede bir güç olmak yerine, si- yasi etkisini uluslararası bir alan, ama ABD'nin ortağı olarak yansıtmasının (as- keri olarak güçlendirilerek yedeğe alın- masının), ABD'nin uzun dönemli çıkar- lanna daha uygun olduğu düşünülüyor. ABD'nin Avrasya'yı denetlemesi, Çin'e karşı istediği gibi konuşlanabilmesi, kü- resel hegemonyasını korumaya devam edebılmesı için ise Avrupa ile ilişkileri- ni, özellikle NATO bağlamında sürdür- mesi büyük önem kazanıyor. Diğertaraftan, ABD raporian Çin'i bir tehlike, hedef olarak saptamamaya özen göstermesine, Çin'in yerel bir hegemo- nik güç olarak (böyle kaldığı sünece) ka- bul etme eğiliminde olmasına karşın The Economist raporunda farklı biryaklaşım var. The Economist, yeni jeopolitiğin ha- ritasını, doğrudan Çin'e karşı konuşlan- mış (denetlenmeyi, tecriti amaçlayan) bir ABD-Japonya ekseni, askeri olarak çok daha yakın bir ABD-Avrupa ilişkisi olarak düşünüyor. Bu yorum farkının ABD-Avrupa ilişkisi içinde kendine özel bir yer arayan Ingiltere'nin özel çıkaria- nndan kaynaklandığı da söylenebilir. Ancak Çin tarafı da yeni jeopolitiği The Economist'e benzer bir şekilde okuma eğiliminde. Çin, ABD'nin "insan haklan" bahanesiyle devletlerin iç işle- rine müdahale koşullannı yarattığını, Ja- ponya ve Tayvan'la hızla geliştirdiği ye- ni askeri ilişkilerie Çin'ı kuşatmaya ha- zırlandığını, böylece NATO'nun Batı'da- ki işlevine uygun bir ortamın Asya'da da yeniden üretildiğinı düşünüyor. (Ji- efang Ribao). Japonya'nın eski bayra- ğını, ulusal marşını, uluslararası anlaş- mazlıklan çözmek için savaşa başvur- ma hakkını yeniden canlandırmaya baş- lamasına bakarak, ABD tarafından ye- değe alınmasının da o kadar kolay ger- çekleşmeyeceğini söylemek mümkün. Tüm bunlar önümüzde, neo-liberal hülyalardan çok farklı, karmaşık ve teh- likeli bir devletler arası ilişkiler dönemi- nin yattığını gösteriyor. Büyük çaplı, çok taraflı savaşlar ise hâlâ azımsanmaya- cak bir olasılık. ANKARAPAZARI YAKUP KEPENEK 'Faiz AŞ'yi Üretim AŞ'ye Döniiştürmek-2 Geçen haftanın yazısında değinildiği gibi, ekono- minin en büyük sorunu, üretken yatınmlan arttırmak; sermayeyi üretime çekmektir. Bu kapsamlı konu- nun, burada yalnızca, ana noktalannın attı çizilebi- lir. Bireysel açıdan sermayenin üretimde kullanımı, getirisi ya da sağlayacağı kâr ile belirlenir. Bu nok- tayı veri almak gerekir. Tartışılması gereken bunun ötesidir; sorunun ekonomi politikası boyutudur. Ekonomi politikasını, toplum adına, ülkeyi yöne- tenleryapar veyürütür. Bu durumda sermayenin üre- time yönelmesi, devletin niteliğine bağlıdır; serma- ye birikimi sürecinde devletin işleyişi ve ekonomik gelişme anlayışı ana belirleyici etkendir. • • • Üretim, etkinlik ve verimlilik işidir. Etkinlik ve ve- rimlilikdeWefyap/s/ için de geçerti olmalıdır. Bu açı- dan bakılınca ülkemizde, devletin baştan sona ye- niden yapılanması gerektiği çok açıktır. Birimleri, uyumlu ve eşgüdüm içinde, açık, dürüst, demok- ratik, hızlı ve verimli çalışan bir devlet çarkı, diğer getirilen yanında, sağlıklı bir ekonomi politikası ya- pılmasının da ilk adımı; giriş kapısıdır. Devlet, ekonominin değişik kesimleri içinde, üre- time ve üreticiye öncelik vermelidir. Üretim, sayısı ve niteliğiyle ne kadar güçlü olursa, öbür sorunla- nn çözümünün anahtandır. Devlet, üretim dışı ser- maye kesimlerinin günlük çıkarlannın tutsağı olma- rnalr, toplumsal üretkenliği arttıracak önlemleri al- malıdır. Gelişmeci devletin tanımı budur. • • • Son yıllann araştırmalan, üretimde sağlanan ürün fazlasının ya da artık değerin ana kaynağının, üre- tim yönteminin yenilenmesi olduğunu kanıtlıyor. Üretim yönteminin yenilenmesi, yeni teknolojilerin alınmasını, özümsenmesini ve giderek üretilmesi- ni içeriyor. Türkiye, devleti, işveren örgütü ve işçi sendikasıyla önce bu gerçeği kavramalıdır. Atılan her ekonomi adımı, alınan her önlem, bu bilinçle do- nanmış olmalıdır. Bu gerçeğe dayalı ekonomi po- litikası, iki ekseni içerir. Bunlardan birincisi, ekono- mik gelişmenin, yalnızca, beton ve makine anlamı- na gelmediğidir. Bunlara ek olarak, doğrusu önce- likle, işgücünün niteliğinin yani beyin gücünün ge- liştirilmesi, toplumsal yaratıcılığın güçlendirilmesi ve bunlann bir kültürel bütünlük ortamında sağlanma- sı büyük önem taşıyor. Günümüzde, üreticilik ya- ratıcılıktır. Bu iş için el emeği ile beyin emeği bir- leşmelidir. Bu evlilik, üretkenliği, verimi ve niteliği yük- settir; işgücü üretimden daha büyük pay alır. Türki- ye ekonomisi yalnız ve ancak bu yolla dünya paza- nnda yer edinebilir. İkinci olarak, ekonominin, tanm, sanayi ve hizmet kesimleriyle birbütünlük içinde yeniden yapılanma sürecine girmesi gerekiyor. Buradaki anlamıyla ye- niden yapdanma, işyerinin ve işin örgütlenmesi; üretim ve hizmet birimlerinin, kendi kişisel çıkaria- n ile uzun dönemli toplumsal çıkan uyumlu kılacak biranlayışlaçalışmalannınsağlanması, piyasanın iç denetimini toplum adına işleyen açık ve yasal ka- mu denetiminin tamamlanması. giderilmesi gereken eksiklerdir. • • • Yazıyı bağlamadan önce, günlük uygulama dü- zeyinde birkaç ömek yeterii olacaktır. Türkiye'nin son yinmi yıl boyunca, bilinçli uzun dönemli bir gelişme politikası yoktur. Bunun en so- mut örneği, dışandan teknoloji satın alınması ko- nusudur. Türkiye'nin, önceleri makine ve araç ge- reçler, son yıllarda da bilgisayar ve teleiletişim gibi ileri teknoloji konulannda nasıl bir politika izlediği be- lirsizdir. Ve ülke ekonomisi, bu nedenle, çok büyük ölçüde kaynak yitirmektedir. Tüm serbest piyasacı söylem ve dayatmalara karşın, hemen her ülke yerii üretimini yabancı ürün- lerin rekabetine karşı, şu ya da bu biçimde koru- maktadır. Aynı anlayışla, tanm ürünleh desteklen- mektedir. Son ömeklerden bin Birieşik Amerika'dır. ABD, geçtiğimiz günlerde, Avustralya ve Yeni Ze- landa'dan kuzu dışalımına sınırlamagetirdi; benzer bir uygulama çelik dışalımında yaşandı. Dünyada bir kuzu savaşt yaşanıyor; Türkiye ise, Dünya Ban- kası ve IMF'nin "Tanm üretimini desteklemeyin" dayatmalan karşısında kuzulaşıyor. Bu ikiliye, devletin mal ve hizmet satın almadaki politikasızlığı eklenebilir. Türkiye, yerli üretilen pek çok ürün ve hizmeti, tam bir tutarsızlık ve bilinçsiz- likle, dışandan satın almanın, dayanılmaz çekicili- ğine teslim olmuş bulunuyor. • • • Ulusal ekonomik gelişme bir bütündür. Üretim güçlerinin geliştirilmesinin, üretim olanaklannın art- tınlmasının bilincidır. Burada aptalca bir devletçilik ve millicilik yoktur; çağdaşlaşmaya yönelik, karar- lılık içinde kendine güven vardır. Cumhuriyetin ku- ruluşundan sonra olduğu gibi, böyle bir ulusal eko- nomik bilinç ve tutarlı kişilik varsa, tahkim de MAI de, değil dayatılmalan, önerilemezdi. Bu nedenle, bu tür dayatmalara kesinlikle karşı çıkılmalıdır. Asıl yapılması gereken ise, ülkenin üretim gücünü geliş- tirmenin yol ve yöntemlerini tartışmaktır. e-posta: yakup@metu.edu.tr Yılda 10 bin ton kaçak çay İthal çayda KKTC düğümü RİZE (AA) - Üretimin fazla, tüketimin ise az ol- ması nedeniyle arz-talep dengesinın bozulduğu çay sektöründe, yurtdışından çeşitli yollarla Türkiye'ye soİculan ithal çaylann so- runu büyüttüğü bildirildi. Rize Ticaret Borsası ta- rafindan hazırlanan rapo- ra göre, sınır ve normal ri- caretin yanı sıra Kuzey Kıbns Türk Cumhuriye- ti'nden (KKTC) yolcu be- raberinde özel eşya muafi- yeti kapsamında sokulan çaylann yanı sıra kaçakçı- lık yöntemi ile Türkiye'ye yılda ortalama 40-50 bin ton yabancı menşeli çay giriyor. Raporda, KKTC'den yolcu beraberinde özel eş- ya muafiyeti kapsamında- ki limitin yıllık kişi başına l500AlmanMarkı oldu- ğu hatırlatılarak şöyle de- nildi: "Bul500markhkmuafl- yet Kıbns-Mersin hattın- da çay için organize bir şe- Idlde kullanümaktadır. Bu yolla ülkemize gümrüksüz olarak giren çayın yılda 10 bin tondan dahafazla oldu- ğu tahmin edilmektedir." Çayda üretim fazlası bulunmasına rağmen ithal edilmesine bir anlam verilemedigi kaydedilen raporda, yolcu beraberin- de özel eşya muafiyeti kap- samından çayın çıkanlması gerektiği bildirildi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog