Bugünden 1930'a 5,458,831 adet makale



Katalog


«
»

23 AĞUSTOS 1999 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA DEPREM Sakarya'da, hasar tespit çalışmalannın başlamasıyla birlikte depremin ağır bilançosu da ortaya çıkıyor 3 hiııe yakm ldşi kurtarddıHATİCETUNCER ADAPAZARI - Sakarya Valiliği kriz masasından alınan bilgiye göre, dep- remde Adapazan'nda 8 bin 700 bina çöktü. 11 bin bina ağır hasara uğrarken, 4 bin 800 binada da orta ve hafıf hasar belirlendi. tlçelerde ise 467 bina hasar gördü. Sakarya'da 3 bin 46 kişi öldü. Bölgede halen 150 arama ve kurtar- ma ekibi faaliyet gösteriyor. Bunlann 26'sını 14 ülkeden gelen ekipler oluştu- ruyor. Bölgede bulunan 100 subay, 246 astsubay, 3 bin 280 er ve erbaş, arama kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmala- nnda görev yapıyor. Bu ekiplerin ilk günden itibaren 24 saat aralıksız çalış- malan sonucunda enkaz altından 2 bin 660 kişı sağlam, 5 bin 81 kişi de yaralı olarak, toplam 7 bin 741 kişi kurtanldı. Enkaz altında hâlâ 1500 kişinin bulun- duğu tahmin ediliyor. Depremin ilk şokunun atlatılmasının ardından, depremzedelerin yaralannın sanlması içın çalışmalar yoğunlaştınl- dı. Kentın bir kısmına elektrik verildi. Kente gelen yardımlar, 17 ayn noktada halka dağıtılıyor. Dağıtımın ilk günlere göre daha organize bır şekılde yapıldı- ğı dikkati çekıyor. 7 ayn noktada kuru- lan 22 bin 500 kişi kapasiteli seyyar mutfaklarda sıcak yemek dağıtımı dü- zenli bir şekılde gerçekleştiriliyor. Bu olumlu gelişmelere karşın, su sıkıntısı- nın had safhada otması, çöplerin topla- namaması ve cesetlerin kokması salgın hastahk tehdıdı oluşturuyor. Il Sağlık Müdürlüğû, bu tehdidi ortadan kaldır- mak için sürekli olarak kentın değişik noktalannda ilaçlama yapıyor. Cesetler kireçlenerek toplu mezarlara gömülü- yor. Adapazan'nda depremden zarar gö- ren aileler ıçin oluşturulan çadırkente. bu sabahtan itibaren aileler yerleşmeye başladı. Kaynarca yolu ûzerinde kuru- lan çadırkentin sorumlusu Ali Kahra- man, 650 kişi kapasiteli çadırın kurul- duğunu ve ihtıyaca göre bu sayının 2 bin 500'e kadar çıkanlabileceğini kay- detti. Çadırkente ilk yerleşen, dokuz ay- lık hamile kadın ve eşı oldu. Şu anda, üç aile çadır kentte ıkamet ediyor. Sessizlikvekaranlık Can pazanna dönen Adapazan'nda tüm çabalar enkaz altından bir canlı kur- tanlmasmayoğunlaştınlıyor. Eski Ada- pazan Valisi Sedat Kirtetepe'nın adını taşıyan cadde üzerindeki Yıldız blokla- nnda Isveçli kurtarma ekipleri canlı an- yor. Enkazdan ses duyulduğu haben ûzerine geliyorlar, önce jeneratörlerini kurarak enkazı aydınlatıyor, sonra ses- sızlık istiyorlar. İercûmanlar isteği bil- diriyor "Bir, iki, üç" en acılı "Tıp" oyu- nu. Köpekler enkaza gönderiliyor. Ar- dından hassas mıkrofonlarla enkaz din- leniyor. Onlarca kişi sessiz ve kıpırtısız "bir nefes kdn" nefeslerini tutarak bek- liyor. Isveçliler 15 dakikalık bekleyiş sonunda yıne tercüman aracılığıyla kö- peğin canlı bulamadığını, cihazın hiçbir ses kaydetmedığini. delık açılarak ay- dınlatılan bölümde sadece ceset gördük- lenni anlatıyor. Başlannı üzüntüyle sallayanlar, "Tûh be" diyenler. Bınsı "Dün bir ses duy- dum, yetişselerdi kurtanriardr diye ha- yıflanıyor. Sedat Kirtetepe Caddesi üze- rinde Pınaroğullan Sıtesı'nin doğu ve batı ucundaki ikişer blok tamamen yıkıl- mış. Ünlü futbolculann evlennin oldu- ğu Sporcular Sıtesi 'nden geriye yıkıntı- dan başka kalan bir şey yok, biraz öte- de Adapazarlı kırk esnafın bir araya ge- lerek yaptırdığı Kırklar Apartmanı'nda hasar bile yok. Çark Caddesi'nin zifıri karanlığı ara- i z I e n i m I e r Ölüm kokusu... SERDARKIZIK GÖLCÜK - Bu kokuyu unutmuşum. Oysa. Dinar depremınde morgda olacağım düşündüğüm cesetlerle hastanenin hemen giriş koridorlannda karşılaştığımda yüzûme çarpmıştı o koku... Şimdi yeniden karşılaştık. Hemen yakınımda, on metre, yirmı metre ve çapı gideTek büyüyen bir çemberin içinde pestil olmuş, sıkışmış, yıkıntılarda ve son nefeslenni kımbilir ne acılarla vermiş, hâlâ betonlann altında yüzlerce bedenden çıkan kokuyu'asıl sorumlular' kaç gün duyacak acaba? Duymazlar... Örneğın, Yalova'da bataklık olmasından ötürü Bayındırlık Bakanlığı'nca imara açılmayan Hacı Mehmet Ovası'na 'üstün gayretter' sonucu 10 yıl önce imar getiren •Doğru Vbku' eski Belediye Başkanı Koçai, bu kokulan nasıl algıhyor acaba? Gölcük'te, Yalova'da, Kocaeli'nde ve diger deprem bölgelerinde uygun ınsaat yapmayan müteahhitler, denetlemeyen teknik sorumlular ve yerel yöneticilere bu kokular ulaşıyor mu acaba? Aslında sorumlu deprem değil. Doğanın aynı şiddetteki öfkesinde başka ülkelerde binlerce insan ölmüyorsa, binlerce ev yıkılmıyorsa, sorumlu deprem değil. En tepedekılerin, en yetkililerin sığındığı 'takdiri Uahi' de değil. Sorumlu, Hacı Mehmet Ovası'nı imara açanlar, oradan milyarhk rantlar sağlayanlar; denizin hemen kenanna. kumsalın üstüne 5-6 katlı bina yapanlar ve bunlara ruhsat verenler ile denetim için gerekli yasal düzenlemeleri yapmayanlar ya da bugünkü imar mevzuatını bile uygulamayanlar değil mi? Asıl sorumlu, teknolojinin ve teknik olanaklann bugûn ulaştığı noktada, "Üd gün tetefonla bile Uetişim sağtayamadık. Ne olduğu konusunda doğru dttrüst bügi alamadık" diyenler değil mı? Asıl sorumlu, Gölcük ve Yalova'da daha dün ancak trafik karmaşasını önleyen. ama gelen yardımlan bile doğru dürüst toplayıp dağıtamayanlar değil Deprem bölgelerinde kurtarma çaüşmalan sürerken çadırkentler de kuruldu. (Fotoğraflar: CELAL YILMAZ) sıra geçen iş makinelerinin, kamyonla- nnın farlan ile aydınlanıyor. Çark Cad- desi 16 Ağustos'u 17'yebağlayangece- ye kadar Adapazan'nın Bağdat Cadde- siymiş. Gençlerin piyasa yaptığı, araba- lanyla, motosikletleriyle hava aröğı, ka-' felenn ışıl ışıl parladığı Çark Cadde- sı'nden geriye sadece ayakta kalan bir i- ki yapı ve bulvar boyunca uzanan ağaç- lar var. Adapazan'nda, Türkiye' nin her yerinden kurumlann ve kuruluşlann ya- nı sıra yurttaşlar da arabalanna doldur- duklan malzemeleri dağıtıyor. En çok ihtiyaç duyulan maddeler çocuklar ve bebekler içın kullanılanlar. Çocuk bezı, pişık kremi, biberon, ma- ma, suyun kısıtlı olmasından dolayı ıs- lak mendil yardım araçlanndan en çok sorulan şeyîer. Kadın ve erkek iç çama- şın ancak hemcinslerden utanılarak is- tenilebilen bir ihtiyaç. Kadınlann en önemli ihtıyacı ise hijyenik pet. 350 bin ton acık var LPGve akaryakıta dışalım izni ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Martnara Bölgesı'nde önemli hasara ne- den olan 7.4 şiddetindeki depremin ya- rattığı mal ve can kaybı artarken, hûkû- met, afet bölgesinde alması gereken ön- lemleri gecikmelı olarak uygulamaya başladı. Salgın hastalıklann başladığı, çöplerin temizlenmediği, su sıkıntısınm had safhaya ulaştığı Adapazan, Yalova ve Kocaeli'ye depremden ancak 1 hafta son- ra 40'ar adet seyyar tuvalet göndermeyi kararlaştıran Başbakanlık Kriz Merke- zı'nden, kamu sosyal tesıslenne bugün- den itibaren depremzedelerin yerleştiri- leceği açıklandı TÜPRAŞ'ın lzmit'teki rafînerisinde yangın nedeniyle 350 bin ton akaryakıt açığuun ortaya çıktığı be- lirlenirken, önûmüzdekı günlerde petrol sıkıntısınm yaşanmaması için LPG ve akaryakıt şirketlerine ithal ıznı verildi. Kriz Merkezi; Yalova, Sakarya, tzmit, Gölcük ve Bolu'da enerji şebekelerinin onanm çalışmalannın büyük ölçüde ta- mamlandığını, bölgenin yûzde 90'uıa enerji verildiğini, deprem bölglerinde kullanılmak üzere de telefon cihazlan sağlandığını bildirdi. Kızılay Adapazan, Kocaeh ve Yalova'da kunılacak çadır kentlere su sağlamak içın sondaj makine- lerini gönderdi. Afet bölgesındeki ıllerden yönetici seçme sınavına katılacak v e öğretmenlik için başvuracak adaylardan ücret alınma- yacak. Halkeğıtım merkezlennde üretile- cek 20 bin çıft ayakkabı öğrencilere pa- rasız dağıtılacak. Denız Kuvvetlen Ko- mutanlığı. Gölcük'teki enkazlan ilaçla- maya başlarken, Tûrk Silahlı Kuvvetlen ekiplerince 34 bm 505 depremzede en- kaz altından çıkanldı. Milli Savunma Ba- kanlığı tarafindan tzmit'e 7 bin 500 ce- set torbası göndenldı. Norveç ve Ispan- ya tarafından gönderilen hastane gemıle- rinin. Donanma Komutanlığı emrinde kullanılmasına karar venldı. Gölcük'te müteahhitlere tepki büyük mı.' Bu düzen, rant uğruna ne canlar alıyor. Bu düzenin savunuculan nasıl da yalan yanlış başka yerlere havale ederek sorumluluklannı, kokulara aldırmadan işlerini sürdürüyor. BERTAN AĞANOĞLL GÖLCÜK- Depremin neredeyse yerle bir ettiği Gölcük'te halk müteahhitlere karşı tep- kili. Depremden hemen hemen hiç hasar gör- meyen lojmanlann karşısındakı Varol 1-2-3 ve Akuı adlı apartmanlann müteahhıdi Ha- san Varol da bu binalarda oturan ev sahiple- ri tarafindan suçlanıyor. Varol apartmanla- nndan tesadüfen kurtulan emeklı astsubay HaKl Usta, okuma yazma bılmeyen Hasan Varol'un 5-6 yıl önce kendı yaptığı evi kira- ya vererek Gölcük'ü terk ettiğini kaydetti. Emekli astsubay Halil Usta, evinin hemen karşısında dündik ayakta duran subay loj- manlannı göstererek "Burada yıDarca otur- dum. Emekli okjuktan sonra güçlükle bu evi satm aldım. Ama bakın bu evterden daha es- ki lojmanlar sapasağlam. Varol'un evleri ise yerlebiroldu"dıyekonuştu. Varorunyakın- lannın da kendi yaptığı binada göçük altın- da kaldığını vurgulayan Usta, yetkililerin bu kışıden hesap sormasını istedi. Gölcüklüler tarafından suçlanan bir diğer müteahhit ise Hasan Varol gibi Trabzonlu olan ZeJd Gök- türk. Gölcüklüler, Göktürk Inşaat tarafından yapılan evlenn de depremde büyük hasar gör- düğüne dikkat çekiyorlar. Depremin ardından ortaya çıkan acı bir gerçek de binalarda kullanılan demir ve be- tondan malzeme çahnması. Yüksek binalar- da 16'lık yani kalın demir kullanıhnası gere- kirken bir çok binada yükü kaldıramayacak 8'lik yani ince demir kullanıldığı ortaya çık- tı. Yabancı ve Türk ekiplerin yaptığı kurtar- ma çahşmalannda da tanık olunan bir diğer nokta ise betonlann bir çekiç darbesiyle tuz gibı dağılması oldu. Yapılan kurtarma çalış- malan sırasında Gölcük'te yıkılan binalarda denız kumu kullanıldığı belirlendi. Deprem- de göçük altında kalanlar ıçin umutlar tüken- meye başlayınca Rus kurtarma ekibi de geri çekilme hazırlıklanna başladı. Depremin 6. gününü doldurmasıyla birlikte dozerier yo- ğun şekilde çalışmaya başladı. Gölcük'ün bü- yük bir kısmı olası salgın hastalıklara karşı kireçlendı. Ulaşım ise kontrollu olarak sağ- lanıyor. Gölcük- Izmıt guişi asker tarafindan kontrol altına aluıdı, yardım araçlan ve ba- sın otolan dışında hiçbir aracın giriş ve çıkı- şına izin verihnıyor. llçede zaman zaman meydana gelen hirsızlık olaylanna karşı gü- venlik önlemleri yoğunlaştınldı. Gölcük'te depremin 6. gününde sokaklar boşaldı. Gölcüklüler yoğun şekilde yakınla- nnın bulunduğu illelere göç ediyor. Bu ne- denle yaşanan felekatle tezat bir sakinlık var sokaklarda. Yabancı ekipler çalışmalannı sürdürüyor, ancak umutlar iyice azalmış du- rumda. Kentteki ambulans sa>ısının azalma- sı da bu umutsuzuluğun göstergesi. Gölcük- ten aynlamayanlar ise yavaş yavaş genişleyen çaduicentte toplanırken sıcak yemek dağıtı- mına da başlandı. IRMIKIAYDEV ENGİN e - mail: engin (« planet.com.tr Gidin musluğun başına, çevirin. Aktı mı su ? Sevinin, çok sevinin! Sabun var mı musluğun yani başın- da? Yıkayın ellerinizi. Yüzünüzü, boy- nunuzu, ensenizi bol köpükle yıkayın. Sonra suyu avuçlannıza doldurup yüzünüze çırpın; başınızı musluğun altına uzatp serin suyun tadını çıka- nn. Bırakın gömleğiniz, fanilanız, pan- tolonunuz, ayakkabılarınız ıslansın. Tadını çıkann. Akan suyun şınltısından; elleriniz- den, boynunuzdan damlayan sulann serinliğinden "büyûk, çokbûyük'ya- şam sevinçleri üretin. Mutlulukdenen düşün, aslında bu kadar yalın olabil- diğini, şaşarak bilince çıkann... (Birarkadaşın plastik şişeden dam- la damla döktüğü suyla yüzünü yıka- mak. Pisliği, tere ve toza batmış be- denin kaçınılmaz kaşıntısını unutma- ya çabalamak. Ağustos sıcağında bekleyen şişelerden ılık su bulunca sevinmek, sıcak da olsa içmek. Hiç dinmeyen susuzluk...) Betona boğulmuş koca kentlerden birinde yaşıyor bile olsanız, Ağustos sıcağında, asfalt erimiş de olsa çıkın Yemek Kuyruğundaki Topal Çocuk sokağa, iki adım atın, bir ağaç bulun. Gölgesinde durun ve ekzos gazı da koksa, kokiayın havayı. Bunun mut- luluk olduğunu düşünün. İyice düşü- nün ve bilince çıkann. (ölüm kokusu. Sizihiç bırakmayan, yıkıntılardan olabildiğince uzaksanız bile, en küçük bir esinti bile yokken sizi hiç bırakmayan, heryanınızı kap- layan, yüzünüzdeki maskeye rağmen size mutlaka ulaşan o katlanılmaz ölü kokusu, ölüm kokusu, ölümün koku- su...) Sabah. Uyku ikliminden çıkılan o bulanık anda, evinizde, bir çatı altın- da, tavanı olan bir odada ve bir ko- nuttaolduğunuzu, bütün geceyi o gü- venli yuvada geçirdiğinizi ve yann ve ertesi gün ve sonraki günlerde de bu- nun yine böyle olacağım düşünün ve "az değil çok" sevinin. (Yedinci gün. Yedinci gece. Yıkın- tılar arasında, yani kentin herhangi biryerinde, caddenincılızçalılan, bo- dur ağaçlanndan birinin dibinde, to- za bulanmış kilimlerin üstüne serilip uyumak. Yedinci kez günün ilk ışıkla- nyla uyanıp, uyku ikliminden çıkılan o bulanık anda, henüz bir şey düşün- meye vakit kalmaksızın o kokuyu, ölüm kokusunu duymak. İlk iki gece- yi katlanılmaz kılan "ölüm korku- su"nun, yerini o katlanılmaz "ölüm tofavsu'naterkedişini adım adım ya- şamak. Yani başında küçük kızın uyuyor. Kucağında depremden kurtardığı tek varlığı, oyuncak köpeği... Incecik ayak bilekleri ve gülüşü sana mutlu- luklar bağışlayan güzel yüzü kirden kapkara. Gece yatarken senden dün- yalar diler gibi sorduydu. Anımsa: "Baba, yann yeni bir don giyeceğim değil mi?". Az ötedeki yıkıntının altın- da yatan ve kokusu sana kadar ula- şan kannın öldüğünü kabul etmek zo- runda kaldığında ağlamadın. O yıkın- tının altında yatıp duran ve artık kok- muş anneni, babanı düşündüğünde de ağlamıyorsun. Ama küçücük kızı- nın, "Baba, bana o kırmızı elbiselibe- beği alacaksın değil mi?" dercesine sorduğu soru seni ağlatıyor ve sen biliyorsun, bu sabah uyandığında o, yeni bir don giyemeyecek... Artık hiç- bir acının ağlatmadığı yüreğin sıkışı- yor, ağlıyorsun...) Bamya yemez miydiniz? Nohutlu, salçalı karnabahardan nefret ettiğiniz doğru mu ? Hatta mayonezi, soğan- ları kenarlanndan taşan bir "big Mac" ı küçümsüyor, "plastik köfte" dıye ağ- zınıza bile almıyor muydunuz? Gidin hepsınden doya doya hatta tıka ba- sa yiyin ve "Ne güzel yemekler ye- dim" diye sevinin. (Güneş altında pörsümüş ekmek yığınlanndan bir ekmek daha çekip aldın ve güneş altında vıcık vıcık ol- muş, yıkanmamış ve yıkanmayacak domateslerikatıkedipyedin. Üçgün- dür böyle bu. Ya domates-ekmek ya bisküvi. Dün ilk kez Kızılay'ın seyyar mutfa- ğından sıcak yemek olanağı doğdu. Gazeteciysen de, depremin yumru- ğunu yememiş olsan da, istediğin za- man burayı terkedip, evine, suyu akan; mutfağında sıcak yemek pişen, yatak odasının tavanı olan ve yatak- ta temiz çarşaflar serili evine dönebi- lecek de olsan, şimdi burada, bu deh- şetin içindesin. Acıktın. Sen de sıraya girdin. Mis gibi kokan salçalı nohut ve pilav tabağını alıp sı- radan çıkarken "onu" gene gördün. Elinde pis bir tabakla kuyrukta duran, dizi kalın ve pis bir çarşafla sanlmış, topallayan ve ayakta durmakta zorla- nan 10 yaşlanndaki o oğlan çocuğu- nu. Hani, geceleri senden on adım ötede, çalılann dibine kıvnlıp uyuyor. Yemek kuyruğunda çaresizlığin daha da bencilleştirdiği yetişkinler onu iti- yorlar ve o korku ve çaresizlik dolu çocuk, sırada hiç ilerleyemiyor. Elin- de pis bir tabak ve sargılar içindeki to- pal bacağı ile ağlamadan ve konuş- madan duruyor. Tabağı ona uzattın. Çocuk gözleriy- le sana baktı ve ah!.. Ah, hiç konuş- madan kendi tabağını sana uzattı. Ta- bak değiş tokuşu yaptınız. Sessizce çalının dibine gitti ve plastik kaşığı acemice kullanarak nohut-pilav ye- meye başladı...) N'oldu bize ? Ne olacak bize? Biz ne olacağız? Böyle ne kadar yaşayacağız ve bu ölüm kokusunu bir yaşam boyu du- yacak mıyız? POLTIİKA GÜNLÜĞÜ HİKMET ÇETİNKAYA Din Pazarlamacıları... Adam, 'Kemik lliği Kampanyası'nı binlerce yurt- taşımızın deprem nedeniyle ölümü üzerine kuru- yor, sapla samanı kanştırıp 'sivil toplum hareketi' üzerine düşüncelerini aktanyor... Dr. Oktar Babuna'dan söz ediyorum... Tıp öğrenimi görmüş ama 'falcılığa' meraklı Ba- buna'nın açıklaması önümde duruyor... Sanınm Babuna'nın gerçek yüzü deprem fela- ketiyle iyice anlaşıldı; arkasında kimlerin olduğu, 'din bezirgânlan'mr\ bu kişiyle ilişkisinin bulundu- ğu böylece ortaya çıktı... Bakın, tıp eğitimi almış Dr. Oktar Babuna, açık- lamasının son bölümünde ne diyor: "Bilindiği gibi bu deprem 1999 yılının 8. ayı olan ağustosta saat sabaha karşı 03.00'te ger- çekleşmiştir ve bunda son derece manidar olan bir nokta bulunmaktadır. - Kuranı Kerim'in 99. suresinin adı zelzele su- residir ve bu, 1999 ile mutabık olması bakımın- dan manidardır. - Zelzele suresi 8 ayetten müteşekkildir ve bu, yılın 8. ayı olan ağustos ayına işaret etmektedir. - Zelzele suresinin 3. ayetinde *Ve insan ne olu- yor?' dediği zaman ifadeleri yer almaktadır. Bu- rada zelzelenin olduğu üçüncü saat işaret edıl- mektedir. Aynca aynı ayette zelzelenin olduğu an- da insanlann 'Ne oluyor?' dedikleri bildıhlmekte- dir. Gerçekten de sarsıntının gerçekleştiği ilk an- da binlerce insanın ilk sözü 'Ne oluyor?' olmuş- tur. Deprem anını yaşayan herkes bunu bilmekte- dir. - Zelzele suresinin 4. ayetinde 'O gün yer ha- berlerini anlatacaktır' ifadesi yer almaktadır. Dik- kat edilecek olursa, depremin gerçekleştiği 17 Ağustos günü bütün basın bu konudaki haber- lere hep ilk sırada yer vermiş; gün boyunca yerli ve yabancı basın organları, yazılı ve görüntülü medya, ilk haber olarak deprem felaketiyle ilgıli ha- berleri anlatmıştır. Halk arasındaki konuşmalarda da deprem konusu en öncelikli sırayı almıştır. Ayette dikkat çekilen 'O gün yer haberierini an- latacaktır' ifadesi bu duruma işaret etmektedir. - Zelzele suresinin 5. ayetinde 'Çünkü senin Rabbin ona vahyetmiştir 1 buyrulmaktadır ve o gün yer, Allah'ın vahyine uyarak sarsılmıştır. Fay hattındaki çatlama, bu sarsıntının sadece görü- nürdeki 'sebebi'd/r. Yoksa bu çatlak fayın, Al- lah'ın emri olmaksızın birdenbire kendiliğinden harekete geçmesi mümkün değildir. Bu durum tıpkı cama atılan bir taşın camı kırmasına benze- mektedir; cam vardır, taş vardır, fakat taşı cama atacak bir güç gerekmektedir. Bu güç Allah'ın vahyidir, emridir. - Zelzele suresinde geçen 'Yer haberini anlata- caktır, Rabbin ona vahyetmiştir' ifadesinin ebced değeri de 1999'a tekabül etmektedir. Bu büyük zelzelenin tarihini vermesi açısından dikkat çeki- cidir." Evet... Dr. Babuna 'bir bilim insanı' mı, yoksa yaşamını ilkellik üzerine kuran birisi mı?.. Acaba kan kanserinin tedavisi de Kuran'dayazıyor mu?.. Islam dininde fal bakmak, hele Kuran'la bak- mak en büyük günahtırL • • • Depremden birkaç saat sonra Istanbul, Bolu, Balıkesir, Bursa, Edremit, Edirne, Çorlu vb. yer- lerden askeri birlikler deprem yöresine geldiler... Gölcük'te 200'e yakın subay, astsubay ve er yıkıntı altındaydı. Askeri birlikler hem kendileri hem de siviller için kurtarma çalışmalanna girdiler... Işte bu aşamada din bezirgânlan 'kendi çıkar- lan' doğrultusunda yayına girdiler: "Askerler sivilleri kurtarmıyor..." Cuma gunü öğle saatleri... Camilerde bazı imamlar şöyle konuştular: "Kuran kurslannı, imam-hatip okullarını kapat- tıran, Müslümaniara zulüm yapan askerler Göl- cük tegeberdi..." Tarih: 21 Ağustos 1999 Yer: Kadıköy, Söğütlüçeşme Camii... Eski CHP Kadıköy llçe Başkanı Fatih Yener'in depremde yaşamını yitiren eşi ve iki kızının ce- naze töreni... Işte cenaze namazını kıldıran imamın sözleri: "Bu deprem türbana karşı gelinmesi ve ma- yoyla denize girilmesi yüzünden oluyor..." Cenaze namazına katılanlar imamın üzerineyü- rüdü... Imam kaçmak zorunda kaldı... Sahtekârlar, Umraniye, Bahçelievler, Fatih, Çarşamba, Esentepe gibi yörelerde de bu tür ko- nuşmalar yaptılar; ardından laik demokratik Cum- huriyet'in düşmanı karayobaz çeteleri 'deprem yardımı' topladılar... ••• Din pazarlamacıları, ellerinde bulundurdukları televizyon, radyo ve gazetelerie saldırılarını gide- rek yoğunlaştınyorlar... Bakın, Abdurrahman Dilipak adlı bir yazar na- sıl kin kusuyor: "Hadi din etkisinden 'anndınlmış' müteahhit- ler ve mühendisler yetiştırmeye devam edin. Din etkisinden anndınlmış politikacılar, yöneticiler yetiştirin... Onlarsizin kanlannız ve gözyaşlannız üzerine kendilerine iktidar ve servet üretsin- ler... Hadi büyük devlet nutuklan sıkmaya devam. Cumhuriyetimiz 75 yaşında Devlet dimdik ayak- ta... Devlet güçlüdür. Hadi canım sen de/ Sizin gücünüz, ancak Kuran kursu talebelerineyefer.' El ele tutuşan kızlarayeter... Alemdaroğlu'nun tıp son sınıftan attığı, DGM'de yargılanan kızlann hep- si felaket bölgesinde." Din pazarlamacılan 'büyük acı'yı işte böyle sö- mürüyortar... hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr Faks numaramız: 0212/ 513 90 98 Diyanet İşleri Başkanlığı 'Imamla ilişkimiz yok' İstanbul Haber Servisi - Diyanet lşlen Başkanlığı, es- ki CHP Kadıköy tlçe Saymanı Fatih Yener'in eşi ve 2 kı- zının önceki gün Kadıköy Söğütlüçeşme Camıi'nde kı- lınan cenaze namazı sırasında geçen olay sonrası linç edilmek istenen imamuı Diyanet İşleri Başkanlığı ile her- hangi bır ilişkisinin bulunmadığını, sözkonusu şahsın Is- tanbul Büyükşehır Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğû'ne bağlı olduğunu bildirdi. Gazetemizde dün yayımlanan 'Halk imamı linç etmek istedi' başlıklı haberimizle ilgili olarak Diyanet lşlen Başkanlığı'nca yapılan yazılı açıklamada söz konusu ha- ber doğrulandı. Açıklamada. "Cenazelerin defin ve tec- hb işlemleri De İstanbul Büyükşehir Beledi>esi Anadolu Yakası Mezarlıklar Müdürlüğû ilgüenmistir" denildi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog