Bugünden 1930'a 5,439,944 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 9TEMMUZ1999CUMA 14 kultur@cumhuriyet.com.tr Çağdaş îspanyol besteci Joaquin Rodrigo 98 yaşmda Madrid'deki evinde öldü Dırvardald kastanyetLer...SADETTİN DAVRAN Caz festivali başladı. Haberier kötü. Hazıne'den sorumlu Devlet Bakanı Hikmet Uhığbay intihar girişiminde bulunmuş, İFM yetkiiileri ile birlıkte yaptiğı basın toplantısını izlediğimde, "ne kadar yorgun" diye düşünmüştüm. Türkiye'de ilk kez bu düzeyde bir siyaset adamı yaşamına son vermek istedi. Uluğbay duyarlı bir bürokrattı. Yaşadıgına şükretmekten başka bir şey elden gelmez. Joaquin Rodrigo. önceki gün Madrid'deki evinde ölmüş. Neredeyse yûz yaşına geliyordu (D. 1901). Yine gözümün önünde o loş odanın duvannda asılı kastanyetler geldi. Bir dönem klasik gitarla ugraşanlar kadar, cazcılann da iyi tantyacağı yakınım Fazü Abrak'ın Kadıköy'deki ahşap aile evi, çinko kaplı en üst kat balkotıundan adalar, bahçede kuyu, malta eriği ağaçlan, dövme demir masa, hasır koltuklar, yaylı ile giden Kalamış plajı, Todori'de kızarmış patates... Çocuktum. Abrak doktordu, bazı akşamlar, yüzleri, gitarlanna eğilişi ve çaldıklan parçalar hiç aklımdan çıkmayan gitarcı arkadaşlan ile 'meşk' ederlerdi. Duvarda asılı kastanyetlerin bulunduğu oda nota doluydu. Sehpada Abrak'ın olaganüstü düzgünlükteki el yazısıyla aktardığı 'flamenko'lar. 'falla'lar, 'Segovia'lar olurdu. Rodrigo'nun 'Aranjuez'ini ilk kez bu evde, Abrak'tan dinlemiştim. 1950'lerin ortalanydı. Çağdaş besteci Joaquin Rodrigo 'Concierto de Aranjuez'i 1939'dayazmıştı. Arabesk menderesler yapan bir melodinin tadını sonuna kadar çıkardığı, lspanya'ya özgü renkleri alabildiğıne kullandığı eseri ile büyük ün kazanmıştı. Kansı 'VTklorya' îstanbulluydu. 1933'te Paris'te tanımışlardı. Piyanist olan Bn. Rodrigo (Victoria Karrihi) 1997'de ölene kadar hiç aynlmadılar. Rodirgo üç yaşmda iken geçirdiği bir rahatsızlık yûzünden yaşamı boyunca görmedi. Ülkesi ve dünyada büyûk ilgi gördü; şan, şeref içinde yaşadı. Mfles Davfe (1926-1991), 'Aranjuez'i ilk kez 1950'lerin sonlannda dinlemişti. Birkaç yıl sonra yakın dostu, özel aranjörü ünlü müzik insanı GilEvans'ın düzenlemeleri ile 'Sketches of Spain'i yaprı (1963, CBS). Albûrn Concierto de Aranjuez'le açılır. 16 dakika 19 saniye süren 'yorum' kastanyetlerle başlar. 37 yaşındaki Miles Davis. 'flugel' de çaldığı bu vakada son derece 'artikülatiT, Evans ise son derece cûretkârdır. Albüm bir Falla ile sürer: "El Amor Brujo"dan "WIU O The Wisp"_ Bu defa Miles yaşamının belki de ilk ve son 'fanfare'ını çalmaktadır. Müzik bazı öğle sonlan insana garip 'pentimento'lar gördürüyor. Bugün galiba ' 'Azizler Günü.' Akşam Açıkhava'da '"VVoody Herman' ve 'Duke Ellington' orkestralan çalacak. Woody Herman, tstanbul Festivali'ne gelen ilk cazcı idı. Ellington ise ne k resmen' ne de 'özel bir ziyaret' için Tstanbul'a hiç ayak basmamıştı... Woody Herman Orkestrası ile The Smithsonian Jazz Mastenvorks Orkestrası 'ndan 'big band akşamı * 'Dük'ün yüzyıflık caz serüveni Caz festivallnde Duke Elllngtonın 100. doğum günü kutlanıyor Müzik tarihine yolculukKültürServisi-6. Uluslararası lstan- bul Caz Festivali'nin en önemli konser- lerinden biri bu akşam gerçekleştirili- yor. Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatro- su'nda saat 2l.30'da ızleyiciyle bulu- şacak olan VVoody Herman Orkestra- sı'nın ardından. The Smithsonian Jazz Orkestrası 5 kişilik dans grubu Whit- more&LA Dance Troupe'la birlikte 'Duke EUington'ın 100. Yıl Kutlaması' başlıklı programını sunacak. Bu akşam festıvahn diger mekânlanndan A1CM Büyük Salon'da Bob James Trio, Roxy de Groove Collecthe. Babylon'da Charlie Hunter&Leon Parker ve Dul- cinea"da Dj Booster konser verecek. Açıkhava Tiyatrosu'nun bu akşam- ki konuklanndan VVoody Herman Or- kestrası, halen, yönetirnini Herman'dan devralan FrankTîberi'yle birlikte ça- lışıyor. Özellikle Coltrain'in albümle- rine başanlı bir aranjör olarak imza atan Tiberi. Woody Herman'ın her zaman or- kestranın lideri olarak kalacağını söy- lüyor. Tiberi, eskiyle yeniyi dinamik bir Big Band yorumuyla harmanlayan orkestrada tenor saksofonun yanı sıra soprano saksofon ve klarnet de çalıyor. Bob James'ten akustik konser Caz müzıginin efsanevi isimlennden Duke EUington'ın 100. doğum yılını kutlamak üzere sahneye çıkacak olan The Smithsonian Jazz Mastenvorks Or- kestrası, David Baker'ın direktörlüğün- de saksofonlarda Charles Young, Jay Bradford, James CarroU, Loren Scho- enberg, Scott Robinson. trombonlarda Sam Burtis, BrentVVallarab. Britta Lan- jone. trompetlerde Joseph VVilder, Tommy \ViUiams, Larry VTtseman. gi- tarda James Chirillo, piyanoda Russel VVilson, basta James King ve davulda Chuck Redd'den oluşuyor. Ulusal Amerikan Tarih Müzesi'ne bağlı olan orkestra. caz müzıginin Ame- rikan kültürü içindeki önemi konusun- da kitleleri bilinçlendirmekamacıyla ku- rulmuş. Orkestra hafta sonlan Was- hington'da ücretsiz konserler sunuyor ve Amerika Birleşik Devletleri'nin çe- şitli yerlerine sürekli olarak turneler düzen- liyor. Orkestranın re- pertuvannda Elling- ton "un yanı sıra Bilry Stra>horn,Count Ba- sie, Dizzy Gillespie gi- bi caz ustalarımn ya- pıtlan yeralıyor. Eleş- tirmenler, orkestranın konserlerini izlemenin sadece müzik dinle- mekten ibaret olmadı- ğını ve insanlan müzik tarihinde yolculuğa çı- kardığını belirtiyorlar. Orkestranın müzik dırektörlüğünü üstlenen David Baker ise ulusla- rarası ün yaprruş bir bes- teci ve eğitimci. 1996 yılından bu yana Indi- ana Üniversitesi Müzik Okulu'nun caz bölümü başkanlıgını yürüten Ba- ker'ın 50'nın üzerinde yayımlanmış kıtabı var. The Smithsonian Jazz Orkestrası bu akşam Açıkhava Tiyatrosu'nda. New Perspectives in Jazz dergisinin de editörlüğünü yapan ve Mozart ile El- lington'u tüm zamanların en büyük ikı bestecisı olarak değerlendiren Baker'ın direktörlüğündeki The Smithsonian Jazz Mastenvorks Orkestrası, 5 kişilik dans grubuyla birlikte tstanbul Açıkha- va'ya konuk olan izleyicileri 1930'la- ra ve Cotton Club dönemine götüre- cek. Bu akşamın ıkinci konserinde ise Bob James Trio saat 19.00'da AKM Büyük Salon'da müzikseverlerle bulu- şacak. Bugüne dek birçok kez Grammy ödülünü kazanan besteci, aranjör, ya- pımcı ve piyanist Bob James'in albüm- leri caz listelerinde rekorlar kınyor. Eleştirmenler, Bob James'in müziğıni heryerde ve her şekilde dinlenebılecek bir müzik olarak degerlendinyorlar. Özellikle de yenilikçi yönüyle tanınan Bob James'in bu akşamki akustik kon- serinde davulda Billy Küson v e basta Ja- mes Genus göre\ yapacak. 19 .00'da AKM BüyükSalon da. Festivalin bu akşam ve yarın akşam Roxy'de konuk edecegi grup ise Gro- ove Collective. tki saksofon, bas, vib- rafon. flüt, davul, trombon ve vurmalı çalgılar olmak üzere toplam 9 kişiden oluşan grubun programı saat 23.30'da başlayacak. 1990'lann başında kuru- lan grup. New York kent yaşammın özelliklerini müziğine yansıtıyor. De- ğışken müzikleriyle tanınan grup, so- ul ve acidjazz'danjazz house'a uzanan, aynı zamanda Afro-Latin sololanyla da süslenmiş bir program sunacak iz- leyicilere. Babylon'da ilgi çekici ikili Gecenin en ilgi çekici konserlerinden biri olan Charlie Hunter&Leon Parker konseri de saat 24.00'te Babylon'da gerçekleştirilecek. 8 telli gitann dâhi ço- cuğu Hunter'ın caz standartlanndan dans melodilere uzanan müziğini acid jazz olarak değerlendirenler var; ancak kendisi, yaptığı müziğe bir isim vermemeyi yeğliyor. Günümüz müziği üzerine doğaçlama yaptığıru belir- ten Hunter. tarzını Me- deskL Martin&VVood'un müziğine yakın buluyor. Melodik tarzı ve serin kanlılıgıyla tanınan Par- ker ise özellikle müziği- ne getirdiği minimalist yaklaşımla beğeni top- luyor. Gecenin son konse- rinde Dj Booster saat 23.00'te Dulcinea'da müzikseverlerin karşı- sına çıkacak. Booster bas, davul, trompet ve saksofon gibi akustik enstrümanlarla donatıl- mış grubunun başmda elektronik beyin göre- vi yapıyor. BoosteT, caz müziğinin acid-jazz ile başlayan ve hip-hop'a uzanan ayağında Fran- sız ekolünü yansıtıyor. • 20. yüzyılm müziği cazsız. caz da Duke EUington'sız düşünülemez. Sürekli gelişen, çeşitli türlerle flört edip yeni adreslere doğru yola çıkan cazı bıkmadan yorulmadan Avrupa'ya da taşıyan Ellington'ın getirdiği bu tür, yüzyılın başında klasik müzikçiler tarafından da kabul görmüştü. CUMHUR CANRAZOĞLU Dünya çeşitli etkinliklerle 'tüm zamanlann en büyük cazcıian'ndan Duke EUington'ın 100. doğum yılı- nı kutlarken Uluslararası tstanbul Caz Festivali geri kalamazdı ve 29 Ni- san 1899'da Washington'da DC doğ- muş 'Cazm Prensi' için zengin bir program hazırlandı. tşte bugün 21.30'da Açıkhava Ti- yatrosu'nda FrankTîberi'nin yönet- tiği VVood Herman Orkestrasf yla 'big band akşamı' düzenleniyor El- lington anısına; ardından video ara- cılığıyla gösterilecek ustanın kısa bir belgeseli var programda. Bu toplu Duke Ellington şovunun ikrnci ya- nsında ise 26 kişi- lik The Smithso- nian Jazz Master- works Orkestrası ve beş kişilik dans H T f ^M M grubuyla Cotton ^ / \ ^ %J Club dönemine (1928- 1938) gı- diliyor. İSÎANBUI KÜLTÜR VE SANKT W»KFI den dans müziklerine kadar iki bin beste, 1500 kayıt, yüzlerce plak bı- rakmış. llginç olan nokta, tüm bu bestele- rin orkestrasıyla birlikte sürekJi ge- zen bir insan tarafından yazılması. Ku- laklara yer etmiş Sophferkated Lady, Mood Indigo. Koko, Solitude. Cara- van, Come Sunday, Black and Tan Fantasy gıbı başyapıtlar otomobil- lerde, trenlerde, gemilerde, otel oda- lannda, restoranlarda küçük kâğıtla- ra alınmış notlardan dogmuştu. 20. yüzyılın müziği cazsız, caz da Duke Ellington'sız düşünülemez. Sü- rekli gelişen. çeşitli türlerle flört edip yeni adreslere doğru yola çıkan. ca- zı bıkmadan yo- St93tJlHJlHft5f İSTflNBUl CAZ FESTİVALİ i Cotton Club. Ellington ve grubuy- la özdeşleşmiş, yalnız beyazlann gi- rebildiği, Harlem'deki efsanevi gece kulübüydü. Orkestra bu mekânda beş yıl aralıksız caz yaparak New York'ta önemli bir dinleyici kitlesi- ne sahip olmuştu. Francis Ford Cop- pola, kûlübün öyküsünü 1984'te be- yazperdeye aktarmıştı. Küçük notlardan başyapıflar Bu gece Açıkhava Tiyatrosu'nda bulunamayacaklara bir haberimız da- ha var. Beyaz Saray'da kâhyalık ya- pan bir babanın oğlu olarak dünya- ya gelen, küçüklükten beri davranış- lanndaki incelik ve zekâ nedeniyle 'Dük' lakabı verilen ustanın yapıtla- nnı içerenbirçok toplama albüm 100. doğum yılı şerefine piyasaya sürül- dü. Popüler müzigin sanat olarak algı- lanmasmda en önemli işleri geıçek- leştiren, plak yapmayı halka ulaş- makta en önemli araç sayan Elling- ton'dan geriye görkemli bir arşiv kal- mış durumda. Son yapılan bir araş- tırmaya göre usta, film müzilderin- den senfonik süitlere, dini müzikler- rulmadan Avru- pa'yada taşıyan Ellington'ın ge- tirdiği bu tür, yüzyılın başın- da klasik müzik- çiler tarafından da kabul gör- müştü. Usta, ilk kez 1933'te gel- digi Avrupa'ya ölümünden üç yıl ön- cesinde verdiği 1971 'deki Sovyetler konserine kadar sık sık uğramayı ih- mal etmemişti. Kültürün beşiğinde ca- za yer açabilmek için birçok kentte konserler vermiş, toplantılara katıl- ıruş. dört, beş saatlik uykuyla dinle- yici kazanmaya çabalamıştı... Cazın önemini müzik endüstrisi- ne kanıtlayan VVashmgtonians'tan EUington Kentucky Qub Orchest- ra'ya kadar güçlü EUington'ın or- kestralan zengin enstrüman atmos- feri, müthiş sahne disiplininin ya- nında doğaçlamaya prim veren orga- nizasyonlanyla piyanist ve düzenle- meci Byll Strayhorn, kontrabasçı Jimmy Blanton tenor-sax yıldızı Ben Webster,en önemli caz saksofoncu- lanndan Johhny Dodges, klarinetçi Barney Bigard gibi birçok önemli müzik adamına yuva olmuştu. Kad- rolar degişiyor, son karan hep Duke verse de şef ile elemanlann arasın- daki ilişki hep yapıcı şekilde gelişi- yordu. Duke Ellington, 24 Mayıs 1974'te yaşama veda etti ve orkestrası oğlu Mercer Kennedy'ye miras kaldı. YAZI ODASI SELİM tLERt Ayfer FerayL.. Dergileri karıştırıyordum, eski dergilerden geç- mişi yakalamaya çalışıyordum. Altmışların, yet- mişlerin dünyasında gezinip duruyorum, okurken ve yazarken. Ayfer Feray'ın olaganüstü güzellikte bir fo- toğrafıyla karşılaştım. Ne kadar güzeldi Ayfer Fe- ray, ne kadar yaraşırdı sahneye. Onu, birçok oyunlar ortasında, birçok oyunlar arasından hatıriıyorum. Dört beş yıl oldu herhal- de, Bodrum'da ölmüş, gazetelerde ölüm habe- ri. Pek öyle yankı uyandiimamıştı. Şimdi büsbü- tün unutulmuş olsa gerek. Belki bir iki siyah-be- yaz filmde, televizyon kanallannın 'nostalji sine- ması' saatlerinde... Siyah saçlar, siyah gözler, hep hafif büzülmüş, şaşkınlığı dile getiren dudaklar ve dediğim gibi, sahneye o kadar yaraşan endam. Adının, soyadının değiştokuşlu sözcük oyunu- nu bir dönemin Hollyvvood rüyasına denk bulu- yorum: Yıldız ismi akılda kalmalı. Ayfer Feray*! ilk kez galiba Nina'da görmüştüm. Büyük biraktöıie, Utvi Uraz'la karşılıklı oynuyor- du. Tam bir Nina'ydı. Hemen ardından Sözde Melekler, Hepimiz Pariste, Şairin Mektuplan. Dormen Tiyatrosu'nun o zamanki güzelim, şiirii, sıcak oyunlan. Büyüklerimin söylediğine göre eski bir güzel- lik kraliçesiymiş. O zamanlar bu 'güzellik knaliçeliği' nitemi ba- nasöylenceli gelir; güzellik kraliçelerini de, bildi- ğim, sağda solda, özellikle Hayat mecmuasında fotograflannı gördüğüm ötekı kraliçelerden, söz- gelimi Kraliçe Elizabeth'ten, sonradan prenses olan Süreyya'dan büsbütün ayn, daha insanı, de- yiş yerindeyse, demokrat bulurdum. Bununla birlikte başlanna bir süre taç geçiril- miş, ellerinde yaldızlı yıldızlı âsalar tutmuş, pele- rinli güzellik kraliçelerinin ölümlü olabilecekleri aklımdan geçmezdi... Ayfer Feray'ın kendine özgü boğukça sesi ar- tık yalnız eski filmlerin dublajlanndan, birkaç rad- yo programının -belki de kaybolup gitmiş- bant- lanndan yankıyacak. Tıpkı birer ikişer yiten, ora- ya buraya, gazetelere, dergilere eski günleri an- mak için ödünç verilmiş, ama geri alınamam»şoyun fotoğraflarından bize baktığı, gülümsediği, hay- ret ettiği gibi. Meselâ cumartesi akşamlan Istanbul Radyo- su'ndaonun sesinden yaşamışbir Edith Piaf, bü- yük olasılıkla, bende, asıl Edith Piaf'a duyulmuş derin sevginin sebepleri arasındadır. Mesela Şahane Züğürtler'öe perde sonunda şarkı söylüyor: "Eysiyah gözler!..."ve sonra, son perdede göz kamaştıncı beyaz bir tuvaletle sah- neye giriyor, bütün oyun kişileri yerlere kadar eği- lip, Grande Duchesse'e selam veriyoriar. Bunlar, belleğime gelişigüzel üşüşen Ayfer Feray anıla- rı. Duygu Sağıroğkı'nunfilmi,Bitmeyen Yol: Evin hanımı gittikten sonra gündelikçi kıyafetini çıka- np, evin hanımının süslü giysilerini sırtına geçirip ayna karşısına geçiyordu ve Ayfer Feray o gö- rüntüsüyie, aynada kendine bakışıyia, 'alınyazı- s/'nı tartışıyla adeta bir isyan manifestosuydu. Tıyatroyu ve sinemayı bırakış. Bir kez Bod- rum'daki evine gitmiştik. Kıştı. tepelerde, f?üz- gâriı Bay/r'ı çağnştınr bir ev. Rüzgârlar arasından, saçlan uçuşarak, biraz yaşlanmış, dünyaya di- renememiş, birazyıpranmış, çıkagelmişti. Anne- . siyie, kız kardeşiyle çay içiyorduk. Film çekimi için Bodrum'daydık. Uzaktı Ayfer Feray. O zaman, geçirdiği kazayı, yangın dönüşü Is- tanbul'da Jean Cocteau'nun eserini çok etkile- yici biçimde oynayışını tekrar görür gibi olmuş- tum. Öy'e sanıyorum ki alkış seslerini de artık özle- miyordu. Ipıssız inen kış akşamına karışmış, ya- banlık gelmişti vartığına. Siyah bir şala sannmış- tı. Kemikli, uzun parmaklı elleri hâlâ yangınlı, yü- zü makyajsız, gözleri yine ayışıklıydı. Biz konuşmalara, çaya, kurabiyelere, tuzlula- ra dalıp gitmişken, işte aktris, kış mevsimini sim- geleyen panolann gizemine karışıyordu... Ayfer Feray'ı son görüşümmüş. Takvimde tz Bırakan: "Aynlıkacı /Mektubu okuyamıyorum I Gün mü, gece mi belli değil I Gelmeyeceğini yazmış ol- malı." Melih Cevdet Anday. "Karacaoğlan'ın Bir Şiiri üzerine Çeşitlemeler (IX)". K Ü L T Ü R t Ç t Z İ K K  M t L M A S A R A C I
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog