Bugünden 1930'a 5,502,404 adet makale



Katalog


«
»

6 HAZİRAN 1999 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Erzincan Erzincanın hertürlü spora meraklı valisi Recep Yazıcıoğlu'na spor dışı bir soru soruluyor: "lliç ilçesinin 23 Nisan İlköğretim Okulu'ndaki türbanlı öğretmenleri y^\ okul müdürü, ilçe [# &\ milli eğitim ^=f müdürü ve geçen "— ay teftişe gelen üç müfettiş gözlerindeki rahatsızlık yüzünden mi bir türlü fark edemiyor yoksa sizden aldıkları işaretle mi türbancılara göz yumuluyor?" Yazıcıoğlu, Erzincan'da spor olsun diye vaiilik yapmadığına göre türbancılan koruma siyasetine bir açıklık getirecektir umarız! 5 trilyon Eskiden çok zenginler malını, mülkünü, parasını bağışlayıp vakrf kurar ve gereksinimi olanlara yardım ederdi. Şimdi tam tersi oluyor; vakıf kurup devletten para alıyorlar. Güya vakıf olan Koç, Bilkent, Başkent ve Işık üniversrteleri, YÖK'e başvurup toplam 5 trilyon 121 milyar lirayı kasalarına aktarmışlar. Bir de öğrencilerden aldıkları ücret düşünülürse vakıf değil çift kaymaklı ekmek kadayıfı! Elektronik posta: som@posta.cumhuriyetcom.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97 - Polis, herkesin telefonunu dinliyormuş... "155 Polis'ten Imdat!" merika Birleşik Devletleri Yüksek Mahke- mesi'nin VVashington'daki binasının dış yü- zeyine insanlık tarihi boyunca "yasa yapı- cı" olarak öne çıkan ünlü kişilerin fildişin- den yontuları konmuştu. ABD'Iİ sanatçı Adolph A. Vveinmarvın 66 yıl önce hazırladığı eserde, Islam pey- gamberi Muhammet'in de sağ elinde kıvrık bir kı- lıç, sol elinde Kuran tutarken biryontusu bulunuyor- du... Bir süre önce, Kuzey Amerika'daki Islamcı ör- gütler, ABD Yüksek Mahkemesi'ne binlerce imzalı dilekçeler vermiş ve çeşitli gerekçelerin yanı sıra Is- lam dinindeyontunun günah olduğu savıyla peygam- berin yontusunun basınçlı kum püskürtülerek silin- mesini istemişlerdi. Son gelişmeleri Kanada'da Türkçe yayımlanan aylık "Bizim Anadolu" gazetesinde Engin Aşkın'ın haberinden öğreniyoruz: ABD Yüksek Mahkemesi iç yönetim sorumlusu Ja- mes Duff'a verilen dilekçelerdeki itirazlar titiz bir ça- Yontu lışmayla incelenmiş. Itirazlardan biri, VVashington'da turistlere dağıtı- lan broşürde peygamberin "Islam'ın Kurucusu" ola- rak tanımlanmasıymış. Itiraz kabul edilmiş ve bro- şüre "Son Peygamber" yazılmış. Protestocu Müslümanlar, peygamberin sol elin- de Kuran taşımasına "sol elin mekruh" olduğu id- diasıyla itiraz etmişler. Bir başka grup da peygamberin sağ elinde kılıç tutarken gösterilmesinin Tslam'a şiddet iftirası yö- nelttiğini ileri sürmüş. En yoğun itiraz, Islam dininde yontunun günah ol- duğu savıyla peygambere ait yontunun tümüyle ka- zınarak kaldırılması için yapılmış. Panonun bütünlüğünü bozacak bir değişikliğe ön- ce sanatçının varisleri itiraz etmiş. Sanat çevreleri de bir bölümün kazınmasıyla tüm yapıtın varlığını tehlikeye düşürecek herhangi bir değişikliğe karşı çıkmış. Ancak, Yüksek Mahkeme konuyu yine de inanç- lara saygı açısından dini yönden inceleme konusu yapmış. Islam dininde öngörülen kurallar çerçevesinde Kuran'da yontuya ilişkin yasaklar araştırılınca görül- müş ki, Kuran'da resim ve yontuyu yasaklayan ke- sin bir buyruk yok. VVashington'daki Sakhar Galerisi'nin Islam sana- tı uzmanı Masume Fertıat da protestocu grupların itirazını "Dinciler, kendi düşüncelerine göre ahkam kesiyorlar" diye yorumlamış. Bu arada, bazı itiraz dilekçelerinde peygamber yon- tusunun 219 yıl önce kabul edilen ABD Anayasa- sı'nın laiklik ilkesine aykın olduğu yolundaki iddiala- ra ise kimse bir anlam verememiş. SESSÎZ SEDASIZ (!) NURÎKURTCEBE Onlara Yüzelli'likler denmişti! Imralı bülbülü Abdullah Öcalan mahkemede konuştukça birileri dırt yemiş bülbüle dönüyor. Birilerinden kimileri ise her zaman olduğu gibi yüzlerine "demokrasi maskesi" geçirip biraz telaşlansalar da işi pişkinliğe vurmaya çalışıyor; kimileri de daha soğukkanlı davranıp çok özel ilişkileri bile duymazlıktan geliyor. Bendenize "prototip devlet gazetecisi" sıfatı takan "kalemtraş"ın başına gelenlere bakın... Kendi giysisini kendisi giyen bu değerli "kalemtraş"ın yakın dostlan meğer "özgür" ve "özgün" kalemlerini "devlet büyükleri"nin mesajlannı "Sayın öcalan"a taşımakta kullanmış! Bunlar, üstlendikleri "özel görev"ler karşılığında devlet kapısından maaşa da bağlanmışlardır herhalde! Kimlerin "prototip" olduğunu yakında hep birlikte anlayacağız. Yine yakında kimlerin demokrasiden, insan haklarından, düşünce özgürlüğünden, tam bağımsızlıktan, ulusal egemenlikten yana olduğunu kimlerin de emperyalistlere hizmet için demokrasiyi, insan haklarını, düşünce özgüriüğünü ağızlarına sakız yapıp çiğnediğini göreceğiz. Az kaldı... Şeriatçılann, etnik ayrımcıların, numaracı cumhuriyetçilerin maskesi düştü düşüyor... Yoksa, tarih tekerrür mü ediyor ne? 1920'lerde de mandadan, hilafetten, etnik kimliklerinden medet umanlar vardı. Onlara "Yüzelli'likler" denmişti. Bunlarda "yüz" kaldıysa ne iyi! ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ Çevre Günü'nde 'Kutlanan' Nedir? Deviet ve hükümet başkanlan. bakanlar. parti liderleri. işadamla- rı. bürokratlar. politikacılar, vali- ler, belediye başkanlan. kimi po- püler sanatçılar... Her y\\ 5 Hazi- rari'dadüzenlenen "çevre günü" etkinliklerine katılıp konuşmalar yaparlarken. o gün "neyi kutladık- İannı" acaba biliyorlar mı?.. Kuşkusuz aralannda "bilenler" olsa bile acaba bu "kutlamanın" gerekçesi kamuoyunda neden pek bilinmiyor?.. Bu sorulann yanıtı için 27 yıl ön- cesine dönmek ve 5 Haziran 1972'de Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Stockholm'de düzenle- nen "Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı"nın sonuç bildirge- sindeki "kararlara" bakmakge- rekiyor. Konferansa katılan tüm ülkeler tarafından her yıl 5 Haziran'da "kutlanarak" yaşama geçirilme- sine "söz verilen" bu evrensel ka- rarlann u en başında" şu madde yer alıyor: "İnsanın şerefli ve huzur- lu bir hayata izin verecek kalite- de bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve elverişli hayat şartları içinde yaşaması tenıel hakkıdır. Ve o (insan), şimdiki ve gelecek nesil- şünceyi cezalandıranların" in- san sevgisinden de yoksun olduk- lan için "çevreci" olamayacağı; ta- rihsel ve kültürei miras üzerinde nnı da savunamayacagı: MAI sü- recine boyun eğenlerin ise ülke de- ğerlerini asla koruyamayacaklan; hele Dar.ıştay'ın yurtseverliğine karşı ulusal yasalan etkisiz kılmak isteyen "tahkimi" dayatanlann da özellikle 5 Haziranİarda "or- talıkta bile görünmemeleri" ge- rektiği.. gözlerden gizlenmiş olu- yor... • • • Dünya Çevre Günleri"nin "ge- rekçesini" oluşturan 1972 Bildir- gesi'nden bir madde daha okuya- lım: "Çevrenin korunması ve ge- liştirilmesi. biitiin insanların esenliği ve dünyanın ekonomik kalkınması için en önemli un- surdur..." (Madde 2'den). Bütün insanlann esenliği yerine sadece "kendi çıkarlarını" gö- zetenler en büyük "çevre düşma- nı" değiller midir?.. Siyasetlerini de "onların beklentilerine" uyar- layan politikacılar, en büyük çev- re sorunlanna imza atıp, "onay" vermivorlarmı?.. lerin çevresini korumak ve geliş- tirmek için kutsal bir sorumlu- luk taşımaktadır. Bu sebeple ırk aynmını, sömürgecilik ve diğer eziyet çeşitlerini, yabancı tahak- kümünii desteklcycn ve devam- lı kılan politikalar yasaktır ve kaldınlmalıdır..." (Stockholm Bil- dirgesi 5 Haziran 1972/1 No'lu prensıp maddesi). Işte. 27 yıl önce her 5 Haziran'da kutlanmasına karar verilen bu ka- rarlann "gereğini" yerine getire- meyen; ülkekrinde "özgüriüğü", •'eşitliği" ve "elverişli hayat şart- lannı" geliştiremeyen; şimdiki ve gelecek kuşaklara karşı sorumlu- luk duyarak "ırk ayrımına", "sö- mürgeciliğe" ve "yabancı tahak- kümünü destekleyen ve devam- lı kılan polirikalara" karşı tavır alamayan; hatta bu tür politikala- n hâlâ "siyasal ve ekonomik prog- ramlarına temel yapabilen" yö- neticiler. siyasetçiler ve diger "et- kili" kesimler... Dünya Çevre Gün- lerTnde asıl görevleri olan "Stock- holm Bildirgesi'ni bilince çıkar- mak" yerine. çocuklaraşiirleroku- rup, fidan dikme şovlarıyla toplu- mu oyalamayı yeğliyorlar... Böyle olunca da örneğin "dü- Tarihsel ve doğal değerleri yok eden, ekolojik dengeleri bozan, or- manlan ve tanm alanlannı beton- Iaştıran, akarsulan zehir kanalına dönüşrürüp. su havzalarına bile göz diken yatınmlar, "ekonomik kalkınma" adına savunulmuyor mu? Aynı söylemle "Çanka>r a'nın bahçesi" bile gözden çıkamlmı- yormu?.. Işte bütün bunlara neden olan- lann ve "karşı çıkmayanJann" da her 5 Haziran'da aslında "neyin kutlandığını" kamuoyuna açık- lamalan ve hatta "kavrayabilme- leri" pek mümkün görünmüyor... • • • Şimdi. 20. yüzyılın bu "son" Dünya Çevre Günü'nde. hem ge- leceİc kuşaklara, hem de 27 yıl ön- ce Stockholm'deki tarihsel karar- lan alanlara bir "söz" vermemiz gerekiyor: 2000'li yıllara, 5 Hazi- ran 1972 DünyaÇevre Bildirgesi'ni ilköğretim okullanndan itibaren üniversitelere dek "ders konusu" yaparak girelim. Aynı bildirgeyi okuyup, kendilerine çeki düzen vermeyen politikacılar da gelecek 5 Haziran'lardan itibaren hiç de- ğilse "kürsülere çıkmama" sözü versinler... HAYVANLAR ÎSMAIL GÜLGEÇ RİM KtMEDÜM DUMA BEHIÇAK behicakCaturk.net ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI <y HARBİ SEMtH POROY TARİHTE BUGÜN MVMTAZ ARIKAN 6 Haziran ITALYAN B/RLJG/ /C/N.. f86fae sueüAj, AOA/r CAMILLO CAVOUg S1 YAŞ/HPA ÖLDÜ.KDK- i£Xİ t2. yÜZ.rrlA UZANAN SDYLU BİR ÂILEDBH G£l£N CAVOUK, IBOO'LEK/N oenUAfllNPA, OSIBALAK S'£- ÇOK PRBNSÜK, PAPfi t>BH£TJ VE /& U&LLIfCTAAI OUlŞAN İTHLYA'YI £/&.£fr/JOU£Y£ ÇAUÇMIŞTt. KONT ÇAVOUlt, FRANStZ OEV&/U(UD£N ÇOK E7&- LEHUİÇTİ. BUABAMfAvetJPA Lİ8E&UJZKOHİ İ2Ü- yOti, PİNİN BASK.ISINA KAB$I ÇIUYOH, SOLfUlAÜ- ıA PA çAn&yoeoo. B/KLIK IÇJM KKALJJGI OES~ TEKJ-EYEN CAVOUIŞ, İZLeMEC£K YOİ-LAR. KOMU- SUMDA GAZİSALDİ İLE P&C AHLAŞAKMMAStfJA AMIZf/N,£OMüÇ7X IT7U.YA tCgALLIGI AMACJNP* 8/RLEÇlYDE YE YHÇAM/NIN SON YfUNDA SdUUN iĞi ĞöearoePa. PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU Sait Faik'i Bilmemek Istanbul-lzmir uçağında, gözlerini önündeki "Skylife" dergisinin bulmaca sayfasının alt köşe- sindeki küçük fotoğrafa dikmiş koltuk komşu- mun, neredeyse on dakikadır, sağ elindeki altın kaplama tükenmez kalemini bir kez olsun oynat- mamış olması ister istemez merakımı uyandırmış- tı. Sinirli hareketlerle arada bir sol eliylç kulak memesini ovuşturuyor, dirseğiyle kolumaHerde- ğişinde hafifçe dönerek, düzgün bir dille, "Özür dilerim, beyefendi!" diyordu. 30-35 yaşlannda, iyi giyimli, yakışıklı biradamdı. Yakasındaki rozetten Istanbul Teknik Üniversitesi mezunu olduğu an- laşılıyordu. Benartıkdayanamayıp "SaitFaik!" di- ye patlayınca, yine dönmüş, "Hiç duymadım..." demişti, "fen mezunuyum da..." Sonra elindeki der- giyi kapatmış, hostesler çay-kahve servisine baş- layana kadar, bir çırpıda nasıl başarılı bir "statik- çi" olduğunu anlatmıştı... Yol arkadaşım, uçağımız Izmir üzerine yaklaş- tığında, sözü "çarpıkyapılaşma "ya getirmiş, "Bu şehriyıkacaksın!"demişti... Netuhaf, benzersöz- leri iki gün önce Istanbul'da bir taksi şoföründen de duymuştum. Taksim'den Karaköy'e kadar akıl- lı uslu sözler eden şoför, trafiğe kapalı Galata Köprüsü'nün ağzında biriken taşıt kalabalığını görünce "dellenmiş", "Abi, bu şehriyakacaksın!" demişti. Istanbullu bıçkın şoförle, Foça'da, Diki- li'de, Çandarlı'daonca "önemli proje"ye imzaat- tığını söyleyen genç mühendisin benzer sonuç- lara varmaları ilginçti!.. Çıkışta, kendisini alan lüks arabanın arka ca- mından bana dostça el sallayan öfkeli yol arka- daşımın arkasından bu ilginç benzeriiği düşünü- yordum... llkokul mezunu şoförle, üniversite mezunu mü- hendis arasında "temelde" önemli bir fark yok- tu. Her ikisinin de bir "mesleği", bir "işi" vardı. Her ikisi de yaşamını çalışarak sürdürüyordu. Evlenip aile kurarak yükümlülükler üstlenmişlerdi. Her gün gazete okuyortar, televizyon haberlerini izli- yorlar, dünyanın "gidişatı" üzerine konuşup "fı- kirier" ileri sürüyorlardı. Genç mühendisin diplo- ması, kendisine toplumda görece yüksek bir "say- gınlık" kazandırıyor, daha fazla bir "gelir" sağlı- yor, fakat bu diploma, onun benzer konularda il- kokul mezunu şoförden "daha farklı" düşünebil- mesi için yeterli olmuyordu. Sonuçta, "kafası bo- zulunca" o da öbürü gibi çözümü "yıkıp yakma "da arıyordu. İkisi de Sait Faik'i tanımıyordu. • • • 1980'lerle birlikte Türkiye toplumu ya susan, ya da sorunları en uç noktalarda tartışan bir toplu- ma dönüşmüştü. Bu süreçte, ak ile kara arasın- daki tüm renkler ortadan kaybolmuştu. Aynı yıl- lar içinde üniversite öğrencilerinin sayısı ikiye kat- lanırken, bu kitleye yönelik bilimsel kitapların, edebiyat yapıtlarının satışı neredeyse yarı yanya azalmıştı. Toplumda okuma yazma oranı yükse- liyor, gazete-dergi sayısı artıyor, fakat bunların toplam tirajı görece düşüyordu. Uçaktaki, "başanlıstatikçi"ri\n sözleri bana, bir- kaç yıl önce okuduğumda, inanmaktazorlukçek- tiğim bir gazete haberini anımsatmıştı. Üniverair j te mezunları arasında yapılan bir Gallup Araştır-' ması, üç büyük ilimizde yaşayan üniversite me- zunlarından yüzde 25'inin "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluş tarihi"r\'\, yüzde 4'ünün "suyun kimyasal formülü"nü, yüzde 21 'inin "FransızDev- rimi'nin tarihi"n\ bilmediğini; yüzde 47'sinin Be- ethoven'i, yüzde 39'unun ise "Lozan Antlaşma- s/"nı hiç duymadığını gösteriyordu... Gelinen bu noktada kim, neyi, nasıl ve kiminle tartışacaktı? Insanlar, bilgi dağarcıkları boşaldık- ça daha tepkisel, daha saldırgan ve daha çö- zümsüz oluyorlar, "şiddet"\ bir kurtarıcı olarak görmeye başlıyorlardı. Çeşitli görüntüleriyle "ş/d- det" olağanlaşıyordu. Yoksa siz, beklenmedikölümlere, beklenmedik acılara böylesine kolay tanık olan bir başka "uy- gar" ülke biliyor muydunuz? Faks: 0216 418 84 10 B U L M A C A SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Bir üründe, özellikle kumaş vegiysilerdebu- lunan yapım ha- tası... MetinTo- ker tarafından yayımlanmış haf- talıkhaberdergi- si. II Birkimse- ninyadatoplulu- 6 gun başkalannda bıraktıgı izle- nim... "— Şan- kar": Hiııtlisitar ustası. 3/ Kuzu 1 2 3 4 5 6 7 8 sesi... Klavyeli bir çalgı. 4/ Itici neden. güdü... Er- miş kadın. 5/ Yeni bir ta- şıtı ya da makineyi, mo- 2 torun açılması için düşük rejimleçalıştırmayaveri- lenad. 6/ "Şık. güzel gi- yirali" anlamında argo sözcük... Kabadayı. II Cepte taşınan sigara ya da tütün kutusu... Aritmetik- te bir kuvvetin derecesi- ni verensayı.8/Biryarı- şm belirli uzakhğı kapsayan bölümlerinden her bin... Lo- kantalarda garson yamağı. 9/ Japonlann yemek yerken kul- landıklan çubuklara verilen ad... "Eşref—': Ressamıraız. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Sıkı dokunmuş bir tür pamuk- lu kumaş... Bunama. bunaklık. 2/ Kütahya'nın bir ilçesi... Oyunda berabere kalma. 3/ Bir nota... Yuraurtadan yeni çık- mış ve henüz ayaklan oluşmamış yavru kurbağa. 4/ Tırnak boyası... Afrika'da yaşayan. bacaklan beyaz çizgili bir hay- van. 5/ Yanş atlannm yedekte gezdirildikleri yer. 6/ Yüksek bir makama sunulan mektup ya da dilekçe... Motorlu taşıt- lann elektriğini sağlayan aygıt. II Tirvaki Hasan Paşa'nın Avusturya ordulanna karşı kahramanca savundugu kale... Müs- tahkem yer. 8/ Özellikle sığırlann kanını emen bir çeşit si- nek... Tütsüyle kurutulmuş balık ya da et. 9/ Kent devleti... Içe doğmayîa akla gelen yaratıcı duygu. DOĞANIN VE KULTUREL DEĞERLERİN AÇIKADRESİ: CIEKUL (0 212) 249 64 64
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog