Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 24 AĞUSTOS 1999 SALI 14 JvLJJ-iJ. U.K. kultur@cumhuriyetcom.tr SAHNEDEN AYŞEGÜL YUKSEL Ozanlara tiirkü söyleten adamO artık Datça'da uyuyor. Depremi duymadı. El- li yıldır, Türkiye'sini boğan acılara, bu acılara ne- den olanlara, türkü tadıyla bezedigi şiirleriyle ka- fa tuttuktan sonrasustu ışte. Susmuşolmasaydı, gün- lerdir yaşamakta olduğumuz yürek sızılanna, med- yaca ve halkça -çoğunlukla- biçimsiz biçemde ver- diğimiz tepkilere, aklıru gönül süzgecinden geçi- rerek öyle bir anlatım biçemi bulurdu ki, kendı saçmasapan söylemimizden annıverip, onun "Can Yücel'ce söytedikJeri' ne kaynaklık eden coşkun/de- rin duyarlığın sert dalgalı, serin sulanna sığınıve- riıdik. O bu kez göçük altında kalan on binlerin top- rağa yayılan sessizliğinı paylaşıyor. Geriye, elini benden çabuk tutan (ister Paris'te, ister New York'ta, ister Istanbul, Ankara ya da Hakkâri'de olsun, Tûrkiye'nin nabzı hep damarla- nnda atan) sevgili Vecdi Sayar arkadaşımın Cum- huriyet'teki Kedi Gözü köşesinde bütûnünü aktar- dığı, Türkçesi Can Yücel'ce söylenmiş Shakespe- are "Ağrt"ı kaldı. Ağıt'm sonunda ölmüşlere şöy- le sesleniyor Shakespeare/Can Yücel: "Yıldınm- dan korkma gayn / Ne de yer depreminden / Unut sevinci kederi / Yeter çektiğjn elden / Sevenler böy- le çaresiz ' Genç yaşında bir avuc toz." Bir dolu büyük dünya ozanı, Can Yücel'in, ya- bancı dil bilgisini, Türkçe deyiş kültürüyle ve şair ustalığıyla buluşturduğu çevirilerle, bize Türkçe türkü söyleyen, dizeleri dilden dile dolaşan bizim ozanlanmız oldu. Can Yücel'in şiir çevirilerini içe- ren "Her Boydan" kitabının 1983 baskısındaki su- nuş yazısında Sabahattin Eyüboglu'nun dediği gı- bi, "bir insanı yeniden yaratmak gjbi bir şey" şiır çevirisi. "Kendi dilinde bile kılına dokundunuz mu bozulan,şnrken nesiroluveren bir bü> ülü sözü bam- başka sesler ve kelimeterle nasıl verebilirsiniz?" (s. 7) Eyüboğlu, Can Yücel'in yabancı dilden Türkçe- ye aktardığı şiiri şöyle kutsuyor: "Can Yücel, ken- di şiirini söyler gibi çevirmiş bu ' Her Boydan' şiir- leri Cömertçecanını komuş başkalannın söyledik- lerine. Ha sen söytemişsin ha ben der gibi. Insanla insanın kaynaşması her zaman güzeldir, şairin şa- irle kaynaşmasında bir başka sıcakhk, bir başka aydınlık oluyor: bir dille iki dilin tadını almak, bir canla iki canın se>incini duymak gibi bir şey." (s. 9) Çeviri ustası Sabahattin Eyüboğlu. Can Yücel'in pek çok kişi tarafindan nedense "fazla özgûr" bu- lunan çeviri eylemindeki ustalığına "ruhsat" verir- ken son derece akılcı bir çözümlemeye dayanıyor: "_Can Yücel en aşui daygulanm en soğukkanlı düzene sokmasını bfliyor, düşünce coşkunluğunu biçimte, biçim düşkünlüğünü cana sesleniş, ciğere gidişle,dil sarkınolığını kafa oJgunluğuyla giderive- riyor." (s. 9) Tomris Uyar,Can Yücel 'le yapüğı söyleşide (Mil- Bir dolu büyük dünya ozanı, Can Yücel'in, yabancı dil bilgisini, Türkçe deyişle kültürüyle ve şair ustalığıyla buluşturduğu çevrilirle, bize Türkçe türkü söyleyen dizeleri dilden dile dolaşan bizim ozanlanmız oldu. Can Yücel, kültürümüze armağan ettiği özgün ürünler yanında, şiiri şiir gibi, oyunu oyun gibi, düzyazıyı düzyazı gibi çevirirken, "asıl olay"dan hiç birşey eksiltmeksizin, Can Yücel imzasıyla zenginleştirdi her birini. liyet Sanat, sayı 65, 1 Şubat 1983) "şiirçevirisinde uyarlamanın suıınnı" sormuş ozana. '•Çeviri kadın gibidir, güzeli sadık olmaz, sadıgı güzel, diye bir ata- sözüvardır" diye başlıyor yanıtına Can Yücel. "Ço- ğu atalar gibi, Rus atası da yanıumş. Çeviri kadın gibidir, doğru. Doğnı, ama güzeli sadık oiur onun da. Sadıgı güzel mi olur, bak onu bflemiyorum. Bu köpeksi kuşkum, beUd de o 'güvenilir ya da 'sa- dık' bellenmiş çevirmenlerin harfû lâM anlamı ya- kalayacağun derken şiirin hnısını kaçırageuniş oluş- lanndan doğuyor. Oy sa şiiri şiir eden tınıdır, o güm- ledi mi şiir de gümler... Şiir („.) tınılaria zaman içre yaranlmış, patiaolnuş bir olaydır. Şairinin bütün öznelliğine karşın, nesnelBği de bundan ileri geJ- mektedir." (s. 21) Bu "pattotma" olayı "ceviri ŞBr"de şöyle gerçek- leşir Can Yücel'in deyişiyle: "Dakiklik tam bu baglamda iştedevTeye girmektedir.'Sadakat' demi- yonım, dikkat et Çevirmen. bir taharri memuru ve- ya bir Simenon gibi asıl olayın dizeleri arasuıda kol gezerek seyirtecek, aynnüları kurcaiayacak, ipuç- lannı yoklayacak, işin çetetesini tutarak olayuı kün- hünevaracak,bütûnünü,tmısını kavrayacak, sonun- da onu başka bir dilin (mekânı değil) zamanı için- de yeniden yaratacaktır. Benim çevirilerimin aitına 'Türkçe söyleyen' kaydınıdüşmeminnedenidebu- dur."(s.2O) İşte bu, şiir duyarhğı ve bu düşünsel'duyuşsal ça- badır, Can Usta'ya Hamlet'in ünlü "Tobeor notto be, tnat is the question" sözünün karşılığı olarak, ünlü şarkının "Bir ihtimal daha var, o da öhnek mi dersin" dizesini arayıp bulduran... İşte bu yüzden "Bahar Noktast" ülkemizde en sevilen, en çok sahnelenen Shakespeare oyunla- nndan biridir. Işte bu yüzden Tiyatro Boğaziçi, Shakespeare'in "Futma"sı için "Ne zaman ki Can Yücel 'Fırtına'yı çevirir, işte o zaman bu oyunu oy- nayabiüriz" demiştir ve çeviri gerçekleşince de oy- namıştır. Genco ErkaL Can Yücel'in Brecht'ten çevirdiği "Kaikas Tebeşir Dairea" oyununun Dostlar Tiyat- rosu tarafindan ilk kez sahnelendiği dönemde, ken- disine Azdak rolünü nasıl oynaması, sözlerin ağ- zından nasıl dökülmesi gerektiğini, koca bir bölü- mü tek başına oynayarak nasıl anlattıgını unutamı- yor. Can Yücel'in yine Brecht'ten çevirdiği AST yapımı "Tak-tik"in, Timur Seiçuk elinden çıkmış en yaman tiyatro şarkılanndan olan "Eldeki bir kuş daha kuştur daklaki iki baykuştan" bugün de dilimizde dolaşmıyor mu? Ya Brecht'in "Şvayk Hhier'e Karşı" oyununun Can Yücel'ce söylen- miş "Vütava'nın Türküsü"? Brecht'le, Shakespe- are'le haşır neşir olmuşluğu kabul de, beni en çok şaşırtan, ünlü 'Marat/Sade'in yazan -dil yoluyla mi- zah ve ironi kullanımı bizim duyarlığımıza pek de denk düşmeyen- Peter Weiss'in Portekizli diktatör Salazar'dan yola cıkarak yazdığı oyunu, "Satozun Mavah" başlığı altında tadına doyum olmaz bir se- yirlik olaya dönüştüren Can Usta'nın becerisi... Cana can katmak bu demek olsa gerek... Can Yücel, kültürümüze armağan ettiği özgün ürünler yanında, şiiri şiir gibi, oyunu oyun gibi, düzyazıyı düzyazı gibi çevirirken. ''asılola\"dan hiç bir şey eksiltmeksizin, Can Yücel imzasıyla zen- ginleştirdi her birini. Öyle ki, yalnız özgün şiirle- rinde değil, çeviri yapıtlannda bile, imzayı görme- sek de, bir Mozart senfonısini, bir Pkasso resmini tanırcasına ulaşır olduk Can Yücel'in "kendineöz- gû" söylemine. Bu söylemle bizi bize kazandırdı- gını yadsıyabilir miyiz? Can Yücel'i yakındantarumafirsanmolmadı. Yıl- larca önce yalnızca bir cümle söyledim ona. O da bana bir cümle söyledi. ODTÜ'dekı bir sanat izlen- cesinin kalabalığı içinde, kendimi sorumlu hoca saydığundan, yamna zorlukla yaklaşıp kendimi ta- nıtarak "Bizi kırmayıp geldiginiz için teşekkür ede- riz" anlamına gelen bir şeyler söylemiştim. Can Yü- cel'den, "Getaniş olmak benim için bir zevk" biçi- minde kalıplaşmış bir karşılık beklenemezdi elbet. Ancak, hoş bir şey söylemesi de gerekiyordu her- halde. Yanıtı, "Can \'üeel'ce şaşutıcı'" olduğu ka- dar da hoştu: "KoJyeniz ne kadargüzel, hanımefen- di_" Büyükbabamm eski bir tespihinden dönüşmüş. ağaçtan yapmaboncuklardan oluşan koryeme ne za- man gözüm değse Can Yücel'le merhabalaşmış gi- bi olurum. 1999-2000 sinema mevsiminde Warner Bros'un listesîne bakıs Sezonun yeni filmleri Kühür Servisi -Yeni mevsimin merakla beklenen Warner Bros filmlerinin başmda, geçen yıl konusu- nu herkesten gizli tutarak, setini dış dünyaya bütü- nüyle kapatarak ve kılı kırk yararcasına özenip ritiz- lenerek çektiği bu fılmi tamamladıktan sonra, gös- terime çıktığmı göremeden ölen efsanevi yönetmen Stanley Kubrick'in, bir anlamda vasiyet eseri sayıla- cak 'Eyes VVTde Shut' yer alıyor kuşkusuz. Kubrick ustanın kamerasım bu kez Tom Cruise'le Nicok Kid- man ikilisince oynanan, genç bir çiftin arasındaki aşk, tutku, kıskançlık cinsellik, vb. gibi bazı 'mab- rem ve özel alanlar'a çevirdiği 'Eyes Wide Shut- Gö- zü Tamamen Kapalf. Temmuz'da gösterime girdiği ABD'den sonra, sonbaharda da Avrupalı sinemaseverlerin karşısı- na çıkacak. Bizdeki gös- terim tarihiyse 22 Ekim. WB listesinde dikkati çeken bir başka film de halen gösterildiği Avru- pa ülkelerinde hem se- yircinin alkışını alan, hem de eleştirmenlerce beğe- nilen 'Matrn'. Meraklı- smın birkaç yıl öncesi- nin ilginç kara film dene- mesi 'Bound'la anrmsa- yacağı yönetmen Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin yeni çahşması olan 'Matrix', yaşanan gerçekliğe ve yaşamın ötesindeki gerçekliğe ilişkin, bilimkurgu ve aksiyonla harman- lanmış, göz alıcı görsel efektlerle cilalanmış, farklı, karmaşık bir fantastik serüveni aktanyor. Yaşanan ve yaşamın ötesinde olan gerçekliklerden biri rüyay- sa, öteki Matrix'tir. Keanu Reeves'in oynadığı Neo, umutsuzca Matrix'i araştuırken onu başka bir dünyaya götürecek güzel yabancı THniry'yle(yenilerden Carrie-Anne Moss) tanışır filmde. Trinity'yle birlikte, gerçeği bildiğine inandığı, tehlikeli Morphues'u (Laurence Fishburne) bulan Neo, artık Matrix hakkında bir şeyler öğrene- bilecektir. Sonuçta aradıklan cevabı bulrnak için, her amn, her hareketin hayati önem taşıdığı, amansız bir mücadelenin göbeğine düşen Neo, Trinity ve Morp- heus'un sürükleyici serüvenlerini çarpıcı efektlerle görüntüleyen bu fantastik, Larry ve Andy NVachovvs- ki'nin (başka deyişle Amerikan sinemasında Joel- Ethan Coen'lerin izini süren bu yeni kardeş yönet- melerin) yıldızını iyice parlatacağa benzer kısacası. Nicedir sesi soluğu çıkmayan yönetmen-senarist Sam Raimi'nin. Bill Paston, Bridget Fonda, BOly Bob Thornton,Jack Walsh gibi oyuncularla çektiği, Ame- rikan taşrasmda geçen 'ASimplePlan-Basit Bir Pbn". lOEylül'degösterilecek.'ASimplePlan\kazageçı- rip ormana düşmüş bir uçak enkazında 4 milyon do- larla dolu bir çanta bu- lunca bunu cennetten gönderilmiş bir arma- ğan sayıp iç etmek is- teyen üç uyaruğrn, ib- retlik, gülünçlü hikaye- sini naklediyor. Biri evli barklı, işleri tıkı- nnda bir Minnesota'lı Hank (Bill Paxton). ötekı ikisiyse Hank'tn gerzek kardeşiyle onun ırkçı arkadaşı olan üç suç ortağımn boşbo- ğazlıklan sonuncunda herşeyin berbat olaca- ğı bu Sam Raimi fılmi, her zaman olduğu gi- bi seyirciye hoşça vakit geçirtiyor. Eskilerden Sydney Pollack'ın, Harrison Ford ve Tristin Scott Thomas'ı yönettiği 'Random Hearts'ın gösterim tarihiyse 3 Aralık.Bir uçak kazası nedeniy- le karşılaşan, birbirlerinin tam zıddı, yüksek rütbeli bir polisle bir kadın politikacınrn sıradışı ilişkisini an- larıyor yıllann yönetmeni Pollack, henüz Türkçe isim konmamış "Random Hearts'da. WB'nin şimdilik 15 fılmlik ön listesindeki öteki dişe dokunur filmleri de, yapımcı- yönetmen Barry Sonnenfetd'in Kevin KKne-WlD Smith-Sclma Hayek'i yönettiği vvestern parodisi 'Wild Wild YVest-Vahşi Baü'sıyla, aksiyon-macera uzmanı Renny Harlin'in 8 Ekim'de gösterilecek 'Deep Blue Sea'si oluşturu- yor. Kubrick'in 'Eyes Wide Shut' ı sezonun filmlerinden. Müziğingücüyle yardım edecetder • Dünyanın sorunlan için kitle iletişim araçlan ve müzisyenler seferber oluyor. Kültür Servisi - NetAid adlı web sitesi, ilk kez tnter- netin gücünü, televizyon ve radyonun tüm dünyaya eri- şebilme kapasitesini ve dünyaca ünlü sanatçılann insan- lar üzerindeki etkisini bir araya getirerek büyük bir or- ganizasyona imza atıyor. Site, dünyanın en ciddi sorun- lanna karşı insanlığın ilgisini ve duyarlılığmı çekmek için 9 Ekim'de New York, Londra ve Cenova'da aynı an- da konserler düzenleyecek. Konserlere, aralannda Bush, The Corrs, Counting Crows, CeUne Dion, Eurythmks, Jewel, Wy clefJean, Bono. Michael Kamen and Orchest- ra George Michael, Jimmy Page, Pete Tovvnshend, Rob- bie VVTDiams gibi dünyaca ünlü grup ve yorumculann bulunduğu pek çok sanatçı katılacak. Sanatçılar, Lond- ra'da Wembley Stadı, New York'ta Giant Stadium ve Ce- nova'da The Palais des Nations'da sahneye çıkacaklar. George Michael, Bono ve Robbie Williams bir üçlü oluşturarak programlanru sunarken Wyclef Jean de, Bo- no, Bush, The Corrs ve Eurthmics'le bir araya gelerek konser verecek. 9 Ekim'de 17.00-22.15 saatleri arasın- da gerçekleşecek olan konserler Internet, BBC radyo ve televizyonu, MTV ve VH1 adlı radyo istasyonundan naklen yayınlanacak. Konserleri Internetten izleyenler, aynı anda felakete uğrayan kişilere ve yardım kuruluş- lanna bağış yapabilecekler. Etkinliğin yapımcılığmı üst- lenen Harvey Goldsmith, etkinliğin amacının olabildi- ğince çok insanın ilgisini NetAid'e çekmek olduğunu belirtiyor. "Müzik endüstrisi, sanatçılann, diğer insan- larayardımetmekiçinsahneyeçıkıpeİlerindengeieni yap- üklan günlere dönüyor" diyen Goldsmith, "Sanatçılar, sahip olduklan müziğin gücünü diğer insanlar için kul- lanmaktan daha fazla bir şey yapmayacaklar aslında" diyor. Cenova'daki gösteriye yalnızca davetli konuklar ka- tılabilecekten, New York ve Londra'daki konserlerin bi- letleri 24 Ağustos'ta satışa sunulacak. Isteyenler bilet- lerini http://tixx.com/netaid-tickets.htm adresinden ala- bilecekler. (NetAid'in adresleri: http://www.neta- id.or.jp/;http://www.net-aid.com/helpinghands/msm/usa. htm/) Salman Rüşdü'nün rock müzik ıııeralo GURHANUÇKAN STOCKHOLM - Hint asılh tngiliz yazar Salman Rüşdü, "Ayaklaruun Altmdaki Toprak" adlı yeni romanının tanıtımı için kısa süre önce Stockholm'deydi. Romamn konusunu, "Dünyannı en büyük rock'n'roU bandı VTO" oluşturuyor. V2 bandmdan esinlenerek bu konuyu ışlediğini gizlemeyen yazar, bu vesileyle rock müziğiyle olan yakınlığmı dile getirme fırsatı buldu. Bu romanında Rüşdü, daha 1950'li yıllarda Bombay'da izlemeye başladığı rock dünyasını büyük bir neşe ve canlılıkla anlarıyor. Elvis onun için Bombay'da da Londra'da da "Kral"dı. Rüşdü anlatıyor: - Bombay'da o zamanlar, yalnızca rock müziği çalan çok sayıda radyo istasyonu vardı. Bill Haley'i ve Elvis'i o sayede dinledim. "Houndog"un neye benzediğini bilmiyordum ama, Elvis'in ne hakkında şarkı söylediğini gayet iyi anlıyordum. Geçenlerde Çinli bir yazarla yapılan bir söyleşiyi okudum. Elvis'in 1950'li yıllarda Çin'de bile tamndığını söylüyordu. Rock müziği dünyanın her yerindeki insanlarla aynı dili konuşuyor ve onlara aynı şeyleri söylüyor, benim gençliğimde rock müziği dünya gençlerini birleştiriyordu. Sahnan Rüşdü, yükseköğrenim için 1960'ın başlannda Londra'ya gitri. Orada karşısını, rock'ın başkenti çıktı: - Bob Dyian önce Ingiltere'de ünlenince Amerika'da yıldız oldu. Amerika Paul Sünon'un admı bilmezken o Ingiltere'de turne yapıyordu. Benim idollerim şunlardı: lngilizler arasmda The Beatles, Dusty Springfıeld ve Rolling Stones. Amerikalılar arasında önce Bob Dylan geliyordu. Onu, Batı kıyısının müzikçileri, The Becah Boy ve Jefferson Airplane izliyordu. Beatles'ı sevmekte önce güçlük çektim. "Love me do" ve "Pleas please me" bana cıvık ve boş gelmişti. Ama zamanla onlann müziği gelişti, ağırlık kazandı ve içeriği derinleşti. "Rovelver", "The VVTıite albüm" ve "Sgt Pepper" herkesin gerçek Beatles 'ının eserleriydi. Salman Rüşdü bugün gençlik yıllannın idollerinin birçoğunun yakın dostu. Ancak bu onu yenilerden uzak tutmuyor. Birkaç yıl önce U2 ile tanışmış ve hatta Bono'nun evinde bir süre kalrrıış: - U2, bu romanımdan bir metni besteledi. Az önce Dublin'deydim ve parçayı dinledim. Dinler dinlemez sevdim. U2'lu gençleri çok seviyorum. Sık sık gizli adreslerimi değiştirdim. Bir süre Bono'nun da evinde kaldım. Sonra ekliyor: - ABBA yeni müzikalle ("Mamma Mia") Ingiltere'de yeniden çok büyük. Zaten hep büyük olmuştur orada. Yalnız bilsinler ki onlan sevmeyen bir Ingiliz de var: Sabnan Rüşdü! ABBA'dan nefret ediyorum! Ama tsveç popunu seviyorum. Özellikle 'Roxette' ve 'Ace ofBase'i. YAZI ODASI SELİM İLERİ ÇamlıcaYosmasıd) AkifBey'i (1874) sahneye yeniden kazandırmak is- teyen Reşat Nuri Güntekin'in bir saptayımı var. Dil- rüba'dan söz açarken, "duygusuz bir metodram kahpesidir" diyor. Başka olumsuz değerlendirişler de eklemiş: "(...) bir orta malı kadın, bir saygısız yosma (...)" "(...) ne idüğü belirsiz, basit, tatsız, aşağılık..." Reşat Nuri, Namık Kemal'in Dilrüba'sını aslında pek inandıncı bulmamaktadır. Akif Bey'in yazanna saygısından, Dilrüba'nın "temelkarakter"in) koruya- rak, ona yeni giysiler biçmeye çalışır. Erkekleri birbirine düşüren bu melodram kahpe- sinin, hiç olmazsa, "ayrıhk" anlannda içten bir acı çek- mesini diler. Akif Bey'den sonra yayırnlanmış Intibah romanı- nı (1876), Mustafa Nihat Özön, "Türk edebiyatın- . da roman tûrünün ilk kitabı olmak talihine" ermiş sa- yıyor. İlk romanımızdaki Mehpeyker, bu ilk kadın roman kişisi, Dilrüba'nın tıpatıp bir benzeri, uzantısı, ardılı sayılabilir. Melodram kahpesi, şimdi Çamlıca yosmasj kim- liğiyle karşımıza çıkmaktadır. Üstelik, Mehpeyker, Dilrüba ölçüsünde şanslı değildir. Herhangi bir Re- şat Nuri çıkıp, Mehpeyker'in Namık Kemal'ce çizil- miş alınyazısını onarmayı denememiştir. Çok genç, iyi eğitim, öğrenim görmüş Ali Bey, ro- manın başında babasını yitirir. Içine kapanmasın- dan ürken sevecen annesi, Ali Bey'i Çamlıca gezin- tilerine zorlar. Ali Bey, geçen yüzyılın sonundaki Çamlıca'y' bir doğa güzelliği olarak gorecektjr. Pastoral güzellik, he- le çalışma günlerinde, Çamlıca'da dingin, suskun- dur. Issız Çamlıca, toplumsal hayatın karmaşasına yönelik en küçük bir çağnşım uyandırmaz. Çamlıca'yı mayıs başlannda gezen Ali Bey, doğa güzelliğiyie huzur bulur. Örnekse, zümrütten dökül- müş bir aynaya benzemektedir Çamlıca. Örtüleri an- dınr beyaz bulutlar, güneş ışığını süzmekte, aydın- lıklar sağmakta, ama güneş ışığının yakmasına yol vermemektedir. Rüzgâr çok hafrf eser... Kalemdeki arkadaşlan, Ali Bey'i Çamlıca'da ziya- fet vermeye zorlar. Yalnız, Çamlıca'ya 'tatil' günü gitmek töredendir. Ali Bey anlamayınca, görmüş ge- çirmiş, -Namık Kemal tersini yazmadığına göre- Çamlıca eğlentilerinden hiçbiri yıkımlara uğramamış arkadaşlar gülecekler; Ali Bey'in toyluğuyla alay ede- ceklerdir. İlk cumada karar kılınır. Burada 'anne' kimliği devreye girer. Anne, 'dün- ya istekleri'rim daima dışındadır: "Validesiise oğlu- nun -öyle bir günlük eğlenceden atisince terettüp edecek felaketleri nereden keşfeylesin- {...)" Ali Bey'in Çamlıca'da, hemen aynı gün, arkadaş- lanna uyup "yeniöğrendiği tarz ile" işaretleştiği Meh- peyker'e gelince, Namık Kemal onu yakından tanrt- mak ereğiyle bir bölüm açar. Bölüm başındaki beyit, "Yaktın ey ateşzen-i aram yanmtş gönlümü I Nevheves kıldın şu kendinden usan- mış gönlümü", gerçı Mehpeyker'in trajik konumu- nu birtakım göndermelere açabilecekse de, roman yazan o yanmış gönül... kendinden usanmış gönül konusunda konuşmayacak, gönlün serüvenini yaz- mayacak, yanışın ve usanışın bireysel-toplumsal se- bepleri üzerinde durmayacaktır. Zaten yanmak ve usanmak alımlayış ve bekleyiş- lerimizin dışında, Namık Kemal için, çoktan düşkün birsokak kadınının aşk, şehvetoyunlanndan bıkkın- lığını simgeler gibidir. Ne var ki, Ali Bey, "En şiddetli sevdalar tahrik ede- cek derecelerde yakışıklı bir delikanlı olduğundan Mehpeyker daha ilk işaretinı aldığı gün kendinizap- tedemeyecekmertebelerde" genç adamın "meftu- nu" olmuştur. Oysa Ali Bey, Mehpeyker'in kapalı arabasına, sırf arkadaşlanna uymak uğruna işaret ettikten sonra pişman olmuş, utanmış, sarkıntlığından tiksinti duy- muştur. Böylece 'masum' erkek, 'korkunç' dişi ta- rafindan baştan çıkartılır söylemine, bütün nesnel- liklerden uzak bir tutumla adım atılmaktadır. Namık Kemal, bilerek bilmeyerek, bir yaklaşım, bir bakış açısı geleneği oluşturmaktadır. Getecek ya- zıda saptamaya çalışacağım. Takvimde tz Bırakan: "Sevmekten geri kalmıyordu, ama bu sevgi ne- şesini yitirmişti, çünkü ben artık onun yapayalnızlı- ğının birparçası değildim." Evelyn VVaugh, Brides- heade'e Son Gidiş, Türkçesi: Fıliz Ofluoğtu, Can Yay., 1985. Fotograf sanatçılarımız İsviçre'den birincilikie döndü • Küİtür Servisi - Isviçre'de düzenlenen ve 44 ülkenin katıldığı 'FIAP 25. Siyah Beyaz Bienali'nde Türkiye birinciliği kazandı. Her ülkenin kendi içerisinde ön eleme ile belirlediği on fotoğrafla katıldığı bienale bu yıl Türkiye 'Insan ve Hüzün' konusunu işleyen on siyah beyaz portre ile katıldı. Değerlendirme sonucunda Cemil Ağarcıkoğlu'nun 'Gelecek ya da Geçmiş', Reha Bilir'in 'Çay Saati'. Mehmet Çakır'ın 'O Yıllar", KadirEkinci'nin 'Annem', Mustafa Kaman'nın 'Yaşh Kadın', Fethi Sabuhsoy'un 'Kahvehane', Dursunali Sankoç'un 'Gözlemleme', S.Haluk Uygur'un 'Büyükbaba'. Cemal Yamalıoğlu'nun 'Estate' ve Ediz Yıldınm'ın 'Bekleyiş" adlı fotoğraflannın bireysel puanlannın toplamı Türkiye'ye birincilik getirdi. Bienalin sergisi 1 Eylül'de Isviçre'nın Winterthur kentinde açılacak. Fotograf Sanatı Dernekleri Birliği Genel Sekreteri Prof. Mehmet Bayhan ile bireysel değerlendirmede altın madalya kazanan Cemil Ağacıkoğlu serginin açılışmda hazır bulunacaklar. Placido Domingo, VVagner Festivairne katilacak • Kültür Servisi - Ispanyol tenor Placido Domingo'nun önümüzdeki yıl ünlü besteci Richard Wagner'in anısma, her yıl Almanya'nın Bayreuth eyaletinde düzenlenen Wagner Festivali'ne katılacağı açıklandı. Dünyanın en ünlü üç tenoru arasında yer alan Domingo özellikle Verdi'nin Otello yorumuyla tanınıyor. Sanatçı uluslararası ününü 1992 yılmda yine Wagner Festivali'ne çıktığında elde etmişti. Depp ve Bop aynı şarkıda • Küttür Servisi - Rock şarkıcısı Iggy Bop ve sinema oyuncusu Johnny Depp yeni bir müzüc albümünde bir araya geldiler. Rock ve punk müziklerine olan ilgisiyle tanınan Depp, Bop'un yeni albümü 'Avenue B'de yer alacak 'Hoîlyvvood Affair' adlı şarkıda gitanyla sanatçıya eşlik ediyor. Şarkı, eylül sonuna hazırlanan albümden çıkacak 'Corruption' single'ında da yer alacak. Hollvwr ood Affair'in romantik bir ballad olduğu belirtiliyor. Iggy Bop albümün çıkışının ardmdan ilk tanıtım konserini, Depp'in sahibi olduğu Viper Room adlı gece kulübünde verecek.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog