Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

24 AĞUSTOS 1999 SALI CUMHURİYET SAYFA DEPREM Gölcük'te sayısız itnar tadilatıylayaj^-sctt^ıUmı hep 'üavekat' izni veriM Değinnendere'nin kent parkmda yığdan yardım malzemesi 'depremzedder' tarafindan paylaşıhyor. Değirmendere suun geçildiğinde hasarb da olsa ayakta kalan binalann çokluğu dikkat çekrvor. •Kat karşılığT oiııayetOKTAYEKtNCİ GÖLCÜKmEĞtRMENDERE - tTÜ uzmanlanna göre büyüklüğü "7.8" olan depreme "çökmeden" dayanabılen bina- lar, sadece başanlı mühendısliğın değil, halkın gözünde "namushı müteahhiüi- ğta" de göstergesı kabul edıliyor. Bu tür binalann azınhkta kalmayıp tam tersine "çoğunhığu" oluşturduğu yerleşim yer- lerinde ise aynı başan ve namus katego- nsıne hiç kuşkusuz "belediyeyi'' de kat- mak gerekiyor. Çünkü hem ruhsat için onaylanan pro- jelerin mesleki ve bilimsel kurallara uy- gun olarak düzenlenmiş olmasını titizlik- le denetlemek hem de inşaatlann onaylı projeye uygun yapılması dısıplıninı sağ- vJölcük'le Değirmendere yan yana ve hatta 'bitişik' iki yerleşim yeri. Gölcük'te yıkılan ve tahrip olan binalar neredeyse çoğunluğu oluştururken komşusunda ise azınhkta kalmışlar. Çünkü Değirmendere'de yap-satçılann doyumsuz ilave kat isteklerine ödün vermeyen bir belediye yönetimi var. lamak, yasalara göre öncelıkle belediye- lerin sorumluluğunda. Bu yaşamsal sorumluluktan rant uğru- na ödün venlen yerleşim yerleri, depre- me de en çok kurban venlen yerler oldu- lar. Sayılan az bile olsa imar yetkilerinı "kat karşılığı inşaatsektörünün" doyum- suz istemlenne tutsak olmadan kullana- bilen belediye yönetimlen ise aynı dep- remin diğerlerine göre "daha aztahribat- la* atlatılmasına ımzalannı attılar. Tıpkı, GöJcûk'ûn hemen baü komşu- su ve "bitişik bekle yerieşim yeri" konu- munda bulunan Değirmendere'de göz- lediğımız gibi.. .Izmıt-Yalova karayolun- da, Körfez kıyısına dızilmış yerleşim yer- lerindeki deprem hasannı inceleyerek batıya doğru ilerlediğimizde, en büyük tahribatın olduğu Gölcük. adeta "2. Dün- ya Savaşj sonrasının bombalanmış kent- lerini" andırarak yüreklenmızı burkuyor. tlçenin en pahalı ve "süper-4üks" da- irelenni ıçeren anacadde kenanndaki çok katlı apartmanlan yolun üzerine göçtü- ğûnden, enkaz kaldırma çahşmalan yü- zünden cadde sık sık trafığe kapanıyor ve uzun araç kuyruklan oUışuyor. Karayo- lundakı "Gökûk'ün bittiğini ve Değir- mendere'nin başladığınr gösteren tabe- lalan okuduğumuzda ise sıkışan trafiğin yeniden açılmasıyla birlikte aniden -farklı bir belediye sınınna da girdiğimi- a " anlıyoruz. Çünkü, biraz önceki bombalanmış kent görüntüsû, yerini "deprane diren- miş bir kent" görüntüsûne bırakıyor. Bı- ir 'gönüllülük' hikâyesiRAGIP İNCESAĞIR Depremaı ikirçci günü Ş p î İ . birlikte yolunu büe doğru dürüst bilmedi- ğimiz Avcılar'a koşturduğumuzda karşı- laşbğmnz görüntülermüthiş birkoordinas- yonsuzluk. şaşkınlık ve daguukbktı. 30 ki- şilik bir gönüllü ekibiyle o enkazdan bu enkazakoşuşturmamıza rağmen hemenhe- men hicbir şey yapamamış olmak acı veri- yordu. Istanbul'da depremin en büyük can aldığı yerde bir türlü 'kriz masasna' ula- şamarnak, her enkazın başında neredeyse nokta kriz masası olarak görev yapan ko- mutanlann çaresizce vetek başına çırpınış- lan 'bu memtekette devtetordudan mı iba- ret' sorusunu sorduruyordu bize. Daha ön- ce çeşitli vesilelerle panzeri, copu, mahke- mesiyle müşerref olduğumuzdevletin ora- da neden ve nasıl olmadığnu, olamadığını sormak vatandaş olarak hakkım değil mi? Elbette öyle, ama orada, acının tam kalbin- de, bakışlann donuklaşıp sözün bıttiği yer- de siz de yere bakmak ve yutkunmaktan başka bir şey yapamıyorsunuz. Devletin sadece mehmetçiğin enkazkal- dıran kaba emeği olarak varolduğu Avcı- lar'da bızi yönlendirmesi için başvurduğu- muz hiçbir makamın yerinde ve ortalıklar- da görünmemesi şaşkın ve telaş içüıde bı- rakıyordu bizi. Oradan oraya koşturuyor, a- ma anlamlı biçbir iş yapamıyorduk. Tam bu sırada bölgedeki 5-6 katlı bir bi- nanın 2. katında oturan yaşh bir hanımın sağ olabileceği söylentisi hemen harekete geçinyordu bizı. Ama binayı gördüğümüz- de elimiz ayagımıza kanşıyordu kaygıyla. Çünkü 2. kat dedikleri bodrum kat olmuş- tu artık ve bina, öne doğru 30 derece eğü- mişti. Uzman bir kurtarma ekibinin olma- ması nedeniyle askerler bina içinde çahş- mayı durdurmuşlardı. Orada sonımlu olan yüzbaşı aynen "Valla siz bffiraaiz, isterse- niz siz güin" dıyordu bize. Binanın karşı- sında annelerinikurtarmamız için yalvaran ailenin gözlerine bakamiyorduk. lstan- bul'dadepremin 2. günündeneden hâlâuz- man bir ekibin burada olmadığını içimiz- den soruyor, .ama ağzımızdan bir kelime bile çıkamıyordu. Aynı binada biz oraya varmadan önce ölü bedenleri çıkanlan iki küçük çocuğun odasında gezindi gözleri- mız. Belli ki evin küçük kedisinin yıkılan bir krişin altında kalan kafası çarpıyordu gözümüze. Sonra 5-6 yaşlan için olduğu belli olan bir kaç oyuncak. Bir kumaş fil, bir bebek... Masanın üstünden düşmüş bir vazo ve içinde hâlâ solmamış çiçekler... Bir zamanlar varolan, hepimizin hayatı gibi kutsal ve güzel olan hayatlan bize bıraktık- lan mesajlar gibi orada öylece duruyorlar- dı... Öylece... Sanki 'hayat çok güzeldir' der gibi, sanki'öhîmhak, ama aynıyaşam gibi o da adaletsiz' der gibi. sanki 'bey sen oradaki, nasüsuT der gibi. Geri döndük. Ertesi sabah semtimizde örgütlenmeye çalışılan bir yardım kampan- yasına katıldık. Ama o akşam televizyon- lardan yayımlanan 'enkazlann ahmdan çığ- hklar geüyor' anonsuy la hemen bir kaç ar- kadaşunla ilışki kurup, PERPA'nın önün- de buluşmaya karar verdik. Amacımız, bir jeneratör alıp bölgedeki çalışmalara hibe etmekti. Paramız işe uygun bir jeneratöre yetmese de, güçlü bir darbeli kıncı maki- ne, 15 ton kaldırabilen bir kriko, demirma- kaslan, bir sürü eldiven, baret ve rnaske ile yola koyulduk. Trafîk nedeniyle saatler sonra ulaşabildığımız Gölcük'te görüntü- nün Avcular'dan farkı, keşmekeşin ve se- faletin çok daha büyük oluşuydu. Malze- meleri teslim etmek için gittiğimiz AKUT kampında aynı malzemelerin yığılı bır şe- kilde varolduğunu gördük. Ama bu onla- rm kullanıldıgı, planlı dağıtıldığı ve işe ya- radığı anlamma gelmiyordu. Gölcük ve Değırmendere'de dolaştığınnz her sokak- ta daha el değmemış, altından kokulann yükseldiği enkazlar görüyor. kampta mal- zemelerin yamğını düşündükçe çıldınyor- duk. Bölgede başta AKUT binlerce gönül- lü koşturuyor, ama onlara rehberlik edip emeklerini ve niyetlerini değerlendirecek uzman ekiplenn çok az (o da neredeyse ta- mamen yabancılardı.) olması nedeniyle i§e yarayamıyorlardı. Her yer ceset kokuyor- du. Her yer çürümüş düzen kokuyordu... Gece olup da döneceğımiz sırada son bir umut lzmit Knz Masası'na bir kez daha başvuruyorduk. Onlar da bize Derince'de kaba emeğe ihtiyaç olduğunu söyleyince orada tanıştığımız 6 kişilik bir grupla he- men takımı oluşturuyorduk. Bır zimmet tu- tanagıyla kazma küreklerimize alıp, otos- top ve araçlanmızla Derince'ye ulaştık. Derince'deki Kriz Masası bizi yıkılan bir hastaneye gönderdi ve orada çalışan ekibe katılabileceğımizi soyledi. Gıttik.Onlarca insan. şimdi kokuyorlardı. Ve biz orada bu korkunç kaderle yavaş yavaş betona kan- şan bu cesetlerin bunu haketmedıklerini düşünerek anlaülamaz bir suçluluk duygu- suyla kıvranıyorduk. Bir süre calışanlann yemeğe gıtmiş olabilecekleri gibi bir şeye inanmak istedik. Bu düşünceyle bekledik dakikalarca karanlıkta. Gelen giden olma- yınca bir arkadaşımla birlikte bir karakola gidıp, "biziın burs>a yönkndiriMiğimizi, ekipkrin nerede oiabfleceği, onlar gittivse bizim nerede çabşabüeceğiınizr sorduk. Başkomsenn yanıtı şu oldu: "Izin kâğrt- lamuz oerede? Eğer izin kâğıdınız yoksa si- amezarso\guncusu olarak kodeseatanm." Şoke olmuştuk. "Mezar soyguncusu obak size neden geteüm. Biz bir işe yaramak için çırptnıyoruz" dediysek de karşımızdaki tam Aaz Nesn'ukti. "tziıı kâgıdı al, şura- yaimzalat, hatta bugünşt,yanngd". Çık- ük. Duyduklarunızı diğer gönüllü arkadaş- lara anlattığımızda gece 2 ıdi ve daha bir kazma sallayamamıştık. Dönüş yolunda beynimin o köşesinden bu köşesine sıçra- yıp vicdan azabımm üstüne öfke eken so- ruşuydu: "Hertürtüis>r anarıazırotanama doğal birafet karştsmda ezberi bozulandev- let, hiç olmazsa toplumsalvicdanı rafaadat- mak ve aayı paytaşbnp azattmak için bir yas obun itan edemez miydl? Bunun 'mu- hakkak' rasyonel bir açıklaması vardır. Sistemin işlemesi ve bekaası için öyle i- capediyordur. 'Amabuyürek,odildenan- lamıyor pek...'Ben yanndan itibaren ya- kamda ve arabamda sryah kurdek ileçıka- cağım sokağa. Devlettutmazsa, bentutanm yasmu diyece^m sorana da." Ey bir ara evindeki elektrik dügmesine uzanmakla bile özgür yurttaş bir birey ol- manın onurunu yaşamış, okuyucu. Ya sen? Sen yasta değil misin? nalann büyük çoğunluğu ayakta ve hat- ta hiç sarsılmamış gibiler. Yana yatan, yıkılan ya da çökenler ise o ayaktakile- rin arasında "azuüıkta" kalmışlar. De- ğırmendere'deki imar dısıplinini "boz- duklan" anlaşılan bu hayırsız ömeklerin dışında en büyük tahribat da Körfez bo- yunca hemen tüm yerleşim yerlerinin or- tak yıknn ve yok oluş kuşağını oluşturan kıyı kesiminde gerçekleşmiş. Her yıl yinelenen "lÜuslararaa Ah- şap Heykel Sempozyumu"na ve diğer kültür etkınliklenne katılanlann yakın- dan tanıdıklan "Kınk Çatal Lokantası'' artık yok, çünkü denizin içinde. Benzer şekılde bu beldeye gelen konuklann ne- redeyse evleri gibi alıştıklan KorukOte- li de yine kıyıdakı Koruk Restorant'la birlikte depremde kabaran deniz tarafindan yutulmuş durumda. Değırmende- re'nin kıyısı artık ahşap hey- kellerin süreklı sergilendiğı parka kadar gelıyor. Daha doğrusu 17 Ağustos'tan ön- cekı meydan, bundan böyle "nhum" konumunda ola- cak. loplaoü Depremzedeler kuduza karşı aşdamyor DtLEKAKIRMAK BOLU - Depremin önemli hasara yol aç- tığı Bolu il genelinde ölü sayısı 263'e, ya- ralı sayısı da 1155'e yükseldi. tlçelerde 773 binanın yıkıldığı, 717 binanın ağır hasar gör- düğu belirlendi. Yağmurun yaşamı olumsuz etkiledıgi belırtilen Düzce'de bazı yurttaş- lar gökyüzünde ateş topu gördüklerini öne sürdü. Gölyaka ilçesinde bır kişide kuduz belirtısı görülmesı üzerine depremzedelere kuduz aşısı yapılıyor. Bolu'da depremden en çok etkilenen yer- leşim binmleri Düzce ve Gölyaka ilçelen. Düzce'de dün etkili olan şiddetli yağış dep- remzedelere zor anlar yaşatn. Çadırlann ye- tersizliği nedeniyle kendi yaptıklan derme çatma çadu-larda yaşamaya çalışan Düzce- liler, saat 11.00'de başlayan ve 1 saat süren yağıştan olumsuz etkilendi. Depremzedele- rin enkazdan kurtardığı buicaç parça eşya- lan da kullanılamaz hale geldi. Bu arada önceki gece çok sayıda kişi ateş topu olarak nitelenen ışık saçan bir cisim gördüklerini öne sürdüler. Türk-lş Genel Başkanı Bayram Meral da dün Düzce ye gelerek ıncelemelerde bulundu. Gölyaka'da ölü sayısı 102'ye, yarah sayı- sı 250'ye çıktı. tlçedekı binalann yüzde 70'i yıkıldı. Kriz masası yetkilileri, Gölyaka'ya 1100 çadır. 3 bın battanıye geldığinı, 200 çadır ve 500 battanıyeye daha gereksinim bulundu- ğunu belirttiler. Yanndan itibaren ilçe mer- kezine su verilecek olan Gölyaka'nm 20 kö- yü elektriğe kavuştu. Ilçede 100 çadırdan oluşan çadu kent kuruldu. Çadır kentte te- lefon, duş kabini ve tuvaletler bulunuyor. Ziraat Bankası'nın da hizmete başladığı il- çede hasar tespit çahşmalan sürüyor. Dep- remde 41 büyükbaş hayvan, 24 bin cıvciv, 2 küçükbaş hayvan telef olurken, 189 ahır ve 135 kümes yıkıldı. Depremden sonra bölge- deki yeraltı sulannda artış olduğu belırlen- di. Gölyaka Kriz Masası'nda, aralannda kay- makamın da bulunduğu 6 kişı, 10 hızmet grubuna aynlan 100 kamu görevlisini çalış- malar konusunda yönlendirerek organizas- yonu sağlamaya çahşıyor. Bolu'nun deprem felaketinden fazla etkilenmeyen ilçesi Mu- durnu'dan vatandaşlar 50'şer kişilik gruplar halinde bölgeye yarduna geliyorlar. Bulaşıcı hastalıklara karşı ilçe, ilaç püs- kürtülerek dezenfekte edilirken, vatandaşla- ra tetahos ve kuduz aşısı yapılmaya başlan- dı. Bolu Belediyesi'ne ait ekipler de başı- boş köpekleri itlaf etti. Kriz masası yetkilı- leri, alerjik hastalıklarda kullanılmak üze- re, ilaca ihtiyaç olduğunu belirttiler. Gölya- ka'nın ihtiyaçlan arasında berber de bu- lunuyor. Gıda maddesi yönünden sıkıntı çekilme- diğini, üraş bıçağı, diş firçası, diş macunu, sabun, şampuan gibi temizlik malzemelen- ne ihtiyaç duyulduğunu söylediler. Ilçede battaniye ve çadu- sıkıntısı çekildiği de öğ- renildi. 18 Nisan 1999 seçimle- "3. kjez' r ?ScHen Bele- y 4 r d ^ n ı l Aka- hn'ı, depremle başlayan so- runlan "biriiktegöğûsteme" ve "beraber aşma" konu- sunda "shil toplum örgürJe- ri temsilcUeriyle'' toplantı yaparken buluyoruz. Top- lantı, belediye binası yıkıldı- ğı içın "geçici belediye evi" olarak kullanılmaya başla- nan ve geçen yıl restore edi- lerek "knMrevi" haline ge- tirilen eski Değirmendere binasında yapılıyor "Yah mcv kn" denilen yerdeki 12 kadar geleneksel ahşap ev- den binsı olan bu bina, ön- ceki yıl Henry Ford Çevre Ödülü'nü de alan tarihi ma- halleyi koruma ve kurtarma projesi kapsamındaki ilk uy- gulamalardan biri. ToplanOdan sonra mimar ve şehirci katılımcılar çadır kent için yer seçimini belir- lemek üzere ellerine imar planlannı alarak uygun ara- zileri incelemeye giderler- ken, sekretarya da Değir- mendere için belirlenen "öo- celikli yardım malzemesi" türlerini şöyle ılan edıyor: "Çadır. battaniye, sahra tu- valeti ve duşu, musluklu su deposu, mazot, jeneratör_" Değirmendere Pekı, Değirmendere'de ayakta kalan ve insanlan öl- dürmeyen binalann "çoğun- lukta" olmasının ardındaki "befcdive başana" neye da- yanıyor?.. Ertuğrul Akalın, bir "kıyaslama" yapılmasını "etik okrak" doğru bulma- dığnıdan susmayı yeğliyor. Değirmendere Belediye- si'ndeki 10 yılı aşknı imar politikasmı yaknıdan bilen- ler ise "g&ztedegörünenger- çeği" şöyle özetliyorlar: "Bu kıyı kuşağı yap-satçı- lar için cennet Arsalan yüz- de elli kat ya da daire karşı- lığı sahiplerinden ahyorlar. Sonra da belediye. te anlaşa- rak. ilave kat hakkı alıp ken- di paylannı jiizde 70'lere çı- kartarak büyük rant elde edrvorlar_ Ertuğrul Akalın bunlara asla ödün vermedL" Işte Gökük'ün neden De- ğirmendere gibi olmadığı ve neden depremden "en çok zarar gören" yerleşim yerle- ri arasında öne çıktığının ya- nıtı da bu açıklamada var. Gölcük, sadece deprem bölgesine değil, neredeyse tüm ülkenin imar düzenine damgasını vuran yap-sat sektörünün beklentilerine boyun eğen bir belediyeci- lik anlayışı içinde, "kat kar- şıiığıcinayetin" katliama dö- nüşen tahribatını yaşıyor... ARAYIŞ TOKTAMIŞ ATEŞ Ne Yazalım? Geçtiğimiz hafta büyük bir felaket yaşadık. Bu olay- la ıkjili olarak "felaket geçirdık" demıyorum. Zira fe- laket geçmedı ve kolayına geçmeyecek gibi görünü- yor. Deprerni izleyen günlerde, "Bu konuda bir şeyler yazmak bana düşmez" diye düşünüyordum. Fakat geçen zaman içinde öyle şeyler izledik, öyle şeyler duyduk ki, "Bu konuyu ete almam gerek" kanısına ka- pıkjım. Milletçe "deprem uzmanı" (!) oldugumuz ya da uzmanlaştınldığımız (!) bugünlerde, elbette depremle iigili teknik konulan, binincı kez yineleyecek değılim. Ama toplumbilimsel açıdan ele alınması gereken bır dizi konu var. Bu konulardan biıincisi, yıllardan beri toplumumu- za dayatılmak istenen "birey merkezli" politikalann, ulaşmış olduğu noktanın değerlendirilmesi olacak. Ikinci konu, yeni dünya düzenı adı verilen "a/daf- maca" içinde, yerel yönetimlere öncelık verilen bir de- mokrasi anlayışının, bizi nerelere götürebilecegi ola- cak. Üçüncü konu Ahmet Mete Işıkara'nın dramı ve boşboğazlığının değerlendirilmesi... Tüpraş kepaze- liğini de, aynı çerçeve içinde ele almak gerekiyor. Müteahhıtlerin sorumluluklan ve bu sorumluluğun derecesi, diğer konular içinde ele alınabilir. Fakat bun- lardan bağımsız bir biçimde ele alınmasında çok ya- rarvar. Bölgedeki yüksekokul, üniversıte ve diğer öğretım kurumlannın ve bunlann öğrencilerınin geleceklerı ve bunlar için neler yapılabıleceği üzerınde de durmak gerekiyor. ^ ^ Bu arada, kimiterinin ağzını sulandıran FTTnin özel- leştirilmesi konusunu da, yeniden ele almak gerekir diye düşünüyorum. Zira iletişim alanında pariak bir sı- nav veremedik. Hükümetin aczi konusunda bır şey söylemek ıste- miyorum. Beklenmeyen bırafetti veyapılabilecek faz- la bir şey yoktu. Fakat bu söyledığimi sivil hükümet açısından dıle getırıyorum. Âslında yapılması gere- ken, derhal olağanüstü hal ilan etmek ve silahlı kuv- vetleri devreye sokmaktı. Sivil güçler, maalesef orga- nize olamadı. Salim Uslu'nun çok doğru bir biçimde dile getirdiği üzere, "Hükümet devleti çalıştıramadı." Tüm bu konuları, tek yazı çerçevesinde ele almam elbette mümkün olamayacak. Anlaşılan bu hafta bo- yunca, sürekli deprem konuşacağız. Zaten süreklı sal- lanıpduruyoruz... ••• Yukarda sıraladığım, birbirinden önemli konular ara- sında en çok önemsediğim konu, "birey merkezli" politikalann varmış olduğu nokta ve toplumumuzda- ki "değer sıstemınin erozyonu". Bunu yazmaktan ve söylemekten nefret edıyorum ama, bu "erozyon", çok partıh yaşama geçılmesıyle birlikte başladı. Bunu yazmaktan nefret edıyorum; çünkü, bunu yazdığım zaman, sanki çok partilı yaşa- ma geçışe karşı okjuğumun düşünülmesinden çekı- niyorum. Zaten bu noktayı, bundan önce de defalar- cavurguiamıştım. Ama nefret etsem de, etmesem de, çok partili ya- şama geçiş, "Cumhuriyetln değerierini erozyona uğ- ratmaya başladı. 27 Mayıs Devnmi ve 1961 Anayasası, bu değerle- ri yeniden yaşama geçirebılırdı. Ama olmadı, bu de- ğerler yeniden yaşama geçınlemedı. Hele 1974 son- rasında yaşama geçırılen "haın bir plan", Türkiye'yı bir kardeş kavgasının eşığine getirdi. Bu ortamda, bir "kurtancı" gibi görünen 12 Eylül ve 12 Eyiül'le biıiık- te yıkjızı parlayan Turgut Özal, öyle bir değerler sis- temini egemen kılmaya çalıştı ki; Türkiye, bunun sı- kıntısını çok çekecek. "Köşeyi dönmek", "malı götürmek", "iş bitirici ol- mak", vb. gibisınden sloganlann egemen olduğu Tür- kiye'de, şaşkına döndük. Daha önceleri kendi yağıy- la kavrulmaya çabalayan Türkiye'de; "tutumlu ol- mak", "yerli malı kullanmak" vb. gibi özendirmeler yaşanırken, birdenbire ürettiğınden fazlastnı tuketen ve bununla övünen bir anlayışa geçıldi. "Paran kadar değil kredın kadar tuket" sloganı, toplumun tüm ke- simlerınde ve devlet duzenınde egemen kılınmaya çalışıldı. Ve bunda, göreceli olarak başan sağlandı. Ve bu türden politikalar; toplumumuzun pek çok "kurumunu" derin bir biçimde zedeledi. Aile dayanış- ması gibi, komşuluk dayanışması gıbı, ulusal daya- nışma gibi "dayanışmalar", yeni toplumsal ilişkıler içinde değerlenni yitırmiş gibi görünmeye başladılar. "Değerler", göreceli olarak değişmişti, ama toplum değişmemıştı. Bu büyük felaket gunlennde, toplum o eski "değerierini" yitirmedığinı ıspat ettı. Kımilennin pek de beklemedıği bir "toplumsal dayanışma" ve tüm ulusumuzun yüreğınin "tek yürek" gibi attığının görülmesi, ülkemizin geleceğiyle ılgili umutlanmı art- tırdı. Uluslann "büyüWüğü", zor günlerde "tenet/eneb/7- mesiyle"ve "dayanışmasıyla" görülür. Ve yaşamakta oldugumuz sınırsız acılara karşın, bu büyüklüğü yeniden görmek, bana teselli oluyor. Colcuk Koordinasyona asker el koydu ALPER TURGUT GÖLCÜK - Sekizinci Mekanize Piyade ve Göl- cük Tali Komutanı Tuğge- neral Hayri Kıvnkoğlu, Gölcüklülerin ihtiyacı olan tek şeyin "moral" ol- duğunu belirterek "Gıda ve yardım malzemeleri ye- terii. Kriz merkeane subay ve astsubavlanmızı koy- duk. Depremzede yurttaş- larumzın bannması için hedefımiz gûnde 500 çathr kurmak" dedi. Kriz Ma- sası yetkilileri de, Göl- cük'te bugüne dek enkaz altından 2 bin 15 kişinin cesedinin çıkanldığını, 4 bin 600 yaralı bulunduğu- nu belirtti. Afet bölgelerinden Göl- cük ve bağlı üç beldesinde 550 çadırdan oluşan üç ay- n çadır kent kurduklanna dikkat çeken Tuğgeneral Hayri Kıvnkoğlu, "Bugün 450çadırdan oluşan iki ay- n kent daha kuracağız; böylelikle 5 ayn noktada 1.000 çadırnk kent kurul- muş olacak. Dört kişinin bannabikliği çadırlann sa- yısını sürekli artnracağız. Çadır kenrJerin bazüanna elektrik verili>'or. Kalan kı- sunlanna da jeneratörie elektrik sağlanacak. Çadır kenderden sonraki aşama ise prefabrik kö\ kentkri olacak" diyekonuştu. Kıvnkoğlu, depremze- delerin Gölcük'ten çadır kentlere asker ve sivil yar- dım ekipleri tarafindan ta- şmacağını ıfade etti. Gölcük'e geldikleri günden bugüne dek geçen süre içerisinde enkazlar- dan 60 yaralı kurtardıkla- nnı ve 750 ceset çıkardık- lannı belırten Kıvnkoğlu, muhtarlarla koordineli olarak yardım malzemele- rinin dağıtılmasma başlan- dığını söyledi. Kıvnkoğ- lu, Gölcük'te devriye gö- revi yapan askerlerin hur- sızlık yapmaya çalışan 12 kışıyi yakaladıklannı, em- niyet güçlerinin de bir o kadar şüpheliyı gözaltına aldığını sözlerine ekledi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog