Bugünden 1930'a 5,438,586 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

7 TEMMUZ 1999 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 17 Sayın yerine hazret Başbakan Bülent Ecevit, hakkında soruşturma yürütülen kişilerden bile söz ederken "sayın" sözcüğünü kullanıyor ya bir dostumuz arayıp dedi ki: "Sayın Ecevit, Türkiye'yi ortaçağ karanlığına çekmek isteyen çevrelere yakın ilgi duyuyor. Sayın Ecevit'in bu tavnnı anlamak mümkün değil ama yine de toplumun Sayın Ecevit'in yeni kimliğini anlaması bakımından yararlı olduğunu sanıyorum. Bu arada Sayın Ecevit'in öteki eski alışkanlıklanndan kurtulması, örneğin kullanmaya özen gösterdiği Türkçe kelimelerden de vazgeçmesi ve ağdalı eski Türkçeye dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Bundan böyle sayın yerine hazret sözcüğünü kullanması Ecevit'e çok daha yakışacaktır. Örneğin, 'Sayın Gülen'e 'Hazreti Fethullah' demesi çok daha hoş olacaktır!" Elektronik posta: someposta.cumhuriyetcom.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97 - Para hareketleri sıkı takibe alınmış... "Hani. nerede hareket orada bereketti!" ürkiye Cumhurıyeti'nin sembol kurumla- rından Sümerbank'ı parçalayıp bankasını sattılar, dokuma fabrikaları ile satış mağa- zalarını da satmak için Sümer Holding yap- tılar. Şimdilerde Sümer Holding'e müşteri arıyorlar. Ancak işleri zor çünkü kurumun içi fena halde boş! Allayıp pullamaya çalışıyorlar. Devreye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bi- le giriyor. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Nec- det Seçkinöz, bakanlıklara yazı yazıyor: "Sayın Cumhurbaşkanımıza, özelleştirme kapsa- mında bulunan Sümer Holding AŞ'nin içinde bulun- duğu finansman sıkıntısı ve bu bağlamda kamu ku- ruluşlarının ihtiyaçlarından, holdingin ürettiği mallar kapsamında olanların; holdingten temin edilmesi- nin önemi hakkında bilgi sunulmuştur." Isteniyor ki, kamu personelinin elbisesi, ayşkka- bısı Sümer Holding'ten alınsın... Cumhurbaşkanı da bu istemi yerinde buluyor ol- Sumer Holdingmalı ki, Necdet Seçkinöz yazısına devam ediyor: "özelleştirme, ülkemiz için son derece önemli bir uygulamadır. Bunda ne kadar hızlı hareket edilirse, o kadar çok yarar sağlanacaktır. Özelleştirme uygu- lamalannda karşılaşılan önemli sorunlardan biri, kapsama alınan kuruluşun özelleştirilmesi tam ola- rak gerçekleştirilinceye kadar yenileme, modernizas- yon v.b. amaçla yatırım yapılmaması, kuruluşun ser- maye ihtiyacının giderilmesinde güçlükle karşılaşıl- masıdır. Bu durum özelleştirilecek işletmelerin, gittikçe da- ha olumsuz bir görünüm vermeieri ve özelleştirme çekiciliğinin azalmasına yol açmaktadır." Birçoğu yargıdan dönen özelleştirmeye devletin en tepesi açık destek veriyor. Yazının sonu: "Sümer Holding AŞ bu şekilde ara durumda olan büyük ve önemli bir kuruluştur. Özelleştirmesini hız- landıracak her tedbirin gecikilmeden alınması ge- rekmektedir. Bu bağlamda seımaye ihtiyacının karşılanması, ver- gi borçmlannın ödenmesinin kuruluşu zorlamaya- cakbirusule bağlanması, Silahlı Kuvvetlerimizin, Em- niyet Teşkilatının ve büyük ölçüde giyim eşyası ih- tiyacı olan kamu kuruluşlarının bu ihtiyacı holding- ten karşılamaları ve bu hususta mümkün olan ko- laylığın sağlanması gibi, Sümer Holding'in finans- man sorununun çözümünü ve daha iyi işletme şart- larına kavuşmasını sağlayacak önlemlerin alınma- sını dikkatinize önemle arz ederim." Sonra, Sümer Holding fiyat veriyor. Örneğin bir gömlek 2.5 milyon lira. Devlet memuru gömlek al- maya gönderiliyor. 2.5 milyonluk gömlek bitmiş! 3.8 milyon liralık gömlek var! Devletin cebinden daha çok para çıksın ki, satın alan rahat etsin... SESSÎZ SEDASIZ (!) NVRİKURTCEBE Medyanm içi dışı Antbnedya'da Vaziyet'teki "Palaspandıras" köşe- sint epeydir ihmal eden Müfit Boza- cı, haftalık Antimedya da uzun yazı- lara başlamış... Son sayıdan bir bölüm: "Tantan da tantana koparamadı ya, bundan sonra hiç kimse koparamaz gayrı. Bir daha birileri çıkıp da 'poli- sin içinde hainler var' diyemez. Çün- kü böylesine ağır bir itirafın toplum ta-jf rafından böylesine hafife alındığınıf görmek, bu itirafı yinelemeye engel I teşkil eder. Ama illa ki bir şeyler söy- lemek gerekirse bundan daha ağır bir söz bulunmalıdır. Peki bundan daha ağır bir söz söy- lenebilir mi? Tabii ki hayır! Peki ya üç hafta önce 'polisin içinde gruplaşma- lar var' diyen Başbakan'ın sözlerine ne buyurmalı? Sıradaki başbakanlar- dan hangisi daha ağır bir itirafta bu- lunabilir? Tabii ki hiçbir başbakan! Peki, emniyet ve polis denince (is- ter istemez) ilk akla gelen isim, Meh- met Ağar'a ne demeli? Ağar, hafta içinde öyle hafıf sözler söyledi ki; en ağır itirafları bile takmayan toplum (haliyle) hiç oralı bile olmadı. 'Erol Ev- cil'e kaç uyarısında bulunmak'la suç- lanınca ne dedi Ağar: 'Ben o zaman sade bir milletvekiliydim!' Oysa çok değil, birkaç ay önce. Uludağ'da tatil yapan sade bir millet- vekili üslubuyla neler söylemedi ki Ağar; sözlerine, Savaş Ay'ın TGRT süngerli mikrofonu şahit: 'Emniyet teşkilatının bugünkü (başarılı) konu- ma gelmesi, benim eserimdir!' Peki, emniyete böylesine ağırlığını koyan bırsiyasetçınin 'sade milletvekili' söy- lemiyle kendisini taca atmasına han- gi top toplayıcı kanar?" Antimedya, "küçük", "kaçık" ve gerçekten bağımsız bir dergi. Medya- nın içinden dışından ne ararsanız var. Her cuma, Antimedya günü... OKUR MEKTUPLARI Hetişim: Zeynep Eşiyok Faks: 0.212. 513 85 95 Türkocağı Cad. 39/41 34334 Cağaloğlu tstanbul Her dilden günaydın Bu ara ülkemızde pek çok konuda şaşkınlık firtuıasi hüküm sürüyor. Yak- laşık yirmi yıldır Fethullah Gülen'ın yaptıklan ve yapmak ıstedikleri içtn ya- zılan ve söylenenlere kulaklannı tıka- yanlar, -hani yüz yıl uyuvan prenses masalındaki prensesm öpüldüğünde uyanışı gıbi- öpüldüler ve uyanldılar. Ülkemın ayduılan. günaydın, sabah şeriflennız hayır olsun. fCısacası, her dilden günaydın size. Ben okumaya, alfabem \e Cumhu- riyet gazetesiyle başladım. Yaşamm hızınıdan bazen bırikır gazetelerim. olsun ben bir hafta sonra bile okurum onlan. çünkü benım gazetem günlük tükenenlerden degil. Günlük haberle- ri televızyonlardan istemediğimız nok- talanna İcadar öğremvoruz nasıl olsa. Benim gazetemden öğrendiklerim bambaşka şeyler. Örneğin; TV ekran- lanna gerinlmeyen yaşamsal haber- ler, aynı Hikmet Çetinkaya'mn başı çektıği, Cumhunyet yazarlannm her fırsatta yazdığı Gülen olayı gıbi. Ben Cumhunyet okuru olduğum ve gaze- tem beni hiç yarultmadığı ıçm Gü- len'in kasetleri hiç şaşırtmadı benı, aksıne aydınlanmızın şaşkınlığına şa- şıyorum. Bir dönemin başbakanı Menderes milletvekıllerine \ aptığı bir konuşma- da. "Siz isterseniz hilafeti bile geri gerirtirsiniz" demiştı. "Her mahal- lede bir milvoner yaratacagım" sözleri de onundur. tktidan döneminin unutulmayacak hizmetlennin başın- da, ezanın Türkçe'den Arapçaya çe\- rilmesı gelır. tşte bu veciz sözle \ e üs- tün hizmetler (!), devrimlerden gen dönüşü ve toplum içindeki ekonomık aynşımı başiattı. Bugün bazı partı baş- kanlan "Menderes nıhunu en iyi biz yaşatıyoruz, o ruhun devamı biziz" diyorlar. Sız ve sizin gibilerin attığı tohumlarla bugün irtica çığlıklan yük- seliyor. Gülen ve avanesi sizin düze- nın ürünü, şundı neden ıJk kez duyu- yor ve görüy ormuş gibi davranıyorsu- nuz? Şaşkınhğınız gerçekse, günaydın, sabah şerifleriniz hayır olsun, kısaca- sı tüm dillerden günaydın size. Birkaç gün evvel renklı gazetelerimizden bı- n başlık atmış. Son günlerde yaratılan Cigulı örneklenerek. "Bu nitelikte kişilere sanatçı demekle yozlaşıyor- muşuz. Bize ne oluyormuş?" Böyle bir soruya bizim köyde "Uyan da su- ya gidelim" yanıtı venlir. Ciguli ve onun gibilerini halktmız yaratmıyor. Başta bu soruyu soran gazetenin için- de bulunduğu medya grubunun tele- \ izyonunda, radyosunda, gazete ve dergilerinde pazarlayarak yaratıyor- lar bu garip kişıleri. Sonra da yozlaşı- yor muyuz? diye soruyorlar, sanki önemli bir soruna parmak basmışlar gibi. Ben, halkı aptal yenne koyan, hem sorunu yaratıp hem de sorunu sorguluyör gibi yapanlara şaşınyo- rum. Özellikle 1980'den sonra kültür ve sanat etkmlıklennın nasıl yozlaştı- nidıgını yenı mı fark ettmiz? Yenı uyananlara günaydın, sabah şeriflen- niz hayır olsun ve tüm dillerden günay- dın. Ekonomık dengelerin alt üst oldu- ğu. gelir dağılımındakj oranın gün geç- tıkçe bozulup, zenginın daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu, birile- nne yaşam parası diye \ en len paranın dığerlerinın akşam yemeğıne bahşiş ol- duğu, devleti soyanlann yurtdışında miryarder olarak yaşama cezasına çarp- tırıîmalannın (!) TV ekranlarından sergilendigi. banka batıranlann tanm alanlarına yapacağı ınşaatlannın te- melini "cumbabamızın" attığı gibi, sayabıleceğim daha yüzlerce nedenden dolayı sosyal dengeler hızla bozuluyor. Televızyonların kanlı programlan ara- besk duygulan körüklerken, paparaz- zi ve Televole tıpi programlarda kolay para kazanma ve bu kolay kazamlan paranın sağladığı sözde statü özendi- rilirken, halkın parasız eğıüm hakkı- nın her gün biraz daha kısıtlanıp, ve- rilebılen eğitimin de nıtelıği düşürü- lürken, tüm bu çirkinlikleri propagan- da amacıyla kullanan din tacirlerinın \e ülkemizı bölmek isteyen aynlıkçı- lann ekmeğine yağ sürülüyor. Bugü- ne gelişimizin yolunu çizenler, şimdi pek üzgün ve şaşkın hallerdedir. Ger- çekten yeni uyanan şaşkınlara, günay- dın. good morning, sabah şeriflennız hayır olsun ve tüm dillerden günaydın. Emel Denizaslanı Canovarlar ülkesi Bir varmış, bir yokmuş, yeryüzü kü- resının belkı de en güzel yennde, "cen- net vatan" diye nıtelendırilen bir ül- ke, 2O._yüzyılm son çeyreğinde Cana- varlar Ulkesı'ne dönüşmüş. Bu ülkede, en yaygm deyımle, "trafik canava- n", "enflasyon eanavarı 1 " gibı, akıl- la çözülmesı gereken sorunlan sımge- leştiren canavarlar kol geziyormuş. Bu ûlkenin bu sorunlardan sorumlu kjşı- len, bakanlan, başbakanlan, de\ let te- levizyonu, basının nitelıkli gazeteleri ve de bu organlann yönlendirdiği halk. bu deyimlen rahatlıkla (ne yazık ki ra- hatsız edici bir rahatlıkla) kullanagel- mişler. Devlet yollannda, ana okulu çocuklan için tasarlanabılecek düzey- de canavarresımteri boy göstermiş. TV' ekranlannda, kaza haberleri ile birlik- te bu ılkel resımlergözükürolmuş. Ni- teliklı gazetelenn ekonomi sayfalannı, enflasyon canavarlan süslemiş. Ancak bu çızımlenn hakkını vermek gerekmış. Bu canavarlann, çizerleri ile alay eden babşlan varmış! Gel zaman git zaman, Canavarlar Ülkesi'nin doğusunda yer alan görkemlı bir gölde canavar oldu- ğu söylentıleri yayılmış. Ülkenin nite- likli gazeteleri de, bu söylentiyi haber nitelığinde bularak. gazetelerinde yer vermişler! Canavarlar Ulkesı 'nin ana di- hnde "canavar" kelimesınin bir de mecazı anlamı varmış: sağhklı, yüzün- den kan damlayan. başanlı, önünde aşı- lacak hiçbir engel tanımayan bir varlık anlamında kullanılıyormuş. Hangi an- lamda kullanılırsa kullanılsm, sorunla- nn üstüne gitmek yerine, canavarlara, sıgınma aşamasına gelmmesı, sağlık- sız, tutarsız birrutummuş. lnsanlan eğıten, düşünmelerini sağ- layan, dogrulan anlamalanna yardım- cı olan sanat dallanndan bin de sıne- ma ımış. Kanada vatandaşı Atom Ego- yan'ın yönettiğı "Bajka BirDünya" fılmmın konusunu, öğrencılen taşıyan bir okul otobüsünün geçirdığı kaza ve kazanın gerçek nedenini bulmaya ça- ba gösteren bir avukat oluşturuyormuş. Bu, çetin zorluklarla yolu da ilerleme- ye çalışan avukatm sözleri: "Kaza yok- tur", yalın gerçeği yansınyormuş; ya sürücü dikkatsizdir, ya otobüsün bakı- tru yapılmamıştır ya da trafik kuralla- nna uyulmamıştır. Bütün bunlarauyu- lan yeryüzünde kaza diye bir olgu yer almayacakmış. TV ekranlanndaki ca- navar görüntüleri ya da oluk oluk kan akıyor/Azrail çok can alıyor gibi, göz- ler kapanarak okunan ağıtlar boşuna ımış! "Enflasyon canavan"na neden sığımlmaması gerektiğini de ekono- mist bılirmış. Bu arada "faiz canava- n", "pahalıhk canavan" gibi cana- varlar da uç venyormuş! Bu canavar- lan üreten felsefe ile, "kader utan- sın", "batsın bu dünya" felsefesi kar- deş felsefelermiş. Ancak birincisi, ikin- cisinden daha çocuksu ımiş! Serpil Akmaner/ Emekli lng. Öğr. KİM KİME DUM DUMA BEHÎÇAK behicak@turk.net ÇİZGİLÎK KÂMİL MASARACl H A R B İ SEMtH POROY BULUT BEBEK NURAYÇÎFTÇI Hzdi bı oyun oynayahm Sobo. " ^ T HAFoliym,$en Türidye TARİHTE BUGÜN MÜMTAZARIKAN 7 Temmuz İDIL BIRETve SUNA KAN i948'pe BUGCİN, Tuaaye BÜYÜK MÎUET MeCL/St'NPe ÇtKARILAH S24S hUMAABA- u •*•&*, f&L sieer VE SUNA ICAN AOU İKİ ÇDCU&UH YUSTtHpNDA MÛZİK ÖĞBJEUİUİUB SâUDERİLMeSînS İlSf- LİYOİ. PEVLST, OlASAMÛSrÛ YETBNOUJ BU ÇOCUKlAe.rM YErıp-IRİLMESİNİ ÜST- l£NİYD£PU. İLBIZûe, BİBJ Pi^NO&A, Dİ- Sfce/ KeMAUPA VİB7ÜOZ{.U£ AŞA- MAStUA 6€L£C£K VE *OeVLET SAAVITÇ/S/" OLACAÜTIR. SÖZ KONUSU mSA,SEKiZ YIL &OURA &9S6} TİlM OL/HEAAJÜSTÜ >£• TENÇKÛ'ÇOCUKlAej KAPS/mCAK 6/Ç/MOE PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU Nurussa'nın Bebeği ya da Yeni Dünya Düzeni Nurussa, o sabah çağnldığı Daresselam Aile Eğitim Merkezi'nde, kendisine bir çevirmen aracılığıyla öğütler veren, beyaz önlüklü, beyaz tenli kadına nasıl davranması gerektiğini bir türlü kestirememişti. Bir ay önce anne olmuştu. Karşısındaki kadın, yaşını sorup da "onaJtı" olduğunu öğrenince, gözlerini faltaşı gibi açmış, "0/mazööy/eşey..."demişti, "Sizlerherşeyi altûst ediyorsunuz!.. Nurussa, kadının tepkisine bir anlam verememişti. O yaşta anne olan tek kız o değkt! Yalnız Tanzanya'da cfegV/, öbürAfrika ülkelerinde de genç kızlar 15-16 yaşlarında çocuk sahibi oluyorfardı. Hamile olduğunu öğrendiğigün okuluna koşup, sınıf arkadaşlarına doğacak bebeğini müjdelediğinde, kız arkadaşlan çevresinde çember oluşhjrmuş, "Nurussa'nınbebeğioluyor... Nurussa'nın bebeği oluyor..." diye el çırpıp dans etmişlerdi. Genç anne. konuşma sırastnda adının Bayan Merot olduğunu öğrendiği kadının sonu gelmez öğütterinden bunahnca, birden ayağa fırlamış, arkasına bile bakmadan çekip gitmişti... Birieşmiş Milletler'in, Tanzanya'ya yeni atanmış aile planlama uzmanı Isviçreli Bayan Merot, bu gibi durumlarda ne yapacağını bilemiyordu. Nurussa, burada bulunduğu iki hafta içinde karşılaştığı, kimbilir kaçıncı 'Va/ca"ydı? Afrikalı, özellikle de Afrikalı Müslüman kadınlar, sanki dünya nüfus planlamasını "sabote" etmek için aralannda sözleşmişlercesine, durmadan doğuruyorlardı. 1994 yılında Kahire'de toplanan "Dûnya NüfusKonferansı"nda alınan kararlar bir türlü istenilen düzeyde uygulanamtyor, dünya nüfusu her yıl yaklaşık 80 milyon artıyordu. Geçen hafta New York'ta, Birieşmiş Milletler Merkezi'nde yapılan bir toplantıda, 179 ayn ülkeden gelen temsilciler son beş yılı değerlendirmişler, ortaya çıkan sonuçlardan ürkmüşlerdi. Yeryüzünde yaşayan 6 milyarı aşkın insanın neredeyse bir milyannı, yaşlan 15 ile 24 arasında değişen gençler oluşturuyordu. Bu genç nüfusun yüzde 95'i ise gelişmekte olan ülkelerde yaşıyordu. Bu nüfusun "üremepotansiyetr" herhangi bir biçimde ve acilen denetim altına alınamazsa, dünyayı karanlık günler bekliyordu. Dünya çapında genel olarak uzayan "ortalama ömür süresi", 1950 yılında üçüncü dünya ülkelerinde 40 yaş doiaylanndayken şimdi 60 yaş sınınna dayanmıştı. Bu ortalama, gelişmiş sanayi ülkelerinde ise 66'dan 75'e yükselmişti. Birieşmiş Milletler raporlanna göre, 2050 yılında yalnızca 30 Batı ülkesinde belirli bir "nüfus azalması" bekleniyordu. Bu ise aynı süre için öngörülen genel nüfus azalmasına yönelik "küresel planlama'nn başanya ulaşması için yeterii değildi. Bayan Merot, tümbunları, "çocuk... çocuk..." diye el çırpıp dans eden Afrikalıiara nasıl anlatacaktı? • • • Sahip olduğu zenginlikleri, hammadde ve insan kaynaklannı yüzyıllardır sömürdüğü üçüncü dünya ülkelerine borçlu olan Batı, bir süredir bu ülkelerdeki nüfus artışından büyük kaygı duyuyordu. Asya'da, Afrika'da, Latin Amerika'da dünyaya geten her çocuk, gelişmiş Batı metropollerinde dünya nüfusunu planlayan uzmanların uykularını kaçırıyordu. Bir zamanlar altın, bakır, krom, elmas madenlerinde; pamuk, tütün, kahve, kakao, muz plantajlarında; liman, yol, kanal yapımlannda boğaz tokluğuna çalıştırdıkları, "Aman, artsın!" diye çırpındıkları nüfustan, şimdi hortlak görmüş gibi korkuyorlar; sınırianna dayanan kara, san, esmer tenli üçüncü dünya yoksullanndan korunmak için kapılanna kilit vuruyorlardı... "Küresel nüfus" planlamacılarının New York buluşmasından bir hafta sonra Birieşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Sorunlar Konseyi ECOSOC'un Cenevre'de toplanıp "küresel yoksulluk"u önleyici çözüm önerilerini tartışması ilginç bir "rastlantı"yd\. Bu toplantıda BM Genel Sekreter Yardımcısı Niti Oesai, dünya nüfusunun dörtte birinin, yani 1 milyar 500 milyon insanın, günde "1 dolar"m altında bir gelirle yaşamak zorunda olduğunu açıklıyordu. Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası gibi kuruluşlar, her ne kadar, "kûresel-dönemsel'' krizin sona erdiğini müjdelemişlerse de, gelişmekte olan ülkelerin yıllık ortalama büyüme hızı geçen yıl yüzde 5.5'ten yüzde 1.7'ye düşmüştü. Oysa bu ülkelerin sahip okJuklan yaşam düzeyini, -en azından-, koaıya- bilmeleri için yılda yüzde 3 oranında bir büyüme hızını gerçekleştirmeleri gerekiyordu. Bunu başarabilen ülke sayısı ise 13'te kalmıştı. Dünya Lutherci Kiliseler Birliği Başkani Christian Krause'nin söylediği gibi yeni dünya düzeni, "zenginler düzeni"yd\. 'Küreselleşen pazar1ar*öar\ dünya nüfusunun yalnızca yüzde 12'si nernafanabiliyordu. Kişi başına düşen gelir gibi okuma yazma oranı da örneğin, birçok Afrika ülkesinde 1960 yılı düzeyine inmişti... Asya'da, Latin Amerika'da, Afrika'da her şey yeni baştan başlıyordu. Bunun ne Bayan Merot farkındaydı, ne de bundan böyle her yıl bir çocuk doğuracak Nurussa... (Faks:0216-418 8410) BULMACA SEDAT YAŞAYAN 1 2 3SOLDAN SAĞA: 1/ Havvaii Ada- lan'runbaşken-' ti. 2/ Düşrnan- lık... Eski Mı- sır'dagüneştan- rısı. 3/ Bir no- ta...lslaminan- cında, şeytanın Tann'yabaşkal- dırmadan önce- 6 ki adı. 4/ Akde- j niz Bölgesi'nde bir akarsu. 5/ 8 Başlangıçta yer g alan... Kırpik boyası. 6/ Hep birlikte yapılan işlerde gayret vermek için kullanılan söz... Belirli bir iş ya da 2 hizmeti başarabilecek 3 güçteki en küçük askeri birlik. 7/ Utanç duyma... Şaşma belirten bir ün- lem... Şarkının sert bir biçimde vurgulandığı disko müzik üslubu. 8/ Gerici, yobaz... Bir no- Q ta. 9/ Açık kapı ve pen- " cereler arasında oluşan hava cereyanı. YUKAR1DAN AŞAĞIYA: 1/ Kazı. 2/ Evin bir bölümü... Aşk, özlem gibi duygusal konulan işleyen şiir türü. 3/ Olumsuzluk belirten bir önek... Dingil... Bakınn simgesi. 4/ Yumurta biçiminde olan... Değerli madenlerin saflık derecesi. 5/ Kertenke- le derisi... Maksim Gorki'nın bir romanı. 6/ Merkür ge- zegenıne verilen bir başka ad... Küçük mağara. II Adıl. 8/Tsviçre'debirkanton... Jpucu. 9/Hastalıklı, sakat... Ki- mi iskambil oyunlannda aynı cins iki kâğıda verilen ad.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog